BİZİ BURADAN TAKİP EDİN!... Geniş içerik ve yepyeni bir görüntüyle hizmetinize sunduk. Yenilenen Haber Portalımzı ziyaret etmek için TIKLAYIN...

Avrupa Birliği’nin Kalbi Brüksel’de Üç Önemli Panel

EMİSCO’nun AB Parlamentosu’ndaki ‘Müslüman Toplulukların Temel Haklarını Korumak ve Teşvik etmek’ Paneli hedefine ulaştı

 

EMİSCO Başkanı Doudou DIENE:

 ’Avrupa, çokkültürlülükle, eski tek kimlik anlayışının çatışmasını yaşıyor’

 

Günboyu süren panellerde panelistler, İfade özgürlüğü ve nefrete teşvik karşıtlığında İslamafobi trendiyle mücadele, Kültürlerarası anlayışın yaygınlaştırılmasında ve önyargılarla mücadeleye teşvikte medyanın rolü, Eğitim ve bilinçlendirme proğramlarıyla İslamofobi ile mücadele konularını ele alarak yaşadıkları olayları ve tecrübelerini izleyicilerle paylaştılar.

 

Geçtiğimiz Çarşamba günü Avrupa’nın kalbi Brüksel’de gerçekleştirilen kısa adı EMİSCO olan Toplumsal Bütünlük için Avrupa Müslüman İnisiyatifi, ‘Toplumsal bütünlüğün yeni sorunsalları, Müslüman toplumların temel haklarını korumak ve teşvik etmek’ konulı üç ayrı panel gün boyu büyük ilgi gördü.

Kolokyum COJEP International, ENAR, CEJI, Brüksel İslami Bilimler Fakültesi, IGMG, Uluslararası Barış, Adalet ve İnsan Hakları Enstitüsünü ve IDSB’nin desteği ile gerçekleştirildi.

EMİSCO Başkanı Doudou DIENE, Avrupa Parlamentosu Milletvekili Sajjad Karim ve Avrupa Konseyi Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı Jean Marie Heyd sempozyumun açılış konuşması yaptılar. Avrupa Parlamenteri Sajjad Karim’in desteği ile düzenlenen proğramın açılış konuşmasında şu görüşlere yer verdi; ’Müslüman camiaların toplum içine entegre edilebilmesi ve toplumların birlikte yaşamalarının kolaylaştırılabilmesi için, provokatif hareketlerin önlenmesi amacıyla Avrupa bu hedefe ulaşmak için gerekli önlemleri almak zorundadır. EMİSCO bu çalışmasıyla bu önlemlerin alınması ve bu amaca ulaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla buradayız.’

EMİSCO Başkanı Dr. Doudou Diene önemli konulara değindiği konuşmasında şu görüşlere yer verdi. ‘İslamafobi’nin sadece dini bir mesele olarak anlaşılmaması gerektiğini ifade ederek, inanç özgürlüğünün bir insan hakkı olduğunu ve konunun bu sınırlar içerisinde ele alınması gerektiğini söyledi.

AVRUPA, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜKLE, ESKİ TEK KİMLİK ANLAYIŞININ ÇATIŞMASINI YAŞIYOR

EMİSCO Başkanı Doudou DIENE

Diene, Arap baharı, Norveç’te katliam yapan aşırı sağcı Brejvik’in saldırıları ve Avrupa’nın içinde bulunduğu ekonomik kriz ve bunalımların yoğunlaşması aslında Batı dünyasında, Avrupa’da özellikle ciddi bir mutasyon, değişim yaşanmakta, derinlemesine bir paradigma değişikliği söz konusu..’ Diene, bu üç temel tesbitin, Avrupa ve dünyadaki bir değişimin sancıları olduğunu söleyerek, batı kimlik bunalımı yaşıyor. ‘Kültür, din, ulusal değerlerden oluşan tek kimlikten artık değişik kültürlerin bir arada yaşadığı bir kimlik ortaya çıkıyor dünyada. Bugünkü bu çok kültürlülükle, eski tek kimlik anlayışının çatışması olarak görülüyor. İslamafobia da bu ikilemi yaşayanlar tarafından politik olarak korku malzemesi olarak körükleniyor.’ dedi.

Avrupa’daki islam camiasının karşı karşıya kaldığı bu baskıları protesto etmekle mi yetineceğiz, yoksa bugün medeniyetler çatışması gibi, ideolojik bir tuzağa da düşmemiz de sözkonusu. Avrupa’da yaşayan farklı camiaların maruz kaldıkları baskıları göz önüne alırken bunları ideolojik yaklaşımla ele alarak sadece İslam dünyasının maruz kaldığı baskı olarak mı alacağız, yoksa önümüzdeki süreçte temel hedefin aslında bütün dinlere karşı bir hareket mi söz konusu. Biz kendi bakış açımızı Avrupa’nın değişim sürecine uyarlamak zorundayız. Çünkü yeni Avrupa çok kimlikli olmaları bir gerçek.Avrupa’daki İslam camiasını o ülkeler içerisindeki değişimi tetikleyecek, o değişime katkıda bulunacak bir güç olarak ortaya koymak lazım ki bu çok kültürlü, çoğulcu bir toplum için önemli bir koz olarak görülmeli.’ dedi.

