Analiz/Doğu Akdeniz enerji denklemi 1/2

Son dönemde Akdeniz’e komşu ülkelerle uluslararası aktörlerin bölgede yürüttüğü hidrokarbon arama faaliyetleri, Doğu Akdeniz enerji denkleminde yeni dengelerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Doğu Akdeniz'de enerji denklemi -1Türkiye, İsrail, Mısır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ve Yunanistan ile uluslararası aktörlerin son yıllarda Doğu Akdeniz’de yürüttüğü hidrokarbon arama faaliyetleri bölgede suların yeniden ısınmasına yol açıyor.

Doğu Akdeniz’de ve özellikle Kıbrıs adası çevresinde yürütülen petrol ve doğal gaz aramalarıyla belirli bölgelerdeki kaynak keşifleri, Akdeniz’e komşu ülkelerin enerji arz güvenliğini yakından ilgilendiriyor.

Doğu Akdeniz’de faaliyet gösteren başlıca şirketler arasında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), ABD’li Exxon Mobil ve Nobel, Fransız Total, İtalyan Eni, Güney Koreli Kogas, Katar Petroleum, İngiliz BG ile İsrailli Delek ve Avner yer alıyor.

Öte yandan, bölgeye sınırı olmamasına rağmen ABD, Rusya ve İngiltere gibi ülkeler de Akdeniz’deki enerji denkleminde ağırlığını korumak istiyor.

Doğu Akdeniz, ülkeler arasında münhasır ekonomik bölge sorunu tartışması devam ederken, GKRY tarafından tek taraflı olarak ilan edilen 13 parselden oluşuyor. GKRY söz konusu parselleri uluslararası şirketlere ihale ederek lisanslandırıyor.

Kuzeydekiler sırasıyla 1. 2. ve 3. parsel, ortadakiler 4. 5. 6. 7. 8. 9. ve 13. parsel ve güneydekiler de 10. 11. ve 12. parsel olarak adlandırılıyor.

Bölgede dev enerji şirketleri bulunuyor

Bölgede sözde 2. 3. ve 9. parsellerde İtalyan Eni ve Güney Koreli Kogas şirketlerinin müşterek lisansı bulunuyor. Ortaklığın payları ise yüzde 80 Eni, yüzde 20 Kogas olarak dağılım gösteriyor.

Fransız Total ve İtalyan Eni 6. ve 11. parsellerde eşit pay sahibiyken, 8. blokta Eni tek başına ruhsat sahibi konumunda yer alıyor.

12. saha ise yüzde 35 ABD’li Nobel, yüzde 35 İngiliz BG ve yüzde 30 da İsrailli Delek ve Avner şirketlerinin hisselerinden oluşuyor.

Türkiye ve KKTC’nin hak iddia ettiği bölgede yalnızca sözde 10. ve 11. persellerde çakışma meydana gelmiyor, diğer parsellerin hepsinde münhasır ekonomik bölge tartışmaları devam ediyor.

10. parselde ABD’li Exxon Mobil ve Katar Petroleum ortaklığı, 11. parselde ise Total ve Eni ortaklığı sözde ruhsatları elinde bulunduruyor. Geriye kalan sözde 1′inci, 4′üncü, 5′inci, 7′inci ve 13′üncü parseller için görüşmeler devam ediyor.

GKRY ortak fon kurulmasını reddetti

Kıbrıs’ta garantör devlet olarak bulunan Türkiye, gerek Kıbrıs barış görüşmeleri sırasında gerekse diğer platformlarda daima adada eşit paylaşımı savundu. Buna rağmen GKRY, Kıbrıs barış görüşmelerinde gündeme gelen hidrokarbonlardan elde edilecek gelirler için ortak bir fon kurulması teklifini reddetti ve söz konusu görüşmeleri bir zaman kazanma aracı olarak kullandı.

Birçok kez tekrarlanan görüşmeler sürerken, uluslararası enerji şirketleri adanın güneyindeki bazı sahalarda çalışmalarını ilerletti. GKRY’nin belirlediği sözde sahaların en güneyindeki 12. parselde Aralık 2011′de Afrodit adı verilen keşifle küçük miktarda doğal gaz bulundu.

Keşfin yapıldığı bölgenin yakınlarında İsrail açıklarında 2009′dan itibaren Tamar ve Leviathan’da doğal gaz keşiflerinin yapılmış olması ve güneyde Mısır açıklarında da başarılı arama çalışmalarının yürütülmesi enerji şirketlerinin bölgeye olan ilgisini daha da artırdı.

