width=750

Bilecik, ‘Merkez Bankasının dün attığı adım bir nebze olsun rahatlık sağladı’

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilecik, “Merkez Bankası tarafından dün atılan adım son iki haftadır yaşanan süreçte bir nebze olsun rahatlık sağladı.” dedi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı: Merkez Bankasının dün attığı adım bir nebze olsun rahatlık sağladı

İSTANBUL

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, Merkez Bankası tarafından dün atılan adımın son iki haftadır yaşanan süreçte bir nebze olsun rahatlık sağladığını belirterek, “Bundan sonraki süreçte istikrarı önceliklendiren politika ve söylemlerin devam ederek, ekonomi yönetimimizin uyum ve ahenk içerisinde politika yapım sürecini devam ettirdiğini görebilmeyi arzuluyoruz.” dedi.

Bilecik, TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, her zaman ürünlerin, hizmetlerin, ekonomik, toplumsal ve ekolojik; her açıdan en iyi nitelikte olmasını hedeflediklerini söyledi.

Bilecik, toplumsal ve siyasal olayların, ekonomiyi doğrudan veya dolaylı yoldan etkilediğini herkesin bildiğini aktararak, “Siyasal istikrar ve güven ortamıyla, ekonomik istikrar ‘at başı’ gider. İyi siyaset, güçlü ekonomi; güçlü ekonomi de güçlü ülke demektir.” diye konuştu.

Türkiye’nin son derece zorlu bir süreçten geçtiğini vurgulayan Bilecik, “Bu durumdan en hızlı ve en çok etkilenen alan, şüphesiz ülkemizin ekonomisidir. Bu ortamda, hep birlikte mevcut durumu daha iyi anlamak ve bu gidişata yön verebilmek için her zamankinden daha fazla istişareye ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

Bilecik, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Dönem dönem; özellikle de seçim öncelerinde siyasetin ülke gündeminin en üst sırasında olduğu zamanlarda, polemik konusu olur; ‘TÜSİAD siyasete karışır’ denir. TÜSİAD olarak biz, ilkelerimiz gereği, hiçbir zaman siyasete karışmayız. Biz, her çağdaş ülkenin önde gelen iş dünyası temsil örgütü gibi ekonomiden demokrasiye; teknolojiden eğitime, Türkiye’yi dünyada daha güçlü kılacak tüm alanlarda veri temelli analizler yapar, politika ve uygulama önerilerimizi kamuoyuyla ve devletimizle paylaşırız. Bu, vatanseverliğin ve demokrasinin gereğidir. İşimiz, işletmelerimizi iyi ve verimli şekilde yönetmektir.”

“Rasyonel ekonomi politikaları uygulandığını görmeye ihtiyacımız var”

Erol Bilecik, iş insanları olarak, her ne kadar en temelde kendi iş alanlarının sınırları içinde düşünüp hareket etseler de tüm dünyayı etkileyen küresel hareketleri ve dinamikleri, bunların ulusal ekonomi üzerindeki etkilerini hesaba katmadan başarılı olamayacaklarını söyledi.

İşletmelerin düzgün çalışması için kendilerinin ellerinden geleni yapmakla yükümlü olduklarına işaret eden Bilecik, “Ancak bunun yanı sıra tutarlı, küresel ve ulusal verilere dayalı, rasyonel ekonomi politikaları uygulandığını görmeye ihtiyacımız var. Ekonomi yönetimlerinin, bizim de bazen göremeyeceğimiz gelişmeleri takip ederek, bıçak kemiğe dayanmadan gerekli önlemleri alması, iş dünyası açısından kritik önemdedir.” yorumunu yaptı.

