Bahattin GEMİCİ/ Sivil Toplum Kuruluşlarının görevleri

Almanya’da 3600 vivarında Türk derneği olduğu söylenmektedir. Bu derneklerin önemli bir kısmı Türk-Alman Dostluk Derneği adı altındaki kahvehanelerdir. Bunun yanı sıra çeşitli partilerin yan kuruluşları, hemşeri dernekleri, veli, öğretmen, kültür-sanat ve çevre örgütleri, işçi dernekleri, Türk-Alman dostluğu için çalışan dernekler de etkinliklerini sürdürmektedir. Bu derneklerin birçoğu TGD, FÖTED, ATÖF, AADD Birliği gibi federasyonların çatısı altında toplanmıştır.

Bahattin GEMİCİ
Eğitimci-Yazar
TGD Genel Başkan Yard.
FÖTEV NRW -
Türk Veli Dernekleri Federasyonu
Y. K Üyesi)

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ GÖREVLERİ 

■ STK’ler, belli toplumsal sorunlar etrafında oluşmalı, tüm partilere ve kurumlara eşit uzaklıkta olmalıdır. STK’ler sorunların çözümü için hem Almanya’da hem Türkiye’de resmi kurumlarla sürekli bir diyalog içinde bulunmalıdır. STK’ler hiçbir şekilde Truva Atı görevi üstlenmemelidir.
■ STK’ler, yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızın o ülkenin yurttaşlığına geçmelerini desteklemelidir. Türk hükümetleri, bizleri gurbetçi olarak görmekten vazgeçmeli; “Almanya Türk’ü, Hollanda Türk’ü, Avrupa Türk’ü…” olarak kabul etmeli ve STK’lerle yakın ilişki kurmalıdır.
■ STK’ler, Almanya’da yaşayan 3 milyon, Avrupa’da bulunan 5 milyona yakın yurttaşımızın yerli halkla eşit haklara kavuşması için çalışmalı; onların sosyal, kültürel ve ekonomik konumlarını güçlendirmelidir.
■ STK’ler, Türk toplumunun örgütlü hâle gelebilmesi, Alman kurumlarında ve siyasi partilerde temsil edilmeleri; devlet dairelerinde ve belediyelerde daha çok göçmenin görev alması, göçmen kotası uygulanması için çalışmalıdır.
■ STK’ler, birlikte yaşam koşullarının iyileştirilmesi; fırsat eşitliğinin sağlanması, ayrımcılığın önlenmesi, yabancı düşmanlığının son bulması ve insanların barış içinde yaşaması için çaba göstermelidir.
■ STK’ler, birbirimizi ayıran değil birleştiren değerleri ortaya çıkarmalı; bunun için sosyal, kültürel ve sportif etkinlikleri desteklemeli, Türk-Alman dostluğunu güçlendirmek için çalışmalar yapmalıdır.
■ Okuyan, araştıran, sorgulayan, sanat ve kültürle iç içe olan, çevre ve toplum sorunlarına duyarlı, mesleğinde başarılı gençlerin yetişmesi için çaba göstermelidir.
■ Suç işlemeye, şiddete, alkol ve uyuşturucu bağımlılığına karşı uyarıcı çalışmalar yapmalıdır.
■ Çocuklarımızın okul başarıları, okullarda anadillerini öğrenmeleri, iyi bir meslek eğitimi görmeleri, üniversitelerde okumaları ve üst düzey görevlere gelmeleri için çalışmalıdır.
■ STK’ler dini ve ulusal bayramlarımızı yığınsal bir şekilde kutlamalı, yurttaşlarımızın birlik ve bütünlüğünü korumalıdır. Bu kutlamalara yerli halkı da katmak için çaba göstermelidir.
■ STK’ler, yurtdışında son derece olumsuz olan Türk imgesinin (imajının) düzeltilmesi için uğraş vermeli, bize karşı yapılan haksız uygulamalara anında, örgütlü bir şekilde tavır almalıdır.
■ STK’ler, Türkçenin Almanya’da kurumsallaşması, Türkçe enstitülerinin kurulması ve ulusal kültürümüzün yaşatılması için çalışmalıdır.
■ Sivil Toplum Kuruluşları bu amaçlara ulaşmak için, aralarındaki görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak, toplumumuzun geleceği için ortak paydada buluşmak ve güçlerini birleştirmek zorundadır.

