Çelik: Bu ses bir tek Türkiye’den yükselebilir

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “İslam dünyasında İslamofobya’ya ve antisemitizme eşit oranda, aynı cümlede karşı çıkan bir tek Cumhurbaşkanımız. Bu ses bir tek Türkiye’den yükselebilir.” dedi.

AK Parti Sözcüsü Çelik: Bu ses bir tek Türkiye'den yükselebilirHabertürk TV’de “Büyük Sorular” programına katılan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Yeni Zelanda’daki terör saldırısına ilişkin şunları söyledi:

“Tek başına vahşet olarak yeterince şok edici ve hepimizin içi yandı. Bundan daha büyük bir şoku bu olaydan önceden beri üstümüzde taşıyoruz ve bundan sonra da taşıyacağız. Bu o şoku sadece güncelleyen bir şey oldu. O da şu, vahşet çağındayız artık. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal konsensüs ortaya çıkan bazı gelişmelerle sona eriyor. Bu günlük bir mesele de değil. Tekil bir terör olayı da değil ve öyle bildiğimiz kalıplarla anlayabileceğimiz bir mesele de değil.”

Avrupa Birliği Bakanıyken İslamafobi ile ilgili yaptığı çalışmalara değinen Çelik, “Avrupa’da bir siyasi matruşkanın üretildiğini gördüm. En üstte Erdoğan düşmanlığı var. Onu kaldırdığınız zaman altından Türkiye düşmanlığı çıkıyor. Onu kaldırdığınız zaman altından İslam düşmanlığı çıkıyor.” dedi.

Batı’nın bilinçaltında Türk ve İslam antipatisinde fanatiklerin etkili olduğunu dile getiren Çelik, “Avrupa’daki aşırı sağla ilgili benim tanımım, Avrupa’daki aşırı sağ, Avrupa’nın DEAŞ’ıdır. Bunlar birbirini besleyen konulardır. Yeni Zelanda’daki cani, silahta belli sembolleri kullanınca hemen DEAŞ eylem açıklaması yaparak, kiliselere ve havralara karşı Allah korusun, bir silah görüntüsü yayınlayarak, bazılarının tarihsel hafızasını kışkırtacak semboller koydu. Tarih böyle bir şeydir. Sizin için zafer olan onlar için yenilgidir. Onlar için zafer olanlar da sizin için de yenilgidir. Bunu her zaman yerli yerine oturtamazsınız. Bu bakış açıları birbiri içinde erimez.” diye konuştu.

Çelik, yeni bir dünya ve yeni iletişim ağlarının kurulmasının önemine işaret ederek, bu sayede insan ilişkilerinin onarılabileceğini söyledi.

Macaristan’da Türk şehitliğine duyulan saygıya dikkati çeken Çelik, verdiği örneklerle kimlikle kimlik radikalizmi arasındaki farka vurgu yaptı.

Çelik, kimlikli olmak ve kimlik radikalizmi arasındaki çizginin devletlerarası ilişkilerde çok önemli olduğunu anlatarak, İslam-Türk kavramlarının yan yana kullanılması hususunda değerlendirmelerde bulundu.

Avrupa’yla Hristiyan olmayan varlık olarak en büyük teması sağlayan ve ortak tarih oluşturanlarda Türk ve İslam özdeşliği gördüğünü anlatan Çelik, şöyle devam etti:

“Osmanlı İmparatorluğu, onlar için bir Türk imparatorluğudur. Dolayısıyla da Avrupa’nın İslam’la tanışmasının en büyük gücü… Endülüs meselesi daha küçük kalıyor. Bu Osmanlı üzerinden gerçekleşmiştir. Geleneksel iddiası… Bunlar uzun yıllar tartışılmış şeyler. Hep bahsedilir, Fatih’in İstanbul’u aldığında ‘Kızını aldık sıra annesinde.’ dediği ve Roma’yı işaret ettiği söylenir. Osmanlı’nın Avrupa devleti olma ve burada büyüme iddiasını en güçlü şekilde ayakta tutmuş bir devlet. Henüz Orta Doğu devleti olmadan önce Avrupa devletiyiz. Bizim Avrupalı kimliğimiz, Avrupa devleti olma kimliğimiz son derece kuvvetli ve vazgeçilmez bir şeydir.”

