Analiz/Orta Doğu’daki gerilim petrol arzını tehlikeye sokabilir

ABD’nin İran’dan petrol ithalatı için 8 ülkeye verdiği muafiyet hakkını sonlandırması, 120 bin asker göndereceğine ilişkin iddialar, bölgedeki petrol boru hatları ve tankerlerine yönelik saldırılar küresel petrol arzına yönelik endişeleri artırdı.

Orta Doğu'daki gerilim petrol arzını tehlikeye sokabilirABD’nin İran’dan petrol ithalatı için 8 ülkeye verdiği muafiyet hakkını sonlandırması, ‘İran tehdidine karşı’ bölgeye 120 bin asker göndereceğine ilişkin iddialar, bölgedeki petrol boru hatları ve tankerlerine yönelik saldırılar küresel petrol arzına yönelik endişelerin artmasına neden oldu.

Arap Yarımadası çevresinde artan gerginlik, dünyanın en önemli petrol ticaret hattı olan Hürmüz Boğazı’nda yoğunlaşan petrol ve doğal gaz ihracatını etkileyerek küresel bir enerji krizine dönüşme potansiyeli taşıyor. Böyle bir ihtimal sonrasında da bu bölgeden dünyaya ulaşan enerji arzını hemen ve hızlıca doldurabilecek alternatifler ise son derece kısıtlı durumda. Bu nedenlerle Orta Doğu’daki gerilim küresel petrol arzını tehlikeye sokabilecek bir öneme sahip.

Bölgedeki tansiyonun artmasının en önemli nedenini ABD ile İran arasında Başkan Donald Trump’ın göreve gelmesinin ardından İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) arasında imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamasıyla başlayan ve karşılıklı yaptırımlara dönüşen gerilim oluşturuyor.

Bölgedeki gerilim, New York Times (NYT) gazetesinin 13 Mayıs’ta adı açıklanmayan üst düzey ABD’li yetkililere dayandırarak ABD’nin ‘İran tehdidine karşı’ bölgeye 120 bin asker göndermeye hazırlandığı iddialarına yer vermesiyle bir üst seviyeye taşındı. 

ABD-İran çatışması

Trump yönetimi, 8 Mayıs 2018′de, 2015′te İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan İran’ın balistik füze ve bölgesel faaliyetlerini de kapsayan yeni bir anlaşmaya varabilmek için çekildiğini açıklamış, sonrasında Tahran yönetiminin petrol ihracatını hedef alan yaptırımları uygulamaya koyarak, nisan ayında İran Devrim Muhafızlarını “yabancı terör örgütleri” listesine almıştı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de ABD’nin yaptırımlarına karşılık 8 Mayıs’ta ülkesinin nükleer faaliyetlerinin bir kısmını yeniden uygulamaya başlayacağını açıklamıştı.

Bölgedeki gerilim, New York Times (NYT) gazetesinin 13 Mayıs’ta adı açıklanmayan üst düzey ABD’li yetkililere dayandırarak ABD’nin ‘İran tehdidine karşı’ bölgeye 120 bin asker göndermeye hazırlandığı iddialarına yer vermesiyle bir üst seviyeye taşındı. ABD Başkanı Trump’ın söz konusu iddiaları yalanmasına rağmen, “Eğer planlamış olsaydık bundan daha fazla asker gönderirdik.” şeklindeki cevabı, ABD’nin İran’a muhtemel bir askeri operasyon düzenleme ihtimalini tamamen reddetmediği yorumlarına yol açtı.

Öte yandan, İran lideri Ali Hamaney de ABD’nin bugünkü tutumundan vazgeçmediği sürece kendileriyle müzakere edilemeyeceğini, İran’ın da ABD’nin de savaş peşinde olmadığını ancak bu mücadelenin ‘iradelerin çarpışması’ olduğunu belirtti. İki ülke arasında yıllardan beri süre gelen karşılıklı güvensizlik, resmi açıklamaların dahi gerçeği yansıtmadığı algısına neden oluyor.

İran’a ek olarak, piyasalarda küresel arz daralması yaşanabileceğine ilişkin endişelere katkı sağlayan bir başka gelişme de son dönemde Arap Yarımadası’ndaki petrol boru hatları ve tankerlerine yönelik saldırıların artması oldu. 

Boru hatları ve tankerlere yönelik saldırılar

İran’a ek olarak, piyasalarda küresel arz daralması yaşanabileceğine ilişkin endişelere katkı sağlayan bir başka gelişme de son dönemde Arap Yarımadası’ndaki petrol boru hatları ve tankerlerine yönelik saldırıların artması oldu.

