Analiz/Rusya’nın Libya’da artan nüfuzu ABD politikasını değişime zorluyor

 

Rusya’nın Libya’daki nüfuzunu artırması, ABD’nin “güvenli mesafeden” yürüttüğü Libya politikasını revize etmesine ve Hafter’e verdiği desteği gözden geçirmesine neden oldu.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar   |29.11.2019

Rusya'nın Libya'da artan nüfuzu ABD politikasını değişime zorluyor

İstanbul

ABD, bölgede hem rejimleri hem de güç dengesini köklü bir biçimde dönüştüren Arap Baharı sonrası izlediği dış politika ile bölgesel ortaklarını yalnız bıraktığı yönünde sıkça eleştirilirken, Rusya’nın da bu boşluğa yatırım yaptığı görülüyor. Suriye iç savaşı ile bölgedeki nüfuzunu genişleten Rusya’nın, Libya’da devam eden iktidar savaşında denkleme Halife Hafter lehine olacak şekilde girmesi, kuşkusuz ülkede sekiz yıldır devam eden iç savaşta önemli bir gelişme oldu.

Bingazi saldırısı sonrası ABD’nin Libya politikası

11 Eylül 2012’de Libya’nın Bingazi şehrindeki ABD Büyükelçisi Chris Stevens ve üç elçilik çalışanı ile 10 Libyalı güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği saldırının ardından ABD’nin Libya politikası, gelişmelerin belli bir mesafeden izlendiği pasif bir yaklaşıma dönüşmüştü. 30 yıldan sonra ilk defa başka bir ülke topraklarında bir Amerikan diplomatının öldürülmesi Obama yönetimi için bizatihi büyük bir darbe iken, saldırının 11 Eylül tarihinde gerçekleşmesi ise psikolojik etkisini daha da artırmıştı.

Bingazi saldırısı ve sonrasında yaşananlar ABD’nin Libya politikasında önemli değişimlere neden oldu. Libya politikası, Cumhuriyetçilerin Obama yönetimine yönelik eleştirilerinde büyük bir yer tutmaya başladı ve yine Cumhuriyetçiler, dönemin Başkanı Obama ile Dışişleri Bakanı Clinton’ın halkı kasten yanlış yönlendirdikleri ve Kongre soruşturmacılarını engellemeye çalıştıkları suçlamalarında bulundular. Tüm bu iddialar 2016 başkanlık yarışında da Clinton’ın peşini bırakmadı. Clinton 2015 yılında Amerikan Temsilciler Meclisi’nin özel oturumunda, Cumhuriyetçilerin eleştirilerine cevaben Bingazi Konsolosluğuna düzenlenen saldırıyla ilgili olarak sorumluluğu üstlendiğini söylemesine rağmen yine de izlediği politikanın arkasında durmuş ve Cumhuriyetçileri siyasi kazanç için Libya’daki Amerikalı diplomatların ölümlerini suistimal etmekle suçlamıştı.

Libya’daki ABD Misyonu Başkan Yardımcısı Joshua Harris’in, Ekim 2019’da Bingazi’yi ziyaret ederek Trablus’taki savaşın bitirilmesi yönünde yetkililerle görüşmesi, 11 Eylül 2012’deki Bingazi saldırısının ardından mevzi kaybeden ABD dış politikasının sıfır noktasına dönüşü olarak görülebilir.

Ancak Clinton, bütün çabalarına rağmen, Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturduğu seçimlerde Bingazi saldırısının siyasi kariyerine büyük darbe vuran meselelerden biri olmasını engelleyemedi. Seçim çalışmalarının yapıldığı dönemde gerçekleştirilen Bingazi soruşturmasında Clinton’ın e-postaları incelenmiş ve büyük bir kısmı kamunun erişimine açılmıştı. İncelenen e-postalarında, Clinton’ın korumasız kişisel e-posta adresinden, ABD Bingazi Konsolosu Stevens’ın tam konumunu beş defa paylaştığı tespit edilmişti. Buna ek olarak, Clinton’ın Bingazi’deki ABD Konsolosluğunun teçhizat ve cephanelik taleplerini reddetmesi de kendisine yönelik ihmal suçlamalarını güçlendirmişti. Ayrıca bugün ABD Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Mike Pompeo da Clinton’ı saldırının “üzerini örtmekle” suçlamıştı.

Güvenli mesafeden Libya politikası: AFRICOM

2012’de gerçekleşen Bingazi saldırılarının hemen ertesi yılı ABD’nin Libya politikasında sergilediği keskin dönüşü “güvenli mesafeden dış politika yapmak” olarak görmek doğru olur. Bu tarihte Libya’da 2011’de gerçekleştirilen uluslararası koalisyon operasyonun başında bulunan Carter Ham’ın AFRICOM’un başına getirilmesi ve Libya ve komşu ülkelerde Mağrip El Kaidesi’ne yönelik operasyonlara başlaması, ABD’nin dönüşen politikasını gösteriyordu. Bu dönemde Ham, Libya’da El Kaide’ye bağlı hücrelerin faaliyet gösterdiklerine ve güçlendiklerine yönelik güçlü göstergeler olduğunu söylüyor ve Mağrip El Kaidesi’nin en zengin ve en iyi fonlanan El Kaide bağlantılı örgüt olduğunu iddia ediyordu. Böylece ABD, Libya’daki varlığını ve faaliyetlerini AFRICOM üzerinden, kısıtlı operasyonlar düzeyine indirmiş oldu.

