Ali KERKÜKLÜ: İsrail, Kürt Gruplarını Neden Destekliyor?

Bağımsız “Kürt devleti”ne destek veren yegane devlet şimdilik İsrail’dir. İsrail tarihi boyunca stratejik ilişki kurmaya çalıştığı Kürtlerin Irak’ta bir “Kürt devleti” istediğini gizlemiyor. Bölgede böyle bir devletin “ikinci İsrail’in” kurulması ile, İsrail üzerindeki baskıyı ve yoğunluğu azaltmış olacak. Bu Kürt devleti Akdeniz’e de ulaştığı takdirde İsrail’in Arap olmayan komşusu olacak bir kere. Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesini daha da kolaylaştıracak.

Bu, Türkiye ve İran’ın iç dengelerini bozabilecek bir süreci de beraberinde getirecek. Artan gerilimle birlikte bölge etnik çatışma arenasına dönüşecek. Sonuçta Ortadoğu’nun parçalı yapısı daha parçalı hale gelecek. Bu da İsrail’in bölge siyasetine muarız cepheyi daha da zayıflatacak. Yani, İsrail, kara kaşı kara gözleri için Kürtlere bir devlet kazandırmaya oynamıyor. Bir Kürt devleti kurulması süreci ve sonrasının ortaya çıkartacağı sonuçlara oynuyor.

Kürtler, Irak ve Suriye’nin başlıca düşmanıyla –İsrail- ittifak halindedirler ve bunun sonucunda, Büyük İsrail özlemi Kürtlerin ”Sözde Kürdistan” projeleriyle hemen hemen mükemmel bir şekilde uyuşmaktadır. Oded Yinon’un “Büyük İsrail” tasarısına göre, komşu ülkelerin daha iyi bölünebilmesi ve böylece genişletilmiş bir tahakküm planına hizmet edebilmesi için Kürtlerin kullanılması zorunludur.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Irak’taki Kürtler bağımsız devlete sahip olmalı. Kürtler, Batı’nın dostu ve bizimle aynı değerleri paylaşan bir halk. İsrail, Kürtlerin bağımsızlık umutlarını desteklemeli” ifadelerini kullandı.

İsrail’in toprak anlamında stratejik bir derinliği yok. Bunun için Arap kuşağında, Arapların Araplarla ya da Arap olmayanlarla bir çatışmaya sürüklenmesini istiyor. Kürt isyanına ta başından beri stratejik hesap yapan ve bu kartı Irak, Türkiye, İran ve Suriye’ye karşı kullanan ülke İsrail’dir. İsrail’in bölgedeki projesi, Irak, Türkiye, Suriye ve İran topraklarında bağımsız bir “Kürt devleti” kurdurmaktır. 

Nil’den Fırat’a İsrail Devleti’

1897′de toplanan Dünya I. Siyonist Kongresi’nde Yahudilere ‘Nil’den Fırat’a İsrail Devleti’ hedefini işaret eden modern siyonizmin babası Theodor Herzl, siyasi Kürtçülerle de ilk temas kuran Yahudi liderdi. Herzl bu durumu hatıralarında açıkça dile getiriyor. Türkiye Kürtlerinden Abdullah Cevdet ile bağlantıya geçen Herzl’in bu girişiminden sonra Irak’ın Kuzeyinde Yahudilerin ilgisi artmıştı. Bu bağlamda en önemli temasları İsrail Devleti kurulunca MOSSAD’ın ilk başkanı olacak olan Reuven Zoslanski (1949-1952) yapacaktı. Zoslanski Filistin’de kurulacak Yahudi Devleti için ‘Shiloah’ (vazifeli) kod adıyla Orta doğuda çeşitli milletler nezdinde zemin hazırlıyordu. İsrailli yazar Hagai Eshed’in One-Man Mossad: Reuven Shiloah, Father of Israeli Intelligence (Tek Adamlık Mossad: İsrail İstihbaratının Babası) adlı uzun makalesinde belirttiği gibi, Shiloah, İsrail’in ilk 10 yılı boyunca istihbarat servisinin yapılanmasında olduğu kadar, dış politikanın oluşumunda da büyük pay sahibiydi.

Reuven Shiloah, 1930′lu ve 40′lı yıllarda yaptığı Ortadoğu gezileri sırasında (1931-1934 yılları arasında Irak’ta yaşar ve Kürtlerle ilişki kurar) edindiği istihbarat birikimini Mossad’ın liderliğini üstlendiğinde yoğun biçimde kullanmaya başladı. Arap dünyasını iyi tanıyordu ve Yahudi Devleti’nin hayatta kalmak için bu dünyayı nasıl düzenlemesi gerektiğini de biliyordu. İyi bildiği işleri başında da, düşman gibi gözüken komşu ülkelerle gizli ilişkiler kurmak geliyordu. Shiloah tarafından geliştirilen bu “çevreleme stratejisi” Başbakan David Ben Gurion tarafından İsrail’in kuruluşundan bugüne kadar politikasının temel ekseni haline getirilecektir

Hayfa Üniversitesi Modern Ortadoğu Tarih Bölümü`nden İsrailli Prof. Dr. Amatzia Baram ‘İsrail ve Irak’taki Kürt Sorunu’ isimli kitabında, 1963 yılında İsrail İstihbarat Örgütü (MOSSAD) Başkanı General Meir Amit, İran istihbarat örgütü SAVAK’ın başkanı ile görüşerek, SAVAK yolu ile Kürtlere silah gönderme konusunda anlaşıyor. Kürt İsrail işbirliğine İran da dahil olur ve İran üzerinden Irak’ın Kuzeyine geçen İsrailli subaylar burada Kürt peşmergeleri eğitmeye başlar. 8 Şubat 1963′te Baasçılar’ın Irak’ta bir ay sonra da Suriye’de başa geçmesi ve 17 Nisan 1963′de Irak, Mısır, Suriye arasında yapılan üçlü Birlik Antlaşması ile Nasır’ın öncülük ettiği Pan Arabizm fikrinin birliğe hakim olmasını tehdit olarak algıladığı için İsrail Kürt meselesine karışır ve Kürt isyancıları desteklemeye başlar.

Şah-Vezir-Piyon

1963’te İran ve İsrail’in iki üst düzey yetkilisi Paris’te bir araya geldiler. İsrail, Kürtlerin kendilerinden yardım istediğini ve İsrail çıkarlarının Kürtlere yardım etmeyi gerektirdiğini, ancak bu yardımı İran’ın onayı olmaksızın yapmak istemediklerini açıkladı. MOSSAD Başkanının bir röportajında ifade ettiği gibi İran Şahını düşündüren bir durum vardı. Kürtlerin girişimini Irak’ı tedirgin etmesinden dolayı onaylasa da, Kürtlerin Irak’ta özerk bir yönetime kavuşması halinde bu durumun kendi ülkesinde yaşayan Kürtleri etkilemesinden korkuyordu.

Kürt isyanı kısa vadede her iki ülkeye de yararlıydı. İsrail’e karşı Irak’ın Suriye ve Ürdün’e takviye güç göndermesine engel olurken, bir yandan da İran için çok önemli olan Huzistan’dan ve Arap kıyılarından Irak’ın güçlerini geri çekmeye zorlayacaktı.

1963 Haziran’ında KDP Politbürosu aracılığıyla İsrail ile ilişki kurulur. O tarihte Kamuran Ali Bedirhan vasıtasıyla Paris’te Celal Talabani ile Şimon Peres arasıda gizli bir görüşme gerçekleşir. Bu görüşmede Celal Talabani, Kürt peşmergelere ağır silah yardımı yapılması için çağrıda bulunur. Bu görüşmenin ardından Celal Talabani’nin eşi Hero’nun babası İbrahim Ahmed başkanlığında Ömer Mustafa Debabe ve Seyid Aziz Şemzini’den oluşan bir heyetİİran üzerinden İsrail’e gider.

Celal Talabani’nin kayınpederi İbrahim Ahmed, MOSSAD başkanı Meir Amit (1963 – 1968) ile de görüşür. Kendisinden bazuka, mühimmat, tüfek, para ve benzeri yardımlar isteri. İran, İsrail’den gönderilen yardımların toprakları üzerinden aktarılmasına izin verir, kapılarını açar. Herhalde İsrail ve İran bu yardımları Allah rızası için yapmıyordu. Bu yardımların mutlaka bir bedeli olacaktı.

İsrail açısından Iraklı Kürtlere verilen desteğin iki önemli nedeni olduğu açıktır. Birincisi isyanın sürmesi Irak’ta istikrarsızlık yaratmakta ve Bağdat hükümetini askeri, siyasi ve ekonomik anlamda yıpratmaktır. İkincisi Kürtler, Arap topraklarına sızmakta ve bilgi edinmekte zorluk çeken İsrail’in bölgedeki gözü kulağı olmaktı. İsrail, kurulan ilişkiler kapsamında Kürt istihbarat örgütünün (PARASTİN) şekillenmesine de yardımcı olur. Amaç Irak hakkında İsrail için istihbarat toplamaktı. MOSSAD, Kürt istihbaratçıları yetiştirir. PARASTİN’nin başına da Mesud Barzani getirilir.

Soldan Sağa Mossad Başkanı General Meir Amit, Mesud Barzani, İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan, Şemseddin Müfti ve Irak’ın Kuzeyinde Mossad İstasyon şefi David Kron- İsrail

Mesud Barzani, “Barzani II” adlı kitabında: “O zaman bir güvenlik ve istihbarat varlığına ihtiyaç duyuldu. Bu örgütün (PARASTİN) kurulması görevi bana tevdi edildi. İlk başta Şekib Akravi, Muhammed Aziz Kadir, Franso Hariri (18 Şubat 2001′de Erbil’de öldürüldü), Fahir Mergesori ve diğerlerinden yardım alıyordum” diye ifade ediyor.

İsrail’in yardımlarını öncelikle İran topraklarından geçirip, oradan SAVAK’ın (Devlet İstihbarat ve Güvenlik Örgütü) Kürtlere teslim ettiğini söylemekte yarar var.

Araştırmacı Edmond Gharib “Irak’taki Kürt Meselesi” adlı kitabında MOSSAD ve SAVAK’ın ortaklaşa kurdukları Kürt istihbarat biriminin (PARASTİN), elde ettiği tüm bilgileri İran ve İsrail istihbarat teşkilatlarına aktardığını yazıyor.

İranlı ve İsrailli müsteşarlar, teknik personel ve subaylardan oluşan dinamik bir teşkilat kurdular. Bu teşkilat, Barzani’ye çalışacaktı. Müsteşarlar yönetimde üç ay kalacak ve Tahran’daki MOSSAD yetkilileri periyodik olarak onları ziyaret edeceklerdi. Bunun yanında başkan yardımcıları, İsrail ordusundan tümgeneral rütbesindeki subayların da ziyaretleri olacaktı.

Sağ Başta Mesud Barzani, İsrail Genel Kurmay BaşkanıRehavam Zeevi (Beyaz  T-Shirtli, gözlüklü), Babası Molla Musta Barzani (Ortada) ve İsrailli Askeri Uzmanlar İle birlikte-Irak’ın Kuzeyi.

İsrailli yazar Benjamin Beit Hallahmi ise “The İsrael Connection: Who İsrael arms and why / İsrail bağlantısı: İsrail Kimi Neden Silahlandırıyor” adlı kitabında Barzani ile İsrail arasında ki bu gizli ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Irak’taki Kürtler her zaman İsrail’in ilgi alanı dahilindeydi… MOSSAD’ın Kürtlere desteği 1958’de başladı. Askeri danışman, silah ve cephaneyi kapsayan daha geniş çaptaki yardım ise 1963’de uygulamaya kondu. Ağustos 1965’de İsrailli askeri uzmanlar Kürt peşmergeler için Irak’ın kuzeyinde dağlık bir bölgede eğitim kampları oluşturdu. Haziran 1966’da Başbakan Levi Eschol, Kürt yetkililer ile görüşmeler yaptı. 1967 Arap – İsrail savaşı sırasında Kürtler İsrail’in de teşviki ile Irak Hükümeti’ne saldırılar düzenlediler ve Irak ordusunun diğer Arap ülkelerine yardım etmesini engellediler. Savaş sırasında Mısır ve Suriye birliklerinden ele geçirilen Sovyet yapımı silahlar Kürtlere verildi. Her ay İsrail tarafından yaklaşık 500.000 dolarlık bir para yardımı da Kürt peşmergelere ulaştırılıyordu. Molla Mustafa Barzani önce 1968 ve 1973 yıllarında İsrail’i iki kez ziyaret etti.”

İsrail Eski Başbakan’ı Menahem Begin’in, İsrail’in Kürtlere Para, Silah ve eğitim Sağladı!

İsrail’in Kürt isyancılara giderek artan desteğinin en sembolik göstergelerinden biri Eylül 1968′de Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’in İsrail’e yaptığı ziyaret olarak gösteriliyor. Barzani kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’a hediye olarak bir ‘Kürt Hançeri’ ile birlikte Türkmen şehri Kerkük’ün petrol rafinerilerinin nasıl vurulabileceğinin planlarını da veriyor.  Barzani, İsrail ile ilişkilerinin devamında 1973′te İsrail’e ikinci kez ziyarette bulunuyor. Kürtçe konuşan çocukluk arkadaşı Irak Yahudilerden 1950′den beri İsrail’de yaşayan David Gabayi’nin evinde kalıyor. Saklanan bu ziyaretler, 28 Eylül 1980 de İsrail Başbakan’ı MenahemBegin’in, İsrail’in Kürtlere para, silah ve eğitim sağladığını ilk kez açıklaması ve 29 ve 30 Eylül tarihli İsrail gazetelerinin Barzani’nin 1960larda ve 1970li yılların başlarında İsrail’e birkaç gizli ziyaret gerçekleştirdiğini yazmaları üzerine su yüzüne çıkar. Şubat 2004′te Radikal Gazetesinden Murat Yetkin’in sorularını yanıtlayan İsrail Dışişleri Eski Müsteşarı Alon Liel de 1960′larda, 70′lerde Mesud Barzani’nin Molla Mustafa Barzani’ye İsrail’in destek verdiğini gizlemiyordu.

MOSSAD Generali Sagi Chori: Barzani’yi Biz Eğittik

Kürtlerin İlan Edilmemiş Genelkurmay Başkanı MOSSAD Generali Sagi Chori (Sağda Geleneksel Kürt Kıyafetiyle) ve Molla Mustafa Barzani-Irak’ın Kuzeyi

1960’lı yallardan itibaren  İsrail istihbarat Servisi MOSSAD’a bağlı olarak Irak’ın Kuzeyinde görev yapan General Sagi Chori, Kürt devletinin kendi projeleri olduğunu söyledi. Irak’ın Kuzeyinde Kürt isyanlarına komutanlık eden, savaş planlarını bizzat kendi eliyle yapan Chori İsrail-Kürt dergisinin 2010 Nisan sayısındaki röportajında, “Peşmergeleri eğitmek için uçakla İsrail’e bizzat ben götürdüm. Kürtlere savaşmayı ben öğrettim” diye belirtti.

Irak’ın kuzeyinde Kürtlerin Yoğun Yaşadığı Bölgelerde Yayın Yapan İsrail-Kürt Dergisi

Irak Hükümetine Sığınan Mesud Barzani’nin Ağabeyi Ubeydullah

Irak hükümeti, 1973 yılı sonunda üç KDP’li Kürdü yanına çekmeyi başarmıştı. Bunlardan ikisi, KDP politbüro üyeleri olan Aziz Reşit Akravi ve Haşim Hasan Akravi idi. Bu ikili İsraillileri çok iyi tanıyorlardı. Aziz Akravi, 1962 yılında Irak ordusundan kaçarak Kürt isyancılarına katılmıştı. İsrail’i de ziyaret eden Akravi, Kürt – İsrail ilişkilerinin boyutlarını çok iyi biliyordu. Daha önce Kürtlerin Irak ordusuna karşı yaptıkları saldırıların planlamasında görev almıştı. Şüphesiz Iraklıların safına geçince, Kürt isyanına yapılan İsrail müdahalelerinin çoğunu Irak’a anlatmıştır.

Barzani’yi “diktatör” olmakla suçlayan KDP’nin politbüro üyesi Aziz Akravi’nin, hükümet safına geçmesi, Irak hükümeti için özellikle yurtdışında önemli bir propaganda kozu olmuştu.

Haşim Akravi’ye gelince, ona da Irak hükümetince belediye işlerinden sorumlu bir devlet bakanlığı görevi verilir.

