width=750

AA’dan kıtaya derinlemesine bakış: ‘Yükselen Afrika’ kitabı yayında

Anadolu Ajansının Afrika ve kıtadaki ülkeler hakkında yapmış olduğu özel dosya çalışmaları yeni bir kurguyla “Yükselen Afrika” kitabında okurlara sunuldu.

AA'dan kıtaya derinlemesine bakış: 'Yükselen Afrika' kitabı yayında

ANKARA

Anadolu Ajansının (AA), Afrika ve kıtadaki ülkeler hakkında yapmış olduğu özel dosya çalışmalar, yeni bir kurguyla “Yükselen Afrika” kitabında okurlara sunuldu.

Derinlemesine ülke analizleri ve ilginç görsellerin yer aldığı, kitap formatında sunulan özel çalışma, son yıllarda gözlerin çevrildiği kıtayı daha yakından ve farklı bir açıyla tanıtıyor.

Afrika kıtasının önde gelen ülke analizlerinin yanı sıra Türkiye’nin kıtaya ilişkin çalışmalarına da yer verilen kitapta, kıtada petrol, elmas, altın ve uranyum gibi zengin doğal kaynaklara sahip olduğu halde yıllarca sömürge devletlerinin kontrolü altında siyasi istikrarsızlık, iç savaş, yolsuzluk ve demokrasiden uzak yönetim anlayışı gibi yapısal sorunlarla mücadele eden ülkelerin yükselen değerlerine değiniliyor.

Afrika ülkelerinin siyasal ve ekonomik özgürlüklerini kazanma yolundaki çabaları, toplumsal değişimleri, kültürel ve doğal zenginlikleri ile dünya ekonomisindeki önemine dair bilgilerin yer aldığı kitapta, kıtanın doğal kaynakları, coğrafi konumu ve genç nüfusuyla öne çıkan ülkeler yakından analiz ediliyor.

Kitapta ayrıca eğitim, sağlık ve ekonomi gibi pek çok alanda yapılan yatırımlarla çehresi değişen Afrika ülkelerinde jeopolitik risklerinin azaldığı, istikrarının sürdürülebilir olduğu, ekonominin büyüdüğü, refah seviyesinin arttığı ve yaşam koşullarının iyileştiği gözler önüne seriliyor.

Öte yandan, kıta ülkeleriyle, Osmanlı dönemine kadar uzanan derin tarihi ve kültürel bağları bulunan Türkiye’nin son 15 yılda başarıyla sürdürdüğü kamu diplomasisi ile kültürel, ekonomik ve insani yardımlarını içeren Afrika açılım politikasına kitapta yer veriliyor.

Bu kapsamda, kitapta Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Diyanet İşleri Başkanlığı, Afet Ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ve Türk Hava Yolları (THY) gibi kurumlar aracılığıyla yapılan iş birlikleri, yatırımlar ve çalışmalar özenle hazırlanan grafik ve görsellerle anlatılıyor.

Afrika ülkelerinden devlet adamlarının, siyasetçilerin ve iş dünyasının da görüşlerine yer verilen kitapta, kıtanın gelişimi için Türkiye’den gelecek yatırımların önemi vurgulanıyor.

Kitap, bu anlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde Afrika ülkelerine yaptığı ziyaretlerle devletin dış siyasetinde önemli bir hamleye dönüştürdüğü Afrika açılımını destekleyen bir yayın olma niteliği taşıyor.

Afrika’ya ilgi duyan tüm araştırmacı, akademisyen, gazeteciler ve özellikle iş adamları ve yatırımcılar için önemli bir başvuru kaynağı olacağı düşünülen kitap, online satış siteleri ve tüm seçkin kitapçılarda satışa sunuldu.

Muhabir: Zuhal Demirci

Afrika kaynaklarıyla gelecek vadediyor

Afrika kıtası elmastan uranyuma, kobalttan petrole sahip olduğu onlarca değerli kaynakla büyük bir yer altı zenginliği barındırıyor.

Afrika kaynaklarıyla gelecek vadediyor

ADDİS ABABA – Tufan Aktaş

Dünyadaki doğal kaynak rezervinin önemli kısmını barındıran Afrika ülkeleri, sahip olduğu zenginlikle kıtanın geleceği için umut vadediyor.

