width=750

Analiz/AB-ABD ortaklığı ile BRICS’in çatışma noktası: Afrika

20. yüzyılda Afrika’yı her yönden kendilerinin mülkü ilan edip sahiplenen Avrupalılar, bu alışkanlıklarının devam etmesi için olağanüstü çaba sarf ediyorlar.

AB-ABD ortaklığı ile BRICS’in çatışma noktası: Afrika

İSTANBUL -  Prof. Dr. Ahmet Kavas

20. yüzyılda Afrika’yı her yönden kendilerinin mülkü ilan edip sahiplenen Avrupalılar, bu alışkanlıklarının devam etmesi için olağanüstü çaba sarf ediyorlar.

Gerçi Sovyetler Birliği yıkılmadan kısa süre önce kıta genelindeki sömürgeciliğe karşı başlattığı hareketlerle pek çok mevzi kazanmış ve yeni yeni bağımsızlıkların elde edilmeleriyle çoğu zaman darbelerle iktidara gelen genç kuşak yöneticiler sayesinde istikametler Paris, Londra, Lizbon, Brüksel, Madrid ve Roma yerine Moskova, hatta Çin’e yönlendiriliyordu. Bunun için onbinlerce Afrikalı genç, Sovyet eğitim kurumlarında yetiştirildi. “Kafesteki kuş” misali devasa kıtanın yerlileri yavaş yavaş ellerinden uçmak üzereydi. 1990’lı yıllarda dünyada yaşanan en köklü değişim, şüphesiz Doğu Bloğu’nun çökmesi oldu. Bir anda tüm coğrafyalarda iki kutuplu düzen bozuldu ve bundan en karlı çıkanlar üzerlerinde oynanan büyük oyunların kurbanları Asya ve Afrika, hatta Latin Amerika ülkeleri oldu. Her alanda kalkınmanın önünü tıkayan ana engellerden biri ortadan kalkınca, tarihin en köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapan Afrika, Fenike, Roma, Bizans, hatta modern çağ sömürgecilerinin tarihte güçlerine güç katarak kurdukları küresel hükümranlıklar gibi gelecekte de benzeri gelişmelerin yine kendisinde yaşanacağı öngörüsünün giderek gerçekleştiğine şahitlik etmeye başladı.

BRICS: Yeni meydan okumanın adı

Batılılar, Afrika’nın kendilerine katacağı değerleri uzun ve çok yorucu çalışmaları ile belirlemişler ve ellerine geçirdikleri imkânlarla hiçbir kural dinlemeden, 30 milyon kilometrekarelik büyük bir coğrafyaya rahatça çökmüşlerdi. Fakat bu dev kıtanın taliplilerinin mutlaka artacağını ve ellerinde Ortaçağ dönemleri gibi asırlarca tutulamayacağının da bilincindeydiler. Yeni gelişmelerle 21. yüzyılın henüz başında dünyanın bu bölgesinde, ciddi gerilim hatlarının şimdiden döşendiği bir dönemece girildi. Nelson Mandela’nın da 100. doğum yıldönümüne denk getirilen 25-27 Temmuz 2018 tarihleri arasında Güney Afrika’da düzenlenen 10. BRICS Zirvesi, aslında Avrupalıların ABD destekli “tek taraflı ve korumacı” tavırlarına karşı “çok taraflı ve karşılıklı ticaret” çerçevesine oturtulan imkânlardan istifadeyi hedeflemesiyle, benzeri görülmemiş bir meydan okumaya dönüştü.

2005 yılında eski sömürgeciler, etkinliklerini kaldıkları yerden sürdürebilme telaşı ile alanda varlıklarını korumak üzere, sahada öncü rolünü üstlenen ABD’nin ardına konuşlandılar. Niyetleri, ABD’nin başta Çin ile girdiği “ticaret savaşı” temelli “kazananı” olmayacak ama büyük kaybedeni yine Afrika gibi görünen “menfaat çatışması” yüzünden, Donald Trump’ın elinin uluslararası alanda giderek zayıflaması ve bu suretle kendi ellerinin geçmiş asırlardaki gibi koyacakları tek taraflı kurallarla güçlenmesi.