2015 yılına gelindiğinde İtalyan Eni şirketi, Mısır açıklarındaki Zohr sahasında Akdeniz’de bugüne kadarki en büyük doğal gaz keşfini yaptığını duyurdu.

Son olarak ABD’li Exxon şirketi 28 Şubat 2019′da Kıbrıs’ın güneyindeki sözde 10. blokta orta büyüklükte sınıflandırılacak miktarda gaz keşfettiğini açıkladı. Sahaya Glaucus-1 adı verilirken, uluslararası basın, keşfi “dev gaz sahası” olarak tanıttı.

Kıbrıs sorunu bölgedeki enerji paylaşımını zorlaştırıyor

Uluslararası boyutta devam eden Kıbrıs sorunu da bölgedeki aktörler arasında enerji paylaşımını zorlaştırıyor. Bu noktada Türkiye de Kıbrıs’ta, Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olduğunu ve adanın zenginliklerinden ortak faydalanılması gerektiğini savunuyor.

Bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan Türkiye, Doğu Akdeniz’de TPAO aracılığıyla etkinliğini her geçen gün daha fazla artırıyor. Bu kapsamda Türkiye, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi ve Fatih sondaj gemisi ile Kıbrıs adası yakınlarında çalışmalara başlamıştı. Böylece Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmak için harekete geçmekten çekinmeyeceğini bölgedeki tüm aktörlere bir kez daha göstermiş oldu.

Adada eşit bir paylaşım tezine rağmen enerji şirketlerinin bölgedeki çalışmaları üzerine Türkiye, söz konusu şirketlere ev sahipliği yapan ABD, İtalya, Fransa gibi ülkelere, GKRY’nin tek taraflı olarak ilan ettiği münhasır ekonomik bölgeyi tanımadığını ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarıyla çakışan bölgelerde arama ve üretim çalışmalarına izin vermeyeceğini duyurdu.

Ayrıca GKRY’nin adanın tamamını temsil eden bir devlet olmadığı için münhasır ekonomik bölge oluşturma ve ihale etme hakkı da bulunmuyor. Buna rağmen bölgenin kaynaklarından azami pay alma arayışına giren enerji şirketleri ve bu şirketlerin direkt veya dolaylı yoldan sahibi olan ABD, Fransa ve İtalya gibi ülkeler GKRY’yi adanın tamamında egemen gibi görüyor ve ihalelerle aldıkları lisansların hukuki olduğunu savunuyor.

Kıbrıs sorunu çözülmeden GKRY’yi bünyesine kabul eden Avrupa Birliği de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin uygulanmasındaki belirsizliklere rağmen Türkiye’yi uluslararası hukuka saygılı olmaya davet ederek, Rumların tek taraflı ve oldubittiye dayanan tezlerine destek veriyor.

Bu tezlere bakıldığında adanın batısında oluşturulan sözde blokların Türkiye’nin deniz yetki alanlarıyla çakıştığı açıkça görülebiliyor.

Öte yandan, adanın çakışma olmayan kuzey, doğu ve güney kısımlarında Rum tarafının fiili durum yaratma olasılığına karşı, KKTC tarafından TPAO’ya ruhsat sahaları verildi. Böylece GKRY’nin adanın tamamını temsil etmemesine rağmen bloklar oluşturarak münhasır ekonomik bölge ilan etmesine karşılık verilmiş oldu.

Türkiye, gerek yetki alanları üzerindeki hakimiyeti gerekse KKTC tarafından verilen lisanslarla ada etrafındaki söz sahibi konumunu sürdürüyor.

Doğu Akdeniz enerji denklemi – 2

Türkiye’nin son yıllarda Doğu Akdeniz’de yürüttüğü petrol ve gaz arama faaliyetleri, bölgenin aktörleri arasındaki dengeleri değiştiriyor.

Doğu Akdeniz enerji denklemi - 2Türkiye’nin son yıllarda Doğu Akdeniz’de yürüttüğü petrol ve gaz arama faaliyetleri, bölgenin aktörleri arasındaki dengelerin yeniden belirlenmesine yol açıyor.