AA muhabirinin derlediği verilere göre, günlük hayatta kullanılan pek çok eşyanın üretilmesi için gerekli olan değerli madenlerin çıkarıldığı kıta, petrol, doğalgaz, elmas, altın, uranyum, kobalt, platin, altın cevheri, bakır, tantal gibi doğal kaynakları barındırıyor.

Doğal kaynakları uzun yıllar yabancılar eliyle sömürülen Afrika, bugün de işlenmemiş ve yeni keşfedilen zenginlikleri sebebiyle dünyadaki dev şirketlerin gözlerini diktiği bir saha konumunda.

Kobaltın merkezi Kongo Demokratik Cumhuriyeti

Cep telefonu ve dizüstü bilgisayarların yapımında kullanılan tantal madeninin önemli kısmı Ruanda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi ülkelerden elde ediliyor.

Taşınabilir elektronik cihazların bataryalarında kullanılan kobalt madeni için de Afrika en büyük kaynak. Dünya kobalt ihtiyacının yarısından fazlasını Kongo Demokratik Cumhuriyeti karşılıyor.

Dünyadaki altın ve elmas gibi değerli madenlerin çıkarılmasında da Afrika’nın payı büyük.

Botsvana, Güney Afrika ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti elmasta, Güney Afrika ve Gana ise altında önde geliyor. Botsvana, Rusya ve Kanada’yla dünyanın en büyük elmas üreticilerinden biri.

Uranyumda önemli pay Nijer ve Namibya’nın

Nükleer yakıt olarak kullanılan uranyumda da önemli payı bulunan kıtada elementin en çok çıkarıldığı yerler Nijer ve Namibya.

Dünyadaki uranyum üretiminde Kazakistan, Kanada ve Avustralya’dan sonra dördüncü sırada Nijer, beşinci sırada ise Namibya geliyor. Ülkedeki Husab uranyum projesinin tam kapasiteye ulaşmasıyla Namibya’nın dünya uranyum üretiminde 2′nci sıraya yükselmesi bekleniyor.

Araçların egzozlarındaki konvektörlerde kullanılan platin ve rodyumun önemli miktarı da Güney Afrika’dan temin ediliyor.

Petrol ve doğalgaz üretimi artacak

Petrol ve doğalgaza sahip olmasına rağmen kıtadaki bazı ülkeler henüz bu kaynakları çıkartamazken Mozambik, Kenya ve Etiyopya gibi ülkelerin var olan kaynaklarını yakın zamanda kullanarak enerji sektöründe yer edineceği öngörülüyor.

Son 10 yılda 5,7 trilyon metreküp doğalgaz ve 23 milyar ton kömür keşfedilen Mozambik’in, sıvılaştırma tesisleri ve terminallerinin 2022 yılından itibaren devreye girmesiyle dünyanın önde gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatçısı ülkelerden biri olması planlanıyor.

Nijerya ve Angola Afrika kıtasındaki petrol üretiminde başı çekerken, doğalgaz üretiminde de Cezayir, Mısır ve Nijerya önde geliyor. 2016′da petrol üretiminde Nijerya dünyada 13′üncü sırada, Angola ise 14′üncü sırada yer aldı. Aynı yıl doğalgaz üretiminde Cezayir dünyada 8′inci sırada konumlandı.

Öte yandan son yıllarda doğal kaynakların işlenmesi ve ekonomiye kazandırılmasıyla Afrika’da büyük bir büyüme görülse de söz konusu kaynaklardan elde edilen gelirler kıtadaki yolsuzluk, dev şirketlerin yaptığı gizli ve uzun vadeli anlaşmalar, çatışmalar ve siyasi krizler nedeniyle halka yansımıyor.

Hristiyan ailenin imam oğlu

Namibya’da ailesi Hristiyan olan Başkent Windhoeh İslam Merkezinin İmamı Mohammed Negumbo, 21 yaşında Müslüman bir aileyle tanışmasıyla İslamı seçtiğini söyledi.

Hristiyan ailenin imam oğlu

 WİNDHOEK – Ömer Kılıç – Hüseyin Erdoğan

Namibya’da ailesi Hristiyan olan Başkent Windhoeh İslam Merkezinin İmamı Mohammed Negumbo, 21 yaşında Müslüman bir aileyle tanışmasıyla İslamı seçtiğini söyledi.

Negumba AA muhabirine Hristiyanlıktan Müslümanlığa geçiş sürecini anlattı.