Hafter’in Trablus saldırısında cephe gerilemesine neden olan Aziziye yenilgisi aynı zamanda Libya’daki paralı Rus askerlerinin varlığını ortaya çıkarması ve gündeme getirmesi nedeniyle de savaşın seyrinde önemli bir dönüm noktası oldu

Öte yandan ABD’nin bu dönemdeki dış politikasını büyük oranda BM’nin Libya girişimleriyle hizaladığını da ifade etmek gerekiyor. 2014’ten itibaren BM’nin Libya Özel Temsilciliği tarafından yürütülen siyasi çözüme destek veren ABD için Libya’da devam eden iç savaştaki konumu “bekle ve gör” stratejisine evrildi. Fransa, İtalya gibi Avrupalı; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ile Katar ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin sahadaki gelişmeleri doğrudan müdahalelerle şekillendirdiği Libya’da ABD, taraflardan “kazananın” belli olmasını bekleyen bir politika güderek gelişmeleri belli bir mesafeden takip etti ve faaliyetlerini büyük oranda bölgedeki DEAŞ ve Mağrip El Kaidesi gibi örgütlerle mücadeleyle sınırlandırdı.

ABD’nin, Libya dış politikasında bahsi geçen konfor alanına çekilmesinde oradaki krize müdahil olan aktörlerin tamamının kendi tarafında olmasından ötürü oluşacak olası güç dengesinde kaygı duymasını gerektirecek bir tehdit algısının olmaması da etkiliydi. Ancak 2019 Eylül’ünde Rusya’nın Libya krizine hızlı bir giriş yapması, ABD’nin Libya politikasını gözden geçirmesine neden olabilecek boyutta bir gelişme.

Trablus saldırısı: Hafter-Rusya ittifakı

Libya’da 42 yıllık Kaddafi rejimini sona erdiren 17 Şubat devriminin üzerinden sekiz yıl geçmesine rağmen eski rejimin hayaletleriyle boğuşan ülkede hâlâ demokratik ve istikrarlı bir düzen inşa edilebilmiş değil. Arap Baharı öncesi dönemde Kuzey Afrika ve Afrika siyasetinde özgül ağırlığı olan Libya, bugün çok sayıda aktörün rekabet ettiği bir alana dönüşmüş durumda. Libya’nın başkentini ele geçirmek için nisan ayında başlattığı saldırıyı hâlâ sürdüren Halife Hafter, geçen süre zarfında sahada herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu durum ulusal ve uluslararası ittifakları açısından birtakım kaygıları da beraberinde getirdi.

Halife Hafter’in nisandan beri sürdürdüğü Trablus saldırısında arzu ettiği başarıyı elde edememesi, 2014 sonrasında sahada elde ettiği kazanımlarını kaybetmesi ve Barka ittifakının çözülmesi tehlikesinin yanında DEAŞ’ın Fizan bölgesinde yeniden güç toplaması ihtimalini de gündeme getiriyor. Bu gelişmelere paralel olarak Rusya, sahadaki askeri ve mali varlığını artırdı. Hafter’in Trablus saldırısında cephe gerilemesine neden olan Aziziye yenilgisi aynı zamanda Libya’daki paralı Rus askerlerinin varlığını ortaya çıkarması ve gündeme getirmesi nedeniyle de savaşın seyrinde önemli bir dönüm noktası oldu. Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Libya Ordusu Sözcüsü Albay Muhammed Kanunu, Özel Rus Güvenlik Şirketi Wagner’in sekiz paralı askerinin bu operasyonlar sırasında etkisiz hale getirildiğini açıklamıştı. Öte yandan Vatiya Havalimanının Rusya hava birliklerinin kontrolüne geçtiği yönünde iddialar medyada yer almıştı. Bu iddialara ek olarak ekim başında Bayda Merkez Bankası’na Rusya’da basılan 2 milyar Libya Dinarının teslim edildiği öne sürülüyor. Geçen sene 10 milyar Libya Dinarının Rusya’da basıldığı ve Bayda Merkez Bankası’na teslim edildiği ortaya çıkmıştı.

ABD bir yandan Hafter’e destek veren bölgesel ittifaklarıyla Libya konusunda uzlaşmaya çalışırken diğer yandan da Libya’da sahaya inmeye hazırlanıyor. Libya’daki aktörlerle yakın bir temas içine giren ABD’nin, alternatif lider arayışına girdiği ve önümüzdeki dönemde Rusya’nın Libya’da yeni elde ettiği nüfuzu kırmak adına daha aktif adımlar atacağı yeni bir döneme hazırlandığını öngörmek mümkün.

