Bosna Hersek`te, hayalimiz olan

Okul Projesi 2012  hayata geçti

“Ey İman edenler, eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım edecek ve ayaklarınızı sabit kılacaktır.” ( Muhammed: 7)
”Hayra vesile olan hayrı yapan gibidir”  (Hadis-i Şerif)

(Euturkhaber)

HOLLANDA-KUR’AN ve sünneti kendine rehber edinerek yola çıkan Güney Hollanda Kadınlar Gençlik Teşkilatı,  faaliyetlerini bu doğrultuda devam ettiriyor. Kadınlar Gençlik Teşkilatı Başkanı Özlem Köklü,  Bosna Hersek Okul Projesi’nin başarıyla gerçekleşmesinden duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirdi: ‘Bizler KGT olarak  gayr-i Müslim bir ülkede, helal daire içerisinde yaşamanın hor görüldüğü, haramların hayat tarzı seçildiği bir toplumda, Müslüman genç kızlarımızın Allah (C.C) ve Resul’ünün (s.a.v) yolunda ayaklarını sabit tutmaya vesile olmaya çalışıyoruz. Sadece ben ve önce ben demeyen, bahanelere dayanmayan, ben olmazsam olmaz diyen önce ahlak ve maneviyat diyen ve gerçek özgürlüğü hakka kölelikte bilen bir gençlik. Hucurat Suresi’nde “Müslümanlar  ancak kardeştirler” diye buyuran Rabbimiz bize dil, ırk, renk gözetmeksizin bütün Müslümanların kardeş olduklarını göstermiştir. 
Bosna projemizde bütün bu düşünce ve hissiyatların bir meyvesidir. Bencilliği yıkan bu çalışma, kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih eden, menfi bir düşünce olmayan, kardeşinin derdiyle dertlenen ve bütün dünyaya onların yalnız olmadıklarını gösteren 40 kişilik kafilemiz ile gerçekleştirilmiştir.  Bu çalışmaya öncü olan başta Sosyal Hizmetler Başkanımız Esra Yılmazer, KGT BYK`nda görevli kardeşlerim ve emeği geçen bütün herkese şükranlarımı borç bilir, daha nice hayırlara vesile olmalarını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.’

ÖZLEM KÖKLÜ’NÜN BOSNA İZLENİMLERİ

İLK GÜN:Tarih 12 ekim 2012’yi gösteriyor. Otobüsümüz, Rotterdam şehrinden Tilburg’a doğru yola çıkıyor. Tilburg’tan sonraki durağımız Bosna Hersek. Hollanda İslam Federasyonu-NIF Kadınlar Gençlik Teşkilatı, düzenlediği Bosna Hersek projesi 2012 ile bir ilke imza atıyor. Hedefimiz Bosna Hersek’in Klokotnica köyünde bir ilkokulun tadilatını yapmak. 40 gönüllü bismillah deyip yola düştük… Heyecanlı ve yorucu  23 saatlik bir yolculuğun sonunda Bosna Hersek gümrüğü gözüküyor.  Şaşkınlık ve merak içerisinde Bosna sınırlarına giriyoruz. Her bir köşesinde Osmanlı’dan izler taşıyan, doğal güzellikleri, caddeleri, sokakları, camileriyle İstanbul’u anımsatan bu güzel memleket, hem güzellikleriyle hem de savaşın halen silinmeyen izleriyle kalbimize dokundu. 40 kişilik grubumuz ile Balkanlar’daki kardeşlerimizin diyarı Bosna Hersek`teydik… İlk uğrak yerimiz  namazlarımızı kılmak için bir cami  oluyor. Daha sonra tekrar otelimizin bulunduğu Gracanica şehrine  doğru yol alıyoruz. Orada bize bir hafta boyunca eşlik edecek olan Edina Suljkanovic (Uluslararası Dayanışma Formu “Emmaus” Koordinatörü) karşılıyor. Otelimizin hemen 50 metre yakınında bulunan camide her gün sabah namazlarımızı kıldık. Burada bize cami imamı ve cemaati çok sıcak karşıladılar. Teyzeler bizi namazdan sonra caminin  hemen yanında bulunan medresede meşhur Boşnak kahvesi içmek üzere davet ettiler. İlk günden itibaren Gracanica halkı tarafından sevildiğimiz hissediliyordu.