Güney Afrika ülkelerinden Namibya’nın en büyük ikinci şehri olan Osakati’de 1942 yılında doğan ve 21 yaşına kadar Hristiyan olarak yaşayan Negumba şehre gelen Müslüman bir aile vesilesiyle İslam’la yollarının kesiştiğini ifade etti.

Negumbo, Hristiyan olduğu yıllarda birtakım sorgulamalara girdiğini anlatarak “Kiliseye gittiğimde orada bulunan cansız heykellerin önünde dua etmek beni sürekli düşündürüyor ve sorgulamama neden oluyordu. Daha sonra 21 yaşıma geldiğimde mahallemize Nijeryalı Müslüman bir aile geldi o dönemlerde Namibya’da Müslümanların nüfusu çok azdı ondan dolayı ibadet şekilleri ve insanlara davranışları bana farklı gelmişti.” ifadelerini kullandı.

Müslüman aile ile iletişiminin zamanla artığını ifade eden Negumbo, Nijeryalı ailenin kendisine ‘tek Allah var ve ona her yerde dua edebilirsin, kilisedeki heykellerin önüne gitmene gerek yok’ demeleri üzerine İslam’a olan ilgisinin daha arttığını dile getirdi.

Negumbo, Namibya’da Müslüman nüfusunun yok denecek kadar az olduğu yıllarda İslam’la tanıştığının altını çizerek ilk yıllarda ailesi ya da yakın çevresinden tepki almadığını ancak Müslüman olduktan sonra davranışlara daha fazla dikkat ettiğini vurguladı.

Nijeryalı bu aileden ibadet etmeyi ve İslam’ın temel kavramlarını öğrendiğin ifade eden Negumbo birkaç yıl sonra İslam’ı daha iyi öğrenmek için Medine’ye giderek eğitim aldığını ardından Namibya’ya dönerek Windhoek İslam Merkezinde imam olduğunu dile getirdi.

Çift eşli babasından 24 kardeşi olan Negumbo, 2 kardeşinin de Müslüman olduğunu ve anne ve babasının da birgün İslamiyeti seçeceğine inandığını söyledi.

1990′a kadar Müslüman olmak yasaktı

Namibya’nın, 1990 yılına kadar Almanya’nın sömürgesi olduğunu hatırlatan Negumbo ülkede İslamiyetin 1990 yılına kadar yasak olduğunu ve Müslümanların da suçlu gibi görüldüğünü dile getirdi.

Negumbo, ülkedeki ilk mescidin de bağımsızlık sonrası yapıldığına dikkati çekerek bağımsızlığa kadar Müslümanların üzerinde ciddi bir baskı olduğunu kaydetti.

Bağımsızlık sonrası Müslüman sayısında artış olduğunun altını çizen Negumbo bugün ülkede yaklaşık 3 bin kadar Müslüman yaşadığını ifade etti.

Negumbo, Namibya’da faaliyet gösteren Türk İşbirliği Kalkındırma Ajansı (TİKA) ile buradaki Müslüman ailelere ve Namibyalılara yönelik ortak projeler yaptıklarını belirterek TİKA’nın Windhoek İslam Merkezi Camisi’nin gasilhanesini inşa ettiğini ve iş birliği içinde birçok proje yürüttüklerini kaydetti.

Geçen yıl bu Diyanet’in yardımları ile ülkedeki ihtiyaç sahiplerine kumanya ve kurban eti dağıttıklarını aktaran Negumbo “Zamanla Türkiye’yi daha iyi tanıyoruz onlar da bizi daha iyi tanıyor ve birbirimize olan yakınlaşma artıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ve TİKA ile daha fazla proje yapacağız.” dedi.

‘Almanlar Namibya’ya elmas ve altın madenleri için gitti’

Nama Topluluğu Temsilcisi Hofman, “Almanlar bu topraklara gelerek elmas ve altın madenlerini keşfettiler ve atalarımızı bu topraklardan kovup arazilerin sahibi olmak için bunu yaptılar.” dedi.

'Almanlar Namibya’ya elmas ve altın madenleri için gitti'

JOHANNESBURG – Ömer Kılıç/Hüseyin Erdoğan

Namibya’daki Herero Topluluğu Temsilcisi Festus Muundjua Afrika tarihinin dönüm noktasının 1884′teki Berlin Konferansı olduğunu belirterek “Namibya başta olmak üzere tüm Afrika’nın gerek sınırlarının çizilmesi gerekse madenlerin ekonomik kaynakların paylaştırılması bu konferansta gerçekleşti. Bundan dolayı Berlin Konferansı’nı Afrika tarihi için dönüm noktası olarak tanımlayabiliriz.” dedi.

