Analiz/Doğu Avrupa’da Batı-Rusya rekabeti kızışıyor

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Doğu Avrupa’da Rusya ve Çin’le yakın temasları olan ülkeleri ziyaretinde yaptığı uyarılar ABD’nin Doğu Avrupa’ya dönüş sinyali olarak yorumlanıyor.

Doğu Avrupa'da Batı-Rusya rekabeti kızışıyor Son üç senede sıcak savaşın Suriye’ye kaymasıyla birlikte nispeten durgunlaşan Doğu Avrupa “cephesinin”, henüz fazla hissedilir olmasa da ısınma evresinde bulunduğu söylenebilir. Dünyanın en önemli fay hatlarından birini oluşturan, başlıca rekabet noktalarından biri olan bu coğrafya, giderek daha fazla karmaşayı bünyesine toplamakta.

Doğu Avrupa ülkeleri, ortak tavır ve siyasi uzlaşma konusunda diğer Avrupa ülkelerinden çok farklılar. Her ne kadar geleceklerini ve güvenliklerini Batı’da gördüklerini deklare etseler de eski Sovyet etkisi ve zihniyeti bu coğrafyada varlığını idame ettiriyor. Dolayısıyla, ABD, Doğu Avrupa’ya dönmek için yaptığı her hamlede öncekilerden daha sert tepkiler ve dirençlerle karşı karşıya kalacak.

Bir taraftan Batı ile Rusya’nın bölge üzerindeki bitmeyen nüfuz savaşı, bir taraftan Çin’in buraya dâhil olma hamlesi ve Washington’ın bundan duyduğu rahatsızlık, bir taraftan da bölge ülkeleri arasındaki mikro çatışmalar Doğu Avrupa’yı her an yeniden dünyanın sıcak noktası konumuna taşıyabilir. Sadece son birkaç haftada yaşanan gelişmelerde bile bunun ipuçlarını bulmak mümkün.

25 Kasım 2018’de Rusya’nın Azak denizinde Ukrayna gemilerine ateş açmasının ardından NATO’nun Karadeniz’de askeri varlığını tahkim etmesi gerektiğine ilişkin çağrıların arttığı görülüyor. Buna paralel olarak Rusya’nın Ukrayna sınırına yakın noktalara İskender füze sistemleri yerleştirdiğine ve askeri hareketliliği artırdığına ilişkin haberler de gündeme gelmeye başladı. Ardından geçen haftalarda ABD, altı ay içerisinde Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çekileceğini duyurdu. Rusya ise buna karşılık vereceğini açıklayarak yeni silahlarıyla ABD’ye gözdağı verdi.

Eğer bu restleşme artarak devam ederse dünyada yeni bir silahlanma yarışı başlamış olacak ki bunun zararını ilk görecek bölgenin Doğu Avrupa olması kaçınılmaz. Zira Doğu Avrupa, bu konuda Rusya’nın doğrudan hedefi konumunda. Moskova, özellikle Romanya, Polonya ve Baltık ülkelerinin tutumlarından dolayı öfkeli. Polonya, Doğu Avrupa’da Rusya’ya karşı en sert tavır alan ülkelerin başını çekiyor. Gerek Ukrayna’ya verdiği destek, gerek Avrupa Birliği içerisinde Rusya’yla ilişkileri sürdüren ülkelere gösterdiği tepki, gerekse de kendi topraklarında ABD askeri üsleri kurulmasını açıktan talep etmesi nedeniyle Varşova, Moskova’nın başlıca muhalifi konumunda. Baltık ülkeleri, özellikle Litvanya için de benzer cümleler kurmak mümkün.

Romanya’ya gelince, Moldova’nın Romanya’ya bağlanarak Rus etkisinden tamamen koparılması planı, bu küçük ülkeyi istikrarsızlık kaynağı olarak Avrupa’nın ortasında tutmakta kararlı olan Moskova’nın tepkisini zaten çekmekteydi; buna Romanya’nın topraklarını ABD ve NATO’ya koşulsuz açması da eklenince kaçınılmaz olarak Bükreş de hedef haline gelmiş oldu.

ABD Doğu Avrupa’ya dönüyor

Şubatın ilk günlerinde Kremlin, ABD’nin Romanya’daki Deveselu askeri üssüne Mk-41 füze sistemlerini konuşlandırdığını öne sürerek Bükreş’e nota verdi. Romanya Dışişleri Bakanı ise Deveselu’daki askeri üssün tamamen savunma amaçlı olduğunu, buraya nükleer füzelerin konuşlandırıldığına ilişkin iddiaların ise “Rusya’nın uydurduğu masal” olduğunu söyledi. Bunun hemen ardından da Romanya Savunma Bakanı, Rusya’nın Karadeniz’de sürekli provokasyon yaptığını ancak Bükreş’in bu provokasyonlara tek taraflı cevap vermeyeceğini, NATO ile birlikte cevap verilmesi gerektiğini duyurdu.