Sonraki dönemlerde Haşim, Irak hükümet temsilcisi sıfatıyla Paris’e bir ziyaret düzenler. Bu ziyaretin amacı, Irak hükümetinin Kürtlere iyi niyetli yaklaştığını göstermekdir. Haşim Akravi bu ziyaretinde Associated Pres Haber Ajansı muhabirine, Barzani’nin karargahına İsrailli danışmanların geldiğine gözleriyle tanık olduğunu ve Barzani’nin de İsrail’i iki kez ziyaret ettiğini söylemekten çekinmez. Ayrıca Mesud Barzani’nin ağabeyi, Molla Mustafa’nın büyük oğlu Ubeydullah, Al-Rısalah isimli Kuveyt gazetesine verdiği demecinde babasının ayrılıkçı olduğundan dem vurmuş ve kardeşi Mesud ve İdrisle birlikte İsrail’i (Tel Aviv) ziyaret ettiklerini söylemiştir. Ubeydullah, Barzani’nin sürekli İsraillilerle işbirliği yaptığını, Iraklılara düzenledikleri bütün saldırıların İsrailliler tarafından planlandığını açıklamaktan çekinmemiştir. Ve şunları eklemiştir:

Sağda Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Babası ve Mesud Barzani’nin Abisi İdris Barzani, Mesud Barzani’nin Babası Molla Mustafa Barzani (Ortada) ve MOSSAD Generali Sagi Chori-Irak’ın Kuzeyi

Babam mutlak suretle İsrail güdümlüdür. Karargahında sürekli olarak hain babama danışmanlık yapan İsrail subayarı vardır. Babam onlardan aldığı talimatı kardeşlerim Mesud ve Barzan’a iletir. Onlar da düşünmeksizin bu emirleri yerine getirirler.”

20 Nisan 1974’de Milliyet gazetesinde yayınlanan demecinde de Ubeydullah Barzani, babasını “işbirlikçi olmak ve Kürtleri emperyalist oyununa alet etmekle” suçluyordu. Barzani’nin oğlu suçlamaları daha da ileri taşıyarak: “Irak hükümeti Bağdat’ı da Kürtlere verse, babam yine Irak hükümetinin teklif ettiği özerkliği kabul etmeyecektir.” diyordu. Ubeydullah, Mısırlı gazeteci Muhammed Hasaneyn Heykel’e babası Barzani’nin yanında her zaman İsraillilerin bulunduğunu ve bunların Irak’ta casusluk yaptığını söyledi. Akravi ise, 12 Aralık 1974’te Christian Science Monitor gazetesine verdiği demeçte; İsraillilerin Irak’ın Kuzeyinde görevlerinin İsrail’i ilgilendiren konularda bilgi toplamaktan ibaret olduğunu açıkladı.

Yeniden Özgür Gündem gazetesinde 1 Aralık 2002 tarihli sayısında KDP-MOSSAD ilişkisiyle ilgili şu satırlar yer alıyordu: “KDP’nin en çekirdek istihbarat örgütü PARASTİN’deki profesyonellerin hemen hemen hepsinin istihbarat eğitimini İsrail’de görmesi, iddiamızı yeterli düzeyde ispatlama gücüne sahiptir. Bu o kadar güçlü bir ilişki ki, Irak’ın Kuzeyinde iki parti arasında geçen bir olay şöyle bir kıskançlığa da yol açmıştır:

Irak’ın Kuzeyinde bulunan Özgür Çalışma Partisi/Parti Kari Serbxwe (PKS), KDP tarafından kapatıldı. Bu olaya Avrupa’dan tepki gösteren PKS Başkanı Abdulhalik Zengene şöyle bir enteresan açıklama yapıyordu: “Partimizin kapatılmasındaki gerekçe doğrudur, biz İsrail devleti ile ilişki içerisindeyiz. Fakat böylesi bir kapatma gerekçesi ile yalnız PKS değil, tüm Barzani ailesi kapatılmalıdır. Çünkü bu aile İsrail’e göbekten bağlıdır.” ifadesini kullandı.

Kürtler İle İsrail Arasındaki İlişkiler Sürürüyor mu?

Amerika dış politika uzmanı Jack Anderson’un 18 Eylül 1972′de Washington Post gazetesinde yazdığı bir yazısında her ay İsrailli bir yetkili Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa’ya 500 bin dolar vermekteydi, dönemin CIA raporlarına göre MOSSAD şefi Zvi Zamir, Barzani’yi Irak’ın Kuzeyindeki kampında ziyaret ederek, Bağdat’a karşı yapılan saldırı ve sabotajların dozunun artırılmasını istemişti.

Bölgede kendisine bağlı bir Kürt devleti isteyen İsrail’in ilişkileri baba Barzani’den sonra da devam etti. İsrail ile oğul Mesud Barzani arasındaki ilişkiler babası dönemindeki gibi aleni olmaktan çok, farklı konseptler de sürüyor. Bölgede bulunan 24 değişik grubun içinde Barzanilerin etkin konuma gelmesinin en önemli sebebi İsrail’in verdiği destek olarak gösteriliyor. Araştırmacı Aytunç Altundal’a göre İsrail’in Irak’ın Kuzeyi ile olan ilişkilerini Kürt Yahudiler sağlıyor (İsrail’de 150-200 bin arasında Kürt Yahudisi yaşamaktadır). Altundal; “İsrail ile ilişkiyi Barzani’nin yanında bulunan Sami Abdurrahman sağlıyordu (1 Şubat 2004 tarihinde Türkmen şehri Erbilde bir intihar saldırısında öldürüldü. Sami Abdurrahman İsrail tarafından özel eğitilip yetiştirilmiş, Irak Hükümetinde bakanlık yaptığı sırada Irak hakkında tüm bilgileri İsrail’e aktarıyordu). Barzanilerin Amerika ile CIA bağlantısı yine İsrail aracılığı ile sağlanıyor” diyor.

MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri, Londra ve Sidney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars – A History of Israel’s Intelligence Services” (İsrail’in Gizli Savaşı – İsrail İstihbarat Servislerinin Tarihi) adlı kitapta da sergilenmektedir. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü’nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmıştır. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanmaktadır. Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği belirtilmektedir.

Bu bilgilerin dışında, 1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanmaktadır. MOSSAD-Barzani ilişkilerinin İsrail’in Tahran’daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD ajanı) aracılığı ile gerçekleştirildiği de bir başka önemli bilgidir. Nimrodi’nin üstlendiği görev de son derece ilginçtir; Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani’nin eline geçmesinde rol oynamıştır. Kitapta MOSSAD’dan Kürtlere 500 bin dolar para verildiği, sağlam bilgi kaynaklarına dayanılarak açıklanmaktadır. Bu durumda önemli bir soru gündeme gelmektedir: 70′li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürmekte midir? Kitapta ele alınan bilgilere göre bu sorunun cevabı, “evet”dir.

Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek…
Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek…
İlgi belli…
İlişki de belli…

Ian Black ve Benny Morris’in deyimiyle, Kürtler ile İsrail arasındaki ilişkiler “Ortadoğu’nun en kötü saklanan sırrı”dır. Bütün bunların mâkul açıklaması Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’da, başlangıçtan günümüze değin ortaklaşa sürdürdükleri kirli oyunları deşifre eden kilometre taşlarında saklıdır.

Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci ve yazar Seymour M. Hersh’in “Emir Komuta Zinciri” adlı kitabında ilginç bilgiler yer almaktadır: “Üst düzey bir CIA yetkilisi, kendisiyle bir görüşmemizde, ‘İsraillilerin Irak’ın Kuzeyinde faaliyet gösterdiklerini kabul etmişti. İsrailliler orada da olmaları gerektiğini düşünüyorlar’ dedi. İsraillilerin Washington’un onayını isteyip istemediklerini sorduğumda ise aynı yetkili gülerek “İsraillilere ne yapmaları gerektiğini söyleyebilecek birini tanıyor musun? Onlar hep kendi çıkarlarına en uygun düşen şeyi yaparlar” karşılığını verdi. CIA yetkilisi İsrail’in bölgedeki varlığının Amerikan istihbarat çevrelerinde bilindiğini de ilave etti.”

Eski bir İsrail istihbarat subayı, 2003 yılı sonlarından beri Kürt komando birliklerini (peşmergeleri), İsrail’in en gizli komando birimi olan Mistaravim kadar etkin bir güçte eğittiklerini açıklamış (http://www.youtube.com/watch?v=XTt84I3bxF4,Israel Training Iraqi Kurds-israil Irak Kürtlerini eğitiyor, youtube sitesinde video görüntüsü ) ve sonra da şunu eklemişti: “Bakın, İsrail Saddam’a karşı bir denge unsuru olarak Kürtleri hep desteklemişti. İsrail’in Kürtlerle ittifaka girmesi, Bush Yönetimi’nce o kadar da kabul edilmeyecek bir şey değildi.” İsrail’in Irak’ın Kuzeyindeki varlığı, İran’nı izleme imkanı verecekti. Irak ve Suriye’de gözlere ve kulaklara sahip olacaktı.İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yediot Ahronot, İsrailin Irakın kuzeyindeki gizli varlığını 2005 yılı sonlarında tekrar gündeme getiriyordu. Gazeteye göre bazı İsrail şirketlerinin Kürt yetkilileri ile anlaşmalı olarak, gizlice peşmergeleri eğitmişler, onları milyonlarca dolarlık malzeme ile donatmışlar, ayrıca Erbil’deki bir havaalanı (Erbil Havaalanı) inşaatına da gizli katkı sağlamışlardı. Kürt yetkilileri, İsrail firmalarıyla yürütülen projelerin niçin gizli tutulduğu sorulduğunda, “güvenlik nedeniyle” diyorlardı. İsrail gazetesine göre, İsrailli güvenlik şirketi tarafından Irak’ın kuzeyine gönderilen eski komandolar(israilli askerler), burada Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından düzenlenen özel bir program çerçevesinde, peşmergeleri eğitiyorlardı.

Bölgede yer alan belli başlı tüm Kürt gruplarının İsrail ile uzun zamandan beri bağları vardır. Bütün bunlar Türkmenlere, Araplara ve Süryanilere karşı yürütülen ciddi etnik şiddetle bağlantılıdır.

Ocak 2012’de Fransız gazetesi Le Figaro İsrailli gizli ajanların Irak’ın Kürt bölgesindeki gizli kamplarda İranlı muhalifleri devşirdiğini ve eğittiğini belirtti. İsrail Kürtlerin safında yer alarak İran, Irak ve Suriye’de göz ve kulaklar kazanmış oluyor.

Wikileaks tarafından 2010 yılında ortaya çıkarılan belgeler İsrail MOSSAD’ının Başkanı Meir Dagan’ın İran Hükümetini devirmek için Kürtleri ve etnik azınlıkları kullanma isteğini gösteriyor. İsrail İstihbarat örgütü Başkanı bir ABD’li yetkiliye, İsrail casusluk servisinin, bugünkü Irak’a benzer, Kürtlerin kendi özerk hükümetlerine sahip olduğu zayıf ve parçalanmış bir İran yaratma niyeti olduğunu söylüyordu.

İsrail Basın Organları Yediot Ahronot, Maarif ve Haaretz Gibi Gazetelerin Yayınladığı İsrail Askerlerinin Kürt Peşmergeleri Eğittiğini Belgeleyen Görüntü ve Haberler

2005′in Aralık ayında ise konuyu bu kez İtalyan La Stampa gazetesi gündeme taşıdı. La Stampa‘ya göre İsrailli onlarca asker ‘tarım uzmanı’ ve ‘mühendis’ kimliği altında Iraklı Kürtleri eğitiyordu. Gazeteye göre İsrailliler bölgeye Türkiye üzerinden geçiş yaptılar. Geçişin ardından ‘Z Bölgesi’ olarak kodlanmış gizli bir yere konuşlanan İsrailliler burada Kürtlere ağır askeri eğitim vermeye başladılar. Analizini İsrail’in Yediot Ahronot gazetesine dayandıran La Stampa‘ya göre Kürtler ile ilk temasları sağlayan da Mossad’ın eski başkanı Dany Yaton’du (1996-1998). İlk temasların ardından bağlantı İsrailli işadamı Şlomi Michaels tarafından sürdürüldü. Yatom’un kurduğu Magalcom şirketi yakın bir zamana kadar Kürtlere ‘stratejik danışmanlık’ yaptı. Yatom tüm bu iddiaları reddetti. Ancak eldeki belgeler bu yalanları boşa çıkarıyor. Bu arada İsrailli askerlerin bölgedeki varlığını İsrail gazetesi Yediot Ahronot da görüntüledi. Erbil yakınlarındaki Erbil Havaalanı’ndaki görüntüler İsraillilerin bu bölgedeki varlığını kanıtlayan önemli bir kanıt oldu.

MOSSAD başkan ve yardımcıları Irak’ın Kuzeyinde Görev Yapıyor

Hemen hemen tüm MOSSAD başkan ve yardımcıları Irak’ın Kuzeyinde görev yapmış ve Kürtlerle yakın ilişkide bulunmuştur.Irak’ın Kuzeyinde görev yapan MOSSAD başkan ve yardımcıları: Reuven Shiloah (1949-1962) ,Meir Amit (1963-1968) ,Zvi Zamir (1968-1974).

 

Soldan sağa Mesud Barzani, Menahem Nahik Navut (MOSSAD 2. Başkanı 1984-1986), Barzani‘nin Kara Kutusu ve KDP’ninDış İlişkiler Sorumlusu Mahmud Osman, MOSSAD Başkanı Zvi Zamir (1968-1974), MOSSAD Başkanı Nahum Admoni (1982-1989) ve Bir Kürt Koruma- Irak’ın Kuzeyi (MOSSAD Arşivi)

Zvi Zamir’den boşalan MOSSAD Başkanlığı’na Yitzhak Hofi (1974-1982) atanmıştır. Yitzhak Hofi’nin yardımcılığına ise David Kimche atanır (1976-1980). İkisi de daha önce Irak’ın Kuzeyinde görev yapmışlardı. Bir süre sonra MOSSAD’ın Başkan Yardımcılığına David Kimche’nin yerine, Nahum Admoni getirilir (1980-1982).Nahum Admoni (1982 – 1989) seneleri arasında MOSSAD Başkanlığı koltuğuna oturacaktır. Nahum Admoni da Irak’ın Kuzeyinde görevli olarak bulunmuştur.

Nahum Admoni’nin yardımcılığına getirilen Menahem ‘Nahik’Navot (1984-1986 )Irak’ın Kuzeyinde görev yapanlar arasındadır. Nahum Admoni’nin yerine MOSSAD koltuğuna 1989 – 1996 yılları arası Shabtai Shavit oturacaktır. O da Irak’ın Kuzeyinde görev yapmıştır. 1998–2002 yılları arasında MOSSAD Başkanlığını yapan Efraim Halevy de Irak’ın Kuzeyinde görevlendirilenlerden biridir. Her halde Irak Kürtlerine insani yardım götürmek için gitmişlerdir!!!! Bu ünlü isimlerin Irak’ın Kuzeyinde peş peşe görevlendirilmeleri, bölgenin İsrail için ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu göstermiyor mu? Bölgenin önemi İsrailliler için her geçen gün daha da arttı. Kutsal topraklara duyulan sevgi ve enerji kaynaklarına gösterilen ilgi, İsrail’i Irak’ın kuzeyi ve Kürtlerin sevdalısı haline getirdi.

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Babası ve Mesud Barzani’nin Abisi İdris Barzani (Solda), MOSSAD Başkanı Zvi Zamir Silah Eğitimi Verirken-Irak’ın Kuzeyi 

Dış Güçler Tarafından Satılan Kürtler

Mesud Barzani’nin Barzani II kitabında şöyle diyor: “Amerikan politikalarının bu mazlum ve mücadeleci halkın kaderi aleyhine komplolar kurmayı gerektireceğini ya da başkalarına bu mazlum halka kalleşlik etmelerinin yolunu açacağını aklımızın köşesinden bile geçiremezdik. Ama aklımızdan geçirmediğimiz bu ihanet gerçekleşti. İran Şahı’nın 6 Mart 1975 günü Kürt halkını arkadan bıçaklarken, Amerikan yönetimi Kürt halkına arkasını döndü. Bu halkın çağrılarına kulaklarını tıkadı. Bu trajedide en büyük günah (ABD’nin Yahudi asıllı Dışişler Bakanı) Henry Kissinger’in omuzlarındadır. Sebep odur.”