Doğu Akdeniz’de bugüne kadar birçok doğal gaz keşfi yapıldı ancak bunların içinde çok azı boru hatları veya sıvılaştırma tesisleri ile taşınarak bir başka ülkeye satıldı.

Tarihi arka plana bakıldığında İsrail, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) yakın geçmişe kadar çok yakın ilişkilerde bulunmasalar da son 5 yıldır düzenledikleri zirvelerle enerji başta olmak üzere bir dizi alanda yakınlaşıyor.

Bu iş birliklerine ek olarak bölgede ekonomik çıkarları olan Avrupa Birliği (AB), ABD ve Rusya da bölgeye ilgi gösteriyor. Ayrıca dünyanın en büyük enerji şirketleri bölgedeki tüm enerji arama ve iletim projeleriyle ilgileniyor.

Çok değişkenli bir denkleme benzetilebilecek Doğu Akdeniz bölgesinde, birçok problem, kriz ve iş birliği fırsatları bir arada bulunuyor.

Kıbrıs’ta 1974′ten bu yana kalıcı bir barışa ulaşılamaması bölgenin en büyük problemi olarak öne çıkarken, GKRY’nin uluslararası aktörlerin desteğiyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı tek taraflı politikaları krizlere kapı aralıyor.

Bu dayatmalara karşı Türkiye bölgede diplomatik faaliyetlerini artırıyor ve askeri önlemleri de gündeminde tutuyor. Bu kapsamda Türkiye uluslararası ilişkiler literatüründe “sert güç” olarak tanımlanan hamlesini Şubat 2018′de yaptı.

İtalyan enerji şirketi ENI tarafından adanın güney doğusunda yer alan sözde 3. bloğa gönderilmek istenilen Saipem 12000 isimli sondaj gemisi, Türk donanması tarafından durduruldu. Gemi bölgede bir süre bekledikten sonra geri dönmek zorunda kaldı.

Proaktif bir politika izleniyor

Türkiye yürüttüğü sağlam politikalarla üçüncü tarafların bölgedeki çalışmalarını engelliyor ve satın aldığı arama ve sondaj gemilerini bölgeye sevk ederek enerji diplomasisinde daha proaktif bir politika tarzını ortaya koyuyor.

2013′te petrol ve gaz araştırmalarında kullanılmak üzere satın alınan sismografik araştırma gemisi Barbaros Hayreddin Paşa, kendisine eşlik eden donanma unsurlarıyla birlikte geçen yıl Akdeniz’e geçerek 2 ve 3 boyutlu sismik çalışmalarına başladı ve deyim yerindeyse bölgenin röntgenini çekti.

Barbaros Hayreddin Paşa gemisinin geçen yıl ekimde Yunanistan’a ait bir fırkateynin tacizine uğramasının ardından Türk Deniz Kuvvetleri Yunan gemisinin faaliyetlerini önleyerek fırkateyni bölgeden uzaklaştırdı.

Doğu Akdeniz’deki bu sıcak temaslar Türkiye’nin bölgedeki çalışmalarında ne kadar kararlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Türkiye’nin kararlılığını bölgedeki tüm aktörlere gösteren diğer bir gelişme ise ülke tarihindeki en büyük deniz tatbikatı olan ve 28 Şubat-8 Mart 2019 tarihlerinde başarıyla icra edilen Mavi Vatan Tatbikatı idi.

Şubat ayında Deep Sea Metro 1 gemisi de Türkiye’ye geldi. Yavuz adı verilen sondaj gemisinin hazırlıklarının tamamlamasının ardından Akdeniz’de görev alması bekleniyor. Böylece Türkiye bölgede iki sondaj gemisiyle aramalarını sürdürecek.

Fatih sondaja başlıyor

Altıncı nesil üst düzey teknolojiye sahip ve 12 bin metre deniz sondaj derinliğine ulaşabilen gemi bölgeye gelmeden Rum ve Yunan basınında fazlaca yer aldı.

İlk olarak Yazılı Seyir Uyarı Sistemi (Navtex) ile Fatih’in adanın batısında çalışmalara başlayacağı 3 Mayıs’ta ilan edildi. 3 Eylül’e kadar bölgede kalacağı duyurulan Fatih, Kıbrıs adasının yaklaşık 60 kilometre batısındaki noktada çalışmalarına başladı.

Navtex sistemine göre, Barbaros Hayreddin Paşa gemisinin de adanın güneyinde Mısır deniz sahasında yakın bir bölgede 31 Temmuz’a kadar çalışacağı açıklandı.