Moskova, Hafter’e bağlı güçlerin Trablus’ta içine saplandığı çıkmazı kırmasına yardım ediyor. Rusya’nın da buna mukabil Libya’da elde edeceği büyük çıkarlar var. Rusya’ya Akdeniz’de askeri bir mevzi sağlaması açısından çok önemli olan Libya’nın, Rusların küresel siyasetteki manevra alanını genişletebilecek birtakım alanlar açabileceği söylenebilir. Moskova’nın Libya siyasetinde belirleyici bir aktör olma ihtimali, önemli bir gündem maddesi haline gelen Akdeniz enerji meselesinde, Avrupa siyasetini son dönemde şekillendiren Kuzey Afrika ve Sahra-altı kaynaklı göç dalgasıyla Libya’nın petrol arzı gibi konular üzerinde Rusya’nın söz sahibi olma ihtimalini de beraberinde getiriyor. Libya, Moskova’nın, ABD’nin etki alanından uzaklaştırmaya çalıştırdığı Mısır, BAE ve Suudi Arabistan başta olmak üzere, Hafter’e destek veren diğer bölgesel aktörlerle bağlarını güçlendirmesi açısından da kritik önemi olan bir ülke.

Batı cephesinde diplomasi trafiği

Hafter’in hem mali hem de askeri açıdan Rusya ile geliştirdiği bu yakın ilişki, Hafter’in tüm ülkenin kontrolünü ele geçirmesini bekleyen uluslararası aktörleri kaçınılmaz olarak hızlı bir şekilde harekete geçirdi. Öncelikle artan Rus nüfuzunu dengelemek adına siyasi çözüm çağrısıyla müzakere masasının yeniden kurulması çabalarına hız verildi. BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame her ne kadar siyasi çözüm sürecine geri dönülmesi adına Berlin Konferansı’nı düzenlemek için büyük bir çaba harcasa da konferans için henüz net bir tarih belirlenmiş değil. Ancak Libya’daki Rus nüfuzunun ve varlığının artması nedeniyle Batı cephesinde aktörler arası diplomatik girişimlerin yoğunluk kazandığı yadsınamaz bir gerçek.

Hafter nisan ayında operasyonlarına başladığı sırada Trump, Hafter’i, kısa sürede başarı kazanmasını beklediğinden telefonla aramış ve operasyona desteğini ifade etmişti. ABD kurumları bu dönemdeki çatışmalarda tarafsızlıklarını muhafaza etse de Trump’ın Hafter’e verdiği destek, Libya’daki gelişmelere yönelik artan ABD ilgisine işaret ediyordu. Ancak denkleme Rusya’nın da dahil olması, ABD’nin Libya’da Hafter’e verdiği desteği gözden geçirmesine neden oldu. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, 1 Eylül’de İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio ile gerçekleştirdiği görüşmede Libya önemli bir gündem maddesi oldu. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian da ABD’de gerçekleşen Libya Bakanlar Toplantısı’nın ardından Paris, Palermo ve Abu Dabi Zirvelerinde üzerinde uzlaşılan hususlar doğrultusunda, özellikle seçimlerin gerçekleştirilmesi çerçevesinde ateşkes ve siyasi çözüm yönünde adım atılması gerektiğini dile getirdi. Ayrıca Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Donald Trump arasındaki görüşmede Libya meselesi de gündeme gelen konulardan biri oldu.

Fakat tüm bu diplomatik yoğunluk içinde gözden kaçırılan gelişme, ABD’nin Libya dış politikasındaki “mesafeli” yaklaşımını revize etmesi oldu. Libya’daki ABD Misyonu Başkan Yardımcısı Joshua Harris’in, Ekim 2019’da Bingazi’yi ziyaret ederek Trablus’taki savaşın bitirilmesi yönünde yetkililerle görüşmesi, 11 Eylül 2012’deki Bingazi saldırısının ardından mevzi kaybeden ABD dış politikasının sıfır noktasına dönüşü olarak görülebilir. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah Bin Zayid en-Nahyan ile 22 Kasım 2019’da yaptığı görüşmede Libya’daki Rus varlığını da görüştüklerini açıkladı. ABD bir yandan Hafter’e destek veren bölgesel ittifaklarıyla Libya konusunda uzlaşmaya çalışırken diğer yandan da Libya’da sahaya inmeye hazırlanıyor. Libya’daki aktörlerle yakın bir temas içine giren ABD’nin, alternatif lider arayışına girdiği ve önümüzdeki dönemde Rusya’nın Libya’da yeni elde ettiği nüfuzu kırmak adına daha aktif adımlar atacağı yeni bir döneme hazırlandığını öngörmek mümkün.

[Tunus, Libya ve Mısır konularında serbest araştırmacı olarak çalışan Nebahat Tanrıverdi Yaşar Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir]

Comments are closed.