Bilecik, uzun süredir, dünyadaki gidişata ve Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerine bakarak, büyüme modelinin gözden geçirilmesi gerektiğini savunduklarını anımsatarak, güven veren, yapısal sorunları giderici temel reformları önceliklendiren yeni bir ekonomi anlayışına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Sorunların zora girildikten sonra çözülmeye kalkındığında çok daha büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalınacağını aktaran Bilecik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hepimiz piyasaları, kur, faiz, enflasyon oranlarını yakından takip ediyoruz. Son dönemde hem dışarıdaki gelişmeler, hem de içeride uygulanan genişlemeci politikalar, bu göstergelerde ciddi bozulmalara yol açtı. Ülke olarak yaşadığımız zorluklar, sonu gelmeyen bir seçim takvimi, hain darbe teşebbüsü, bölgemizdeki gelişmelerin yarattığı tehditler, elbette bizi zorluyor. Tüm bu etkenlere rağmen, ekonominin temelinde bir süredir zayıflamalar gözleniyordu. Maalesef, yüksek enflasyon ve ağır borç problemi nedeniyle, Türkiye ekonomisindeki dengeler hayli kırılgan hale gelmişti.

Tasarruf oranlarımız, iç talebe dayalı yüksek büyümemizi finanse etmekte yetersiz kalıyor. Dış borca bu nedenle bağımlıyız. Dış borç, kamu ya da özel sektör ayırt etmeden hepimiz için bir kur riski taşıyor. Ülkemizin döviz ihtiyacının bir şekilde, tercihen uzun vadeli doğrudan yatırımlarla, bunların yetmediği durumda kısa vadeli, daha likit araçlarla karşılanması gerekiyor.”

“Ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır”

Bilecik, yapısal reformlar ile yabancı kaynak bağımlılığını azaltmayı kendilerinin de istediğini ancak bugünkü durumun sebebinin reformların sürekli ertelenmesi olduğunu belirterek, “Çözümü ertelenen sorunlar, gelecekte daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkar. Artık içinde bulunduğumuz gerçeği kabul etmemiz ve bu gerçeğe uygun politikalar üretmemiz gerekiyor. Çünkü ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır. Ve hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz.”

Hem yurt içinde hem yurt dışında, bugün Türkiye ekonomisi politikalarının büyük bir ilgiyle takip edildiğine dikkati çeken Bilecik, şunları kaydetti:

“Ekonomide dengelerin değişebileceğine yönelik en ufak bir sinyal geldiğinde hem dış hem iç piyasadaki oyuncular anında pozisyon değiştiriyorlar. Böylece faizler ve kurlar her siyasi gelişmede hareketleniyor. Dünyanın tüm ekonomileri için geçerli bir gerçeği anımsatmak isterim; kural temelli, öngörülebilir politikalara dayanmayan günübirlik tedbir ve paketler, bir ülkenin ekonomisinin sürdürülebilirliğini sorgulanır hale getirir. Nitekim; kurda gördüğümüz hızlı yükseliş, Türkiye ekonomisi için bu sorgulamanın başladığını gösteriyor. Bir an önce ekonomimize duyulan güveni yeniden tesis etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde; ekonomimiz sert bir düzeltme ile karşı karşıya kalacaktır.”

Bilecik, Merkez Bankası tarafından dün atılan adımın son iki haftadır yaşanan süreçte bir nebze olsun rahatlık sağladığını dile getirerek, “Bundan sonraki süreçte istikrarı önceliklendiren politika ve söylemlerin devam ederek, ekonomi yönetimimizin uyum ve ahenk içerisinde politika yapım sürecini devam ettirdiğini görebilmeyi arzuluyoruz. Yakın geçmişte ekonomi yönetimimiz çok önemli başarılara imza attı. Kalıcı başarıya ulaşmak için beklentimiz, önümüzdeki hassas dönemde de ekonominin kararlılıkla ve akılcı politikalarla yönetilmesidir.” diye konuştu.

Mayıs 2013’te yurt dışında ucuz para döneminin sona erdiğini ve o tarihten itibaren faizlerin artmaya, sermaye akımlarının tersine dönmeye başladığını vurgulayarak, artık ucuz borçlanıp, bol para ile büyüme sağlamak gibi bir seçeneğin kalmadığını anlattı.