Fatih’in sondaj çalışmalarına başladığı bölgenin GKRY’nin tek taraflı ilan ettiği münhasır ekonomik bölgesinde kaldığı iddia ediliyor ancak bu nokta Türkiye’nin deniz yetki sahaları içinde bulunuyor ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı da bu sahalarda çalışmalarını yürütüyor.

Türkiye’nin sondaja başlamasıyla bölgede farklı hedefleri olan AB, ABD, Rusya, Mısır ve Fransa, sondaj faaliyetlerini durdurması için Türkiye’ye çağrıda bulundu.

Dışişleri Bakanlığı ise art arda yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin sondaj ve sismik gemilerinin, kendi kıta sahanlığında olduğunu sondaj faaliyetlerine kararlılıkla devam edileceğini belirtti.

Rusya Doğu Akdeniz’deki ABD varlığından rahatsız

Bölgede ABD ve Rusya’nın da önemli oranda askeri gücü bulunuyor. Suriye’deki gelişmelere paralel olarak Rusya bölgedeki askeri varlığını güçlendirirken, ABD de bölgede bulunduğunu sık sık hatırlatıyor. Rusya ise bu bölgede ABD’nin varlığını artırmasından endişe duyuyor.

Geçen yılın Aralık ayında Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, ABD’nin Kıbrıs’ta üs elde etmek istediği iddialarına ilişkin bir açıklama yapmış ve “ABD’nin Kıbrıs’ta askeri varlığını güçlendirmek için aktif olarak seçenekleri incelediğine yönelik çeşitli kaynaklardan bilgi alıyoruz. Karşı önlemler almaktan çekinmeyiz.” ifadesini kullanmıştı.

Geniş doğal gaz rezervleri ve Avrupa’ya dört koldan ulaşan boru hatlarıyla dünyanın en büyük enerji ihracatçısı ülkelerinden biri olan Rusya, Doğu Akdeniz enerji denkleminde de yerini sağlamlaştırmak istiyor.

Gelirinin yaklaşık yüzde 40′ını enerjiden elde eden Rusya, Avrupa pazarına alternatif kaynak olabilecek Akdeniz gibi bölgelerdeki siyasetini de askeri ve stratejik olarak enerji bağlamında geliştiriyor.

Rusya’nın bölgede Suriye, Lübnan, Mısır, İsrail ve GKRY ile köklü ilişkileri bulunuyor. GKRY’ye yapılan doğrudan yatırımların önemli bir kısmı da Rusya’dan geliyor.

Rus enerji şirketi Rosneft’in Mısır açıklarında İtalyan Eni tarafından keşfedilen 850 milyar metreküplük Zohr sahasında yüzde 30 hissesi bulunuyor.

Ayrıca Rusya’nın bağımsız en büyük doğalgaz şirketi Novatek, Lübnan’da Eni ve Total ile birlikte kurduğu konsorsiyumla rezerv aramaya hazırlanıyor. Rus şirketleri Suriye’nin kıyılarında sondaj yapma haklarını ellerinde bulunduruyor.

Türkiye’nin bölgede sondaja başlaması sonrasında Rusya’dan da tepkilerin gelmesi, bu ülkenin GKRY ile ne kadar yakın ilişkide olduğunun ve bölgedeki gelecek enerji planlarına GKRY’yi ne kadar dahil ettiğinin bir göstergesi.

GKRY ve üçlü ittifaklar

GKRY, enerji arama ve çıkarma faaliyetlerinde ABD, İtalya ve Fransa gibi bölge dışındaki aktörlerle, enerji iletimi için ise İsrail, Mısır ve Yunanistan gibi bölgedeki aktörlerle iş birliğini artırıyor.

Yunanistan, İsrail ve GKRY ya da Mısır, İsrail ve GKRY’nin oluşturduğu üçlü ittifaklarda enerjinin yanı sıra savunma alanında iş birliği imkanlarının değerlendirildiği biliniyor.

İsrail’in eski savunma bakanı Avigdor Liberman 22 Haziran 2018′de yaptığı açıklamada, “İsrail, Yunanistan ve GKRY türbülanslı bölgede ortak tehditlere karşı askeri bağlarını kuvvetlendirmelidir.” ifadesini kullanmıştı.