Halkını Felakete Sürükleyen Adam

Amerikalı Araştırmacı Thomas Goltz Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’yi şöyle anlatıyor: “Halkını sürüklediği bütün o felaketlerin ardından Molla Mustafa Barzani’nin ayakta kalmasını sağlıyordu. Bu felaketler o kadar çoktu ki. En ünlülerinden biri, Ksenephon gibi bir paralı asker komutanı olarak Stalin’in 1946 da İran’da kurdurduğu, kısa ömürlü ‘Kızıl’, Mahabad Özerk Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanıydı. Britanya ve ABD’nin baskısıyla yıkıldı bu Cumhuriyet. Molla Mustafa ve adamları, kadınları, yaşlıları ve savaşamayacak durumda olan diğerlerini kaderlerine terk ederek Sovyetler Birliği’nin derinliklerine doğru 12 yıl sürecek yolculuklarına başladı.

Bağdat’la, Kürtlere petrol gelirlerinden pay veren ve kültürel özerklik tanıyan bir iktidar paylaşım anlaşması önerilmişti Molla Mustafa’ya. Muhtemelen dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Kürt gruba yaşadıkları ülkenin hükümet tarafından bu kadar iyi bir anlaşma önerilmemişti.Nankör insanherşeyin fiyatını bilen, fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.”

Ama bununla yetinmeyen Molla Mustafa 1970′lerin başında bir kere daha isyan bayrağını açtı. Bu kez Bağdat’a ve Hüseyin Ağa Surçi gibi hükümete sadık Kürt aşiretlerine karşı İran Şahı’yla (ve İsrail gizli servisi MOSSAD’la) ittifak içindeydi. Kürtler arasında Barzani’ye karşı çıkanların (ya da belirsiz amaçlarını sorgulayanların hepsi) ‘caşh’ ya da hain olarak nitelendi ve buna göre muamele gördü. Barzani’nin Şah’la (ve MOSSAD’la dansı) 1975′te İran ve Irak arasında imzalanan (Henry Kissinger sayesinde), Şattülarap’ı İran’a veren ve Kürtlerin bir kez daha çöküşüne yol açan Cezayir Anlaşması’yla son buldu. Molla Mustafa ve adamları bu kez ABD’nin yolunu tuttu. Çok seyahat etti, çok harcadı ve sonunda kanserden Washington’da öldü.”

İsrail Dışişleri BakanıAbba Eban (Ortada), Mesut Barzani’nin BabasıMolla Mustafa Barzani (Solda) ve Barzani’nin Yanında MOSSAD Başkanı Meir Amit-İsrail.

Bütün sorun da burada yatıyor. Hafızamız, Iraklı Kürtlerin en az üç kez, silah sesleri kesildiğinde kendini yanlış tarafta bulduğunu gösteriyor. En son örnek 1991 baharında, Körfez Savaşı’nın hemen sonrasında Başkan Bush Kürtleri kendi kaderlerine terk ettiğinde yaşandı. ABD’yi ikiyüzlülüğünden, kendi yöneticilerinin de hatalı yargılardan dolayı suçlayan Kürt mülteciler dalgalar halinde Türkiye sınırlarına aktı. Mezopotamya’da hatıralar uzar gider, özellikle de kimin iktidara karşı kiminle, neden ve ne zaman işbirliği yaptığına dair yerel hatıralar.

Kürtlere İftira ve Haksızlık Yapılıyor!

Mesud Barzani Barzani II”adlı kitabında: “Son zamanlarda Irak’ta bazı kitaplar yayınlandı. Bu kitaplarda, güvenlik birimlerinin ve istihbarat yetkililerinin bazı konuları yazarlara dikte ettirdikleri açıkça görülmektedir. Hatta bazı üst düzey subaylar ve istihbarat yetkilileri de kirli kalemleriyle, Irak tarihini çarpıtmak ve ulusal güçleri karalamak için kitaplar yazdılar.

Soldan Sağa M kod adlı İsrail Heyet Başkanı (Kürt kıyafetli olan), MOSSAD Başkanı Meir Amit, Mesud Barzani’nin Babası Molla Mustafa Barzani ve MOSSAD İstasyon şefi David Kron -Irak’ın Kuzeyi

Öyle anlaşılıyor ki, bu kindarların ana gayelerinin bir parçası, Kürt kurtuluş hareketinin tarihini ve büyük başkanını karalamak oluşturmaktadır. Amaçları, Kürt halkını bu hareketin ve başkanının  yabancı güçlerle işbirliği içinde olduğuna ve isyanlarının sömürgecilerin direktifleriyle başladığına inandırmaktır(Kürt grupları dış güçlerle işbirliği içinde değilmidir?). Ama şunu unutuyorlar veya unutmuş gibi görünüyorlar. Bağımsız devletini kurma hususunda Kürt halkını meşru haklarından yoksun bırakanlar sömürgecilerdir (Sakın bu sömürgeciler ABD, İngiltere ve Fransa olmasın?). Şu şövenistlerin halklarının ensesine binip onlara kan kusturmalarına imkân sağlayan devletleri kuranlar da sömürgeci emperyalistlerdir.

Barzani’nin İngiliz (ABD,İsrail….) yetkilileriyle mektuplaşmasını işbirlikçilik ve karanlık ilişki olarak nitelendiriyorlar. Ben, taassupçu ve ırkçı kimselerin yazdıklarını ve bundan sonra yazacaklarını tartışmak niyetinde değilim. Çünkü Kürt halkının verdiği mücadelenin ve başkanlarının sergiledikleri fedakârlığın bu pis kalemlerin kirletemeyecekleri kadar yüce olduğuna ilişkin inancım sonsuzdur”.

Türk Gazeteci, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu: “Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD ‘ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?

MOSSAD İstasyon Şefi General Eliyezer Tsafrir (Sağda) Mesud Barzani’nin Abisi ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin babası İdris Barzani (solda)-Irak’ın Kuzeyi

Tarih boyunca İngiltere, ABD, İran, SSCB, Suriye ve İsrail Kürtleri kullanmış ve işleri bittikten sonra kendi kaderleriyle baş başa bırakmışlardır, ama Kürtler tarihten ders alamamışlardır.
Tarih, büyük devletler tarafından kullanıldıktan sonra çöplüğe atılan toplumlarla ve “tarih yazacağım, devlet kuracağım” diye kendi toplumlarını mahveden hayalperestlerle doludur. Irak Kürtleri’nin, kendi yakın tarihlerinden hiç de ders almamışa benziyorlar…

Ali Kerküklü

…………………………………………….

Bayram Bitti!!!

Kürt grupları, “Bağımsızlık referandumu” sonrasında, Türkiye, İran ve Irak hükümetlerinin “Referandumun iptal edilmesi ve 2014 sınırlarına geri çekilmesi” isteğine “hayır” demesi karşısında harekete geçen Irak ordusu, federal polis ve Haşdi Şabi milisleri, Kerkük başta olmak üzere Dakuk, Tuzhurmatu, Altunköprü, Sincar, Mahmur, Başika, Zummar, Celavla, Kifri, Karatepe, Hanekin’i de ele geçirdi. Peşmergelerin, Irak ordu güçleri, federal polis ve Haşdi Şabi karşısında hiçbir direniş göstermeden işgal ettikleri Türkmen şehri Kerkük’ü ve Türkmen bölgelerinibırakıp kaçtılar.

Kerkük’ü terk etmeyeceğiz, Kerkük’ü vermeyeceğiz, Kerkük için savaşacağız, Kerkük kanımız, Kerkük namusumuz, Kerkük kalbimiz, Kerkük Kudüs’ümüz ve kutsalımız diyenler işgal ettikleri Türk yurdu Kerkük’ten kaçtılar. Irak 1921‘de kurulduğundan beri Irak Türkleri yaşadığı tüm baskızulümasimilasyon, göçe zorlamaetnik temizliksindirme, yıldırma, adam kaçırma, fidye, bombalı saldırı, katliam ve idamlara rağmen ata topraklarını terk etmeyerek gerçek bir kahramanlık örneği sergilediler.

Türkmen şehri Kerkük olayı, Iraklı Kürtler için tarihinin en büyük kırılması, hezimeti, travması olarak kayıtlara geçecektir.

1947,1975, 1988, 1991 ve 16 Ekim 2017 tarihinde dış güçler tarafından terk edilen(satılan) Irak Kürtleri, doğal olarak Irak’la ilgili her politika değişikliğinde hemen paniğe kapılır ve “tarihin tekerrür edeceği” korkusunu yaşarlar. Geçmişte olduğu gibi Kürtler silah sesini duyduklarında yanlış tarafta olduklarını gördüler, ama Kürtler tarihin tekerrür edeceğini hesaba katmazlar ve derste almazlar.

Bölgesinde bulunan ülke ve toplumlarla uyum içerisinde, birlikte yaşama niyet ve iradesine sahip olmayan Kürt grupların dolduruşa gelerek büyük devletlerden medet umarlar. Büyük devletler, çıkarları doğrultusunda kullandığı bu grupları, işleri bitince kaderlerine terk ederler. Nitekim tarih boyunca da hep öyle olmuştur

Ne diyelim; kendi düşen ağlamaz…

Hedef “Kürt Devleti” Kurmak

Iraklı Kürtler, Irak’ın bütçesinden %17 pay alıyor, Türkiye ve İran’a açılan gümrük kapıları, havaalanları ve Irak petrollerini yıllardır kamyonlarla kaçak olarak komşu ülkelere taşınması ve satışından elde edilen gelir. Kendi anayasası, parlamentosu, hükümeti, mahkemeleri, ordusu ve polis gücünü kurmuşlar, petrol üretimi ve ihracıtına başlamışlardır.

Kürt grupları, Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde belirleyici güçlerden biri haline gelmiş, bölgesinde merkezden bağımsız olmuş, fiili egemenliklerini devam ettirmiş, kurulan hükümetlerde önemli konumlar kazanmış ve Irak’ın iç ve dış politikasında etkili olmuştur. Kendi büyüklükleriyle orantısız olarak Irak Devleti’nde çok sayıda önemli görevi ele geçirmişlerdi. Irak’ı yönetiyorlardı ve Irak’ta hayal edemeyecekleri konum ve imkanları elde etmişlerdi. Bu kadar sınırsız müktesebat Kürt gruplarını tatmin etmemiştir.

Aç gözlü Kürt grupları bölgelerini genişletmek için de yeni topraklara göz dikmiştir. Türkmen şehri Kerkük, Musul, selahattin ve Diyala illerinden toprak talep ediyordu. Erbil (Türkmen kenti), Süleymaniye, Halepçe ve Duhok illerinden oluşan 41 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip olan Kürt grupları, IŞİD’ı bahane ederek  topraklarını 30 bin kilometrekare daha genişletti. Kürt grupların iddia ettiği 78 bin kilometrekarelik sahanın 71 bin kilometrekaresini kontrolü altına aldığını bildiriyordu. Hedefleri Sözde “Kürt devletini” kurmak, Irak’ı parçalamak, bölmek ve bölgeyi kargaşaya sürüklemekti.Iraklı Kürtlerin bayramı bitti!

ABD ve İngiltere’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinin hemen sonrasında Irak Türkleri kendi öz yurdunda ırkçı ve şovenist Kürt partileri ve bu partilere ait Peşmergeasayiş ve Kürt istihbaratı (KDP’ye ait Parastin ve KYB’ye ait Zanyari)tahakkümü altında garip ve esir olarak yaşıyordu. Başlangıçta, “Araplaştırma” politikası ile Türk kimliğini eritme çabaları, 2003 yılından sonrada “Kürtleştirme” politikaları ile Türkmen varlığı ortadan kaldırılmaya ve Türkmen şehri Erbil’de yapıldığı gibi Kerkük’ün kimliği yok edilmeye çalışıldı. Türkmenler, bir boyutu ile katliamlara, bir boyutu ile de etnik temizlik hareketlerine varacak düzeyde insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kaldılar. Şimdilik bu baskı, zulüm ve esaret zinciri kırıldı.

Kerkük’e 700 Bin Kürt İthal Edildi

Kürt grupları, 17 Mart 1991 ve 10 Nisan 2003’te Türk yurdu Kerkük’ü yağmalayarak, şehirdeki devlet dairelerini talan ettiler. Kerkük’ün demografik yapısını değiştirmenin yolunu açmak için nüfus ve tapu kayıtlarını imha ettiler. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Daha sonra hızla bölgeye/Kerkük´e ve Türkmen bölgelerine göç etmeye başladılar (Kerkük’e 700 bin Kürt ithal edildi). Aslında, bu göçler bir anlamda Kürt partileri ve dış güçler tarafından teşvik edildi ve desteklendi. Kürt grupları, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. Kerkük’te devlet daireleri ve müdürlüklerin hemen hemen tamamı Kürt grupların eline geçti. Kerkük’ün demografik yapısı bu gruplar tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Hedefleri petrol zengini Kerkük’ü Kürt bölgesine dahil etmekti.

Kürt bölgelerinden, Türkiye, İran ve Suriye’den on binlerce Kürt, 20 bin Dolar para, aylık maaş ve arazi vaadi ile Kerkük’e getirildi. 300 bin kişi de seçmen olarak kaydedildi. Kerkük’le ilgisi olmayanlar buraya taşındı. Onlara ev, arazi, çadır verildi. Yerleşmeleri teşvik edildi. Bu evler ve araziler devlete ve Türkmenlere aitti. Kürtler bu ev, konut ve arazileri gasp ettiler, istila ettikleri ve buldukları bütün boş arazilere ev ve konut yaptılar.

Bu ithal Kürtler Kerkük’ü, Leylan, Süleymaniye ve Erbil’e bağlayan kuzey güzergahındaki yollar üzerinde bulunan Rahimova, İskan ve Şorca mahallelerinde yapılmış veya yapımı başlayan konutlara yerleştirildi ve Kerkük’ün etrafına “Kürt Güvenlik Hattı” oluşturuldu.

Irak’ın kuzeyindeki varoşlardan, Suriye-Türkiye-İran’dan getirilen Kürt aileler, Kerkük stadyumu içine veya stadyum kenarına yapılan evlerde barındırıldı. Saddam döneminden kalma Kerkük’teki askeri garnizon (Feylak) içinde bulunan lojmanlara ve yapılan evlere de getirilen Kürtler aileleriyle birlikte yerleştirildi.

On binlerce ithal Kürt’ü yerleştirmek için Kerkük’ün girişinde hem Süleymaniye hem de Erbil’in kontrol noktalarını geçtikten sonra yolun iki tarafında iki katlı toplu konutlar yapıldı. Bu konutlar, çadır, stadyum, devlet binaları, askeri garnizonlar, evsiz, barksız Kerkük’e ithal edilen Kürtlere verildi.

Abu Greyb işkence skandalını dünyaya duyuran Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci yazar Seymour Hersh; “Kerkük’ün demografisini değiştirmek için kente her gün 50 Kürt aile gönderiliyor.” bilgisini aktardı. 

Kürt Gruplarının Kerkük Politikası

Irak’taki Kürt grupların Kerkük politikasını anlayabilmek için söz konusu grupların medya ve yetkililerinin tutumlarına değinmek gerekiyor. Genel olarak Irak Kürtleri, Kerkük’ün Kürt bölgesinin bir parçası olduğunu iddia edegelmişlerdir.

Onların ifadelerine göre Kerkük, Irak Devleti’ne ait bir şehir değildir; bu kent zorla Irak’a ilhak edilmiştir. Güya Kürtlerin ataları tarafından kurulan Kerkük (Kürtlerin Kerkük’te bir tane dahi tarihi eseri yoktur), Irak Kürtlerinin başkenti olmalıdır. Sözde Kerkük’te yaşayan Türkmenleri ise azınlık konumundadırlar. Kerkük olmadan Kürt Devleti kurmak fikri bir anlam ifade etmiyordu. Kuracakları devleti yaşatabilmek için bölgenin kalbi tüm hayat damarlarına mutlaka sahip olmak gerekiyordu.

