Analiz/Jeopolitik ve demografik dinamikler arasında şekillenen Tlaib ve Omar olayı

Trump’ın Yahudi siyasetine hem İsrail hem de diaspora düzeyinde müdahil olması, İsrail iç siyasetini ABD siyasi kültürüne söylem ve taktik bazında hiç olmadığı kadar bağımlılaştırdı.

Jeopolitik ve demografik dinamikler arasında şekillenen Tlaib ve Omar olayıİlhan Ömer (solda), Raşide Tlaib (sağda)

İstanbul

15 Ağustos günü, İsrail’i, Orta Doğu’yu ve küresel siyaseti takip eden profesyoneller için ilginç günlerin “olağan” olanlarından biriydi. ABD Başkanı Trump, Demokrat Parti’ye mensup Temsilciler Meclisi üyeleri Raşide Tlaib ve İlhan Ömer’in olası İsrail ve Filistin ziyaretlerine dönük olarak İsrail hükümetini bu iki siyasetçiyi ülkelerine sokmamalarını, aksi takdirde bu durumun İsrail hükümeti açısından zayıflık işareti olacağını ifade eden tweetler attı.

İsrail İçişleri Bakanı Arye Deri (ŞAS Partisi) Tlaib ve Ömer’in İsrail’e girişinin 2017 yılında İsrail’e Giriş Yasası’nda yapılan değişikliğe binaen yasaklandığını duyurdu. Tlaib sonrasında Deri’ye bir mektup yazarak yaşlı ninesini insani gerekçelerle görmek istediğini ve herhangi bir siyasi faaliyet içerisinde olmayacağının teminatını verdi ve Deri bunu kabul etti. Tlaib sonrasında bu şartlar altında Filistin’e gitmeyeceğini belirtti.

2017 Mart tarihinde İsrail Parlamentosu Knesset’de onaylanan yasaya göre içişleri bakanı, İsrail’e yönelik boykot hareketi içerisinde olanların ülkeye girişini yasaklama yetkisine sahip. Bu değişikliğe göre, bu tür organizasyonlarda yetkili düzeyinde yer alan kişiler, “Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar” (BDS) hareketinde dikkate değer aktivizm içerisinde yer aldılarsa bunun bağımsız ya da kuruma bağlı olması önemli olmayacak şekilde, açıkça boykotu destekleyen siyasi ve yerleşik figürlerse ve hedef organizasyonların adına faaliyet gösteriyorlarsa İsrail’e girişleri yasaklanabilmekte. Hedef organizasyonların listesini Stratejik İşler Bakanlığı belirliyor. Bu yasa değişikliğinin Likud milletvekili Avi Dihter’in girişimleriyle meclisten geçtiğini hatırlatalım.

ABD toplumundaki dönüşmekte olan demografinin etkisiyle Demokrat Parti’de yükselen yeni nesil sol siyaset için İsrail önemli bir belirleyen olarak öne çıkıyor.

İsrail ile diaspora arasındaki gerilim

Tüm bu hadiselere bakınca, “Trump- Bibi- Demokrat Parti” üçgeninde olgunlaşan olaylar dizisiyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Fakat tam bu noktada kişi bazlı aktör analizinden sıyrılarak, elitlerin düşünce ve kararlarını zorunlu kılan ve onları bu tür kararlar almaya iten makro siyasal süreçleri göz önünde tutmayı tercih edelim. Küresel siyaset 9/11 olayları sonrasında “İslam dünyası ve ötekiler” olmak üzere iki büyük kampa bölündü. İslam’ın politik ve toplumsal aktivizmi, bunun yanında inananların nüfusunun milyarı aşması nedeniyle geniş ve genel anlamda İslam dünyasına siyasi, toplumsal ve jeopolitik yaklaşım ister istemez oldukça yüksek ve hararetli bir çizgide ilerliyor. Özetle, İslam dünyasının üzerinde yüzdüğü demografi ve coğrafya ve tümünün belirlediği aktivizm ve söylem setleri küresel düzeyde yükselen yeni sağ siyasetin zıtlaşmak istediği ve takipçilerine kendisi haricindeki alternatifin “işte bu” dediği bir dünyayı işaret ediyor.

Trump’ın öte yanda Yahudi siyasetine hem İsrail hem de diaspora düzeyinde müdahil olması şu sonucu doğurdu: İsrail iç siyasetini ABD siyasi kültürüne söylem ve taktik bazında hiç olmadığı kadar bağımlılaştırdı. Öte yandan ABD toplumundaki dönüşmekte olan demografinin etkisiyle (gençler, kadınlar, eşcinseller ve azınlıkların yükselişi) Demokrat Parti’de yükselen yeni nesil sol siyaset için İsrail önemli bir belirleyen olarak öne çıkıyor. Burada ifade edilmek istenen, Trump siyasetinin İsrail’i kavram ve mekan olarak yüceleştirmesi ve tartışmasız destek vermesinin aslında ABD Yahudi Cemaati’ni ve İsrail’i geniş taktiksel siyasetten mahrum bıraktığıdır. İsrail, Tlaib ve Ömer olayında görüldüğü üzere, Cumhuriyetçi siyasetin dar ve muayyen çıkarlarına sıkıştırılıyor.

Bu müdahalenin kaçınılmaz sonucu olarak İsrail ve diaspora arasındaki siyasi gerginlik ise Siyonist ideolojinin tutamayacağı kadar gerginleşiyor. Siyonist ideolojinin 21.yy.da İsrail’i Yahudi milletinin tek ve tartışmasız siyasi merkezi yapma hedefi İsrail’de, daha doğrusu İsrail Yahudiliğinde yükselen siyasi kültürle farklı bir rotaya giriyor. Burada makro ideoloji olarak kastedilen, işlevsel kategorilerle dünyayı anlama çabasının klasik sağ ve sol ayrımının belirleyenlerini aşmasıdır.