İKİNCİ GÜN: Rehberimiz Adem Kasa eşliğinde Sarayevo’ya doğru yol alıyoruz. İlk geçtiğimiz şehir Visoko. Tarihin izlerini ne kadar silmeye çalışsalar da, duvardaki mermi  izleri ve şehir çöken hüzün, daha bundan takriben 17 sene önce yaşanan savaşın en büyük şahidi. Visoko şehri,  Bosna Hersek için çok önemlidir. Özellikle Boşnaklar için. Sebrenica da öldürülen Boşnakların cesetleri DNA analiz testi ile burada kimliklerine ulaşıyor. Şu ana kadar 5000`e yakın ceset bulunmuş,  ama hala 3000 ceset kayıp. İstikamet, Tünel B Kuca Kularevih, yani Sida Teyze’nin bahçesindeki tünelden geriye kalan kısım. Dört bir yandan Sırp kuvvetleriyle çevrili Sarayevo’nun Allah’tan sonra tek dayanağı, bir ucu İgman dağları eteklerindeki Sida Teyze’nin evinin altında,  diğer ucu şehrin merkezinde olan bu tünel 1.60 m. yüksekliğinde, ancak bir kişinin geçebileceği genişlikte ve 850 metre uzunluğunda. Raylarla döşenmiş. Savaş zamanı yiyecek ve silah taşımak için kullanılmış. İki uçtan kazılmaya başlanmış ve yapımı  4 ay 4 günde tamamlanmış. “Ya iki ucu denk getiremezsek” diye kaygılananlara, Rahmetli Alija “O zaman gidiş-geliş iki tünelimiz olur” diye cevap  vermiş. Rehberimizin verdiği bilgiler ve izlediğimiz belgeselin ardından evin içinde gezerken yaralı bir askerin fotoğrafını, onu taşıyan sedyeyi, savaş sırasında Rahmetli Alija’nın da zaman zaman kullandığı raylar üzerinde ilerleyen koltuğu görüyoruz. Ziyaretçilerin yazdıklarıyla dolan deftere bir iki satır da biz yazıyoruz, kelimelerin kifayetsiz kalacağını bile bile…

Bir sonraki durağımız büyük komutan Alija Izzetbegoviç’in kabrinin bulunduğu şehitlik.

Şehitliğe girdiğimizde uzaktan üzerindeki kubbe şeklindeki çardak göründü. Şehitlere fatihalar okuyarak yaklaşıyoruz komutanın kabrine. Adem Kasa  bize bu büyük kişiliği tanıtırken, bir yandan etrafımıza bakıyoruz. Gözümüzün ulaştığı en uç noktalarda bile irili ufaklı şehitlikleler görüyoruz. Edecek dua, söyleyecek söz bulamaz, dolan gözlerimizi silerek ayrılıyoruz şehitlikten…Sonraki durağımız Gazi Hüsrev Begova Camii. Namazlarımızı kıldıktan sonra, savaşta Sırpların bombalarına karşı dimdik ayakta kalan ve atılan yangın bombalarıyla içindeki binlerce vilayet arşiv belgelerinin, yandığı Ulusal Kütüphane’nin tarihini dinliyoruz. Bosna’nın güzel yemeklerinden tattıktan sonra,  Milli Görüş teşkilatımızın Sarayevo’daki kız yurdunda kalan kardeşlerimizde ziyaret edip,  gördüğümüz güzelliğin ve acı tarihi izlerinin görüntüleriyle sessizce otelimize doğru yol alırız.

ÜÇÜNCÜ GÜN:Bizim asıl buralara gelme gayemizin başlangıcıdır. HASENE derneğinin bize verdiği görevli yeleklerini gururla giyerek otobüslerde yerimizi alıyoruz. Doboj belediyesine bağlı  Klokotnica  köyündeki okulumuza yaklaştığımızda gördüğümüz ilk manzara unutulmaz. Minik minik heyecanlı bakışlar,  sabırsızlıkla bizleri bekliyor. Öğretmenler ve müdürün eşliğinde güzel karşılamadan sonra işe koyuluyoruz. Boya alışverişi yapılırken, bir kısmımız çocuklarla kaynaşırken,  okulun arka bahçesinde, diğerlerimiz sınıfları boşaltmaya başlıyoruz. Müdürün ve öğretmenin gözlerindeki tedirginlik görmemezlikten gelinecek gibi değil. Acaba bu okulu,  bu kızlara teslim etmekle iyi mi kötü mü ettik soru işareti yüzlerinden okunuyor. Boyalar gelince ‘bismillah’  deyip işe koyuluyoruz. İlk önce gruplara ayrılıp, sınıfların temaları seçiliyor ve duvarlara yansıtacağımız görüntülerin tam olarak yerleri belirtiliyor. Hayatında eline fırça almamış kızlar ișe koyulurken,  bir yandan da minik öğrenciler Türk ablaları eşliğinde oyunlar oynuyor. En büyük problemimiz dil diye düşünürken, el  hareketleri yüzümüzdeki gülümsemelerle bir kardeşlik dili oluşturuyoruz. Saatler 17.30’u gösterdiğinde duvarların temel boyaları atılmış bir şekilde yorgun argın otobüsümüze binip,  vakıfta yemeklerimizi yiyip, otele doğru yol alıyoruz. Görevli kızlarımız bir sonraki günün programını yaparken,  bizler dinlenmeye çekiliyoruz. Yapmamız gereken daha çok işimiz var.