Bilecik, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yüksek büyümeyi reform ve verimlilik artışlarıyla sağlayamadığımızda, parasal ve mali genişlemeyle; yani bol ve ucuz parayla büyüdüğümüzde, hep aynı sorunlarla karşılaşıyoruz: Yüksek cari açık, yüksek enflasyon. Yüksek büyümeyle ekonomimizin tekerlekleri hızlı dönüyor ama aynı anda yüksek cari açık ve yüksek enflasyon nedeniyle ekonomimiz patinaj yapıyor, ilerleyemiyoruz.

Hem büyümede hem kalkınmada reformlar yoluyla kat edebileceğimiz çok mesafe var. Sanayimiz örneğin, ihracat yoluyla dışa en açık, en rekabetçi sektörümüz. Ülkemize giren dövizin de en önemli kaynağı. Hatırlarsanız; ‘Sanayi 4.0 olmazsa dolar 4.0 olur’ demiştik. Maalesef dolar 4,5 lirayı bile geride bırakalı çok oldu. Olan, sürpriz değildir. İşte içinde bulunduğumuz durumun belki de en yalın özeti budur.”

“Asıl ihtiyacımız, güçlü bir vergi reformu”

Bilecik, bugünlerde, art arda pek çok paketin açıklandığını belirterek, “Kurdaki artışların enflasyona etkisini azaltmak için akaryakıt ÖTV’sinde indirim; konut satışlarını artırmak için KDV’de indirim yapıyoruz. Vergisini ödemeyenleri affedip, borçlarını yeniden yapılandırıyoruz. Neredeyse her yıl yeni bir vergi affı var. Bu kadar yüksek büyümeye rağmen vergilerimizi hala normal yollarla toplayamıyoruz. Dolaylı vergilere başvuruyoruz. Oysa asıl ihtiyacımız, güçlü bir vergi reformudur.” şeklinde konuştu.

Genç bir girişimcinin fikrini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu sermaye için bilinen neredeyse tek fonlama yönteminin banka kredisi olduğuna işaret eden Bilecik, şunları kaydetti:

“Risk sermayesi, kitlesel fonlama, melek yatırımcılar’ gibi kavramlara hala çok yabancıyız. Bankacılık sistemine sürekli yükleniyoruz. Faizler düşük olsun, fonlama TL olsun istiyoruz ama TL cinsinden kredilerin mevduata oranı yüzde 150′ye varmış, sermaye maliyeti giderek artmış durumda. Bankalarımızın sermaye yapısı güçlü. Sağlıklı bir sektörümüz var ama büyümeyi sürekli ucuz banka kredisiyle fonlamamız, sermaye piyasalarımızı geliştirmeden yola devam etmemiz mümkün değil.”

Bilecik, Türkiye’nin ihtiyacının, dünyadaki ekonomik dönüşüme uygun yeni ekonomi politikaları olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Seçime katılacak tüm cumhurbaşkanı adaylarından ve siyasi partilerden, bizi 21. yüzyılın ikinci çeyreğine taşıyacak ekonomi programları ve bu programlara temel teşkil eden analizlerini daha fazla duymak istiyoruz. Dünya ekonomisine nasıl baktıklarını, küresel ölçekte yaşanan büyük güç ve gelir kaymasının ve yeni küresel iş bölümünün ışığında Türkiye’nin nasıl bir ekonomik yapı ve tercihler paketiyle rekabetçi, refah seviyesi yüksek, önde gelen bir ekonomi haline gelmesini planladıklarını kamuoyuyla paylaşmalarını rica ediyoruz.

Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Önce cetvelin düzgün olması gerekir. Makul, gerçekçi, kaynakları verimli kullanacak bir program hazırlanırsa, başarısı için en çok biz elimizden geleni yaparız. Emin olun, bunu gerçekleştirmek için gerekli kaynaklara, bilgiye, beceriye ve hepsinden önemlisi azim ve iradeye sahibiz.”