Bunun bilincinde olan Kürt grupları, Kerkük’ü ele geçirmek, Kerkük’ü Kürtleştirmek için ellerinden geleni yaptılar. Kerkük konusunda planlarını uygulayabilmek için bölgenin ezici bir çoğunlukla hâkim unsuru olan Türkmenleri etkisiz hale getirmek gerekliliğinin farkındaydılar. Bu nedenle Türkmenlerin hiçbir siyasal hakka sahip olamamaları için ellerinden geleni yaptılar. Kürtlerin, Kerkük ile ilgili Türkmenlere yönelik izledikleri politikanın argümanları, Irak hükümetlerinin geçmişte uyguladıklarının adeta tıpatıp benzerleri. Saddam Hüseyin sonrasında Kerkük’ü hedef alan Kürtlerin hareketlerinin temel hedefi, şehirdeki demografik yapıyı değiştirmekti. Kürt grupları Kerkük’teki emellerine ulaşabilmek için sözde Kerkük’ten göç ettirildiklerini ileri sürdükleri kişileri, bu kente yerleştirebilmek için binlerce sahte belge hazırladıkları bilinmektedir. Bunun haricinde Irak’ın işgalinden sonra kullanılan Kürtleştirme argümanlarından biri de Kerkük’teki demografik yapıyı değiştirme amacıyla diğer Kürt yerleşim birimlerinde doğan çocukların Kerkük’te kayıt edilmelerini sağlamak ve bu konuda özendirici maddi teşvikler vermek olmuştur.

Özellikle üzerinde durduğumuz Kerkük’teki demografik yapının değiştirilmek istenmesinin nedeninin ne olduğu, aynı politikanın daha önce Türkmen Şehri Erbil’de uygulandığı için biliniyordu. Amaç, gelecekte yapılacak olan herhangi bir nüfus sayımında üstünlüğü sağlayarak avantajlı bir durumu yakalamaktı. Böylece rahatlıkla Kerkük’ün bir Kürt kenti olduğunu iddia edebileceklerdi. Nitekim 1. Körfez Savaşı’ndan sonra Kürt grupların kontrolüne geçen Türkmen Şehri Erbil’de de aynı planı başarıyla uygulamışlardı. 1991’den beri Erbil şehrini Kürtleştirmek amacıyla yürütülen demografik yapıyı değiştirme politikaları semeresini vermiş ve bugün gelinen noktada Kürt nüfusu Türkmenlere yaklaşmıştır.

Kürt grupları, Nüfus ve Tapu Dairelerini Neden İmha Ettiler?

Saddam Hüseyin döneminde Kerkük’ten göçe zorlanan Türkmen, Kürt, Asuri ve Keldani’lerin sayısı, belgelere ve istatistiklere göre 11.878 kişidir. Irak Ticaret Bakanlığı Gıda Karnesine göre; 30 Nisan 2003’e kadar tüm etnik gruplardan Kerkük’ten 11865 kişi göçe zorlanmıştır.

Kürtlerin kaynağına göre; Kasım 2003 tarihinde KYB (Celal Talabani’nin Partisi) adına yayınlanan El-İttihat gazetesine göre göçe zorlanan Kürtlerin toplam sayısı 11.700’dür.

2206 sayılı ve 24 Temmuz 2003 tarihli Kürdistan-i Nwe Gazetesine göre “15839 Kürt ve Türkmen’in göçe zorlandığı” belirtilmektedir. 2000 Yılında İnsan hakları temsilcisi Max Van Der Stoel’in Kerkük’ü ziyaret ederek hazırlayıp Birleşmiş Milletler’e sunduğu uluslararası rapora göre 25.000 Türkmen, 11.700 Kürt göçe zorlanmıştır. Saddam rejimi tarafından göçe zorlanan 15.839 kişinin hepsinin Kürt olduğunu düşünsek bile, Kerkük’e dışarıdan yerleştirilen 700 bini aşkın Kürt için nasıl bir açıklama yapılabilir?

Kürt grupları, Türkmen şehri Kerkük’ün Kürtlere ait olduğunu iddia ediyorlar. Ellerinde bu asılsız iddiayı doğrulayacak bir belge, Kerkük’te yaşadıklarına dair tapuları olmadığı için kentin Türk kimliğini yok etmek gayesiyle nüfus ve tapu kayıtlarını imhaya kalkıştılar. Kürtler Kerkük’ün kendilerine ait olduğu iddiasında bulunuyorlar. Bir grup kendine ait olduğunu iddia ettiği bir şehri talan edip, yağmalar mı? Ayrıca bu talan ve yağmalama Kürtlerin yoğun yaşadığı Süleymaniye ve Dohuk şehirleri ile Çamçamal, Akra, Selahaddin, Zaho gibi kentler ve kasabalarda olmamıştır. Kürtler tarafından bu yağma ve talanın yalnızca Kerkük ve Musul’da olması bir anlam taşımıyor mu acaba?

10 Nisan 2003 günü Kerkük işgal, yağma ve talan edildiğinde Irak Devletinin arşivine göre Kerkük’ün nüfusu 830 bin civarındaydı bugün ise 1 milyon 600 bini aşmıştır. Kerkük’e 700 bin Kürt  ithal edildi. Bu getirilen Kürtlere sahte “Kerkük” Nüfus Kâğıdı ve gıda karnesi verildi. Kerkük’te 2004 yılında 369 bin olan toplam seçmen sayısı 2009 yılı itibarıyla 840 bine yükselmiştir, 840 bin rakamı sadece seçmen sayısıdır. Bu bilgiler Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu tarafından yayınlanan bilgilerdir. Nüfusuna güvenenler neden Kerkük’ün Tapu ve nüfus kayıtlarını yaktılar, yağmalayıp talan ettiler?

Irak’ın İkinci AdamıTarık Aziz: “Araplar Endülüs İçin Yıllarca Ağladı, Kürtler İse Kerkük İçin Kıyamete Kadar Ağlayacaklardır.”

Tarık Aziz, eski Irak Dışişleri Başkanı ve Başbakan Yardımcısı. Uzun yıllar eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in yakın danışmanlarından biriydi ve rejimin dünya sahnesindeki yüzüydü. Gazeteci Yazar Hamide Na’ne, Saddam’ın sağ kolu Irak’ın ikinci adamı Tarık Aziz’e soruyor:

– “Kerkük’ü Kürt bölgesine ilhak etmek istiyorlar?

Tarık Aziz cevap veriyor:

Doğrudur, 70’li yıllardan beri Bağdat yönetiminin bu konudaki tavrı belli idi: O da Kerkük’ün özerk Kürt bölgesinin içinde olmamasıdır. Çünkü Kerkük özerk bölgeye alındığı taktirde, petrol oyunları ve uluslararası entrikalar devreye girerek, merkezi yönetimden ayrılmaya doğru büyük bir aşama kaydeder. Ki bu da ülkenin ulusal birliğini zedeler. Bu bakımdan Kerkük’ün özerk bölge dışında kalması ayrılıkçı hareket ve oyunlarını önlemiş ve bölge için güvence sağlamış olur. Birinci Nokta: Tarihi açıdan Kerkük, Kürt vilayeti değildir. 

Kerkük’e gittiğiniz zaman orada Türkmenleri, Arapları ve Kürtleri bulursunuz. Ancak baskın kimlik Türkmendir”.

Tarık Aziz, “Lider ve Dava” (Beyrut, 2000) adlı eserin 163. sayfasında Kerkük’ün bir Türkmen şehri olduğu ve baskın kimlikte Türkmen olduğu, hem de Tarık Aziz tarafından dile getirilmişse, bunun ayrı bir önemi ve değeri vardır. Büyük bir kanıt niteliğinde olan bu itiraf, sağduyu sahibi olan bütün araştırmacıların dikkatine, vicdanına ve insafına sunuyoruz.

Tarık Aziz’in kerkük hakkındaki bu sözü dikkat çekicidir: “Araplar Endülüs için yıllarca ağladı, Kürtler ise Kerkük için kıyamete kadar ağlayacaklardır.” Yani Kürt grupları, Türkmen şehri Kerkük’e asla sahip olamazlar diyordu. Kürt grupları ateşle oynuyor, kendilerine ait olmayan bu kente ısrar ederse, kendi sonlarını da getirmiş olurlar. Kerkük, ateşten gömlektir. Dokunanı yakar.

Irak Türkleri, Irak devleti kurulduğundan beri devletine, toprağına ve bayrağına sadık bir toplum olarak şerefli bir geçmişe sahiptir. Türkmenler, devletine silah çekmemiş ve Irak askerini öldürmemiştir, savaşlarda vatanını şereflice savunmuş ve ülkesi uğruna binlerce şehit vermiştir, İşgalcilere öncülük etmemiş ve dış güçlerle işbirliği yapmamıştır. Ülkelerini talan edip yağmalamamışlardır. Yani Türkmenler ekmeğini yedikleri ve suyunu içtikleri ülkelerine hiçbir zaman ihanet etmemişlerdir. Irak tarihi de buna şahittir.

Tek taraflı işgal ve silah zoru ile 14 yıldır iradesini dayatmaya çalışan Kürt gruplarının formülünün işlemeyeceği görüldü. Bir noktada 2003’ten beri Irak’ın toprak bütünlüğünden yana en ciddi tavır koyanların başında da Irak Türklerini görürsünüz. O yüzden savundukları Irak içerisinde kalma çizgisinin karşılığında buradan bir kazanım elde etmeleri, bu kazanımın da tescillenmesi gerekiyor. Bu da tarih boyunca Irak’ta hep damgalarını vurdukları şehirde kendi haklarını koruyacak bir sistemin olmasıdır. 

Ali Kerküklü - (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

Türk Yurdu Kerkük Truva Atı Taktiğiyle İşgal Edilmişti

Türk yurdu Kerkükün tartışmalı referanduma dahil edilmesi, savaş çıkardı. Bağdat yönetimi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) verdiği sürenin dolmasıyla peşmerge güçlerine doğru saldırıya geçti. Gece saatlerinde başlayan çatışmalar Türkmen şehri Kerkük ve kasabaları Tazehurmatu ve Tuzhurmatu çevresinde yoğunlaşıyor. Cephenin bir tarafında Irak Ordusu ve Haşdi Şabi güçleri yer alıyor. Diğer tarafta ise peşmergeyle birlikte PKK’lı teröristler bulunuyor. 

Iraklı güçlerin Kerkük yakınlarındaki yolları ve alt yapı tesislerini ele geçirdiğini duyurdu. Irak ordusunun başlattığı operasyonda Kerkük’ün güneyindeki mevzilerde yer alan peşmerge güçleri cepheden kaçtı. Ordu birlikleri büyük petrol sahaları, kentin sanayi bölgesi ve K1 Keyvan Askeri Üssü’nü geri aldı.

Terör örgütü PKK, Kerkük’te devreye giriyor. Kanlı örgüt, savunma hattı oluşturmaya başladığını açıkladı. Terör örgütü PKK peşmerge ile birlikte cephede yer alıyor.

İnsan Kendine Ait Olan Bir Şehri Hep Talan Edip, Yağmalarmı Hiç?

Irak’ta Türkmenler’in nüfusu 3 milyonu aşmaktadır. Irak’ın kuzeybatısından güneydoğusuna, Bağdat yakınlarına kadar uzanan geniş bir coğrafi sahada yaşayan Türkmenlerin en önemli yerleşim merkezleri, Musul’un batısındaki Telafer ilçesi ve çevresindeki Türkmen köyleri, Musul ve çevresindeki Türkmen köyleri, Erbil, Altunköprü, Türkmenlerin en büyük kültür merkezi ve kalbi olan Kerkük, Tazehurmatı, Tavuk, Tuzhurmatu, Bayat köyleri, Kifri, Hanekin, Karatepe ve Mendeli’dir.

18 Mart 1991 günü Kerkük, peşmergelerin işgaline uğradı. Kerkük’te, bir hafta süreyle yağma, kundaklama, yangın ve saldırılar yaşandı. Şehri alt üst eden peşmergeler önce Kerkük Nüfus Dairesi ile Tapu Dairesi’ni ve diğer resmi binaları ateşe verdi. Birçok ev, bina ve işyeri yağmalanarak talan edildi.

ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ile 10 Nisan 2003 tarihinde Irak askerlerinin Kerkük’ü boşaltıp güneye doğru çekilmeleri üzerine yine Kürt peşmergeleri Kerkük’e saldırdılar. Türkmen şehrine girmekle kalmadılar, şehirdeki resmi daire binalarını, hastane, işyeri, evleri, özel araçları yağma ve talan ettiler. İlk yağmalanan yerlerin Tapu ve Nüfus Dairelerinin olması, Kürt gruplarının maksadının Kerkük’teki Türkmen nüfus kayıtlarını yok etmekti. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler.

ABD’nin 2003 tarihinde Irak’ı işgal etmesinin hemen sonrasında ise, sistemli, planlı ve programlı bir şekilde şehri Kürtleştirmek amacıyla Irak’ın Kuzeyinden, Türkiye, Iran ve Suriye’den 700 bin Kürt sahte belgelerle Kerkük’e ithal edilip yerleştirildi. Kerkük’te 2003’ten beri değişen sadece nüfusu dağılımı olmadı. Aynı zamanda kentin yönetimi de siyasi olarak da büyük ölçüde Kürt gruplarının kontrolüne geçti. Kürtler için Kerkük’ü önemli kılan zengin petrol kaynaklarıdır. Kürtler, Kerkük bizim diyor, iyi de insan kendine ait olan bir şehri hep talan edip, yağmalar mı hiç? Kerkük sizin ise o zaman Kerkük‘te tarihmedeniyet ve kültür mirasınız nerede? Yok. Kerkük sizin ise neden nüfus kayıtlarını ve tapu dairelerini tahrip edip yaktınız? Türk yurdu Kerkük’ün tarihini/hafızasını yok etmek istediler, ama insanlarını yok edemediler ve yokta edemeyeceler!

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporuna göre: Kerkük’te Türkmenler en temel haklarından yoksun bırakılıyor. Türkmenler’in kentin siyasi, ekonomik ve sosyal kalkınmasına katılmalarına Kürt güvenlik güçleri (Peşmergeler) tarafından imkân tanınmıyor. Kürt güvenlik güçlerinin (Peşmergelerin) amacı, Türkmenler’in kentin kaderinde ciddi bir rol oynamalarına mani olmak ve onları yıldırmak, sindirmek, göçe zorlamak ve toplum arasında güveni sarsmak ve kaos yaratmaktır.

Kürt Grupları, Hile, Desise ve Oyunla Türk Yurdu Kerkük’ü ve Petrol Sahalarınıİşgal Etti

Musul 10 Haziran 2014’te tamamen Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) kontrolüne geçti. Musul olayını fırsat bilen peşmergeler Türkmen şehri Kerkük’ü işgal etti. Kerkük’te olaylar çok farklı gelişti. Peşmergeler, Kerkük’te konuşlanan Irak ordusu Dicle Operasyonlar Gücü’ne bağlı 12. Tümen Komutanlığı’na gelerek IŞİD’e karşı birlikte hareket edeceklerini bildirdiler. Karargaha alındıktan kısa bir süre sonra peşmergeler, Irak ordusuna bağlı görevli rütbeli askerlere silah dorultarak karargâhı terk etmelerini istediler. Terk etmedikleri takdirde herkesin öleceğini dile getirdiler. Komutanlarının ayrıldığını fark eden askerler de üniformalarını çıkararak karargâhtan ayrıldı.

Bir tek askerin kalmadığı karargâhta yağma ve talan başladı. Kürtler, karargâha girerek askeri araç, ağır silah, üniforma, masa, sandalye, koltuk, komodin, klima, karyola, ranza, yatak, lamba, bilgisayar alıp götürdü. Talan esnasında kargaşa yaşanması, eşyaları paylaşmakta anlaşamayan Kürt gruplar arasında çatışma çıkması ve 12. Tümen Komutanlığı’na sadece 1 kilometre mesafede olan polis güçlerinin talanı engellememesi dikkat çekiciydi. Bu arada talan devam ederken Kerkük’ün 15 kilometre güneyindeki karargâhın yol güzergâhında çok sayıda askeri araç Kürtler tarafından yakıldı.

Karargâhtan alınan eşyalar, Kerkük şehir merkezine götürüldü. Karargâh ile Kerkük arasında peşmergelerin kontrolünde bulunan 5 kontrol noktasında, yağmacı ve talancıların engellenmediği görüldü. Talancıların eline ağır silahların geçmesi ve peşmergenin de müdahale etmediği dikkat çekiciydi. Askeri eşyaları yağma ve talan edenlerin Erbil ve Süleymaniye plakalı araçlar kullandıkları gözden kaçmıyordu.

IŞİD işgalini fırsat bilen peşmerge, IŞİD ile eşgüdümlü bir şekilde Türkmen kentlerine giriyor. Türkmeneli, IŞİD ile peşmerge arasında paylaşılıyordu.