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, 14 Mayıs’ta sabah saatlerinde ülkenin doğu bölgesindeki rezervlerden batı sahilindeki limana petrol taşıyan boru hattı üzerinde bulunan 2 pompa istasyonuna drone saldırısı düzenlendiğini duyurdu. Bu olaydan iki gün öncesinde de Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) doğu sahilinde yer alan El-Fuceyra Limanı yakınlarında Suudi Arabistan, BAE ve Norveç bandıralı petrol tankerlerine kaynağı belirsiz saldırılar gerçekleştirilmişti.

Falih, son zamanlarda Körfez ülkelerinde önemli noktalarda yapılan bu saldırıların yalnızca Suudi Arabistan’ı hedef almadığını, saldırıların deniz yolu taşımacılığını ve tüm dünyadaki tüketicilerin petrol tedarik güvenliğini tehdit etmeyi amaçladığını söylemişti.

El-Fuceyra Limanı’nın dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’na sadece 70 mil uzaklıkta yer alması da arz daralması endişelerinin yoğunlaşmasına neden oldu.

Washington ve Tahran arasında bir başka gerilim noktası olan Hürmüz Boğazı’na ilişkin İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri, “İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kullanımı kısıtlanırsa boğazı geçişlere kapatırız. İran’ın kara sularını her türlü tehdide karşı savunacağız.” açıklamasında bulunmuştu. Washington ise İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması halinde bölgede petrol ticaretini korumak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün üçte birinin aktarıldığı Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ile Basra Körfezi arasında yer alıyor. Boğaz, bölgedeki petrol kaynaklarının Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika gibi farklı güzergahlara taşınmasında kritik rol oynuyor.

İran’a alternatif arayışları

ABD-İran arasındaki gerilim ve 8 ülkeye verilen muafiyet hakkının kaldırılması küresel petrol arzında daralma yaşanması endişelerini artırırken, ithalatçı ülkelerin İran’ın petrol arzının azalması tehlikesine karşın farklı alternatifler arayışını da yoğunlaştırmasına neden oldu.

Bölgede bu gelişmeler yaşanırken petrol kaynakları açısından son derece zengin olan Irak, ABD’nin enerji şirketi ExxonMobil ve Çin’in dev petrol şirketi PetroChina ile 53 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamaya hazırlandıklarını duyurdu. Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, anlaşmanın 30 yıllık olacağını ve bu süre zarfında 400 milyar doların üzerinde kazanç elde etmeyi planladıklarını aktardı.

Mega petrol anlaşmasında Irak’ın güneyindeki iki petrol yatağı Nahr bin Umar ve Artavi’nin geliştirilmesiyle yataklardaki petrol üretim kapasitesinin günlük 125 bin varilden 500 bine çıkarılacağı belirtildi. Ancak Abdulmehdi, konunun İran ile ilgisi olmadığını belirterek, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlardan Irak’ı kendisiyle petrol anlaşması imzalaması karşılığında muaf tutacağı yönündeki iddiaları da yalanladı.

Bu gelişmelere rağmen, İran petrolünün özelliklerine sahip bir alternatifin küresel piyasalara kısa vadede sunulabilmesinin zorluğuyla birlikte Venezuela’ya uygulanan yaptırımlar ve Caracas’ın petrol ihracının neredeyse durma noktasına gelmesi piyasadaki arz kaynaklı endişelerin giderilebilmesini zorlaştırıyor.

Küresel petrol arzına yönelik endişeler

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son yayınlanan aylık petrol piyasası raporuna göre, nisanda küresel petrol arzı 300 bin varil azalarak günlük 99,3 milyon varile geriledi. Bu düşüş en çok Kanada, Kazakistan, Azerbaycan ve İran’dan kaynaklandı.

ABD’nin 8 ülkeye muafiyeti kaldırması öncesi İran’ın petrol üretimi nisanda 130 bin varil azalarak günlük 2,61 milyon varile geriledi. Eylül 2013′ten bu yana en düşük seviyesini gören İran’ın petrol üretiminin, mayısta 1980′lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana görülmeyen seviyelere düşebileceği uyarısında bulunuldu.

Rapora göre, İran’ın geçen yıl mayısa kadar günlük ortalama 2,6 milyon varil olan petrol ihracatı da 8 ülkeye muafiyet hakkının tanındığı Kasım 2018’den bu yana ciddi bir düşüş göstererek günlük ortalama 1,4 milyon varil seviyesinde seyretti. Nisanda İran’ın petrol ve türevleri ihracatı günlük 320 bin varil düşerek günlük 1,3 milyon varile geriledi. Ülkenin petrol sevkiyatı da günlük 130 bin varil azalarak 1,05 milyon varil oldu.