BRICS, şimdiden uluslararası çevrelerde giderek merak uyandıran bir süreci başlattı. Bu oluşumun adı zikredilince önce Afrika’nın akla gelmesi ise ister istemez bir tür tezat teşkil ediyor. Oysaki kurumsal olarak bu 5’li yapının en zayıf halkası Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. 2017’de kurdukları BRICS Kalkınma Bankası’na Çin 40 milyar dolar, Rusya, Hindistan ve Brezilya’nın her biri 18 milyar dolar sermaye koymuşken, ülkenin ekonomik olarak ayakta kalabilmesi için birçok sıkıntılarla boğuşan bu ülke, sadece 5 milyar dolar ile katılım sağlayabildi. Eğer bu iştiraklere kıta dışından bir bakış açısı ile yaklaşılırsa 100 milyarlık kaynağın sadece yüzde 5’i ile ne kadar etkinlik sağlanır? Acaba bu kurucu dört ülke Güney Afrika Cumhuriyeti üzerinden tüm kıta ülkelerine gizli ajandalarla yönelerek ayrıca bir meydan okumada mı bulunuyorlar?

Unutulmaması gereken nokta Asya’nın en büyük üç gücü demek olan Çin, Hindistan ve Rusya’yla, Afrika’nın ekonomik bakımdan en güçlüsü Güney Afrika’yla ve de Güney Amerika’nın da ciddi gelecek vaat eden ülkesi Brezilya ile temsil edilmesi başarılı bir hamledir. Bu yapı, her üç kıtanın diğer ülkelerine eşdeğer olmasa da ciddi fırsatlar verebilir mi? Yani bundan böyle AB-ABD merkezli dünyaya meydan okuyan ve hükümranlık tavrından vazgeçmeyen klasikleşmiş ve gelecek için umut vaat etmeyen, hatta geçmişi hatırlatan tavırların durdurulması mümkün müdür? SSCB gibi beklenmedik bir anda güçleri tükenir mi; şimdiden kestirmek zor olmakla birlikte tüm dikkatleri üzerlerine çektikleri de bir gerçek. AB’nin genelde boy gösterisine dönen çok şatafatlı AB-Afrika zirveleri ile kıyaslandığında BRICS daha özel ve artı değerlerle gelecek vaat etme hesaplarıyla gündeme geliyor.

BRICS nasıl kuruldu ve giderek genişleyen coğrafyasında başarılı olabilir mi?

İlk defa 2006 yılından itibaren düzenli olarak Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya dışişleri bakanlarının toplantılarının bir neticesi olarak, bir platformun oluşturulması kararlaştırıldı. 2001’den itibaren yapılan çalışmalar, hazırlık mahiyetindeydi. 16 Haziran 2009 günü Rusya’nın ev sahipliğinde Yekaterinburg şehrinde bir araya gelen Brezilya, Çin ve Hindistan dörtlüsü, siyasi anlamda da kurumsallaştı. Güney Afrika Cumhuriyeti ise bu birlikteliğe 2011’de kabul edildi. Meksika, Güney Kore ve Türkiye’nin bu yapıya dahil edilip edilmemesine, belli bir süreç sonrasında karar verilebilir. Aslında bu ülkeler, BRICS konusunda çok aceleci de davranmıyorlar, zira üç Asya devinin çeşitli alanlardaki hantallıkları bir süre sonra yeni sıkıntıları beraberinde getirebilir. Yine de 12 yılın geride bırakıldığı 2018′deki bu 10. zirve ile sadece kendi aralarında değil, yeni konukları ile daha da etkin olacaklarını şimdiden gösterdiler. 8 Afrikalı devlet başkanı ile bu sene 27 üyesi de bu kıtadan olan 57 farklı ülkenin temsil edildiği İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davet edilmesiyle, BRICS’in faaliyet alanının daha da genişleyebileceği ihtimali biraz daha belirginleşti.