EMİSCO Başkanı Doudou DIENE ile birlikte

İslam camiasının karşı karşıya kaldığı ayrımcılık için iki ayrı strateji öneriyorum. Bunlardan biri politik strateji diğeri de hukuksal strateji.
Politik düzeyde hükümetlerin yaptığı müslümanlara veya diğer inanç sahiplerine karşı uyguladığı ayrımcılığa karşı olmak ve hükümetlerin karşı olmasını sağlamak. İkinci strateji de kanunlardan yararlanarak adalet istemek adli düzeyde birtakım girişimlerde bulunarak ayrımcılığı en az düzeye çekebilmek. Bunlardan başka bir strateji daha var ki, bu da etik ve kültürel bir strateji olarak isimlendirilebilir. Bu da temelde şu anda sözkonusu ettiğimiz mutasyon, değişim, Avrupa ülkeleri içindeki bazıları buna kriz diyor.

AVRUPA’NIN SON HALİ MUTASYON/DEĞİŞİMİN SONUCU

Aslında finanz düzeyinde değil, medeniyet bunalımı söz konusu etik düzeyde değişimler yaşanıyor. Avrupa’daki bu bunalım aile düzeyinde de kendini hissettiriyor. Birçok avrupa ülkesinde aynı cinsten erkeklerin erkekle ve kadınların kadınlarla evlenmesi konusu tartışılıyor. Bütün bunlar bu mutasyonun/değişimin sonucu. Önerdiğim etik ve kültürel anlamda da bu stratejiyi sürdürmeliyiz çünkü, gerçeklerle Avrupa toplumlarının gerçekleriyle Laikliği önemli bir gelişme süreci olarak kazanmış olan Avrupa ülkelerinde devletlerin, bir anlamda değişik dinlere karşı nötr, bağımsız kalması gerekiyor ama malesef temelde gerçekler böyle değil. Avrupa ülkeleri tamamında laik davranmıyorlar ve dinler bu anlamda dengesiz bir yaklaşım içinde, etik ve kültürel yaklaşım çok önemli. Haksız baskılara karşı mücadeleyi sadece kendi ülkemizle sınırlandırmamalıyız, global dünyada olan baskılarla da mücadelemizi birlikte yürütmeliyiz.
Tartışmalarımızı düşüncelerimizi, ideolojik düzeyden çıkarıp insan hakları platformuna getirmek.Temel insan hakları içinde bir tanesi de dinsel inanç hakkıdır. Çünkü insan hakları içerisinde bu da vardır. İnanç bir insan hakkıdır. İnsan haklarının bize getirdiği avantajları kullanarak mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor, ideolojik değil.
Diğer bir önerim, bütün dinlerin temel söylemi nedir? Hangi din olursa olsun önemli olan birbirlerine saygı göstermeleri önemli. Yani dinleri karşı karşıya getirmemek, çünkü bir şekilde bu yola çekilmek isteniyor. Önemli olan etik düzeyde dinlerin temel değerleri üzerinde birleşmek. Teolojiden değil etikten yola çıkarak ortak noktaları tesbit etmemiz lazım. Bu ortak değerleri saptadıktan sonra ortak bir eylem planı çizmek lazım.
Hıristiyan, Yahudi, Müslüman camiaların yaşadıkları ülkelerde birlikte ayrımcılığa karşı kendi camialarına karşı gözlemledikleri ayrımcılıkları ortaklaşa bir mücadele içinde yapmaları gerekir.
Son olarak, Şu an içinde bulunduğumuz durum köklü bir değişim yaşıyoruz. Toplumun tüm boyutlarını kapsayan bir değişim sözkonusu. Bu dinamik değişim sürecinde tabiki şiddet de bu boyutlardan birisi ve müslüman camianın değişim gücü olduğunu ortaya koyuyor bu ortamda.

SAJJAD KARİM: AŞIRI ULUSAL MESAJLAR, IRKÇI SÖYLEMLERE DÖNÜŞÜYOR, SONUÇ KAÇINILMAZ, DANİMARKA ÖRNEĞİ; KATLİAM!!!