Çelik, Avrupa’da yükselen aşırı sağa vurgu yaparak, bu durumun siyasi alanda da kendisini hissettirdiğini söyledi.

Aşırı sağın daha da güçlenip güçlenmeyeceğine dair düşüncelerini aktaran Çelik, “Avrupa Birliği demokratik değerleri yükseltmek, siyasi çoğulculuğu ortaya koymak bakımından son derece kıymetlidir. Çok iyi bir model. Geçmişteki çatışmalardan halklar için yeni bir sinerjinin ortaya koyulabileceği… Fakat bizim böyle görmemiz yetmiyor. Avrupa Birliği içerisinde uzun yıllardır bu uyarıları yapıyoruz. Her siyasetçiyle.” dedi.

Çelik, Avrupa Birliği’nin geleceğine dair ise şunları söyledi:

“Milli çıkarlarımız açısından demokrat ve çoğulcu bir Avrupa Birliği’nin devamı son derece gereklidir. Bu haliyle değil tabii. Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararlar vesaire… Avrupa Parlamentosu’nun yeni seçimi yapılacak göreceksiniz. Avrupa’daki siyasi atmosfer gereği daha ırkçı bir parlamento oluşacak. Aşağıdan onlar geliyor. Avrupa Parlamentosu yıllardır demokrasi okulu olarak anılırdı ama şimdi tamamen bu aşırı sağ partiler karşısında pozisyon kaybetmiş siyasetçiler, kendi ülkelerindeki politik arenaya selam göndermek için bunu Türkiye karşıtlığı üzerinden yapıyorlar. Bu şekildeki bir Avrupa’dan bahsetmiyorum.”

“Kokteyl bir terör oluşumuyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum”

Yeni Zelanda’daki canice terör saldırısını gerçekleştiren teröristin, kişilik analizine, karakter profiline bakıldığında silahının üzerindeki tarihi göndermeler ve 70 sayfalık “manifestoyu” yazacak kapasitede olmadığına işaret eden Ömer Çelik, “Arkada bir organizasyon olduğunu net bir şekilde söylemek lazım ama bu nasıl bir organizasyondur? O şu anda çok adı koyulabilecek bir şey değil. ‘A terör örgütü’, ‘B terör örgütü’ gibi indirgemecilik, bizi yanlış yere götürür. Ben çok daha kokteyl bir durumla, kokteyl bir terör oluşumuyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum, gerek ideolojik olarak, gerek organizasyon olarak bu tip işlerde.” ifadelerini kullandı.

“(Hristiyan terörü) ifadesini kullanmayacağız”

“Aşırı sağ, ırkçılar Avrupa’nın DAEŞ’idir” şeklindeki sözünü hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hemen beklenen oldu, DEAŞ’da benzer eylem çağrısı yaptı, yani sizin söylediğiniz medeniyetler çatışmasını tetiklemek üzere ya da belli devletleri, belli toplulukları karşı karşıya, belli dinleri karşı karşıya getirmek üzere yaptı bunu. Burada en büyük direniş nedir? Birileri basiretsizce ‘İslami terör’ ifadesini kullansa da biz ‘Hristiyan terörü’ ifadesini kullanmayacağız. Bu kişiler Hristiyanlığa ya da başka bir dine atıf yaparak bunu gerçekleştirseler bile bundan uzak duracağız. Yani nihayetinde medeniyetler çatışması dediğiniz şeyin özü, dinler arası çatışmadır, dindarlar arası çatışmadır, farklı dinler arasında bir çatışma ortaya çıkarmaktır. Bu eylemler yani bu eylemi yapan kişiler ne diyor? ‘Ben bir korku ortamı yaratıp, insanları harekete geçirmeye çalışıyorum.’ diyor. Aslında DEAŞ’ın yaptığının aynısı bu.”