“Her şeyi konuşabilen insanlar, her şeyin üstesinden gelebilirler”

Bilecik, hukukun her şeyin üzerinde olması gerektiğini belirterek, “Hukuk devleti, önce devletin hukukla bağlı olması ve devletin işlem ve eylemlerinin bağımsız yargı tarafından denetlenmesi demektir. Bu, vatandaşın hakkını-hukukunu-egemenliğini korumak için gereklidir. Kuvvetler ayrılığı, bir entelektüel tartışma konusu değildir. Hepimizin yaşamak istediği, çağdaş bir devletin olmazsa olmazıdır.” yorumunu yaptı.

Yakın coğrafyada, Türkiye’nin sınır komşularından önce Irak’ta, daha yakın zamanda ise Suriye’de yaşananlardan çıkarılması gereken önemli dersler bulunduğunu kaydeden Bilecik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunların biri, mezhep kavgasının korkunç insani felaketlerle sonuçlanmasıdır. Diğeri ise adalete olan güvenin, bir toplumun huzurla, birlik ve beraberlik içinde yaşamasının anahtarı olduğudur. İşte tam da bu nedenle, çağdaş dünyanın çağdaş bir ülkesi olmak için, Atatürk’ün dediği gibi, ‘Adalet seviyemizi bütün medeni toplumların adalet seviyesi derecesinde bulundurmaya mecburuz.”

Bilecik, seçimlere sayılı günler kaldığını belirterek, “Ancak halen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin tüm ayrıntıları hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nasıl çalışacağını; ancak uygulamada göreceğiz. Zira, yeni sistemin denge ve denetleme mekanizmalarının nasıl işleyeceği henüz netleşmiş değil. Uyum yasalarının gecikmemesini ve çağdaş demokratik ilkelere uygun olarak, yeni yasal düzenlemeler dahil, gerekli her adımın atılmasını ülkemizin bekası için çok önemli görüyoruz.” diye konuştu.

Bu seçimlerde, ittifaklar yoluyla hemen her görüşün Meclis’e girebilme imkânı bulacak olmasından memnun olduklarını belirten Bilecik, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Seçim barajının ülke siyasetinin tüm renklerinin Yüce Meclis’te temsil edilmesine engel teşkil etmeyeceğini umuyor ve kadın milletvekili oranının bu kez çok yüksek olmasını diliyoruz. Propaganda döneminde partilerin ve cumhurbaşkanı adaylarının ülkedeki kutuplaşmayı giderecek söylemler benimsemelerini, hepimizin bu ülkenin yurttaşı olduğumuzu göz önünde bulundurarak siyaset üretmelerini istiyoruz. Kutuplaşmayı besleyen siyasi tansiyon düşmezse, ekonomik tansiyon yükselir. Kurumlarımızın tarafsız, adil, her siyasi görüşe aynı mesafede kalarak, eşit şartlarda mücadele edilen bir ortamı sağlamalarının önemini özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü sandıktan yalnızca oy değil, Türkiye’nin geleceği çıkacak.”

Toplumsal mutabakat ile açık açık tartışıp konuşarak, doğruların geniş kesimlerce anlaşılması ve benimsenmesinin, reformların gönüllü ve katılımcı bir zeminde gerçekleşmesinin sağlanabileceğini aktaran Bilecik, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu da ancak düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlandığı katılımcı demokrasilerde mümkündür. Demokratik devletin temeli özgürlüktür. İfade özgürlüğü, özgür bir yönetimin temel direğidir. Demokrasi olmadan reform, reform olmadan ilerleme olmaz. Çünkü demokrasi sadece ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda insani kalkınmayı sağlar. Demokratikleşebilmek için en başta korkularımızı yenmemiz gerekiyor. Değişimden, diyalogdan, bizim gibi düşünmeyenden, bizim gibi olmayandan korkmaktan vazgeçelim. Her şeyi konuşabilen insanlar, her şeyin üstesinden gelebilirler.”

Konuşmaların ardından, TÜSİAD üyeleri ile uzmanların istişarede bulunduğu “Ekonomi Oturumu” basına kapalı olarak gerçekleştirildi.

Muhabir: Handan Güneş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>