 

Sivil Toplum Kuruluşları toplum içindir

Sivil Toplum Kuruluşları (STK) resmi kuruluşlardan bağımsız olarak çalışır; devletle çıkar ve işbirliği içinde olmazlar. Bu kuruluşlarda farklı görüşte olan insanlar ortak amaçlar etrafında güçlerini birleştirerek düşünce üretirler. 

Bahattin GEMİCİ
Eğitimci-Yazar

Sivil toplum kuruluşlarının temel amacı, toplum yararı için çalışmalar yapmak; siyasetin oluşumunda, içeriğinde ve yönetiminde yer almaktır. Bunun için geniş toplum kesimlerinin desteğini almak zorundadırlar.

STK’ler, gönüllülük esasına dayanır ve kâr amacı gütmez. Üyelerinin ödentileri ve bağışlarıyla ayakta kalır. Çağdaş toplumlar örgütlü toplumlardır. Bir toplumda ne kadar çok sivil toplum kuruluşu varsa, o toplum o kadar çok hak sahibi olur

STK’LAR TOPLUMU İYİ TANIMALIDIR

Sivil toplum kuruluşlarının amaçları açık ve anlaşılır olmalıdır. Bu kuruluşlar önyargılı davranmadan en geniş toplum kesimleriyle diyalog kurmalıdır. İşbirliği ve uzlaşma sağlamak esnekliği, hoşgörüyü ve birikimli olmayı gerektirir.

STK’ler yurttaşlarımızı hedefleri hakkında bilgilendirmeli, iletişim ağı oluşturmalı, yerel ve merkezi otoriteyle ilişkiler kurmalı, gönüllü destekçiler bulmalı, “biz” duygusunu geliştirmeli, medya bağlantıları oluşturmalıdır.

Bağımsız ve şeffaf olmama, iletişimsizlik, kişisel çıkar peşinde koşma, kurum içi demokrasi eksikliği, yönetici zaafları, kurumun başka amaçlara alet edilmesi ve diğer kuruluşlardan uzak durma, çalışmaları başarısızlığa uğratır.

STK’ler toplumu iyi tanımalı, hedef kitlenin beklentilerini dikkate almalı, toplumsal konularda bilgi üretmeli, siyaset geliştirmeli ve uzmanlarla çalışmalıdır. Müzakere kültürünü ve çoğulculuğu desteklemeli, kamuoyu çalışması yapmalıdır. Ortak proje ve etkinlikler düzenlemeli, ağlar ve platformlar oluşturmalı, baskı unsuru olmalıdır. Üyelerini, örgütün nasıl yönetileceği konusunda eğitmelidir.

STK, toplumda bir tutum ve davranış değişikliği yaratmayı hedefliyorsa mesajını toplumun genel değer ve yargılarına, geleneklerine ters düşmeyecek şekilde vermeye çalışmalıdır.

STK’LERDE YAŞANAN SORUNLAR VE ÖNERİLER

■ STK’lerin yönetiminde bilgili, birikimli ve örgütçü insanların bulunması o örgütlerin başarı şansını artırır. Dar görüşlü ve toplumu kucaklamaktan uzak yöneticiler, insanlarımızı kısa sürede küstürür ve örgütlerin dağılmasına sebep olurlar.

■ Bazı örgüt yöneticileri, “Küçük olsun, benim olsun” zihniyetiyle hareket ettikleri için kısa sürede tabanlarını kaybederek tabela kuruluşu haline gelirler. Bu yöneticilerin yapılan toplantılarda fotoğraf karelerine girmekten başka bir dertleri yoktur.

■ Örgütlerde süreklilik esastır. Kuruluşu yaşatmak için tüm üyeler ve yöneticiler, örgütsel konularda düzenlenen seminerlere katılmalı ve iyi bir eğitimden geçmelidir.