12 Haziran 2014’te K1 Keyvan askeri üssünde Irak ordusuna ait teknolojik araç ve silahlara peşmergeler el koydu. Kerkük civarına iki tugay peşmerge sevk edildi. Peşmergeler Kerkük’ün çevresini sardı. Kerkük’ün çevresine mevzilenen peşmergeler, mekân olarak Irak ordusunun peşmergeler tarafından silahlarının ellerinden alınarak ve silah zoru ile askerlerin üssü terk etmek zorunda bırakıldığı askeri binalara yerleşti. Ağır silahlarla Kerkük’ün bütün çıkışlarını kontrol noktasına alan peşmergeler, Kerkük çıkışında bulunan ve Irak ordusunun kullanımında olan en büyük askeri üsse yerleşmeyi ihmal etmedi. Bölgeye sevk edilen yaklaşık 20 bin peşmergenin büyük bir bölümü Irak ordusunun Kürtler tarafından silah zoruyla boşaltmak zorunda bırakıldığı askeri üsse yerleşti.

Askeri üssün kontrolünü eline alan peşmerge güçlerinden bir asker, açıklamasında “Burası birkaç gün önce Irak ordusunun kullanımındaydı. Buradaki bütün araçları yakmışlar (Kim yaktı?). Şuan burayı biz kullanıyoruz’’ dedi.

Peşmergeler yerleştikleri K1 askeri üssünün yanı sıra Kerkük çıkışındaki bütün yolları da hâkimiyeti altına alır. Yağma ve talandan sonra yollarda araçları kontrolden geçiren peşmergeler, bütün giriş çıkışları tutar. Peşmergeler, Irak ordusuna ait araçlara kendi bayraklarını çekmeyi de ihmal etmez. 2003′teki ABD işgalinin ardından Irak Kürtleri, IŞİD sayesinde Irak’taki yıllardır “hayalini kurdukları” sınırları beklemedikleri bir anda kontrol altına alırlar. Daha sonra Peşmergeler, Kerkük ve Bayhasan petrol kuyularını, Kerkük-Yumartalık boru hattı,Kerkük’teki tüm petrol rafineri  ayrıca Hurmala Boru Hattı’nın kontrolünü ele geçirirler.

K1 Keyvan Askeri Üssüne Peşmerge ve PKK’lılar Yerleşti

Kerkük çıkışındaki K1 Keyvan olarak bilinen en büyük askeri üsse peşmergeler yerleşti. Irak ordusu askerleri, stratejik öneme sahip Kerkük çıkışındaki en büyük askeri üssü peşmergelerin silah zoruyla boşalttı. PKK terör örgütüne bağlı 200 silahlı militanın Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim’in izniyle K1 Keyvan askeri üssüne getirildi ve eğitildi. PKK‘lıları ABD‘lilerle birlikte İngiliz subaylar eğitiyor. Kerim, 2013 Eylül’ünde de Kandil’e giderek örgütün dağdaki lideri Cemil Bayık ve yönetimde yer alan Sabri Ok ile Öcalan posterleri altında buluşmuştu.

Her Ne Şekilde Olursa Olsun Kerkük Geri Alınacaktır!

Irak Genel Kurmay Başkanı  Osman Al Ganimi: “Kerkük anayasaya göre  Irak‘ındır, her ne şekilde olursa olsun geri alınacaktır. Türkiye,  İran ve  Irak Kuzey  Irak‘taki sahte referandumu tanımamaktadır. Biz  Kerkük‘e küçük  Irak deriz. Çünkü orada Türkmenler, Araplar, Kürtler, Hristiyanlar ve başka toplumlar yaşıyor.  Kerkük bizim en önemli bölgelerimizden biridir. Maalesef  Kerkük‘te 2014’te IŞİD’in girişi ile birlikte 12.Tugayın silahları Kürt güçler tarafından alınmıştı.  Kerkük  Irak‘ındır.  Kerkük anayasaya göre  Irak‘ındır, her ne şekilde olursa olsun geri alınacaktır. Kimseye bağlı değildir. Bizim de orada gelecekte bazı hareketlerimiz olacaktır.” dedi.

Kerkük Valisi Savaş Çığırtkanlığı Yapıyor

Kerkük’te Irak Ordusu ile Haşdi Şabi güçlerinin olası bir operasyon düzenlemesine sokaklara çıkan sadece kentteki Kürtlere Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim, burada gazetecilere yaptığı açıklamada: “Bu halk, vatanlarına, ülkelerine olan sevgilerini gösteriyor (Kürtler devlet mi oldu? Bu sevgiyi hangi vatan ve ülkeye gösteriyor kürtler, ekmeğini ve suyunu içtikleri ve Irak‘ın milli gelirinden %17 pay aldıkları Irak’a mı?). Düşman (Irak devleti mi düşman?) öyle kolay bir şekilde kentte gireceğini zannetmesin.” ifadelerini kullandı. Kerkük Irak’ın bir kenti değil midir,resmi olarak halen Bağdat yönetimine bağlı değil midir ve bütün dünya da bunu kabul etmiyor mu?

Necmeddin Kerim Kimdir?

ABD vatandaşı  Necmeddin Kerim 1976’da korumalığını yaptığı Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani ile ABD’ye yerleşti ve orada yıllarca Kürtler için lobi faaliyeti yaptı. 19911999 yılları arasında Kuzey Amerika Kürt Ulusal Kongresi kurucu üyesi ve başkanı olarak görev yaptı

1991 Yılında Birinci Körfez Savaşı’nın ardından 1996 yılında 7500 CIA peşmergesi Kürt, ABD’ye eğitim amaçlı getirtildi. Aynı yıl ABD tarafından Washington’da bir Kürt Enstitüsü kuruldu, başına da Mike Amitay adlı bir Yahudi getirildi. Necmeddin Kerim 2005 yılında Washington’daki Kürt Enstitüsü’nün başkanlığına getirildi.Ayrıca Paris Kürt Enstitüsü Yönetim Kurulu üyeliği var. ABD vatandaşı Kerim, eşini ve üç çocuğunu ABD’de bırakıp 35 yıl sonra “çok sevdiği” ülkesi Irak’a hizmet etmek için geri döndü. Necmeddin Kerim 29 Mayıs 2011 yılında tahmin edebileceğiniz kimler tarafından Kerkük Valiliğine getirildi.

Türk Yurdu Kerkük ve Türkmen Bölgeleri Bir Zulüm ve Ateş Yurduna Çevrilmiştir

Kürt grupları, Türkmenlerin tarih boyunca yaşadıkları topraklara göz dikmiştir. Irak Türklerinin varlığını tehdit eden şiddet politikalarının sürmesi karşısında, Türk yurdu Kerkük bir zulüm ve ateş yurduna çevrilmiştir. Kürt grupların Kerkük’ü ve Türkmen bölgelerini zorla ele geçirmek için uyguladığı sistemli yıldırma, sindirme, tehdit, adam kaçırma, fidye, suikast, soygun ve göçe zorlama politikası herkesin malumudur.Türkmen Şehri Kerkük’ün güvenlik dosyası kimin elinde? Peşmergede!!!!!!!

Kerkük’te tüm devlet daireleri ve müdürlüklerin Kürt grupların eline geçmesi gibi gelişmeler Türkmen toplumu üzerinde psikolojik etki yaratmıştır. Sistemli yıldırma, sindirme, tehdit, adam kaçırma, fidye, suikast, soygun ve göçe zorlama politikası girişimlerinin devam etmesi, Türkmenler üzerinde bu psikolojik etkiyi daha da arttırmıştır. Türkmen bölgelerinde ve diğer kritik merkezlerde oluşan şiddet olayları, Türkmenlere yönelik eylemler bu çerçevede değerlendirilmelidir. 

Ali Kerküklü - Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı

Kerkük’te Kızılca Kıyamet Kopmak Üzere!!

Türk yurdu Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlı bir kenttir. Ancak peşmerge, 2014 yılında IŞİD’le mücadele bahanesi ile, Kerkük’te yönetime “fiilen” el koydu. Kürt grupları, uzun bir dönem boyunca petrol zengini Kerkük’te varlığını göstermek için nüfus ve tapu dairesine saldırarak, yakıp yıkıp yağmaladılar. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler.

Irak ordusu ve Haşdi Şabi Birliklerinin Kerkük çevresinde yığınak yapmasının ardından, dün geceden bu yana onbinlerce peşmerge daha Türk yurdu Kerkük’e konuşlandırıldı bölgede tansiyon oldukça yükseldi. Türkmen kenti Kerkük, Kürt grupları ile Bağdat’ın çekişme sahası haline geldi. Irak ordusu, Haşdi Şabi Birliklerinin ve Peşmerge güçleri arasındaki mesafe 500 metreye düştü.

Kürt grupları işgali altındaki Türk yurdu Kerkük, büyük bir savaşın eşiğinde. Irak ordusu ve Haşdi Şabi Birlikleri kontrolü ele almak için Kerkük’ü batıdan kuşatmış durumda. Peşmergeler bazı temas noktalarından çekilirken Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ABD, AB ve BM’yi yardıma çağırdı.

Sözde Referandum, Karanlık Bir Dönemin Habercisidir

Irak’ın tarihi boyunca Kürtler, İstikrarlı bir Irak’ı hiç istemediler. Irak’ı istikrarsız ve zayıf kılmak için hep dış güçlerle işbirliği yaptılar. Bölgede hüküm süren çatışma ve kargaşa ortamından yararlanarak fiili durum yaratma hevesinde olan ve uluslararası camiaya meydan okuma cüretini gösteren Kürt grupları ateşle oynamaktadırlar. Irak merkezi hükümetinin, bölge ülkelerinin ve uluslararası toplumun tüm uyarılarına kulak tıkayan Kürtler  bağımsızlığa giden ilk adım olarak gördüğü sözde referandum, bölge için çok karanlık bir dönemin habercisidir.

Irak Türklerinin Varlığı, Canı ve Malı Tehdit Altında

Türk yurdu Kerkük ve çevresi adeta cephanelik olmuş durumda. Irak ordusu, Haşdi Şabi Birlikleri ile peşmerge eller tetikte Kerkük için pusuya yatmış durumda. Peşmergeler kerkük ve Irak Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bölgelere yerleşmiş. Silahlı güçlere her gün yeni takviyelerin eklendiği, Türkmen bölgelerinde ve özellikle Kerkük’te Kürtlere silah dağıtıldığı ve kentte savaş hazırlıkları görüldüğü gözleniyor. Irak Türkleri adeta sıkıştırılmış bir millet olarak tehdit altında. Bölgede silahsız ve korumasız olan tek toplum da Irak Türklerdir. Meydana gelen bu gerginlik Irak Türkleri açısından ağır sonuçlar doğurabilir niteliktedir. 

Irak Türklerinin varlığını tehdit eden şiddet politikalarının sürmesi karşısında, Türk yurdu Kerkük bir zulüm ve ateş yurduna çevrilmiştir. Kürt grupların Kerkük’ü zorla ele geçirmek için uyguladığı sistemli yıldırma, sindirme ve göçe zorlama politikası herkesin malumudur. Türkmenlere verilen mesaj şu;  Türkmenler ana yurdunuzu terk edin!

Kürt gruplarının 25 Eylül 2017′da yaptıkları, hukuki ve siyasi meşruiyeti olmayan korsan referandumundan sonra Türkmen sivillere yönelik tehdit, kaçırma ve soygun olayları arttı. Kerkük’teki Türkmen sivillerin kaçırılmasının yanında ev ve işyerleri de soyuluyor.

Irak‘ın Parçalanması,Türkiye’nin Parçalanması Demektir 

Kürt grupları, Türkmenlerin tarih boyunca yaşadıkları topraklara göz dikmiştir. Türkiye‘nin buna izin vermeyeceğini, Türkmenlere karşı girişilecek baskı, tehdit, zulüm ve saldırıların karşılıksız kalmayacağını herkes çok iyi bilmelidir. Bölgede bağımsız devlet ilanı Irak‘ın nihai olarak parçalanmasına yol açacak ve Türkiye‘nin milli güvenliği için çok ciddi bir tehdit oluşturacaktır.

Ali Kerküklü (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

……..

Pabuç Pahalı!

2014’ten beri Peşmerge işgali altında olan Türkmen şehri Kerkük çevresinde Irak ordusunun yoğun bir hareketliliği gözlendi. Gece boyunca Iraklı güçlerin peşmerge mevzilerine sadece birkaç kilometre mesafeye yaklaştı.

Irak ordusu ve Haşdi Şabi Birliklerinin Kerkük çevresinde yığınak yapmasının ardından bölgede tansiyonun oldukça yükseldi. Arap ve Türkmen komutanlarda Kerkük’e geldi ve adeta Kerkük komutanların güç gösterisi haline dönüştü.

Peşmerge: Bir Felakete Dönüşebilir

Peşmerge karargahından Kerkük’teki durumla ilgili yapılan açıklamada “Kargaşa hali bir felakete dönüşebilir. Peşmerge Kerkük’ün güneyinden her türlü saldırıya hazır olsun” denildi.

Her Ne Şekilde Olursa Olsun Kerkük Geri Alınacaktır!

Irak Genel Kurmay Başkanı  Osman Al Ganimi: “Kerkük anayasaya göre  Irak‘ındır, her ne şekilde olursa olsun geri alınacaktır. Türkiye,  İran ve  Irak Kuzey  Irak‘taki sahte referandumu tanımamaktadır. Biz  Kerkük‘e küçük  Irak deriz. Çünkü orada Türkmenler, Araplar, Kürtler, Hristiyanlar ve başka toplumlar yaşıyor.  Kerkük bizim en önemli bölgelerimizden biridir. Maalesef  Kerkük‘te 2014’te IŞİD’in girişi ile birlikte 12.Tugayın silahları Kürt güçler tarafından alınmıştı.  Kerkük  Irak‘ındır.  Kerkük anayasaya göre  Irak‘ındır, her ne şekilde olursa olsun geri alınacaktır. Kimseye bağlı değildir. Bizim de orada gelecekte bazı hareketlerimiz olacaktır.” dedi.

Haydar el-İbadi  ile Haşdi Şabi’nin Kürt Yönetiminden Talepleri

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi  ile Haşdi Şabi’nin Kürt yönetiminden talepte bulundukları maddeler şöyle:

Kerkük Havaalanı’nın  Irak ve Heşdi Şabi güçlerine teslim edilmesi

Keywan (K1) Askeri Üssü’nün  Irak‘a teslimi

Kerkük’teki tüm petrol rafineri ve borularının  Irak‘a teslimi

Peşmergenin elindeki esir IŞİD mensuplarının  Irak güçlerine teslim edilmesi

Irak güçlerinin IŞİD öncesi bölgelere yerleşmesi

Kerkük Valisi Necmeddin Kerim’in görevden alınması

İbadi ve Haşdi Şabi güçlerinin söz konusu taleplerin yerine getirilmesi için Irak  Kürt Bölgesel Yönetimi‘ne yarın gece saat 02: 00′a kadar süre verdiği de iddia edildi.

Şimdi İse Korku Sardı

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı  Neçirvan Barzani: ”Kürt Bölgesi Hükümeti olarak Sayın Ayetullah Seyid Ali Sistani’den, Iraklı tüm taraflardan, bütün sivil ve barış yanlısı örgütlerden,  Birleşmiş Milletler ( BM),  ABD,  Avrupa Birliği, IŞİD’le mücadele koalisyonuna üye ülkeler,  BM Güvenlik Konseyi ve komşu ülkelerden acilen rol oynayıp bölgenin yeni bir savaşa sürüklenmesine engel olmasını istiyoruz.

Ne Iraklı güçlerin ne de başka bir gücün böyle bir savaşa mahal vermemesini istiyoruz; çünkü sonuçları hem  Irak‘ın iç durumu hem de bölge için kötü olur ve IŞİD ile diğer terör örgütlerinin bölgede güçlenmesine zemin sağlar.

Kürt Bölgesi Hükümeti olarak bütün sorunların gerçekçi çözümü için yapılacak temel görüşmelere hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Yaşanacak her çatışma ve olumsuz sonucun da sorumlusunun Sayın Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Haydar el-İbadi’nin olduğunu bildiriyoruz.”

Ali Kerküklü (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

…..

Kürt Gruplarının Kerkük Oyunu

Kürt grupları Irak’tan ayrılmayı öngören bağımsızlık referandumuna 25 Eylül’de gitme kararı aldı. Başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkeler de referanduma şiddetle karşı çıkıyor.

Bölgenin diğer büyük oyuncularından İran ve Irak’ın komşusu Suriye de bölgeyi istikrarsızlaştıracağı için referanduma destek vermiyor.