Avrupa Parlamenteri Sajjad KARIM

Sempozyumun destekçisi Avrupa Parlamenteri Sajjad Karim açılış konuşmasında; ‘Az önce konuya teorik olarak yaklaşıldı. Ben bu konuya daha çok politik yaklaşmak istiyorum. Gözlemlediğim kadarıyla bugün bir değişim söz konusu ve bu giderek göze batan bir değişim. Son 10 yıl içinde gözlemlenen bir durum. Bu bir sarkaç durumu misali. nedir bu sarkaç değişik uçlar arasında gidip gelmek. Çünkü çok uç görüşler ve yaklaşımlar var. Bu sadece Avrupa ülkeleri düzeyinde değil bizim ülkelerimizde ve değişik ülkelerde de var. Çünkü çok yüksek düzeyde aşırı ulusalcı mesajlar ortaya atılıyor. Bu aynı zamanda ırkcı söylemlere de dönüşüyor. Tabii olarak da halklar arasında bir güvensizlik oluşturuyor. Avrupa içinde tabiki bu rahatsızlık toplum içinde insanların davranışlarına da yansıdığı için ayrımcılık daha artıyor. Norveç’te neler olduğuna bakarsak, bu bir göstergeydi tabi. bu tür gerilimlerin bir anlamda patlamasının bir sonucuydu. Bu Norveç olayı şok etkisi yaptı bütün Avrupa ülkelerinde. Aslında bu bir şok etkisi yapmamalıydı. Çünkü siz bu tür uç düşünceler üreten bir yapıda bir toplumun söylemleriyle karşı karşıyaysanız bu tür olayların olmasına şaşılması gerkir. Bu değişik biçimlerde ortaya çıkıyor somutlaşıyor, farklı biçimleri var ortaya çıkmasının Norveç’teki belki en çarpıcı durumuydu. Sarkaç misalini vermiştim. Bu karşıt uç söylemlerin birbirlerine ihtiyacı var yaşayabilmek için. Etki-tepki maselesi. Pek tabi tartışma ortamını da etkiliyor bu olaylar. Bu şok bir anlamda yeniden bir tartışma ortamı oluşturma açısından önemli oluyor.Ama bütün bunlar Avrupa Birliği düzeyinde ve her ülkenin kendi hükümeti düzeyinde alınacak birtakım önlemlerle yapılabilir ve burada önemli olan değişik uçlardaki partilerin söylemlerini nasıl bir orta noktaya çekecekler. Bütün bunlar Avrupa ülkelerinde ülkeleri içinde önemli bir sorun.’ dedi.

SEMPOZYUMDAN SURİYE KAMPANYASINA DESTEK

Veysel Filiz-EMİSCO Sözcüsü

Türkiye’nin başlattığı ve dünyanın 14 ülkesinde Suriye’ye destek amacıyla Sempozyumun ilk bölümünün ardından ortak canlı yayın gerçekleştirildi. EMİSCO Sözcüsü Veysel Filiz Türkiye’nin Suriye’ye gerçekleştirdiği bu desteğe Brüksel’den AB Parlamentsu’ndan destek vermenin önemine değinerek, Avrupa Birliği ülkelerinin bu katliama sessiz kalmaması gerektiği ve yardım için harekete geçmeleri gerektiğini ifade etti. Suriye’deki son durumun vehameti ortada, 4,5 milyon insan evsiz barksız, 1,5 milyon insan açlıkla karşı karşıya, çünkü bir iç savaş sözkonusu. Avrupa da Suriye’ye daha fazla destek vermeli. Bizim burada yapacağımız çağrı, Avrupa’nın Demokrasisinin merkezinden yaptığımız bu çağrı, Avrupa’nın humaniter, insani yardım konusunda giderek daha fazla yatırım yapmasının her kesim tarafından görülmesidir.

AVRUPA BİRLİĞİ SORUMLULUKLARINDA KAÇMAMALI

150 bin Suriyeli şu anda Türkiye’de misafir ediliyor. Sınırda kurulan kamplarda ve Ürdün’de de kurulan kamplar mevcut. Şu an birçok sivil toplum kuruluşunda temsilcilerle bir arada Avrupa Birliğinin kalbinden Brüksel’deki Avrupa Birliği Parlamentosu’ndan bu çağrıya katılmayı önemsedik. Evet biz de sorumluyuz, Suriye’de hergün insanlar ölüyor, en kötüsü oradaki bu süreçte evsiz ve açlık sınırında milyonlarca insan var. Buradaki derneklerimizden ve Cenevre’deki İnsan Hakları, Adalet ve Barış Uluslararası Enstitüsü’nün ciddi yardımları da oldu. Bizler de buradan Avrupa Birliği’nin Suriye’yi çok uzak görmemesi ve insani yardım anlamında yanında olması gerektiği konusunda, bu Kolokyumu fırsat bilerek iletmek istiyoruz. Buradan bir çağrı yapıyoruz. Avrupa kendi sorumluluklarından kaçmaması lazım çünkü yakın çevresindeki tüm insanların geleceklerinden refahından çektiği acılardan da sorumludurlar. Onları iyileştirme konusunda Türkiye’nin yaptığı bu çalışmalara destek vermesi gerekmektedir. AB yolunda bir ülke olan Türkiye’ye karşı AB’nin de sorumlulukları var. Burada Türkiye yalnız bırakalmamalı, çağrımız buna yönelik.

AVRUPA BİRLİĞİ YARDIM KONUSUNDA ELİNİ CEBİNE GÖTÜRMELİ

Avrupa Birliği’nin insani yardım konusunda elini biraz daha cebine götürmesi gerekeni yapması ve kendi imajını koruması bakımından orada da bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Avrupa Parlamentosu Brüksel’den bu etkinliğe desteğimiz STK’larımız ile birlikte bu katkıyı sağlamak istedik, umarım mesajımız yterine ulaşmıştır.’ denildi.

BRÜKSEL/Ali SAGLAM-euturkhaber.com

Comments are closed.