Muundjua, Namibya’da 1904-1908 döneminde yaşanan katliamları AA muhabirine anlattı.

Namibya’da 1904-1908 yılları arasında yaklaşık 90 bin kişinin katledildiği Nama ve Herero soykırımından bahseden Muundjua ülkede Almanlar tarafından büyük katliamların yapıldığını söyledi.

Muundjua, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in mart ayında yaptığı “Afrika’da çok kötü şeyler yaptık.” itirafına işaret ederek Almanların Namibya’da 90 bin insanı katlettiğini dile getirdi.

Merkel’in bu sözlerinin kendileri için önemli olduğunu dile getiren Muundjua, “Bu ifadesi ile özellikler Namibya tarihinde olanlardan mi söz etti bilmiyorum ama Almanlar 1904 yılında burada yaptıkları soykırımı tarihi anlam olarak kabul etti ve tazminat ödemeyi kabul etti. Bu büyük acımızı dindirmeyecek ama Namibya tarihi açısından büyük bir adım.” değerlendirmesinde bulundu.

Muundjua, 1884′te yapılan Berlin Konferansı’yla Afrika’nın adeta bir dönüm noktasına girdiğini belirterek “Namibya başta olmak üzere tüm Afrika’nın gerek sınırlarının çizilmesi gerekse madenlerin ekonomik kaynakların paylaştırılması bu konferansta gerçekleşti. Bundan dolayı Berlin Konferansı’nı Afrika tarihi için dönüm noktası olarak tanımlayabiliriz.” dedi.

Namibya’da 1904 ve 1908 yılları arasında yaşanan soykırımın sömürgeleşmeye karşı duran kabileler ve topluluklara karşı yapıldığını dile getiren Muundjua, o dönemde direnenlerin öldürüldüğünü, kadın, çocuk ve yaşlıların işkence veya tecavüze maruz kaldıklarını kaydetti.

Muundjua, bu soykırımın en büyük kanıtının başkent Windhoek çevresinde ve şehrin bazı bölgelerinde bulunan toplu mezarlar olduğunu ifade etti.

“Biz Almanlara ve Batıya karşı direnen atalara sahibiz”

Nama Topluluğu Temsilcisi Ido Hofman da Almanların 1883 yıllarında Namibya’ya geldiğini belirterek gelişlerinin amacının ilk etapta bölgeyi ve halkını keşfetmek olduğunu dile getirdi.

Altın ve elmas madenlerini görmeleriyle Almanların niyetlerinin değişmeye başladığını aktaran Hofman, Almanların zamanla bu madenleri çıkarmak için Namibyalıları köleleştirerek çalıştırmak istediğini ifade etti.

Hofman o dönemle ilgili “Madenlerde zor şartlar altında çalışanlar büyük bir işkence görüyor, susuz bırakılıyor ve kötü muameleye maruz kalıyorlardı. Bu durum 1900 yılların başlarına kadar sürdü. Namibya sömürü tarihi için önemli iki şahsiyet Jacon Morengo ve Abraham Morris’in insanları Almanlara karşı örgütlemesine kadar böyle devam etti.” ifadelerini kullandı.

Nema ve Herero kabilelerinin Afrika tarihinde önemli bir yeri olduğuna vurgu yapan Hofman şunları kaydetti:

“Biz Almanlara ve Batıya karşı direnen atalara sahibiz .Bu direniş ve başkaldırış sonucunda 1904 yılında başlayan ve dört yıl süren bu direnişte binlerce Nama ve Herero kabilesi ok, yay ve taşlarla savaştı ama Almanların silahları ve güçlü orduları vardı. Bu katliam sonucunda yaklaşık 90 bin kişi Herero ve Namalardan olmak üzere Waterback bölgesinde ve Namibya’nın kuzeybatısındaki bölgelerde katledildi. Almanlar bu topraklara gelerek o dönemde elmas ve altın madenlerini keşfettiler ve atalarımızı bu topraklardan kovup arazilerin sahibi olmak için bunu yaptılar. Nama ve Hereroların yaşadığı topraklar o dönemde en çok altın ve elmas madeninin bulunduğu bölgelerdi.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>