Analiz/Libya’da barış sürecine sabotaj

İtalya’da yapılan Libya konulu uluslararası toplantıda, darbeci General Hafter’in Türkiye ve Katar karşıtı tutumu ve Ankara’nın masanın dışına itilmesi girişimi, barış sürecine yönelik bir sabotaj niteliğinde.  

Libya'da barış sürecine sabotaj

İSTANBUL – FURKAN POLAT

12-13 Kasım tarihlerinde Libya krizinin yerel ve uluslararası aktörleri İtalya’nın Palermo kentinde krizin barışçıl yöntemlerle çözümü için bir araya geldiler. Libya konferansına Türkiye’yi temsilen katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, dün yaptığı açıklamayla Türkiye’nin konferanstan çekildiğini duyurdu. Oktay’ın yaptığı açıklamadaki şu ifade gerek görüşmelere gerekse Libya krizine dair pek çok soruyu beraberinde getirmektedir: “Bu sabah (13 Kasım Salı) bazı taraflar arasında düzenlenen gayriresmi toplantı ve bunların Akdeniz bölgesindeki başlıca aktörler olarak sunulması bizim şiddetle karşı çıktığımız çok yanıltıcı ve zarar verici bir yaklaşımdır.” Bu ifadeden hareketle cevaplanması gereken sorular şunlardır: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’ın açıklamasında vurguladığı taraflar kimlerdir? Söz konusu gayriresmi toplantının konusu ve amacı nedir? ve Türkiye Libya krizi bağlamında oluşan mevcut tabloda neler yapabilir?

Bu soruların cevabına geçmeden önce Palermo’daki Libya Konferansı’na kısaca değinmek gerekiryor Söz konusu zirve, Libya krizinin barışçıl yollarla çözümü için gerçekleştirilen görüşmelerin devamı niteliğindedir. 2017 yılında BM Libya Özel Temsilciliği görevine getirilen Gassan Selame, Eylül 2017’de açıkladığı eylem planıyla dört aşamalı bir süreç başlattıklarını ilan etti. Bu plana göre krizin sonlandırılması için başkent Trablus’taki Ulusal Uzlaşı Hükümeti’nin aktörlerin talepleri doğrultusunda revize edilmesi, yereldeki aktörlerin tümünü kapsayacak bir ulusal müzakerenin düzenlenmesi, yeni anayasanın oluşturulup referanduma sunulması ve genel seçimlerin gerçekleştirilmesi elzemdir. Eylem planı çerçevesinde Mayıs 2018’de krize taraf olan yerel ve uluslararası aktörler Fransa’nın ev sahipliğinde bir araya geldi. Paris zirvesinden çıkan sonuç, söz konusu sürecin eş zamanlı olarak yürütülmesi ve Aralık 2018’de seçimlerin gerçekleştirilmesiydi. Ancak silahlı gruplar arasında yıl boyunca devam eden çatışmalar ve siyasi aktörler arasındaki görüş ayrılıkları Paris zirvesinde alınan kararları boşa çıkardı.

Türkiye’nin kararlı tavrı

Yasadışı göç bakımından Libya’daki istikrarsızlıktan en fazla etkilen ülkelerden biri olan İtalya, söz konusu tıkanıklığı aşmak için inisiyatif üstlenerek yeni bir zirveye ev sahipliği yaptı. Palermo zirvesine, Libya’ya komşu olan ülkeler başta olmak üzere Türkiye, Katar, Fransa, Rusya ve BAE gibi pek çok ülke temsilcilerinin yanı sıra Ulusal Uzlaşı Hükümeti (UUH) Başkanı Faiz Sirac, Temsilciler Meclisi Başkanı Ukeyla Salih ve Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri gibi önde gelen yerel aktörler katıldı. Zirve öncesi en çok merak edilen konu ise Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Fransa’nın sağladığı askeri ve siyasi destekle Libya’nın önemli bir kısmını kontrol eden Libya Ulusal Ordusu’nun lideri Halife Hafter’in katılıp katılmayacağıydı. Zirveye katılım konusunda son haftalarda çelişkili açıklamalar yapan Hafter, sürpriz bir kararla 12 Kasım akşamı İtalya’ya hareket etti. Hafter, amacının zirveye katılım olmadığını, Palermo’da Libya’ya komşu olan ülkelerle güvenlik meselelerini konu alan bir dizi görüşmeler gerçekleştirmek amacıyla İtalya’ya geldiğini belirtti.