■ Belli kurumlardan maddi destek alan STK’ler özgür davranamazlar. Bu örgütler kimin ekmeğini yerlerse onun düdüğünü çalar; bir nevi “Truva Atı” görevini üstlenirler. Kendilerine proje sunan çevrelerin etkisi ve kontrolü altında oldukları için, onların istemedikleri konularda ses çıkaramazlar ve kısa sürede temsil ettikleri toplumun haklarını savunmaktan uzaklaşırlar. Çıkar ilişkileri olan bu örgütlerin başarı şansı yoktur. (Örgütün amaçlarına hizmet eden ve bağımsızlığına zarar getirmeyen projelerden elbette yararlanmak gerekir.) Sivil toplum örgütleri başta kendi güçlerine güvenmek zorundadır.

■ Bazı kuruluşlarda bozguncu tipler cirit atarlar. Bu kişiler hiçbir iş yapmadıkları halde, yapılan çalışmaları baltalamak için ellerinden geleni yaparlar. Dedikodu ve fitne fesat ortamı üyeleri dağıtmaya yeter. Böyle kişilere karşı uyanık ve tedbirli olmak gerekir.

■ Örgütlerde demokratik kurallar işlemeli, alınacak kararlarda üyelerin görüşleri dikkate alınmalıdır.

■ Örgütlerde bütün işler yöneticilere bırakılır, üyeler yönetim kuruluna destek olmazlarsa, yöneticiler kısa sürede yorulur ve görevi bırakırlar. Onun için deneyimli yöneticilerin kendi yerlerine gelecek gençleri yetiştirmeleri de son derece önemlidir.

■ Kimi yöneticiler ise, kendilerini seçildikleri kuruluşun vazgeçilmezi, demirbaşı olarak görürler. Bu kişiler kimi zaman bir diktatör gibi davranırlar. Koltuklarını korumak için her türlü ayak oyununa başvururlar. Onlar için örgütün geleceği değil, kendi gelecekleri önemlidir.

■ Bazı yöneticiler kişisel nedenlerle kardeş örgütlerle işbirliği yapmaktan uzak durur ve çalışmaları aksatırlar. Bunun önüne mutlaka geçilmelidir.

■ Bazı kuruluşların yöneticileri ise, türlü zorluklar içinde, zamanını ve parasını harcayarak topluma faydalı olmak için çırpınırlar. Buna rağmen kıymetleri bilinmez. En çok eleştirilenler onlardır; kıskançlık ve çekememezlik bunda büyük rol oynar. Eleştirenler ise iş yerine, laf üretmeye devam ederler.

■ Yurttaşlarımız sorunlarının çözümünü başkasından beklememelidir. Elini taşın altını koymayan, haklarına sahip çıkmayan, bu uğurda mücadele eden kuruluşlara destek olmayan yurttaşlarımız, mevcut sorunların yükü altında ezilmeye mahkûmdur.

……………………..

Avrupa’da Türkçemiz!..

AVRUPA’DA TÜRKÇENİN GELECEĞİ

(GENEL DURUM)

Avrupa’da 5 milyonu aşkın yurttaşımız yaşamaktadır; bunun 3 milyonu Almanya’dadır. İşsizlik, ırkçılık, Türk ve İslam düşmanlığı, çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi en önemli sorunlarımız arasındadır. Bu ülkelerde yaşayan bir milyona yakın çocuğumuz anadilinden ve ulusal kültüründen yoksun bir şekilde yetiştikleri için gerek aile içinde gerekse farklı

Bahattin GEMİCİ
(Eğitimci-Yazar
TGD Genel Başkan Yard.
FÖTEV NRW -
Türk Veli Dernekleri Federasyonu
Y. K Üyesi)

ülkelerde yaşayan akrabalar arasındaki iletişim kopmakta, yeni kuşakların ülkemizle olan bağları gittikçe zayıflamaktadır.

Batılı ülkelerin asimilasyoncu politikaları herkesçe bilinmektedir. Büyük önder Atatürk’ün, Ulusal kimliğini yitiren uluslar, başka uluslara yem olurlar.” sözü hepimiz için uyarıcı olmalıdır.
Avrupa’nın diğer ülkelerine kıyasla anadili eğitiminin en yaygın olduğu ülke Almanya’dır.