IEA’ya göre izleme raporları, mayısta henüz nihai varış rotası bilinmemekle birlikte İran’dan yapılan günlük yüklemenin 475 bin varil seviyesinde seyrettiğini gösteriyor. Buna karşın raporda azalan İran petrol arzının Suudi Arabistan, Irak, Rusya ve BAE’den temin edilebileceğine, türevleri için ise Katar ve Avustralya’nın uygun koşullara sahip olduğuna işaret ediliyor. Zaten daha önce Suudi Arabistan ve BAE gibi bazı OPEC ülkeleri yaptırım muafiyetinin kaldırılmasının ardından üretimi arttırma konusunda istekli olduklarını belirtmişlerdi.

Nisan ayı verilerine göre, şimdilik mart-nisan arasındaki küresel petrol arzı açığı Brezilya, ABD, Libya ve Nijerya’dan karşılandı. OPEC tarafında Nijerya ve Libya, İran kaynaklı petrol arzı daralmasını karşılayan iki ülke oldu.

İran açığını kapatabileceğini ifade eden Suudi Arabistan ve BAE ise nisanda üretimlerini neredeyse Mart ayıyla aynı seviyede tuttu. Ancak Suudi Arabistan talep olduğu takdirde daha fazla petrol tedariği yapabileceğini belirtmişti.

IEA’ya göre Suudi Arabistan mevsimsel olarak, daha fazla elektrik talebinin karşılanmasına yönelik enerji santrallerinin kullanımı için mayısta üretimini artırabilir. İhracat tarafında ise nisanda ülkenin petrol sevkiyatı bir önceki aya kıyasla günlük 110 bin varil düşerek, günlük 6,94 milyon varile geriledi. Ancak, mayıs verileri ihracatın günlük 7,1 milyon varile yükseleceğini gösteriyor.

Raporda, BAE’nin petrol üretiminin de nisanda marta oranla aynı kaldığı ifade edilirken, ülkenin önümüzdeki beş yılda Upper Zakum sahasının kapasitesini günlük 1 milyon varile yükseltme hedefine işaret ediliyor. Son aylarda ABD ve diğer bölge ülkeleriyle diplomasi trafiğinin yoğunlaştığı Irak’ın üretimi ise nisanda bir önceki aya kıyasla günlük 70 bin varil arttı. İhracat tarafında, Irak’ın sevkiyatı aynı dönemde bir önceki aya göre günlük 50 bin varil artarak günlük 3,8 milyon varile yükseldi.

Fakat tüm bunlar İran merkezli bir askeri operasyon sonrasında Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine kapanacağı ihtimali göz önünde bulundurulduğunda, bölgenin neredeyse tüm enerji ticaretinin olumsuz etkilenmesi sonucunda küresel bir arz krizine dönüşme ihtimaline alternatif oluşturamıyor.

Gözler bir sonraki OPEC toplantısında

Suudi Arabistan ve BAE’nin İran kaynaklı petrol arzı boşluğunu kapatmaya istekli olmalarına rağmen, 25-26 Haziran’da yapılacak bir sonraki OPEC toplantısına kadar bu konuya çekingen yaklaşabileceği tahmin ediliyor. Ancak iki ülkenin de petrol fiyatlarının yükselmesi endişesi nedeniyle Başkan Trump’ın arzın artırılması isteğini geri çevirmeyeceği yönünde fikir birliği mevcut.

ABD’nin ilk yaptırımlarını yürürlüğe koyduğu Mayıs 2018′den bu yana İran’ın petrol ihracatının büyük bir düşüş gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda, piyasalarda bu azalışın devam edeceği beklentisi hakim. Petrol piyasalarının tepkisi ise İran’ın petrolünün en büyük alıcıları olan ülkeler ile ABD arasındaki görüşmelerin nasıl şekilleneceği, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin İran kaynaklı arz daralmasına ne kadar kısa sürede cevap vereceği ve Venezuela ile Libya gibi yoğun jeopolitik gelişmelerin yaşandığı ülkelerin değişken petrol arzının ne kadar olacağına göre belirlenecek.

Orta Doğu’nun zengin doğal enerji kaynaklarının dünyaya iletilmesinde en önemli geçiş noktası konumundaki Hürmüz Boğazı ve çevresinde gelişecek sıcak çatışmalar veya boğazın taraflardan birince deniz trafiğine kapatılması, tüm dünya ekonomilerinin hissedeceği bir petrol arz krizine yol açma potansiyeli barındırıyor.

“Analiz” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>