Şartlar ister istemez Afrika’yı 21. yüzyıl içinde dikkatleri en fazla üzerine çekecek kıta olmaya zorluyor. Asya, Avrupa ve Amerika ile kıyas edildiğinde, yeraltı kaynaklarının alabildiğine çeşitliliğine rağmen, yerlilerce mahallinde mamul hale getirilip ticari meta olarak kullanılması istenmiyor. Bunları daha fazla kullanabilmek için gerekli her türlü yatırım için ayrılan ve verilen miktarlar karşısında ödenmesi asla mümkün olmayan kredilerle, ülkeler her açıdan mecburi işbirliğine zorlanıyor. Günümüzde elverişli şartlarıyla ekonomik bakımdan güçlenen, giderek daha fazla gelişen teknolojileriyle BRICS üyeleri, aldıkları ortak kararlarıyla ve bunları uygulamaya koyabilen yapısıyla bundan böyle önemli fırsatları yakalayabilir.

Büyümede, dünya ortalamasının yüzde 2 ile yüzde 3 arasında seyrettiği 2010’lu yılların sonunda, Afrika genelinde bu oranın üzerinde bir durum söz konusu. BRICS’in 10. zirvesi ile yeni ortaklık anlaşmaları imzalanıp yürürlüğe girecek. Çin’in Güney Afrika Cumhuriyeti ile geliştirdiği işbirliğini modelleyip tüm kıta ülkelerinde de uygulamak istemesi, uzak hedefleri şimdiden belirlediğine de işaret etmektedir.

ABD-AB arası ticaret savaşının göstermelik olduğu ve asıl hedefin 20. yüzyılda Üçüncü Dünya dedikleri bölgelerdeki ülkeler üzerinde yoğunlaşacağı ve bunun karşısına ise BRICS’in duracağı dillendirilmekte. Eğer bu savaş kızışacak ve zıtlaşma çok ileri seviyeye ulaşacak olursa, bunun bedelinin ağır olacağı, şimdiden Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından açıkça bir tehdit havasına dönüştürüldü. Dünyanın son asrın en köklü değişim dönemine girdiği ve bir geçiş süreci yaşadığı, haliyle dikkatli olunması ısrarla vurgulanmakta. Ülkeleri ayakta tutan himayeci ve tek taraflı siyasetler değil karşılıklı menfaatlerin ne kadar adil belirlendiği, sonucu tayin edecektir. Kapalı ilişkiler yerine şeffaflık politikası daha fazla önce çıkacaktır. Gerçi 20. yüzyıla girerken Avrupalı sömürgeciler, Afrikalı yerel muhataplarına benzer ifadeleri kullanarak yaklaşmışlardı, geleceği beraber inşa edeceklerdi. Hatta geri kalmalarının sebepleri arasında, Osmanlı idaresinde kalışları en ciddi etkenlerden biri olarak gösterilmişti. BRICS’in, içinde işbirliği güçlendirildikçe, kurumsal etkinliğinin daha da artacağı ve bunu diğer ülkelere dayatabileceği de dikkatlerden kaçmıyor.

BRICS’in kazan-kazan politikasında Afrika’nın konumu

100 milyar sermayeli BRICS Kalkınma Bankası’nda yüzde yüzde 5’lik hisse ile temsil edilen Güney Afrika ve ona benzemesi öngörülen diğer Afrika ülkeleri, yüzde 95 sermaye sahipleri ile kendi menfaatleri için ne kadar kazanabilirler? Biri, 95 milyar dolardan payınca, diğeri de 5 milyar dolardan payınca kazanacaktır. Burada temel çıkış noktası, üye ülkeler arasında birbirine yakın sermayenin konması ve “eşit ortaklık” mucibince, eşdeğer söz hakkı verilmesi olmalıydı. Böylece, kazan-kazan siyasetinden herkes birbirine yakın seviyede faydalanabilirdi.

Bu haliyle çok kazanan BRIC, en az kazanan ise “S”, yani Güney Afrika Cumhuriyeti ve onun adına diğer Afrika ülkeleri olacaktır. Afrika’ya kazandırmadıkça, bu kıtadan sadece kazanılır, ama ortaklaşa bir kazanım adaletli bir şekilde gerçekleşmez.

[Osmanlı-Afrika ilişkileri alanında eserler veren, Afrika konusunda Başbakanlık Müşavirliği ve Çad Büyükelçiliği görevlerinde bulunan Prof. Dr. Ahmet Kavas, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı ve Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM) kurucu başkanıdır]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>