Buna rağmen bu ülkenin değişik eyaletlerinde Alman makamları tarafından göreve getirilen Türk öğretmen sayısı sürekli azaltılmakta, anadili dersinin önüne çeşitli engeller çıkarılmaktadır.

Bir milyon dolayında yurttaşımızın yaşadığı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’inde (NRW) 1999 yılında 716 olan Türk öğretmen sayısı 335’e düşürülmüştür. 245 bin öğrencimizin yaşadığı bu eyalette Türkçe dersine katılan öğrenci sayısı bütün çabalara rağmen 45 bindir.

Almanya’da toplam 745 bin çocuğumuz okula gitmektedir. Bu ülkede çalışan 1380 Türk öğretmenin 526’sı MEB, kalan kısmı ise yerel makamlar tarafından görevlendirilmiştir. Bu öğretmenlerimiz tarafından verilen Türkçe ve Türkçe Kültür derslerine katılan öğrenci sayısı sadece 88 bindir.

Üniversitelere giden öğrencilerimizin sayısı ise 34 bindir. Bu sayı Almanya ve başka bir yabancı ülke nüfusuna kıyasla çok düşüktür.

TÜRKÇE MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR

Türkçe dersi Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Eyaletinde yaygın olarak verilmekte ancak bu dersi kısıtlamaya yönelik çabalar sık sık gündeme gelmektedir.

Eyalet Eğitim Bakanlığı 2008 yılında hazırladığı bir yönetmelikle anadili derslerini tamamen kaldırmak isteyince Türkçe Gönüllüleri Girişimi’ni oluşturduk ve “Türkçemize sahip çıkalım” belgisiyle yoğun bir kampanya başlattık. Birçok kuruluşun desteğini alarak 30 Mart 2008’de Düsseldorf garından başlattığımız yürüyüş ve mitinge üç bin beş yüz yurttaşımız katıldı. Bu eylemden sonra bakanlık, yönetmeliği geri çekti ve yeni öğretmen kadroları açmaya başladı.

Hürriyet Gazetesi Avrupa Yayın Yönetmeni Kerem Çalışkan’ın “Türkçe Yürüyüşümüz” hakkındaki değerlendirmesi yerindedir: “Düsseldorf’ta dün “Türkçemize Sahip Çıkalım” mitingi yapıldı. Güzel ve olumlu bir adım. Avrupa’daki Türkler yavaş yavaş Türkçenin önemini ve değerini fark etmeye başlıyorlar. Bu Türkçe rönesansı, anlamlı bir şekilde tam da Türkçenin yavaş yavaş silinmeye başladığı, anadili derslerinin giderek yok olduğu, Alman eğitim sisteminin Türkçeye dönük her türlü girişimi boğmaya çalıştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Yok edilmek istenen Türkçe Avrupa’nın ortasında adeta yeniden küllerinden doğuyor.” . (31 Mart 2008)

Türkçe yürüyüşü Almanya’daki yurttaşlarımıza özgüven ve anadilimize sahip çıkma bilinci kazandırmıştır. NRW Eyaletinde çalışmalarını sürdüren Kuzey Ren Vestfalya Türk Veli Dernekleri Federasyonu FÖTEV, anadilimizin önemini anlatan ve derse kayıt dilekçesini içeren 200 bin bildiriyi camilerde, derneklerde ve konsolosluk önlerinde yurttaşlarımıza dağıtmış, çok sayıda bilgilendirme toplantısı düzenlemiştir.

“Türkçe yürüyüşü” sonrası kurulan Ruhr Veliler Birliği ve Ruhr Öğretmenler Birliği başta olmak üzere bölgedeki derneklerimiz okuma yarışmaları, veli seminerleri yapmaktadır. Ulusal bayramlarımız; özellikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı binlerce kişinin katılımıyla kutlanmaktadır.

Bu özverili çalışmalar diğer eyaletlerdeki kuruluşlara da örnek olmaktadır. Almanya Türk Veli Dernekleri Federasyonu FÖTED, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu ATÖF ve Almanya Türk Toplumu TGD, Türkçemizi yaşatmak için Almanya çapında çalışmalarını sürdürmektedir. Yapılan bu çalışmaları daha da güçlendirmek zorundayız.