Batılı yetkililer de oylamanın bölgede istikrarsızlığa yol açmasından ve özellikle DEAŞ ile mücadeleyi sekteye uğratmasından kaygılı. Irak’ın kuzeyindeki bağımsızlık referandumuna şu an açık bir şekilde destekleyen tek ülke İsrail.

Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlı bir kenttir. Kerkük İl Meclisi, Türkmen ve Arap boykot ettiği oturumda Kerkük’ün de 25 Eylül’deki referanduma katılması kararını aldı.

Toplantıya Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim de katıldı. Necmeddin Kerim’in Irak Anayasası’nı da hiçe sayarak yaptığı provokatif  referandum başvurusu, Kerkük İl Meclisi’nde Kürt üyelerin oylarıyla kabul edildi.

Başlangıçta, “Araplaştırma”, Günümüzde “Kürtleştirme” Politikasına Dönüştü.

Kerkük, asırlardan beri Irak Türkmenlerinin bu coğrafyada şekillenmiş Türk kültürünün merkezidir. Diktatör Saddam Hüseyin, kentin Türk kimliğini ortadan kaldırmak istedi.

Bir­çok yer­le­şim yerinin Türk­çe olan ad­la­rı Arap­ça isim­ler ile de­ğiş­ti­rildi­. Kerkük Kalesi ve on­lar­ca Türk­men köyü ve yer­le­şim ye­ri yı­kıl­dı ve Türk­menler Irak’ın gü­ne­yi­ne ve farklı illerine sürüldü.

Başlangıçta, “Araplaştırma” politikası ile Türk kimliğini eritme çabaları, günümüzde “Kürtleştirme” politikasına dönüştü. Türk­menlere yönelik yıllarca in­san­lık dı­şı uygulamalarının bugün daha beteri yapılmaktadır.

Çeşitli siyasi gelişmelere bağlı olarak Kerkük ve çevresinin demografik yapısı değiştirilmeye çalışılmıştır. Bunda bölgenin zengin petrol kaynaklarına sahip olması en önemli etken olmuştur.

Dün ve bugün emperyalist devletler ile bunların yönlendirdikleri Arap ve Kürt gruplar bölgenin nüfus yapısını Kerkük Türklerinin aleyhine değiştirmek için her yola başvurmuşlardır.

Ne zaman ki işgal güçleri ABD ve İngiltere Irak’a girdi, Kerkük’te tapu ve nüfus kayıtları yakıldı ve bu kent talan edildi, yağmalandı. Türkmen şehri Kerkük’ün nüfusunda ve nüfuzunda büyük hareketlenmeler ve oynamalar baş gösterdi.

700 bin Kürt Kerkük’e İthal Edildi.

2003 yılında Amerika ve İngiltere’nin Irak’ı işgalinin ardından Kürtlerin Türkmen bölgelerinde etkin konuma getirilmesi sonucu, Türkmenlerin hakları yok sayıldı. Daha önceden olan Araplaştırma politikasının yerini Kürtleştirme politikası aldı.

İşgal sırasında oluşan istikrarsız ortamda Kürtlerin Kerkük’e kamyonlarla taşınması, Saddam Hüseyin döneminde, Araplar ve Kerkük petrol şirketi çalışanları için yapılan konutlara, askeri garnizonlara, sosyal tesislere, devlet daireleri ve hatta Kerkük Stadyumu´nun soyunma odalarına bile Kürtler yerleştirildi.

On binlerce Kürt planlı ve programlı bir şekilde çadırları ile getirildi, Kerkük’e 700 bin Kürt ithal edildi. Dün çadırlarla gelen bu ithal Kürtler bugün konut sahibi oldular. Kürt grupları, devletin tüm imkanlarını sözde göçmen diye bu ithal Kürtlere seferber ettiler.

Onlara aş, iş, aylık maaş ve konut imkanı sağladılar. Getirilen Kürtlere sahte “Kerkük” nüfus kağıdı ve gıda karnesi (bu karne her Iraklının devlet işlemlerinde bulundurması gereken bir belge) verildi. Bu ithal Kürtler Kerkük’e yerleştiği içinde Kürt partiler ve Devlet’ten de “göçmen adıyla” maaş almaktalar.

Yeni Kürt Mahalleri Oluşturuldu

Kerkük’teki Kürtleştirme hareketlerinin ne derece tehlikeli bir noktaya geldiğini kanıtlayabilecek en önemli durum, Kerkük-Erbil ve Kerkük-Süleymaniye şehirleri yolu üzerinde kurulan yeni mahallelerdi.

Petrol kenti Kerkük´e yerleşen ve ev kurmak için geniş araziler üzerinde hak iddia eden on binlerce Kürt, Kerkük üzerinde hak iddialarını güçlendirmek için kurduğu konutlardan bir kısmı, dumanların yükseldiği doğal gaz tesislerine sadece yarım mil uzaklıkta.

Kerkük’e ithal edilen Kürtler, Kerkük petrol yataklarını ele geçirmek için kentin zengin petrol yatakları ve rafinerisi etrafındaki devlete ait arazilere kanunsuz konutlar yaparak yerleştirildiler.

Çeşitli vaatlerle Kerkük’e getirilen Kürtlerin oluşturduğu bu mahalleler kentin demografik yapısının nasıl değiştirilmeye çalışıldığına en belirgin örneklerinden bir tanesidir. Kültür ve medeniyet şehri olan bir kent ancak bu kadar acımasız bir şekilde tahrip edilebilirdi.

Bu yerleşen kişilere para verilmesi, “tecavüz evleri” olarak nitelendirilen gecekondulaşmanın yoğunlaşması, 700 bin Kürt’ün Kerkük’e ithal edilmesi, nüfus kayıtlarının ve tapu dairelerinin tahrip edilip yakılması, tüm devlet daireleri ve müdürlüklerin Kürtlerin eline geçmesi gibi gelişmeler Türkmen toplumu üzerinde psikolojik etki yaratmıştır.

Bunun akabinde kamunun üst düzey Türkmen yetkililerine, siyasetçi, doktor, iş adamı, bilim adamı, askeri komutan ve sivil halka karşı tehdit, yıldırma, sindirme, fidye isteme, göçe zorlama, bombalı saldırı ve suikast girişimlerinin devam etmesi, Türkmenler üzerinde bu psikolojik etkiyi daha da arttırmıştır.

Türkmen bölgelerinde ve diğer kritik merkezlerde oluşan şiddet olayları, Türkmenlere yönelik eylemler bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Binlerce Yılık Türk Kimliği ve Varlığı Yok Ediliyor!

Irak Türklerinin Irak’taki binlerce yıllık varlığı tehdit altında. Baas rejimi 35 yıl baskı ve zulüm altında tuttuğu ve Araplaştırma politikalarına maruz bıraktığı Irak Türkleri, bugün dış güçlerin işbirlikçilerinin zulmü altında yaşam ve kimlik mücadelesi veriyor. Bölgedeki binlerce yılık Türk kimliği ve varlığı yok ediliyor.

Çocukken yaşadıklarını hiçbir zaman unutmazsın. Çünkü hafızanın en temiz en güçlü olduğu zamanlardır çocukluk. Çocukluk cennetiz Kerkük, nasıl bir “yitik cennet”e dönüştüğünü görüyoruz.

Bu da bize derin bir acı ve keder veriyor. Zalimler, çocukluk cennetimizi harabeye ve hayatımızı da cehenneme çevirdiler. Kerkük giderek solan, el değiştiren, artık tutunamayan bir kent. Ötesi, halen, belleğimizde yaşayan, kanayan haliyle çocukluk cennetiz.

Ali Kerküklü (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

…………………

‘Türk Diyarı Kerkük Elden Gidiyor!’

Ali Kerküklü (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

Perdeleri örtük,
Lambaları sönük,
Sırtında yıllar yük,
Hatıraları kırık dökük,
Bir yer olacak orada,
Adı, Kerkük…”

Arif Nihat Asya

PKK’nin hamisi ve destekçisi Türkmen kenti Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim’in girişimiyle, resmi günlerde vilayetin tüm resmi dairelerine Kürt bayrağının asılması kararı kabul edildi. Kerkük İl Genel Meclisi’ndeki Türkmenler ve Arapların itirazlarına, Bağdat yönetiminin de tepkilerine rağmen alındı. Bu karar, bölgede gerilimi iyice artırdı.

Bayrak provokasyonuna imza atan Kerkük Valisi Necmeddin Kerim, PKK ile sık sık biraraya geliyor. Kerim bir süre önce PKK’lı teröristlerin Kerkük’e girmesine ve kontrol noktaları oluşturmasına da izin vermişti. Irkçı vali Necmeddin Kerim’in yönettiği Kerkük’teki bayrak provokasyonu bölgede gerilimi artırmaya yönelik son adım oldu.

Türkmen şehri Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlı bir kenttir. Ancak peşmerge, 2014 yılında IŞİD’le mücadele bahanesi ile, Kerkük’te yönetime “fiilen” el koydu. Kürt grupları, uzun bir dönem boyunca Türkmen kenti ve petrol zengini Kerkük’te varlığını göstermek için nüfus ve tapu dairesine saldırarak, yakıp yıkıp yağmaladılar.

Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Daha sonra hızla bölgeye/Kerkük´e göç etmeye başladılar (Kerkük’e 700 bin Kürt ithal edildi). Aslında, bu göçler bir anlamda Kürt partileri ve dış güçler tarafından teşvik edildi ve desteklendi. Kürt grupları, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. Kerkük’ün demografik yapısı bu gruplar tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Hedefleri Kerkük’ü de Kürt bölgesine dahil etmekti.

Kerkük neden önemli?

Uluslararası enerji ajansına göre, Irak petrolünün mevcut üretiminin yüzde 40’ı Kerkük’te gerçekleşiyor. Ülkenin kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 6’sı, potansiyel petrol rezervinin ise yüzde 9′u  Kerkük’te. Kerkük açısından Türkiye için hayati öneme sahip önemli nokta ise, Kerkük’teki yoğun Kerkük – Ceyhan petrol boru hattıdır.Türkmenler, zengin petrol yatakları üzerinde yaşıyor. Ama Petrol Türkmenlerin baş belası olmuş, insanlarına felaket, kan, ölüm ve gözyaşı getirmiştir.

Belgelerle Kerkük’ün Kimliği

Kürtler, Kerkük konusunda siyasi çalışmalarının yanı sıra, siyasetçiler ve yazar çizerleri ile de, bölgenin yani Türkmeneli topraklarının Kürt bölgesi olduğu, nüfusunun da Kürt olduğu iddiasını yazarlar ve dünyayı yanıltmaya ve kandırmaya çalışırlar. Onlarca yazarın eserlerinde ve resmi devlet kayıtlarındaki mevcut bilgilerle Kerkük’ün Türk, nüfusunun çoğunluğunun Türk, konuşulan dilin de Türkçe olduğu belgelenmektedir. Birçok Arap, Türk ve yabancı araştırmacı ve yazarın bu konuyu yani Kerkük´ün bir Türkmen şehri olduğu teyit eden birçok eseri mevcuttur.

Gertrude Bell, 1. Dünya Savaşı sonrasının Irak’ını kurmuş, sınırlarını cet-velle kendisi çizmiş ve yarattığı Irak’ın kralını bile bizzat kendisi tayin et-miş bir İngiliz ajanıdır. 14 Ağustos 1921 tarihinde babasına yazdığı mektu-bunda “Referandum yapıldı ve Kral Faysal oy birliği ile seçildi, ama Ker-kük, Kralın lehine oy kullanmadı. Kerkük’ün içi ve ilçeleri Türkmenlerden oluştuğu, bazı köylerin ise Kürtlerden sakin olduğunu yazmaktadır.[1] Irak’ın kurucusu Gertrude Bell’in mektuplarında Kerkük’ün Türkmen şehri olduğu açık bir şekilde yazılmaktadır.

Kerkük’te İki buçuk sene il danışmanlığını, idari müfettişliğini ve Irak’ın kuzeyinde Kürtlerin yoğun yaşadığı Süleymaniye de de yıllarca görev yapan C. J. Edmonds Kürtler, Türkler ve Araplar adlı eserinde:

“Kerkük’te Belediye gibi şehri ilgilendiren konularla uğraşan Miller (Ingiliz subayı), daha önce de söylediğim gibi Türkçeyi düzgün ve akıcı bir biçimde konuşmaktaydı ve özellikle Belediye Başkanı Abdulmecid Yakubi ile dostane bir ilişki kurmuş, sık sık kentten ayrılmam gereken dönemlerde iyi bir iş çıkararak mükemmel bir zemin çalışması gerçekleştirmişti.

Livanın resmi dilinin Türkçe olarak kalması ve memurların da yerel ahaliden olmasını güvence altına alacak bir bildirimde, bulunmasıydı. Bu formül, Kerkük için kaydedilen büyük bir aşamaydı.[2]

Görüldüğü gibi Kerkük’ün Türk olduğunu ispatlayan bu belge açıkça gösteriyor ki Kerkük’ün resmi dilinin Türkçe kalmasının nedeni, şehrin ahalisinin Türk, dilinin Türk olmasıdır. Kürtlerin dostu, işgalci İngiltere tarafından bile kabul edilmiştir.

İngiliz işgali sırasında, Kürtlerin Lawrence´i diye tanınan İngiliz istihbarat subayı Binbaşı Edward William Charles Noel, Şeyh Mahmut Berzenci‘yi Kürtlerin yoğun yaşadığı Süleymaniye temsilcisi olarak atama yetkisini almıştı. Noel bu yetkiyi hemen kullanmış, ancak “Kerkük bölgesi Türkmen olup, Türkçe konuştukları için, Şeyh Mahmut’un nüfuz alanında olmayı reddetmişler, bunun üzerine işgal kuvvetleri de bu bölgeyi, Kerkük Bölge-si ismiyle özel bir bölge olarak ilan etmişti.

Kerkük’te siyasi subay olarak görev yapan binbaşı Stephen Hemsly Long-rigg “Irak’ın Yeni Tarihinde Dört Asır” adlı eserinde, Türkmenlerin yerleşim bölgelerini anlatarak şöyle demektedir: “Türkmenlerin, Telafer’de ve uzun bir çizgi olarak Musul yolunda Deli Abbas’tan Büyük zab’a kadar uzan-maktadır.

Güzel Kerkük şehri ise son iki asırda pek değişmemiştir. Ve bü-yük güzergah üzerindeki Türkmen köylerinin konumu, hatta yağmura da-yalı tarımla uğraşan çeşitli köylerin konumu da hiç değişmemiştir. Türk kanının hakim olduğu bölgelerde, Türkçe’nin ve Türk bariz bir şekilde gö-rüldüğü yerlerde, her zaman Türk ağırlığı görülmüştür.”[3]

Longrigg bu kapsamda Kerkük’ü anlatırken, konuşulan dilin Türkçe olduğunu söylemektedir. Bir İngiliz subayı olarak Kerkük’te görev yapmış olan Stephen Hemsly Longrigg, Kerkük’ün bir Türk şehri olduğunu söylemektedir, bu Kerkük’ün bir Türkmen şehri olduğu tescili değil midir?

İngiliz işgali sırasında Erbil´in siyasi valisi olan W. R. Hay, bölge hakkında yazdığı bir kitapta şöyle demektedir:, “Kerkük şehrinin bölgedeki Türkle-rin ana merkezi olduğunu ve savaştan önce 30.000 nüfusu bulunduğunu, ayrıca civarda bir çok köy halkının da Türkçe konuştuğunu” yazmaktadır. [4]

Alman araştırmacı Reinhard Fischer’in Berlin üniversitesinde yüksek lisans diplomasını almak için sunduğu tezin konusu “Irak Türkmenleri”. Irak’taki Türkmenlerin en önemli merkezi Kerkük’tür. Kerkük’ün rolü yalnız önemli bir kültür merkezi olmaktan ziyade, Türkmenlerin en yoğun olduğu şehirdir“.[5)

Fransız araştırmacı ve yazar Chris KUTSCHERA’nın "Kürt Ulusal Hareketi" adlı kitabında:

“Kerkük’ün çok özel bir statüsü vardı. Teorik olarak Irak’a bağlıydı. Bağdat’la ilişkilerinde resmi dil olarak TÜRKÇE kullanılıyordu. Kerkük, danışmanları İngiliz olan bir Türk mutasarrıfı (vali) tarafından yönetiliyordu. İngiliz yetkililer (Faysal’ın 23 ekim 1922 tarihli genelgesi çerçevesinde) Kerkük eşrafını kendi bölgelerinde bir kurucu meclis seçimi yapılacağından haberdar etmişlerdi”.[6]

1890´lı yıllarda Duyun-i Umumiye müfettişi olarak bölgeye gelen Fransız Vital Cuinet, “Le Turquie î D´Asia” isimli eserinde, Kerkük şehrinin nüfusunu 30 bin olarak verirken, bu nüfusun 28 bininin Türkmen olduğunu belirtmektedir.[7]

Rus araştırmacı Vladimir F.Minorsky “Türkmenler; Telafer, Erbil, Altun-köprü, Kerkük, Tazehurmatu, Tavuk, Tuzhurmatu, Kifri ve Karatepe gibi şehir ve kasabalarda ve Musul bölgesinin güneyinden geçen tarihi “İpek Yolu” denilen yol üzerindeki bölgede çoğunluğu teşkil etmektedirler.”[8]

Kerkük katliamı 1959’da Kerkük’te Kürt komünistleri, Kürt askerleri ve KDP peşmergeleri silahsız ve suçsuz Türkmenleri 3 gün 3 gece hünharca katlettiler. Ve bu tarihe “Kerkük Katliamı” olarak geçecektir. Bu olay Amerikan basınında da yankı bulmuştur.

