Analiz/Suudi Arabistan-BAE ittifakı ve KİK’in geleceğ

OXFORD – Samuel Ramani-Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan arasında yeni bir siyasi ve askeri ittifakın oluştuğunun açıklanması, birçok Arap analisti, bu yeni ittifakın Körfez İşbirliği Konseyi’nin yerini alacağına dair bir spekülasyon oluşturmaya itmiş durumda.Suudi Arabistan-BAE ittifakı ve KİK'in geleceği

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı, 5 Aralık 2017′de Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’ın yeni bir siyasi ve askeri ittifak kurduğunu açıkladı. Bu ittifak, her iki ülkenin İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunun sınırlandırılması konusunda ikili düzeyde işbirliği yapmasına ve karşılıklı yarar sağlayacak ortak ekonomik girişimleri geliştirmesine imkan veriyor.

Suudi Arabistan ve BAE yetkilileri, Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) uyumunu korumaya yönelik taahhütlerini yinelemiş olsalar da süregiden Katar krizi birçok Arap uzmanı, yeni Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakının, stratejik önem bakımından nihayetinde KİK’in yerini alacağına dair spekülasyona sevk etti.

Bu spekülasyon, 5-6 Aralık tarihleri arasında düzenlenen KİK Liderler Zirvesi’nin kısa kesilmesi ve Suudi Arabistan Kralı Selman’ın, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile bir araya gelmek için Kuveyt’e gitmeyi reddetmesiyle doruk noktasına ulaştı.

KİK içindeki devletlerarası gerginlikler, ortak güvenlik teşkilatının 1981′de kurulmasından bu yana en üst seviyede olsalar da, Basra Körfezi’ndeki jeopolitik dinamikler daha yakından incelendiğinde, bu yeni koalisyonunun kalıcı olarak KİK’in yerini alma ihtimalinin düşük olduğunu ortaya koyuyor.

KİK’in uzun vadede ayakta kalma ihtimali, Suudi Arabistan’ın Katar’ı kalıcı bir hasım olarak tutmaktaki isteksizliğiyle doğru orantılı. Ve ayrıca Riyad ile Abu Dabi arasındaki gün yüzüne çıkmamış gerginlikler de askeri ittifaklarını zayıflatabilecek bir faktör.

Riyad ve Bahreyn’in, Katar’ı KİK’ten çıkarma çağrılarından kaynaklanan keskin bir Katar karşıtı söyleme rağmen, Katar’ın KİK’ten kalıcı olarak ayrılması Riyad’ın stratejik çıkarlarına ciddi bir tehdit oluşturacak. Katar’ın geniş mali kaynakları ve Arap dünyasındaki İslamcı gruplarla olan bağlantıları, onu Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakının yüz yüze geleceği dişli bir rakip haline getiriyor.

İki cepheli bir vekalet savaşına girmek, Suudi Arabistan’ın, kaynaklarını, İran’a karşı varoluşsal olarak gördüğü mücadeleden başka yöne çevirmesine yol açabilir ve Suudi karşıtı bir Katar-İran güvenlik anlaşmasının ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

Tüm bu riskler, Riyad’ın Katar’ı ekonomik ve diplomatik olarak izole etme çabalarının Doha’yı ortadan kaldırmayı hedeflediğine ilişkin rağbet gören teoriyi mesnetsiz kılıyor.

Aslında, Suudi Arabistan’ın Doha’ya karşı kullandığı zorlayıcı diplomasi, Katar’ı Suudi Arabistan’ın KİK üzerindeki hegemonyasını kabul etmesi ve Ortadoğu’daki Suudi çıkarlarını tehdit eden İslamcı grupların finansmanına son vermeye ikna etmek için oynadığı bir kumardı.

Yeni Suudi Arabistan-BAE ittifakı, Katar’ı bölgesel meselelerden soyutlamayı hedefleyen başarısız stratejide atılan son zar niteliğinde.

Al Sani’nin, Katar’ın diğer KİK üyeleriyle olan bağlarını askıya aldığından beri zenginleştiğine ve geliştiğine yönelik açıklamaları abartı olsa da, Katar’ın Rusya, Çin ve Pakistan ile ticareti genişletmesi ve ekonomik durgunluktan uzak kalması bölgesel bir güç olarak direncini ortaya koyuyor.

Katar’ın zorluklar karşısında gösterdiği direnç Suudi yetkililer tarafından öngörülemedi ve muhtemelen Suudi Arabistan, Katar stratejisini yeniden değerlendirmek durumunda kalacak.

Suudi ve Emirlik yetkilileri, Katar’ın dış politikasını kalıcı olarak KİK’in dışında şekilledirmesine sıcak bakmadıkları için yeni Suudi Arabistan-BAE ittifakı, zamanla KİK’e entegre edilebilir. Körfez’deki birliği sağlamak için Riyad ve Abu Dabi, yeni ikili ekonomik ve güvenlik ortaklığı çerçevesinde tartışılan projelere Katar’ın katılımını isteyebilir.

Suudi-BAE ittifakı ve Katar arasındaki ilişkiler, Suriye ve Yemen çatışmalarının barışçı çözüme ilerlemesi durumunda normalleşebilir. Birleşik KİK cephesi, Körfez’deki Arap ülkelerinin İran karşısındaki pazarlık gücünü büyük ölçüde artıracaktır.

Katar ile Suudi-BAE ittifakı arasında derin siyasi ihtilaflar ortaya çıkmaya devam edebilir ve mevcut krizin olumsuz hatıraları da önümüzdeki yıllar boyunca kalabilir. Bununla beraber Katar krizinin bitmesi, 1990′ların sonundaki Suudi Arabistan-İran yakınlaşmasının açık çatışmaya dönüşmesinden ziyade, 2015 Suudi Arabistan-Katar normalleşmesine benzemesi daha muhtemel.