Bu açıklamanın ardında Türkiye’nin Libya Konferansı’ndan çekilmesiyle sonuçlanan süreç başladı. 13 Kasım (Salı) sabah saatlerinde Hafter’in talebi doğrultusunda UUH Başkanı Sirac, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, İtalya Başbakanı Conte, Fransa Dışişleri Bakanı Le-Drian, Rusya Başbakanı Medvedev ve Libya’ya komşu olan diğer ülke temsilcileri bir güvenlik zirvesi gerçekleştirdi. Söz konusu görüşmelerde dikkat çeken husus Hafter muhalifi yerel aktörlerden katılım olmamasının yanı sıra Türkiye ve Katar gibi krizin çözümünde kritik rol oynayabilecek ülkelerin de görüşme dışında bırakılmasıydı.

Hafter’e destek, krizi daha da derinleştirecek

Libya’daki güvenlik meselelerinin masaya yatırıldığı görüşmenin iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, 2014 yılından günümüze Fransa, BAE, Mısır ve Suudi Arabistan’ın sağladığı askeri destekle Libya’daki güç mücadelesinde ciddi kazanımlar elde eden Hafter’in mevcut konumunu meşrulaştırmaktır. Palermo zirvesi öncesinde Mısır’ın öncülüğünde Kahire’de yürütülen ve Libya’daki güvenlik birimlerini tek çatı altında toplamayı amaçlayan görüşmelerde Hafter liderliğinde bir ulusal ordunun kurulması kararlaştırılmıştı. Bu karar söz konusu görüşmeler esnasında Hafter’in doğrudan muhatap alınmasıyla üstü örtülü bir biçimde uluslararası aktörler tarafından da onaylanmış oldu. İkincisi ise Hafter’in Libya’daki istikrarsızlığa son verme adına ortaya koyduğu yöntemlerin desteklenmesidir. Pek çok açıklamasında liderliğini yaptığı Ulusal Ordu olmaksızın Libya’da istikrarı sağlamanın mümkün olmadığını öne süren Hafter, askeri mücadeleye ülkedeki tüm muhalif unsurları mağlup edene kadar devam edeceklerini beyan etmektedir. Trablus, Zintan ve Misrata gibi önemli kentlerin henüz Hafter’in kontrolünde olmadığı düşünüldüğünde bu kentlere yapılacak askeri operasyonların Libya krizini derinleştirmesi kaçınılmazdır.

Hafter’in ve ona destek veren uluslararası aktörlerin Palermo zirvesindeki tutumları, sahada elde ettikleri üstünlüğün bir yansımasıdır. Bu durumda Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunmaktadır. Birincisi, Hafter’in mevcut pozisyonunu ve Libya’nın geleceğine dair sahip olduğu projeksiyonu kabul etmek ve desteklemektir. Bu seçenek Arap Baharı sonrası, Türkiye’nin bölge siyasetiyle birlikte düşünüldüğünde ortaya koyduğu bütün çabanın boşa gitmesi anlamına gelecektir. İkincisi ise sahadaki Hafter muhalefetini bir araya getirerek ve gerekli siyasi/askeri desteği sağlayarak, Libya’da güç dengesinin yeniden inşa edilmesini sağlamaktır.

Her ne kadar Hafter’in son yıllarda elde ettiği kazanımlar onu Libya krizinin çözümünde önemli kılsa da Hafter karşıtı ciddi bir muhalefetin olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu muhalif unsurların kendi aralarındaki mücadele, etkili bir dengeleyici gücün ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu gruplarla temasa geçerek ve onları organize ederek kurulacak dengeleyici bir koalisyon, Türkiye’yi Libya krizinin çözümü konusunda en etkili aktörlerden biri haline getirecektir.

[Furkan Polat, Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Libya masasında araştırma görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>