Amerikanın tanınmış gazetelerinden The Newyork Times Gazetesi bu konuda haber vermiştir. “Bağdat´ın 150 mil kuzeyinde olan Kerkük´ün çoğunluğu müreffeh Türkmenlerden oluşmaktadır. eyleme, çeşitli silahlarla donatılmış sivil Kürtlerle, ordu ile işbirliği içerisinde olan komünist ağırlıklı Halkın Direniş Grubu (çoğu Kürtlerden oluşuyordu) katılmışlardır.[9]

Kürt asıllı Prof. Dr. Nuri Talabani, Kerkük Bölgesinin Araplaştırılması adlı kitabında, Kerkük’ün 2. tümen komutanı Nazım Tabakçalı’nın Kerkükteki gelişmeleri Bağdat’ta ki Savunma Bakanlığı’nın askeri istihbaratına gönderdiği raporda:

Belge: Kerkük eyaletinin Arap, Hıristiyan (Asuri,Keldani, Ermeni) azınlıklarıyla bir Türkmen çoğunluğuna sahip olduğuydu. Kerkük eyaletinde Kürt Eğitim Müdürlüğü kurulması veya girişimi buradaki diğer milliyetler arasında projeye karşı huzursuzluk duyguları uyanmasına yol açacaktır. Ayrıca öğretmenler birliği (Arap milliyetçiler,

Baasçılar ve Türkmenlerden oluşan “Ulusal Liste” içinde Öğretmenler Birliği seçimlerini kazanan hepsi Türkmen olan grup) bunu bana kamu yararı için bildirdiklerini, ilkeleri Kürt olmayan çoğunluğun yaşadığı bir eyalete asla uyarlanamayacak bir müdürlüğün varlığıyla tehdit altına girebilecek ülke geleceği, eğitimin birliği için yaptıklarını da söylediler.[10]

İmzalı
Tümgeneral Nazım el-Tabakçalı
ikinci Tümen Komutanı
Askeri istihbarat Müdürlüğü

Aslı Arap olan ancak Amerika´da yaşayan Said K. Aburish, Saddam hakkında İngilizce kaleme aldığı eserinde bir gerçeği aydınlatmak istiyor

“Saddam, Kerkük´ü Araplaştırmaya çalışıyordu. Saddam Kerkük´ün bir Arap, Kürtler de bir Kürt şehri olduğunu iddia ediyorlardı. Aslında bu şehir ne Arap ne de bir Kürt şehridir. O şüphe götürmez bir Türkmen şehridir. Kürtler 1960 yıllarından itibaren planlı bir şekilde Kerkük´e gelmeye ve yerleşmeye başlamışlardır”.[11]

Filistinli yazar ve araştırmacı Hanna Batatu : “Kerkük şehri yakın tarihe kadar kelimenin tam manasıyla bir Türk şehri idi. Kürtler bu şehre yakın köylerden göç etmeye başladılar. 1959 yılında Kürtler şehrin yaklaşık üç-te birini oluşturmaya başladılar.[12]

Ferik El-Mızhır El-Firavn “Irak’taki azınlıklar şöyledir: Süleymaniye de Kürtler ve Kerkük’te Türkler.[13]

Seyyar El Cemil “Irak’ın kuzeyinde belirli bölgelerde yaşayan Türkmenler Dicle nehrinin doğusundaki Kerkük’te ve nehrin batısındaki Telafer’de yoğun olarak yaşamaktadır. Bunların asılları Irak’ta egemenlik kuran Türkmen Devletlerine dayanmaktadır.[14]

Araştırmacı yazar Sati Al-Hisri “Irak’ta Hatıralarım” adlı eserinde 1921 yılında, o dönemin Eğitim Bakanlığı baş müşaviri görevinde bulunan İngiliz yüzbaşı N.Varel ile olan ihtilafı ve çarpışmasını, Eğitim Müdürü muavinliği görevini reddettiğini açıklarken, Varel’in kendisine:

“Kerkük’e git, orada Eğitim Müdürlüğü görevini sana verelim, orada Türk-çe konuşulur, sen de Türkçe biliyorsun”, dediğini hatırlatıyor. Varel bu önerisini Kraliyet Sarayı Başkanı Rüstem Haydar’a da tekrarlamış ve Al-Hisri’den Türkçe konuşulan Kerkük’te yararlı olabileceğini söylemişti.[15]

Bir başka yazar, Abdulmecid Hasip Al-Kaysi’ye bakacak olursak, 1 Hazi-ran 2000 tarihinde Londra’da çıkan el-Hayat gazetesinde Asuriler adlı ki-tabı hakkında yayınlanan bir eleştiriye verdiği cevapta, kendisini tanıtır-ken Irak’ın siyasi tarihiyle ilgilenmesinin elli yılı bulduğunu ifade eden bu yazar, adı geçen kitabında Kerkük’ün bir Türkmen şehri olup, halkının Türk ırkından olduğunu yazmaktadır.[16]

Dr. Mecit Khudduri “Cumhuriyet Döneminde Irak” adlı esrinde Kerkük, Altunköprü ve Telafer’e temas ederken, buraların Türkmenlerce meskun olduğunu yazar.[17]

Iraklı yazar Mir Basri “Yeni Irak’ın Edebiyat Yıldızları” adlı eserinde Irak’ta gelişen edebiyattan söz ederken, Kürtlerin Süleymaniye bölgesinde edebi eserler vermelerine karşın, Kerkük’te Türkmen edebiyatının yaygın olduğunu yazarak, Fuzuli, Fazli, Rizai, Ahdi, Şemsi ve Hüseyni ile başlayan edebiyat akımının, sadece Türkmen edebiyatı ile geliştiğini ve Hicri Dede, Hıdır Lütfü, Naci Hürmüzlü, Mehmet Sadık ve Ahmet Faiz ile doruğa çıktığını, Kürt asıllı Şeyh Rıza Talabani’nin de Türkçe yazmak durumunda olduğunu bildirmektedir.[18]

Irak’ın yeni tarihi üzerine pek çok araştırması ve eseri bulunan Hayri Emin Ömeri de, Irak’ın yeni tarihinden politik hikayeler (Arapça) , Bağ-dat, 1969, S. 66. Irak tahtı üzerine yaşanan tartışma ve çatışmaları anla-tırken Kerkük’te çoğunluğun Türkmen olduğunu yazmaktadır.

Dr. Fazıl Hüseyin’in “Musul Sorunu” kitabının 2’nci baskısının 92’nci sayfasında, Erbil, Kerkük ve diğer Türkmen bölgeleri hakkında Milletler Cemiyeti raporunda şunu yazmıştır: “Milletler Cemiyeti komisyonu bu şehirlerin sakinlerinin asıllarının Türk olduklarını belirterek Erbil’de, Türklerden beş, yarısı Türk, yarısı Kürt olan ve bir de Yahudi mahalle vardır. Komisyonun ifadesinde, hükümet denetiminde tek gazete basıldığını, burada yayınlanan resmi fermanlarda Arapça ve Türkçe dillerinin kullanıldığını belirtmiştir.

Kerkük’te bulunan İngiliz siyasi subayı Arapça ve Kürtçe konuşmayı dahi bilmiyordu. Yalnızca Türkçe’yi öğrenmişti. Altınköprü ve Tuzhurmatu tamamen Türk veya Türkmen şehirleridir. Bunlar içinde birkaç aile Yahudi bulunmaktadır. Karatepe %75’i Türk, %22’si Kürt, %3’ü ise Araplardan oluşmaktadır. Tazehurmatu ve Dakuk tamamen Türk şehirleridir. Yalnız çevresindeki köyler Kürtler-den oluşmaktadır.”

Ansiklopedik bilgilere başvuracak olursak, Cambridge Üniversitesi yayını olan “Dünyanın Yöresel Mimarisi Ansiklopedisi” adlı eserin Kirkuk (Kerkük) maddesi, Kerkük’te çoğunluğun Türkmen olduğunu ve Irak’ta Türkmen nüfusunun 2.5 milyonun altında olmadığını yazmaktadır.[19]

Ana Britannica Ansiklopedisi’nin “Kerkük” maddesini J.H. Kramers yazmıştır. Kramers ilgili maddede “Kerkük’ün 1. Cihan Harbi’nden az ev-vel 20.000 kadar tahmin edilen nüfusunun hakim unsurunu Türkler teşkil ediyordu” diye yazmaktadır.[20]

Microsoft Ansiklopedisinde ise Kerkük Irak’ın petrol sanayisinin merkezi-dir. Akdeniz’e ham petrol taşınması için petrol boru hattıyla bağlıdır. Ker-kük nüfus çoğunluğu Türkmendir. Ayrıca Kürt, Arap, Asuri ve Ermenilerde bulunmaktadır.[21]

28 Ekim 1992 tarihli Meydan Larousse’un Türkiye baskısının Kerkük maddesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Kerkük’te yoğun bir Türk topluluğu ile onun geliştirdiği Türk kültürü vardır. Şehirde 350 aile kadar olan Hıristiyanlar da Türkçe konuşur ve Türkçe’yi Süryani harfleri ile yazarlar ve bir bölümü de Kerkük Kalesi’nde otururlar.”

Irak’ın kuzeyinde bütünüyle Türkmen kasaba ve köyleri vardır. Önemli bir kent olan Kerkük’te bunlardan biridir.[22]

Kerkük konusunda yalan söylemekten çekinmeyen Kürtler, Kerkük´ün aslında Osmanlı arşivlerine göre de Kürt şehri olduğunu söylerken, gerçek Osmanlı arşivleri bu konuda tam tersini söylemektedir.

Belgelerle dolu olan bu kitap, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Dairesi Başkanlığı Nu: 64, “Kanuni Devri”nde 111 numaralı Kerkük’e ait tahrir defteridir, yayın tarihi: 2003.

Tahrir defteri incelendiğinde, bölgede yaşayan toplumların etnik kimlikle-ri, bağlı oldukları aşiretler ve bu aşiretlerin kimliği, bölgenin idari yapısı, nüfusu, din ve mezhepleri, vakıflar, toprağın yani arazilerin tasarruf şekli ve kime ait olduğu, hayvancılık hakkında bilgilerin yanı sıra 7320 erkek nüfusunun bulunduğu ve bunların da % 90’ının TÜRK OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.

Kürtlerin gösterdiği ve her yerde ibraz ettikleri tek kaynakları, Arnavut asıllı Şemseddin Sami’nin verdiği bilgilerdir. Şemseddin Sami Türkçeyi öğrenerek kitaplar ve makaleler yazmaya başlamıştır. Semseddin Sami Kerkük’ü hiç görmeden bazı Fransız ansiklopedilerden yararlanarak Kamus-i A’lam’inin Kerkük maddesinde Kürtlerin Kerkük’te çoğunluğu oluşturuyor yazmaktadır. Verdiği bilgilerin bilimsel, gerçekçi ve doğru olduğunu kabul etmemiz gerekirse, Bağdatı’n da bir Türk şehri olduğunu kabul etmemiz gerekir. Çünkü Şemseddin Sami aynı eserinde, Bağdat’ta halk tarafından konuşulan birinci lisanın Türkçe, İkinci derecede ise Arapça olduğunu da tespit ettiğini yazmaktadır

“Belge: ” Devlet arşivinden alınmış bir devlet belgesidir. Tartışma götür-mez gerçek bir belgedir.

“Musul Vilâyeti-Salnâme-i Resmiyesidir”. 1904 yılında bundan 100 yıl önce yazılan bu belge, Şemseddin Sami’nin yazdıkları ile aynı tarihlere rastlar. İki belge arasındaki farklara bakılmak suretiyle bilimsel olarak konuyu iyi değerlendirmek gerekmektedir. Eski Türk alfabesi ile yazılan belgeden bazı satırları okuyalım. S. 212, 213, 214.:

“Kerkük Sancağına dair malûmat:

… Kerkük şehrinde 26510 İslâm ve 432 Keldani ve 463 Musevi, buna bir misli ünas (kadın), üç binden aşağı olmayan yabancı ilâve olunursa şehrin nüfus mecmuası 57810’a baliğ olur. Kerkük şehri “kale” ve “karşı yaka” ve “korya” namları ile üç kısma münkasim (bölünmüş) olup, bu her üç kısımda 14 mahalle vardır.

AHALİ-İ ŞEHİR: UMUMİYETLE TÜRK OLUP TÜRKÇE TEKELLÜM EDERLER. (konuşurlar). GURABA (yabancı) OLARAK BİR MİKTAR ARAP VE KÜRT İLE KALİL’İL (az)- MİKTAR İRANİ BULUNUR”. Aynı yıllara rastlayan, biri resmi devlete, diğeri şahsa ait olan bilgi arasındaki farka bakanlar ve Kerkük’ü, çevresini yakından bilenler, tanıyanlar, orada yaşayanlar, Kürtlerin ne kadar tarih bilgisinden yoksun, hayal peşinde koştuklarını anlayacaklardır.

Kerkük Kalesini Kürtler mi Yaptı? 

Sözde bazı Kürt araştırmacı, yazar ve çizerleri Kerkük’ü hayal edilen Kürt devletinin sınırları içine almak için türlü yalan ve uydurma belgelerle insanları yanıltıyorlar. Bu sözde Kürt Araştırmacıları:

“Bu bölgede yaşayan Kürtlerin bağımsız devletleri, imparatorlukları, devletçikleri ve emirlikleri olmuştur… Irak kuzeyinin kalesiyle meşhur olan şehri Kerkük´tür”.

Kürtlerin küçük ve dağınık beylikler kurduklarını kabul etmek müm-kündür. Ancak, devletler, hatta imparatorluklar kurduklarını iddia etmenin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Bu devletler ve imparatorluklar ne zaman ve nerede kurulmuştur? Adları nedir, hükümdarları kimlerdir? Hiç belli değildir.[23]

Zira tarihsizler, yapay geçmiş yaratmaya çalışıyorlar. Kürt siyasitçileri, tarihçileri ve aydınları bir dala tutunmak ve yeni bir tarih yaratmak istiyorlar, ama tarihi dayanakları yok ve iddialarını da hiçbir tarihi kaynak doğrulamıyor. Yapabildikleri tek şey, başka milletlerin tarihi şahsiyetlerini ve kültürel varlıklarını kendilerine mal etmeye çalışmak. Yarında Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucularının Kürtler’in olduğunu söylerlerse kimse şaşmasın.

Yoksa Kerkük Kalesini Kürtler mi Yaptı?!! Kerkük´te diktikleri, tarihi değeri olan bir mimari eserleri var mı? Bir tane yoktur. Ama bu hayalperestler utanmadan Kerkük’ün tarihi ve coğrafi olarak Kürt şehridir derler!

Bir Ortadoğu uzmanı olan David McDowall Modern Kürt Tarihi isimli kitabında diyor ki:

“Az sayıda Kürt, 1958 gibi yakın bir tarihten bu yana daha büyük bir Türkmen nüfusa sahip olmasına rağmen, bugün bile Kerkük şehrinin kendilerinin olduğunu öne sürecektir”[24]

Başkaları için petrol cenneti” bizler için ise çocukluğumuzun cennetidir Kerkük. 