DÖRDÜNCÜ GÜN: Yağan yağmur az da olsa kafalarımızı karıştırıyor. Çocukları oynatmak için sadece okulun bahçesi varken,  yağmurda bu mümkün olmayacak. Biz okulumuza geldiğimizde köylülerin buna da bir çözüm bulduğunu görüyoruz. Okulumuzdan 100 metre uzaklıkta bir yerde çocukları oynatacak bir salon sunuluyor bize. Çocuklar bir kızımızdan diș sağlığı hakkında bilgi alırken, sınıflar da da yavaş yavaş ince çizimlere geçiliyor. Acaba yetişecek mi  kaygısı hepimizin kafasında dönen bir soru. Gün içerisinde bir çok ziyaretçimiz oluyordu. Köylüler ve çocukların velileri her gün bizleri ziyaret ediyorlardı. Bugün bizim için önemli bir ziyaretçimiz daha vardı.  Doboj belediye başkanı bizi ziyaret etti  ve çalışmalarımızdan dolayı  teşekkürlerini sundu. Bizlere çokça sorulan sorulardan biri ise: Nasıl oluyor da kendi memleketiniz dururken Bosna’ya gelip buralara yardım yapıyorsunuz? Biz ise ‘Müslüman Müslümanın kardeşidir’ diyerek peygamber efendimizin hadis-i şerifi ile cevap veriyoruz. Dördüncü gün sonunda morallerimiz en üst seviyede, okulumuzun kapısını kapatıyoruz. Evet, yarın son gün ve bizim daha kat etmemiz gereken uzun bir yol var.

BEŞİNCİ GÜN: Okula gelir gelmez, hemen işe koyuluyoruz. Bugün her şeyin bitmesi gerekiyor. Canla başla herkes elinden geleni yapıyor. Çizimler bitiyor ve boyanıyor. Büyük bir temizlikten sonra sınıflarımız sevinç  içinde süsleniyor;  balonlar bayraklar asılıyor. Masa sandalyeler yerlerine koyuluyor. Masaların üzerlerine sponsorlarımızın ve yakınlarımızın hazırladıkları kalem cüzdanları, defterler ve şekerler yerleştiriliyor. Sınıfların kapısından dikilip bakıldığında görünen sonuç  içimize huzur veriyor. Biz başardığımıza emindik ama asıl çocuklar nasıl bulacaktı. Yorgun ama bir o kadar da mutlu bir şekilde okuldan ayrıldık. Otelde son akşam bütün ekiple değerlendirme toplantısı  yaptıktan sonra manevi  gecenin tadı damağımızda huzurla başlarımızı yastıklarımıza koyduk. Yarın büyük gün; okulun açılışı var çünkü…

ALTINCI GÜN: Erkenden odalarımızı boşalttık. İlk durağımız rehabilitasyon merkeziydi. Burada savaştan sonra yalnız kalan yaşlılar, yetimler, kadınlar ve aklını kaybeden insanlar kalıyordu. Gördüğümüz manzara bizi çok etkiledi. Her insanın kendine ait bir hikâyesi vardı. Geçmişte çoğu acı şeyler yaşamış olmalarına rağmen hala hayata tutunabiliyorlardı. Birçoğu kendilerine sunulan el beceri kurslarından faydalanıyordu. Küçük bir kısmı devlet tarafından madden desteklenen bu merkez, asıl gönüllü insanların yaptığı bağışlarla ayakta duruyordu. Gözyaşları içerisinde merkezimizden ayrılıp merkez okula kalan kalem cüzdanlarımızı, okul malzemelerimizi ve şekerlerimizi dağıttıktan sonra bütün gün beklediğimiz yere doğru gidiyoruz.