TÜRKÇE DERSİ OKULDA VERİLİR

Almanya’da Türkçe ders kitaplarına ve öğretmenlerine yapılan haksız suçlamalar, teneffüste Türkçe konuşma yasakları belleğimizdedir. Okullarda Türkçe dersi isteyen velilerimizin önüne türlü zorluklar çıkarılmaktadır. Bazı Alman öğretmenler çocuklarımızı Türkçe dersinden çıkarmak için çaba harcamaktadır.

Bu tür engellere karşı örgütlü bir mücadele vermeyen bazı eyaletlerde Türkçe dersleri iyice kısıtlanmış ya da tamamen ortadan kaldırılmıştır. Avrupanın diğer ülkelerinde de durum farksızdır.

Bu haksız uygulamalara karşı gerekli tepkiyi göstermeyen Türk toplumu, bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir. Hollanda’da, bu dersin kaldırılması gündeme gelince Türk toplumunun kuruluşları bir araya gelerek mücadele etmek yerine Türkçe dersinin cami ve derneklerde verilmesine razı oldular.

Okul dışında verilen dersler verimli olmadığı ve ciddiye alınmadığı için zamanla kaldırıldı. Türkçe dersinin okul dışında verilmesini istemek büyük hatadır, asla kabul edilemez.

ÖĞRETMENLERİMİZ VE TÜRKÇE DERSİ

Avrupa’da, Türk hükümeti tarafından gönderilen 750 dolayında Türk öğretmen vardır. (Almanya, Avusturya, Fransa ve Belçika’da) Yeterince dil bilmeden bu ülkeye beş yıllığına gelen öğretmenlerimiz yerel makamlarla büyük sorunlar yaşamakta, okul yönetimi ve öğretmenleriyle çalışması kolay olmamaktadır.

2018’de Berlin’deki bir okul yönetimi, sınıflarında Türkçe dersi verildiği için Türk Konsolosluğundan 28 bin Avroya yakın kira talep etmiştir. Bazı eyaletlerde de benzer sıkıntılar yaşanmaktadır. Yaşanılan sorunların önemli bir kısmı yerel ve resmi makamların Türklere karşı olan tavır ve tutumlarından kaynaklanmaktadır.

Anadili dersi genellikle öğleden sonraya bırakıldığı ve verilen notlar sınıf geçmeyi etkilemediği için bu derse katılım giderek azalmaktadır. Ders araç ve gereçleri ise ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Türkiye’den gönderilen kitaplar gerek içerik gerekse dil yönünden Avrupa’da yaşayan çocukların dünyasına hitap etmemektedir.

Bu nedenle o ülkelerde yaşayan ve çalışan deneyimli öğretmenlerimizin de katılacağı kitap yazma komisyonları kurulmalı; bu alanda olumlu çalışmalar yapan meslektaşlarımıza destek verilmelidir.

Bütün bu olumsuz koşullara rağmen tüm öğretmenlerimiz çocuklarımıza Türkçemizi ve ulusal kültürümüzü öğretmek için büyük çaba göstermektedir. Bazı çevreler tarafından konsolosluk öğretmeni, yerel makam öğretmeni ya da Almanya’da eğitim gören öğretmen ayrımı yapılması son derece üzücüdür. Sorunlarımızın çözümü için tüm öğretmenlerimiz el ele vermek zorundadır.

TÜRKÇE DERSİNİN BAŞARILI OLMASI İÇİN…

■ Anadilde eğitim desteği, anaokullarında Almancayla paralel başlamalıdır. Çocuklar ilkokula başladıklarında, okuma yazma eğitimi ikidilli olarak verilmelidir. Birinci ve ikinci dil edinimi arasındaki farklar dikkate alınmalı, ikidilli okuma-yazma öğretiminde uygun yöntemler kullanılmalıdır. Bunun için ikidilli eğitmen ve öğretmenler yetiştirilmeli ve işe alınmalıdır.