Katar’ı kalıcı olarak yabancılaştırmanın getirdiği risklere ek olarak, Suudi Arabistan-BAE ittifakı, her iki ülkenin Ortadoğu vizyonlarındaki belirgin farklılıklar nedeniyle de zayıflayabilir. Suudi Arabistan’ın vizyonu, görünürde büyük ölçüde mezhep temelli. Riyad, İran’ı bölgesel istikrarın başlıca tehdidi ve İran yanlısı Şii aktörleri de düşman güçler olarak görüyor.

BAE’nin vizyonu ise Suudi Arabistan’ın katı mezhepsel yaklaşımını reddediyor. Abu Dabi emirliğinin veliaht prensi Muhammed bin Zayid sorumluluğunda, BAE Ortadoğu’daki laik güçleri kararlılıkla destekledi ve Sünni İslamcı grupları bölge istikrarını İran’dan daha çok tehdit eden olarak gördü.

Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin stratejik vizyonları arasındaki çatışma, her iki ülkenin Yemen ve Suriye krizlerine verdikleri aksi cevaplarla kendini gösterdi.Yemen’de Suudi Arabistan’ın askeri operasyonları esas olarak Husi asilerinin kendi sınırlarına taşıdığı tehditlerle mücadele etmeye odaklandı. Suudi ordusu ayrıca sürgündeki Sünni devlet başkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi’nin gücünü tahkim etme hedefine de destek olmaya devam ediyor.

Hadi’nin konumunu güçlendirmek için Suudi Arabistan, Yemen’in Müslüman Kardeşler ayağı Islah ile uyumlu hale geldi ve BAE’nin güney Yemen’de bir nüfuz alanı meydana getirme girişimlerine direndi.

2015’in Mart ayında Yemen’deki Husilerle Körfez İşbirliği Konseyi arasında savaşın patlak vermesiyle, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen’de yeniden laik otoriter bir yönetim kurulmasına odaklandı. Suudi Arabistan’dan farklı olarak, Abu Dabi, Yemen’in yeni liderinin mezhepsel bağlantısıyla ilgilenmiyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Yemen’in geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e askeri desteği ve Suudi yanlısı tavır alan Islah üyelerine karşı güç kullanma konusundaki istekliliği, Yemen’deki stratejik hedefler konusunda Riyad ile Abu Dabi arasında bir uçurum olduğunu gösteriyor.

Suud ve Emirliklerin Suriye’deki hedefleri arasındaki uyuşmazlık, Yemen’deki kadar aşikar değil. Bununla birlikte, her iki ülke de Suriye’deki barışın nasıl olması gerektiği hususunda farklı pozisyonlara sahip. 2015’ten beri Esed’in askeri başarılarına rağmen, Suudi Arabistan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile diplomasiye karşı olan Sünni isyancı grupların sığınma yeri olmaya devam etti.

BAE, Suriye’deki muhalif kesimlere finansal destek sağlamasına rağmen, bir yandan da 2012’de Esed rejimi yetkilileriyle arka kanal diyalogları yürüttü ve Suriye’deki çatışmanın çözümü konusunda Rusya ile işbirliği yaptı. Bu politikalar, Suudilerin hedefleriyle çatıştı ve iki ülke liderlerinin perspektifleri arasındaki uçurumu belirginleştirdi.

Riyad-Abu Dabi arasında stratejik vizyon düzeyinde beliren ihtilaf, iki ülkenin müttefik kalmak için yeterli sayıda ortak hedefe sahip olması yönüyle, kısa vadede aşılabilir görünse de bu fikir ayrılıkları uzun vadede iki ülkenin ittifak ilişkisine tehdit oluşturabilir. Bu uyuşmazlığın devam etmesi, her iki ülkenin Katar’a karşı kurdukları güçlü işbirliğinin, sağlam ideolojik temelden yoksun bir çıkar ittifakı olduğunu ortaya koyuyor.

İkili ilişkilerdeki bu gerilime rağmen, Sahil bölgesi terörle mücadele operasyonları için 130 milyon dolarlık Riyad-Abu Dabi yardımı ve sınır ötesi bankacılık işlemlerini kolaylaştırmak için harcanan çaba gibi belirli hedeflere yönelik işbirliği, öngörülebilir gelecekte devam edecek gibi görünüyor. Ancak, bu işbirliği alanları nispeten tali önemde ve muhtevası bakımından, Suudi-BAE ittifakının Körfez İşbirliği Konseyi’nin yerine ikame edilmesine imkan verecek güçten de uzak.

Suudi-BAE ittifakına ilişkin resmi bir taaahhüt, iki ülkenin Basra Körfezi’nde istikrarın korunmasına yönelik beklentileriyle uyumlu olsa da bu ortaklığın ömrü ve KİK’ten bağımsız olarak varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği belirsiz. Suudi-BAE işbirliğinin, her iki ülke de Katar ile ilişkilerini gerginleştirdiği sürece güçlenmeye devam etmesi muhtemel görünse de Suudi Arabistan ile BAE arasında vuku bulabilecek ihtilaflar ve Riyad ile Tahran arasında tırmanan düşmanlık, gelecek aylarda KİK’in ortak bir güvenlik örgütü olarak yeniden canlanmasını sağlayabilir.

[Oxford Üniversitesi St. Antony’s College Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktora çalışmasına devam eden Samuel Ramani, düzenli olarak Washington Post ve The Diplomat’ta Ortadoğu ve Rusya politikası odaklı yazılar kaleme almaktadır]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>