Kerkük, asırlardan beri Irak Türkmenlerinin bu coğrafyada şekillenmiş Türk kültürünün merkezidir. Bir kentin aidiyeti ve kimliği, o şehrin tarihi mimari eserleri, sosyal ve kültürel yapısıyla da yakından ilgilidir. Kerkük Kalesi, Gök Kümbet’i, Nakışlı Minare ve Camisi, Aziziye Kışlası, Kayseri (Kapalı) Çarşısı, Kilciler Pazarı, Altunköprü, Kırdar Hanı ve Çarşısı, Kale Hanı, Mecidiye Sarayı, Dakuk Ulu Camii Minaresi, 16 gözlü Taşköprü gibi 60’tan fazla Türk eserine Kerkük’ün her noktasında rastlamak mümkün.

Kerkük’te yaşayan Türkmenlerin dışındaki milletlerin buna benzer acaba kaç tane tarihi eseri vardır? Yok. Diğer taraftan edebiyat ve kültür alanında da Türkmen ağırlığını görmek mümkün. Kerkük’teki sanatçıların çoğunluğu da yine Türkmenlerden. Kerkük Türküleri tüm dünyada hangi dille icra ediliyor? Türkçe. 

Bazı gruplar Kerkük bizim diyor, o zaman haklı olarak şu soruları sormak gerekiyor, Kerkük sizin ise o zaman Kerkük’te tarih, medeniyet ve kültür mirasınız nerede? Kerkük sizin ise neden nüfus kayıtlarını ve tapu dairelerini tahrip edip yaktınız?

Kerkük sizin ise devlet dairelerini, devlete ait araçları, okulları, hastaneleri, insanların evlerini, özel araçlarını ve iş yerlerini neden talan edip yağmaladınız? İnsan kendine ait olan bir şehri talan edip, yağmalar mı hiç? Kerkük sizin ise Irak işgalinden hemen sonra sahte “Kerkük” nüfus kağıdı ve gıda karnesi düzenleyerek 700 bin Kürt’ü Kerkük’e neden yerleştirdiniz?

Kerkük’ün ahalisinin büyük çoğunluğu Türk’tü. Ne Arap ne de Kürt’e rastlamazdınız. Şehirde herkes Türkçe konuşur. Biraz farklı bir lehçeyle, ama her şeyiyle Türkçe, etraf hep Türklerle dolu, evde, sokakta, pazarda, çarşıda, camide, parkta, sinemada, lokantada….. Türkler sadece okulda bir miktar Arapça öğreniyorlardı. Hatta Arap öğretmenler eğitim verebilmek için Türkçe öğrenmek zorunda idiler.

Türkmen şehri Kerkük, tarihin her döneminde önemini korudu. Kültür varlığı, sanat, müzik, spor ve çevresinin mimarisi ile de dikkat çekici bir şehir. Kerkük, geleneksel yapı ve tarihe tanıklık eden kitabeleri ile de göz alıcı bir hazine.

Kerkük’ü karanlığa boğan onun kalesi, Gök Kümbeti, Dakuk Ulu Camii Minaresi, Sultan Saki Yatırı, Nakışlı Minaresi, Kerkük (Aziziye) Kışlası, Danyal Peygamber Türbesi ve Minaresi ya da kurumuş Hasa Su çayı değil, toprağın altında yatan karanlık, yani petroldür. Türkmen şehri Kerkük’ü gezerken insanı karşılayan perişan manzara, bu şehirde yaşayan sade insanların, toprağın altındaki dev zenginlik kaynağının sıkıntısından başka bir yanını görmediğini ispatlıyor. Başkaları için “petrol cenneti” bizler için ise çocukluğumuzun cennetidir Kerkük.

Ali Kerküklü

KAYNAKLAR:

1-Doç. Dr. Türel Yılmaz, Gazi Üniv. İİBF Uluslar arası İlişkiler Bölümü,Türkiyesiz Kerkük´te çözüm olmaz.
2-Dr. Bülent Aksoy, Kerkük-Tarihi Türk Şehri..
3-Nihat Kaşıkçı, Irak’ta Yok Edilen Türk Mirası.
4-Nefi Demirci, Belgelerle Kerkük’ün Kimliği, Orkun Dergisi, Sayı:80, Ekim 2004.
5-Erşat Hürmüzlü, Irak’ta Türkmen Gerçeği, Kerkük Vakfı Yayınları, Ankara, 2005.
6-Suphi Saatçi, Tarihten Günümüze Irak Türkleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2003.
7-Mahir Nakip, Kerkük’ün Kimliği, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2007.
8- Raşit Kısacık, ABD’den Kürtlere Bir Demet Kerkük, Truva Yayıncılık, İstanbul, 2007.
9-Kardaşlık Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 10, Nisan-Haziran 2001.
10-Mesud Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi I,2. İstanbul Doz Yayınları, 2005.
11-Chris Kutschera, Kürt Ulusal Hareketi, Avesta Yayınları, İstanbul, 2001.
12-Stephen Hemsley Longrigg, 1900 – 1950 Arası Yeni Irak, Tercüme ve Yorum, Selim Taha el-Tikriti, el-Fecir Yayınları, Bağdat, 1988.
13-Ata Terzibaşı, Kerkük Matbuat Tarihi, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul, 2005.
14-W.R.Hay, Two Years in Kurdistan, Experiencies of a Political Officer 1918-1920, London 1921.
15-FISCHER, Reinhard, Die Turkmenen Im Irak, frei Wissenchaftliche Arbeit zur erlangung des grades eines Magister Artrium, Universitat Berlin.
16-Zekeriya Kurşun; “Kerkük’ün Sosyal ve Demografik Yapısı”, Global Strateji, Yıl:1 Sayı:1 İlkbahar 2005.
17-Ferik El-Mızhır El-Firavn-1920 Irak Ayaklanması Liderlerinden, “Irak 1920 Ayaklanması” Bağdat-ikinci baskı,1995.
18-Said K. Aburish, Saddam Hussein, The Political Of Revenge (Saddam Hüseyin: İntikamın Politikası), Blooms Bury, London, 2001.
19- Hanna Batatu, Irak 1. Kitap, Komünistler, Baasçılar ve Özgür Subaylar, Arap Araştırmaları Yayınevi, Beyrut, 1992.
20- Said K. Aburish, Saddam Hussein, The Political Of Revenge (Sadam Hüseyin : İntikamın Politikası, Blooms bury, London, 2001.
21-Vladimir F. Minorsky, Musul Sorunu, Çeviri : Salim Şahin, Kürt Araştırmaları Merkezi Yayınları, İstanbul, 1998.
22-Hayri Emin Ömeri de, Irak’ın yeni tarihinden politik hikayeler (Arapça) , Bağdat, 1969.
23-Philip G. Kreyenbroek, Kürtler (Güncel Araştırma) Cep Belgesel, İstanbul, 2.b.2003.
24-Nefi Demirci, Sönmeyen Ateş Dinmeyen Hasret Kerkük, Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Yayınları, İstanbul, 2006.

………………………………

 

Kürtler, Türkmen Diyarı Kerkük’te Türkmenleri istemiyor

“Şimdi verirken son nefesimi
Bu son seslenişim size
Ya tutun elimizden
Ya da “kardeş” demeyin bize”

Türkmen şehri Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlı bulunuyor. Ancak  peşmerge, 2014 yılında IŞİD’le mücadele bahanesi ile, Kerkük’te yönetime “fiilen” el koydu. Kürtler, uzun bir dönem boyunca Kerkük’ü de Kürt bölgesine dahil etmeyi hedefliyorlardı.

Kürtler, Türkmen kenti Kerkük’te varlığını göstermek için yeni kararlar aldı. Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim, önceki gün yayınladığı Kürtçe bir genelge ile, kentteki kamu kurumlarında Kürtçe’yi “zorunlu dil” yaptı. Vali ayrıca, kentteki tüm kamu kurum binalarına “Kürt bayrağı çekilmesini” de istedi.

Kerkük neden önemli?

Uluslararası enerji ajansına göre, Irak petrolünün mevcut üretiminin yüzde 40’ı Kerkük’te gerçekleşiyor. Ülkenin kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 6’sı, potansiyel petrol rezervinin ise yüzde 9′u  Kerkük’te. Kerkük açısından Türkiye için hayati öneme sahip önemli nokta ise, Kerkük’teki yoğun Kerkük – Ceyhan petrol boru hattıdır. Türkmenler, zengin petrol yatakları üzerinde yaşıyor. Ama Petrol Türkmenlerin baş belası olmuş, insanlarına felaket, kan, ölüm ve gözyaşı getirmiştir.

Başkaları için petrol cenneti” bizler için ise çocukluğumuzun cennetidir Kerkük. 

Kerkük, asırlardan beri Irak Türkmenlerinin bu coğrafyada şekillenmiş Türk kültürünün merkezidir. Bir kentin aidiyeti ve kimliği, o şehrin tarihi mimari eserleri, sosyal ve kültürel yapısıyla da yakından ilgilidir. Kerkük Kalesi, Gök Kümbet’i, Nakışlı Minare ve Camisi, Aziziye Kışlası, Kayseri (Kapalı) Çarşısı, Kilciler Pazarı, Altunköprü, Kırdar Hanı ve Çarşısı, Kale Hanı, Mecidiye Sarayı, Dakuk Ulu Camii Minaresi, 16 gözlü Taşköprü gibi 60’tan fazla Türk eserine Kerkük’ün her noktasında rastlamak mümkün. Kerkük’te yaşayan Türkmenlerin dışındaki milletlerin buna benzer acaba kaç tane tarihi eseri vardır? Yok. Diğer taraftan edebiyat ve kültür alanında da Türkmen ağırlığını görmek mümkün. Kerkük’teki sanatçıların çoğunluğu da yine Türkmenlerden. Kerkük Türküleri tüm dünyada hangi dille icra ediliyor? Türkçe.

Bazı gruplar Kerkük bizim diyor, o zaman haklı olarak şu soruları sormak gerekiyor, Kerkük sizin ise o zaman Kerkük’te tarih, medeniyet ve kültür mirasınız nerede? Kerkük sizin ise neden nüfus kayıtlarını ve tapu dairelerini tahrip edip yaktınız? Kerkük sizin ise devlet dairelerini, devlete ait araçları, okulları, hastaneleri, insanların evlerini, özel araçlarını ve iş yerlerini neden talan edip yağmaladınız? İnsan kendine ait olan bir şehri talan edip, yağmalar mı hiç? Kerkük sizin ise Irak işgalinden hemen sonra sahte “Kerkük” nüfus kağıdı ve gıda karnesi düzenleyerek 700 bin Kürt’ü Kerkük’e neden yerleştirdiniz?

Kerkük’ün ahalisinin büyük çoğunluğu Türk’tü. Ne Arap ne de Kürt’e rastlamazdınız. Şehirde herkes Türkçe konuşur. Biraz farklı bir lehçeyle, ama her şeyiyle Türkçe, etraf hep Türklerle dolu, evde, sokakta, pazarda, çarşıda, camide, parkta, sinemada, lokantada….. Türkler sadece okulda bir miktar Arapça öğreniyorlardı. Hatta Arap öğretmenler eğitim verebilmek için Türkçe öğrenmek zorunda idiler.

Türkmen şehri Kerkük, tarihin her döneminde önemini korudu. Kültür varlığı, sanat, müzik, spor ve çevresinin mimarisi ile de dikkat çekici bir şehir. Kerkük, geleneksel yapı ve tarihe tanıklık eden kitabeleri ile de göz alıcı bir hazine.

Kerkük’ü karanlığa boğan onun kalesi, Gök Kümbeti, Dakuk Ulu Camii Minaresi, Sultan Saki Yatırı, Nakışlı Minaresi, Kerkük (Aziziye) Kışlası, Danyal Peygamber Türbesi ve Minaresi ya da kurumuş Hasa Su çayı değil, toprağın altında yatan karanlık, yani petroldür. Türkmen şehri Kerkük’ü gezerken insanı karşılayan perişan manzara, bu şehirde yaşayan sade insanların, toprağın altındaki dev zenginlik kaynağının sıkıntısından başka bir yanını görmediğini ispatlıyor. Başkaları için “petrol cenneti” bizler için ise çocukluğumuzun cennetidir Kerkük.

Vali  ateşle oynuyor!

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşet Salihi, Kerkük Valisi Necmeddin Kerim’in kamu binalarına Kürt  bayrağının asılması talimatına tepki göstererek, “valinin ateşle oynadığını” söyledi. Salihi, kentteki tüm kamu binalarına Kürt  bayrağının asılması talimatı verdiğini belirterek, “Kerkük Valisi, Türkmenlerin göz bebeği ve Türk şehri olan Kerkük’e Kürt  bayrağını diktirerek ateşle oynuyor ve kentte kardeş kavgası çıkarmak istiyor. Bu talimatın anayasaya ve hukuka aykırı olduğunu ” değerlendirmesinde bulundu.

AKP Hükümeti’nin bu olaylara hiçbir tepki göstermemesi manidardır.. Hani Musul ve Kerkük Türkiye‘nin milli meselesi ve kırmızı çizgisi idi. “İyi gün dostu çoktur, gerçek dost kara günde belli olur”

Ali Kerküklü (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

……            

Türkmen Şehri Kerkük’ün, Güvenlik Dosyası kimin elinde? 

Eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani liderliğinde KYB Genel Sekreter Yardımcısı  ve  Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkan Yardımcısı olan Kosret Resul, Kerkük’te KYB merkez binasında düzenlediği basın toplantısında, “IŞİD‘in Kerkük‘e 100 militan ile saldırdığı, amaçları kentin kısmen kontrolünü ele geçirdikten sonra uyuyan hücreleri sayesinde saldırıları artırmaktı.” diye konuştu. Kerkük şehrinin güvenliğini kim sağlıyor? Peşmergeler!

Kerkük sokaklarında yürüyen terör örgütü IŞİD militanlarını gösteren fotoğrafları Sosyal medyada paylaşılıyor. Fotoğraflarda, elleri silahlı IŞİD militanları sokakta ilerledikleri görülüyor. IŞİD‘in  100 militanı Türkmen şehri Kerkük‘e nasıl bu kadar rahat girebildi ve Kerkük’ü kim koruyor?

Saldırıdan iki hafta önce Irak istihbaratından Kerkük İl Güvenlik Komitesi’ne IŞİD’in Kerkük’e saldıracağı istihbaratı ulaşıyor, buna rağmen bir önlem alınamıyor. Kerkük İl Güvenlik Komitesi Başkanı kim dersiniz? KYB’li Kerkük valisi Necmettin Kerim.

Kerkük’te kaç güvenlik teşkilatı var ve bunların başında kimler var, hangi kesime mensup ve bağlılar ve kimden talimat alıyorlar. Tabi ki hepsinin başında en büyük mülki amir olan validir ve herkes bilir vali KYB’nin Talabani sonrası başına geçecek adaylar arasında adı geçmekteydi. Yani belli bir etnisiteye ve ideolojiye bağlıdır. Hiyerarşik olarak İkinci kişi ve en yüksek güvenlik amiri Kerkük Polis Müdürü de Kürt olup aynı partiye (KYB’ye) mensuptur.

Kerkük’te Onlarca istihbarat birimi var ama güvenlik yok, sizce neden? Unutmadan CIA, MOSSAD, MI6, İran istihbarat örgütü (SAVAMA) ve bir çok ülkenin de istihbarat örgütleri Kerkük’te cirit atıyor.

Kerkük’te bulunan istihbarat ve güvenlik birimleri:

-Irak Başbakanlığına bağlı Irak İstihbaratı
-KYB’ye bağlı Zenyari Ajansı (Kürt İstihbaratı)
-KDP’ye bağlı Parastin Ajansı(Kürt İstihbaratı)
-KDP’nin Parastin ajansına bağlı Kerkük Asayişi Birimi
-KYB’nin Zenyari ajansına bağlı Kerkük Asayişi Birimi
-KYB’ye bağlı Anti Terör Birimi
-Irak’ın Kuzeyinde Kürt Yönetimine bağlı Bölge Güvenlik Birimi
-Irak’ın Kuzeyinde Kürt Yönetimine bağlı Kent Polisi Birimi

-Kyb Peşmerge gücü
-Kdp Peşmerge gücü

Terör örgütü IŞİD militanlarının Türkmen şehri Kerkük’e saldırmasını bahane ederek terör örgütü PKK’ların Kerkük’e bağlı Dakuk’ta (Tavuk) bulunan silahlı gücü  HPG’nin Peşmerge’nin izin vermesiyle Kerkük merkezine girdi. PKK mensuplarının başta Kerkük Kalesi olmak üzere kentin birçok kritik noktasında konuşlandırıldı. 

Ulaşılmak istenen hedefe varıldı!!!!!!! Akıllı anlar!

 

Ali Kerküklü

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>