■ İkidilli malzemeler geliştirilmeli, ikidillilik teşvik edilmeli, Türk yayınevlerinin ve yazarların çalışmaları desteklenmelidir.

■ Anadili dersi normal ders programı içinde yer almalı, haftada 5 saat (en az 3 saat) verilmelidir. Verilen not sınıf geçmeyi etkilemeli, başka bir yabancı dilin notunun yerini tutmalıdır. Anadili dersine kayıtlar okul başlangıcında bir kez yapılmalı ve okul bitinceye kadar geçerli olmalıdır. Anadili dersi açılabilmesi için ilkokullarda 10, ilkokuldan sonraki dönemde 15 öğrenci yeterli olmalıdır.

■ Türk çocuklarının Türkçe dersine katılımı 6. sınıfa kadar zorunlu olmalı ancak velinin yazılı başvurusu halinde bundan sorumlu tutulmamalıdır. Türkçe dersi 6. Sınıftan itibaren ikinci veya üçüncü seçmeli yabancı dil dersleri arasında yer almalıdır.

■ Anadili dersi organizasyon, içerik ve personel bakımından desteklenmelidir. Öğretmenlerin meslek içi eğitimine önem verilmelidir. Öğretmen kadroları göçmenlerin gereksinimlerine göre saptanmalı, Her ulusun öğrenci oranına göre öğretmen kadrosu verilmelidir.

■ Anadili dersine katılmak özendirilmeli, bazı Alman müdürlerin ve öğretmenlerin bu derse katılımı engelleme girişimlerine izin verilmemelidir. Özellikle okula kayıt döneminin yapıldığı şubat ayında başta öğretmen, veli dernekleri olmak üzere, eğitim ataşelerimiz ve tüm sivil toplum kuruluşları Türkçe kampanyaları düzenlenmelidir.

■ Almanca ders dilidir, okul dili değildir; çocuklarımızın okul bahçelerinde Türkçe konuşmaları engellenemez.

■ Türkçe öğretmeni olmayan okullara ve emekliye ayrılan öğretmenlerin yerine acilen yeni atamalar yapılmalı; öğretmenin uzun süreli hastalığı durumunda vekil öğretmenler görevlendirilmelidir. Öğretmenlerimizin çalışma koşulları düzeltilmeli, yerli ve göçmen öğretmen maaşları arasındaki eşitsizlik giderilmelidir.

YURTDIŞINDA TÜRKÇEYİ YAŞATMAK İÇİN…

Yurtdışında anadilimizi ve ulusal kültürümüzü yaşatmak için Türk toplumunun bireyleri, kurumları ve temsilcileri planlı, programlı ve uzun vadeli bir çalışma yürütmelidir. Bu konudaki önerilerimiz şöyledir:

1. Her eyaletteki göçmen örgütleri bir araya gelmeli, Türkçe konusunu ele almalı, konuları derinlemesine incelemek için yatılı hafta sonu seminerleri düzenlenmelidir. Eyaletler düzeyinde yapılan çalışmalar federal düzeyde birleştirilmeli, koordineli bir çalışma yürütülmelidir.

2. Eğitim alanında çalışmalar yapan öğretmen ve veli dernekleri devletimiz tarafından her yönden desteklenmeli, bu alanda atılacak her adımda bu kuruluşlarla işbirliği yapılmalıdır.

3. Öğretmen ve veli temsilcilerinin, bilim adamlarının, Alman ve Türk tarafının üst düzey yetkililerinin katılacağı eğitim kurultayları, paneller, sempozyumlar ve açıkoturumlar düzenlenmeli; Türkiye’deki üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının desteği alınmalıdır.

4. Ana-baba eğitimi üzerinde önemle durulmalı, bu alanda projeler geliştirilmelidir. Türkçenin önemini, sorunlarımızı, istemlerimizi içeren bildiriler, afişler, Almanya’daki okul sistemi ve meslek eğitimi hakkında aydınlatıcı Türkçe broşürler hazırlanmalıdır.

5. Başta TRT olmak üzere tüm basın-yayın organları yurttaşlarımızı, anadilimiz Türkçe ve çocuklarımızın eğitimi konusunda duyarlı hâle getirmeye çalışmalı, duyurular ve kamu spotları hazırlamalıdır.