6 Şubat’ta Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) Genel Sekreteri Anatoli Sidorov 2019’da kendileri için en büyük tehdidin Doğu Avrupa’nın, özellikle Baltık ülkelerinin silahlanması olduğunu söyledi. Özellikle Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan çekilen Washington’ı suçlayan Sidorov, “Artık gerçekleştirilmekte olan NATO projelerinin yanı sıra, ABD bu yıl Avrupa’da caydırıcılık girişimleri çerçevesinde Doğu Avrupa’ya ek kara kuvvetleri ve siber birimler konuşlandırmayı planlıyor,” dedi.

KGAÖ Genel Sekreteri, 2019’da özellikle Baltık ülkelerinde Amerikan birliklerinin katılımıyla savaş hazırlıklarının hızlandırılacağını ve yıl boyunca KGAÖ ülkeleri sınırlarının yakınlarına Kuzey Atlantik İttifakı askeri birliklerinin konuşlandırılması planlarının yürürlüğe konulacağını öne sürdü.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Sidorov’un bu açıklamalarından birkaç gün sonra, 11 Şubat’ta, Doğu Avrupa turuna çıktı. Pompeo’nun ziyaret için seçtiği ülkeler çok dikkat çekiciydi. ABD Dışişleri Bakanı, Avrupa’da Rusya ile en sıcak temaslara sahip olan, ülkesini Çin yatırımlarına açan, özellikle son iki yılda Ukrayna ile açık gerilim politikası yürüten ve Kiev’in Batı’ya entegrasyonunu engelleyen Macaristan’a, yine Rusya’nın doğalgaz baskısıyla Kosova’nın bağımsızlığını tanımaktan imtina eden Slovakya’ya ve kendi topraklarında ABD askeri üssünün kurulmasını isteyen, ancak Çin’le sıcak ekonomik ilişkileri nedeniyle Trump yönetiminin tepkisini çeken Polonya’ya gitmeyi tercih etti.

Pompeo’nun Doğu Avrupa’da verdiği mesajlar da en az Sidorov’un sözleri kadar açıktı. Rusya ve Çin’in bu bölgede Washington’ın son yıllardaki geri çekilmesinden kaynaklanan siyasi boşluğu doldurmaya çalıştığını belirterek, “Putin’in dostlar arasına anlaşmazlık tohumu ekmesine izin vermemeliyiz,” dedi. Macaristan’dan Kiev’e engel olmak yerine destek vermesini istedi, Çin’in Huawei şirketinin bu bölgeye girmesinin ciddi güvenlik açığı oluşturacağını iddia etti ve ABD’nin yeniden Doğu Avrupa ile ilgilenmesi gerektiğini vurguladı.

Yani ABD yönetimi, Pompeo’nun bu ziyareti ve açıklamalarıyla, Doğu Avrupa’ya yeniden dönüş sinyali verdi.

Bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklar

Fakat bu kez dönüşünde ABD’nin karşısında duran manzara daha karmaşık; sorunlar ABD’nin de destek verdiği “Doğu İş birliği” gibi iddialı bir planın Rusya’nın eski sosyalist bloğu üzerindeki nüfuzu sonucu gerçekleşememesi ve neredeyse hiç konuşulmaz hale gelmesinden, Gürcistan ve Ukrayna’daki sorunlardan, Moldova’nın içinden çıkılamayan siyasi krizler ülkesine dönüşmesinden ibaret değil.

Doğu Avrupa ülkeleri, ortak tavır ve siyasi uzlaşma konusunda diğer Avrupa ülkelerinden çok farklılar. Her ne kadar geleceklerini ve güvenliklerini Batı’da gördüklerini deklare etseler de eski Sovyet etkisi ve zihniyeti bu coğrafyada varlığını idame ettiriyor. Bu ülkelerin hepsini aynı anda memnun etmek sadece Rusya etkisi nedeniyle değil, kendi aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle de mümkün değil. Dolayısıyla, ABD’nin her ülkeye göre plan yapması gerekiyor ki Pompeo’nun açıklamasında da itiraf edildiği üzere bu konuda bir hayli geç kalınmış durumda. Dolayısıyla, ABD, Doğu Avrupa’ya dönmek için yaptığı her hamlede öncekilerden daha sert tepkiler ve dirençlerle karşı karşıya kalacak.

[Kırım'ın Ruslar tarafından işgalinin anlatıldığı Kırım Ateşi kitabının yazarı olan Gönül Şamilkızı, bölge ülkelerinde uzun yıllar muhabir olarak çalışmıştır]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>