TURKSKA!  BOSNA! HAYKIRIŞLARI BİRBİRİNE KARIŞIYOR

Ve okula yaklaştığımızda gördüğümüz manzara,  hepimizin gözyaşlarının sel  olup akmasına sebep oluyor. Geldiğimizden beri göremediğimiz köylüler, bu gün sanki diğer günlerin acısını çıkarır gibi hepsi bir araya gelmiş çocuklar ve öğretmenlerin Turkska (Türkler) bağrışmaları ve alkışları arasında bizleri karşılıyor. Onların ‘ Turkska!’  haykırışlarına bizler de ‘ Bosna!’  diye haykırarak karşılık veriyoruz. Otobüsten indiğimizde köylülerin sarılmaları bir yandan, bir yandan onların yöresel müzikleri ve sevinç gözyaşları arasında şaşkın şaşkın dolaşıyoruz. Kendimizi sıradan hissederken bu insanlar bize kahraman olduğumuzun hissini veriyor. Hiç tanımadığımız insanlarla sarmaş dolaş olmamız Müslümanlar arasında kardeşlik bağının, dil, ırk gözetmeksizin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Biz sevincimizin en üst seviyesine ulaştık derken asıl sürpriz bizi okulun arka bahçesinde bekliyor. Orkestra eşliğinde İstiklal  Marşımız  gözyaşlarımız arasında okundu, Boşnak Marşı’ndan sonra ilahiler, Türk/Boşnak folklor oyunları  ortamu bayram yerine çevirdi. Daha sonra okulumuzun müdürü bütün şehitlerin ruhuna fatiha ile sözlerine başladı ve teşekkür konuşmasından sonra bize sandık içindeki Bosna bayrağı ve çok eskilere ait olan bir Kuran-i Kerim hediye etti. Teşekkür belgeleride alındıktan sonra proje sahibi  Hollanda İslam Federasyonu, Kadınlar Gençlik Teşkilatı Sosyal Hizmetler Başkanı Esra Yılmazer bir konuşma yaptı. Konuşmasında köy halkına,  okul müdürüne ve okul çalışanlarına gösterdikleri ilgi ve misafirperverlikten dolayı teşekkürlerini bildirdi.  Çocuklara verdiği en güzel mesaj ise bu yapılanları onlar için bir bayram hediyesi olarak kabul etmeleri oldu. Okulumuzun açılış kurdelasını, – adet yerini bulsun diye – Esra Yılmazer, Nimet Yaşar ve okul müdürü birlikte  ‘Bismillah’ diyerek kestiler. Sonrasındaki manzara görülmeye değerdi. Minik çocuklar, çocukların velileri ve köylülerin meraklı bakışları arasında sınıflar gezildi. Çoğu gözlerine inanamıyordu. Buz gibi duvarlarda rengârenk balıklar, sirk çadırı ve kocaman bir dünya küresi çizilmişti. Camlar, yeni perdeleriyle ayrı bir şekil kazanmıştı. Bu güzel sınıfların üstüne birde alınan kalem cüzdanları,  defterler çocukların yüzündeki gülümsemeyi bütünleştirmişti. O gülümsemeleri görmemiz bütün yorgunluğumuzu almıştı. Biz onlara iki sınıf bir koridor boyamıştık ama onların bize verdiği mutluluk bundan çok daha kıymetliydi. Artık yavaş yavaş ayrılık vaktinin yaklaştığının sinyalleri veriliyordu. Köylülerin hazırladığı büyük ziyafetin ardından son fotoğraflar çekilmeye başlanıldı. Gözyaşları içerisinde verilen pozlar, adresler bu projenin ne kadar başarılı olduğunun kanıtıydı. Köylülerin teşekkürleri arasındaki kucaklamaları, bir haftadır kahrımızı çeken abimiz, okulun hademesi Memo ve ailesinin gözyaşları, kızlarımızın geri eve gitmek istememelerine sebepti.

İŞTE MUTLU SON VE ZOR AYRILIK

Maalesef artık mutlu sona sadece dakikalar kalmıştı. Otobüse binme vakti gelmişti. Son defa binecektik otobüse, ama bu son biniş hüzünde beraberinde getirdi. Minik minik çocuklar otobüsün içine kadar girip tek tek bizlere sarılmaları artık ömür boyu bir kardeşliğe imza attığımızın göstergesiydi. Ve otobüsün kapıları kapandı korna çalındı, arkada kalan son görüntüler öğretmenlerin müdürün ve çocukların gözlerindeki yaşlardı… Otobüsün içinde ise durum farklı değildi. Kızlarımız gözyaşları içinde son defa okulumuza baktılar. Okul gözden kaybolunca kızlarımız yerlerini aldı. Önümüzdeki 20 saatlik yolculukta konu sadece Bosna’ya olan özlemimizdi. Biz Bosna’ya 40 yürekle gelmiştik ama, yüreğimizin yarısını Klokotnicada bıraktık ve bu yarım yüreklerin üzerine yüzlerce kardeşimizin yüreğini ekleyerek geri dönüyorduk. Bütün haftanın yorgunluğu, uyuyan kızlarımızın yüzündeki gülümseme projemizin başarılı olduğunun en büyük kanıtıydı. Bir haftalık macera güzel bir son ile noktalanmış oluyordu…Çooook Şükür!

Comments are closed.