Aralık 2018′de GKRY ile İsrail, Kıbrıs adasında 3 gün süren bir ortak hava savunma tatbikatı gerçekleştirdi. Bu tatbikatın kime karşı yapıldığıyla ilgili doğal olarak bilgi verilmedi.

Bu gelişmenin ardından Yunanistan’daki Kathimerini gazetesinde yayımlanan haberde, İsrail ve Yunanistan’ın Girit adasında yeni bir radar sistemi inşa edeceği belirtildi.

Bu gelişmeden bir süre önce Yunanistan’ın, donanmasına ait bilgileri İsrail ile paylaşacağı ve bu ülkeden 7 adet insansız hava aracı kiralayacağına ilişkin haberler uluslararası medyada yer almıştı.

Öte yandan, Mısır, İsrail ve GKRY üçlüsü de düzenli olarak toplanıyor ve enerji odaklı kararlar alıyor.

Mısır, gerek Batı Nil Deltası olarak bilinen kara sahalarından gerekse Akdeniz’deki en büyük doğal gaz keşfinin yapıldığı Zohr sahasından gelen üretimle yeniden gaz ihracatçısı bir ülke olmaya çok yaklaşmış durumda.

Kendi iç tüketimi de yüksek olan Mısır, Akdeniz kıyısındaki doğal gaz sıvılaştırma tesisleriyle gaz ihraç edebilecek durumda bulunuyor. İsrail ve GKRY de boru hatlarıyla bu tesislere ulaşarak gaz ihraç etmek istiyor.

İsrail ve GKRY’nin Mısır’a gaz göndermek üzere bu ülkeyle anlaşmalar imzaladığına ilişkin bugüne kadar İsrail ve Mısır medyasında birçok haber çıksa da pratikte henüz bir iş birliği sağlanmış değil.

East-Med boru hattı projesi

İsrail, Yunanistan ve GKRY Akdeniz’in altından Yunanistan’a, oradan da Avrupa’ya gaz gönderecek East-Med adlı bir boru hattı projesini hayata geçirmek istiyor.

İnşa edilmesi planlanan boru hattının teknik ve ekonomik olarak fizıbıl olmadığı biliniyor. Ayrıca bölgede böyle bir boru hattını dolduracak gaz miktarının olup olmadığı ve hattın ulaşacağı yerlerde gaza yeterli talebin gelip gelmeyeceği de tartışılıyor.

AB de söz konusu hattın yapımı için projeyi destekliyor ancak projenin öngörülen güzergahı Türkiye’nin deniz sahalarından geçiyor. Sonuç olarak aktörlerin Türkiye’yi de hesaba katarak hareket etmesi gerekiyor.

Bölgedeki gazın daha az maliyetle Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderilmesi de bir seçenek olarak tarafların masasında duruyor.

Bölgeyi öne çıkaran başlıca keşifler

Doğu Akdeniz’de bugüne kadar birçok doğal gaz keşfi yapıldı ancak bunların içinde çok azı boru hatları veya sıvılaştırma tesisleri ile taşınarak bir başka ülkeye satıldı.

Son 10 yılı aşkın dönemde, İsrail, GKRY ve Mısır açıklarındaki keşifler, dünyadaki büyük gaz sahaları ile karşılaştırıldığında küçük ölçekli rezervler düzeyinde kaldı. Bu keşiflerden çok azı arama, keşif, çıkarma, iletme ve satış gibi yatırım maliyetlerini karşılayabilecek ölçüye ulaşabildi.

İsrail açıklarındaki 620 milyar metreküplük Leviathan ve 280 milyar metreküplük Tamar sahaları ile Mısır açıklarındaki 850 milyar metreküplük Zohr sahası bu ölçüye yakın sahalar olarak öne çıktı.

Bu keşiflere ek olarak GKRY’nin sözde münhasır ekonomik bölgesinde Aphrodite isimli sahada 129 milyar metreküp gaz olduğu tahmin ediliyor. Buna ek olarak aynı bölgede 2018 yılında keşfedilen Calypso sahasında 169-226 milyar metreküp, 2019′da keşfedilen Glaucus-1′de ise 142-227 milyar metreküp gaza ulaşılabileceği düşünülüyor ancak bölgede enerji temelli olarak görülen problemlerin çoğu halen bulunmamış kaynaklardan, diğer bir deyişle bölgenin keşif potansiyelinin yüksek olmasından kaynaklanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>