İsrail, ABD’de partiler üstü konumunu kaybediyor

ABD’ye eğildiğimizde gördüğümüz yeni eğilimler şunlar: Milenyal sosyalizmle birlikte İsrail’den gelen din merkezli sağ milliyetçilik yükselişte. Tlaib ve Ömer’in kadın, azınlık, göçmen ve Müslüman olmaları ABD’de yerleşik sağ ve sol siyaset için öteki kimliğine dair şüphe ve önyargıları doğrudan çeken niteliklere sahip. Bu iki siyasetçinin ABD’nin periferisinde (çevresinde) yer alması, öte yandan ABD ulusal siyasetine ve jeopolitiğine meydan okumaları, onları ister istemez hedef tahtasına yerleştiriyor. İsrail’le olan ilişkilerin niteliği ABD siyaset sözlüğüne yerleştiği şekliyle “bipartisan”, yani parti çıkarları üstünde bir konudur. Tlaib ve Ömer olayı, Trump’ın da desteğiyle yerleşik kabullerin yıkılmasına, yerlerine polarize ve politize kamusal tartışmaların yükselmesine yol açıyor. Demokrat Parti yerleşikleri için İsrail merkezli tartışmalarda taraf olma konusu genellikle İsrail’in Batı Şeria’da yürüttüğü yerleşim politikalarının kınanmasına dayanıyor. Şimdi ise Demokrat Parti’nin yeni yüzleri denilebilecek başat figürlerin İsrail tarafından ülkeye girişlerinin kabul edilmemesi, eleştiriyi aşan ve İsrail’i geri adım atmaya itecek politikalara yol açacağa benziyor.

ABD milliyetçiliği, 1980’lerden sonra Orta Doğu’ya yönelik askeri müdahaleleri, sonrasındaysa ABD yurtseverliği İslam’ı potansiyel tehdit olarak okuyarak kodlamaya başladı. Siyahiler üzerinden gelişen sağ cumhuriyetçi milliyetçilik, sırasıyla komünizm ve İslam ile siyasal ve toplumsal karakterinin merkezine yerleştirdi. Ömer ve Tlaib ise Müslüman, siyahi, kadın, azınlık olmanın getirdiği tüm dış kimliklerle Trump’ın temsil ettiği siyasi kültür ve toplumsallığın tam anlamıyla anti tezini oluşturuyor. Trump’ın 2020 ABD Başkanlık Seçimi’nde tam olarak stratejisi de kendi seçmenini kendisine mahkûm edecek büyük bir öteki oluşturmaktan geçiyor. ABD’nin sağ ve muhafazakâr toplumunun korku, endişe ve nefret gibi psikolojik gerilim hatlarını gıdıklayacak temaların sürekli, büyük ve yaygın şekilde tekrarı da bu stratejiye dayanıyor.

ABD’de yeni siyasal fenomen: Milenyal sosyalizm

Küresel kapitalizmin kalbi ABD’de yeni bir siyasal fenomenin yükselişi görülüyor: Milenyal sosyalizm. 2008 finans krizinin meydana getirdiği iktisadi daralmalar ve siyasi istikrarsızlık ve bu durumun etkileri küresel siyaseti de etkiledi. Başkan Trump’ın seçilmesiyle kriz hali yeni bir evreye erişti. “Devletler, sınıflar ve uluslar” arasında oluşan sorunlar kendisini tüm küreye yayılmış şekilde gösteriyor: Brexit krizi, Trump’ın Çin ve AB ile ticaret savaşı, merkezi ülkelerde son yıllarda temsili demokrasinin ana aktörü olarak yükselen popülist siyaset, geleneksel partilerin krizi, toplumsal kutuplaşma, yeni siyasi ve ideolojik fenomenlerin hem Batı hem Doğu’da yükselişe geçmesi, radikal eğilimlerin belirginleşmesi.

Uluslararası arenaya bakınca organik bir krizin varlığından söz edilebilir. Brezilya ve ABD’de Bonapartist hükümetlerin kurulması, yerleşik sınıfların siyasi temsil ve toplumsal içerikten yoksunlaştıklarını da gösteriyor. Bu sene görülen büyük çaplı toplumsal hareketlenmeler ise klasik işçi sınıfı tipi mücadele tarzlarını aşan niteliklere sahip. Fransa’da Sarı Yelekliler, Hong-Kong’da gençler, Sudan’da yeni düzen yanlıları içerik ve desen olarak birbirinden farklılaşsa da temel hedef olarak, siyasal ve sınıf mücadelesini sosyal medyanın verdiği teknik imkanlarla genişletmek ve etkisini büyütmek olarak öne çıkıyor. Burada temel strateji, sosyal medyadan gelen anlık ve kitlesel destekle siyasi karar mekanizmalarını taleplere cevap verecek şekle evriltmek olarak görülüyor. Bunlara neo-reformist stratejiler ve sosyal demokrasinin eski uygulamalarının işlevsizleştiği de eklenebilir.

Tüm bunlara bakınca, sağ siyasetin karşısında yeni yeni olgunlaşan ana aktörün gençler olduğu, temel girdinin demografik dinamikler olarak sivrildiği sol hareketler yükseliyor. Tlaib ve Ömer’in, Trump tarafından yüksek seviyede önemsenmelerinin sebebi de bu olsa gerek.

[Kudüs İbrani Üniversitesi Truman Center’da ve Brandeis Üniversitesi Schusterman Modern İsrail Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak bulunan Gökhan Çınkara İsrail, Filistin siyaseti, Yahudi dünyası ve Orta Doğu toplumları ve siyaseti konularında akademik çalışmalar yürütüyor]

Comments are closed.