6. Yurtdışında yaşayan Türk toplumunun ulus ve dil bilincinin güçlendirilmesi için sanatçıların, yazarların, sporcuların ve bilim insanlarının katılacağı kültürel etkinlikler düzenlenmelidir.

7- 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı öğretmenlerimiz ve velilerimizle birlikte yığınsal olarak kutlanmalı, buralarda anadili konusu gündeme getirilmeli ve istemlerimiz kamuoyuna duyurulmalıdır.

8. Alman kurumlarıyla (siyasi partiler, öğretmen sendikaları, üniversiteler, kiliseler) politikacı, yazar, bilim ve sanat adamlarıyla ilişkiye geçilmeli, destekleri alınmalıdır.

9. Alman okul sistemi içinde çocuklarımıza yapılan haksızlıklara anında ve üst düzeyde tepki gösterilmeli, bu konuda Türk öğretmen ve veli dernekleri birlikte hareket etmelidir. Almanca ders kitaplarında Türk düşmanlığını körükleyen metinlere yer verilmemesi için girişimlerde bulunulmalıdır.

10. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ve devrimlerimizin Almanya’da okutulan ders kitaplarında yer alması için çalışılmalıdır.

TÜRKİYE’DEN BEKLENTİLERİMİZ

1. Yurtdışındaki veli, öğretmen ve öğrenci temsilcileri ile eğitim bilimcilerinin katılacağı bir şura ile Avrupa’daki Türk göçmen azınlıklar için geçerli olacak bir “Kültür ve Eğitim Programı” geliştirilmeli ve uygulamaya konmalıdır.

2. Şans eşitliğini engelleyen sorun ve uygulamaların çözümü için Alman makamlarıyla bilimsel düzeyde işbirliği yapılmalıdır. Bu konuda hazırlanacak model uygulamalar, maddi ve personel olarak desteklenmelidir.

3. Eğitim ve öğretim sorunları ana-babalardan ayrı düşünülemez. Sorunların ardında yatan nedenlerden biri de Türk ana-babaların eğitim ve öğretim konusundaki bilgi eksikliğidir. Öğretmenlerimiz, konsolosluklarımız eğitim, din ve çalışma ataşeliklerimiz aileleri anadili konusunda daha duyarlı hale getirmek için çalışmalıdır. Camilerde verilen hutbelerde Türkçemizin önemi vurgulanmalıdır.

4. “Bakanlık öğretmeni”, “yerel makam öğretmeni” ayrımı yapmadan tüm öğretmenlerin mesleki ve özlük haklarına sahip çıkılmalıdır. Almanya’da görev yapan ve mahalli makamlarca atanmış olan Türk öğretmenlerin Alman öğretmenleriyle eşitliği sağlanmalıdır.

5. Anadili dersleri Türk hükümetinin değil, vergimizi ödediğimiz Alman Devleti’nin yetki ve sorumluluk alanı içinde olmalı, maliyeti Alman Devleti tarafından karşılanmalıdır. Türkçe öğretmeni gereksinimi Duisburg-Essen Üniversitesi’ndeki Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden karşılanmalı, bu bölümden mezun olanlar öncelikli olarak Türkçe dersi vermelidir. Ancak burada yetişen öğretmenlerin gereksinimi karşılamaması durumunda, Türkiye devlet yetkililerce işbirliği yapılarak Türkiye’den öğretmen getirilmelidir.

6. Diploma denkleştirmelerinde anadili dersine katılım dikkate alınmalıdır. Başarılı öğrencilerimiz burs verilerek desteklenmeli ve ödüllendirilmelidir. Konsolosluklarımız, anadili derslerine katılan öğrencilerin pasaport işlemlerinden düşük ücret almalıdır.

7. Çocuklarımızın ve gençlerimizin Türkiye ile bağlarını güçlendirmek amacıyla öğrenci değişimi desteklenmelidir. Almanya’dan Türkiye’ye gidecek üniversiteli gençlere, “Türkiye Cumhuriyeti Tarihi”, “Atatürk ve Devrimleri” konulu seminerler verilmelidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>