Çelik, terör örgütlerinin isimleri, referansları, ideolojilerinin önemli olmadığını da vurguladı. Çelik, dünyanın çeşitli yerlerinde camilerin etrafında, çeşitli dinlerden insanların dua ettiğini hatırlatarak, bu insanların direncinin kırılmaya çalışıldığını dile getirdi.

“Yeni Berlin duvarları çıkıyor insanların zihninde”

Geçmişte PKK terör örgütünün canice eylemlerinden sonra Türkiye ile dayanışma içine girilmediğini anımsatan Çelik, “Avrupa esas olarak zihinsel ve kültürel olarak Müslüman sorununu aşamıyor. Geçmişte Yahudi, Musevi sorununu aşamamıştı, insanlık tarihinin en büyük faciaları ortaya çıkmıştı, bugün bu sorunun yerine bunu koymuş ve bunu aşacak bir kapasite üretemiyor. Geriye doğru çekiliyor, zihinsel olarak geri çekiliyor, kültürel olarak geriye çekiliyor o da onu siyasal olarak eritiyor. Şu anda Avrupa Birliği’ne esasında bu baktığımız tartışmalar etrafında bir Avrupa Birliği diyemezsiniz, şu anki görüntüsü bir Avrupa Birleşik Devletleri…” dedi.

“Bizim Avrupa yolculuğumuz devam ediyor mu? Devam etmeli miyiz, ısrarcı olmalı mıyız?” şeklindeki soruya ise Çelik, “Etmeliyiz, ısrarcı olmalıyız. Şöyle, ısrarcılıktan bahsettiğim, değerleri hatırlatma, değerler temelinde. Bugünkü haliyle, bu algıyla herhangi bir şekilde Avrupa ile yeni bir sayfa açmamız mümkün değil. Örneğin Sarkozy’nin kafasındaki gibi bir Avrupa’da olmamız da gerekmiyor bizim.” yanıtını verdi.

Ömer Çelik, Avrupa Parlamentosu’nda Alman siyasetçi Helmut Kohl için cenaze töreni yapıldığını hatırlatarak, “Orada güzel bir cümle vardı, ‘Köprüler inşa ettiği için bunu yaptık’ diye. Şimdi köprüler inşa edilmiyor. Avrupa’nın her tarafında ideolojik ve zihinsel olarak yüzlerce Berlin Duvarı oluşuyor. Hollanda’daki ırkçı parti, Fransızlara ve Almanlara karşı bir Berlin Duvarı örüyor, zihinsel olarak. Yeni Berlin duvarları çıkıyor insanların zihninde. Bunun en büyüğü, en örülmüşü işte İslam, Türkler, Erdoğan imgelerine karşı kuruluyor. Sadece orada kalmıyor, içeride başka duvarlar da var.” şeklinde konuştu.

 ”Bu ses bir tek Türkiye’den yükselebilir”

Çelik, “İslam dünyasında İslamofobya’ya ve antisemitizme eşit oranda, aynı cümlede karşı çıkan bir tek Cumhurbaşkanımız. Bu ses bir tek Türkiye’den yükselebilir. Bizim kapasitemiz, memleketimizin DNA’sı bu. Her memleketin bir genetiği var, bizim de genetiğimiz bu.” diye konuştu.

Türkiye’nin hem Doğu hem de Batı ile konuşabilme kapasite ve tecrübesine sahip olduğuna işaret eden Çelik, “Dolayısıyla bizim herhangi bir tercüman faaliyetine ihtiyaç duymadan, herhangi bir ikileme düşmeden, hem Doğu ile hem de Batı ile konuşabilme kapasitemiz ve tecrübemiz, bundan sonrası için daha kıymetli olacak. Çünkü bu dilin birbirinden giderek ayrışacağını ve bunun gönüllü yapıldığını görüyorum.” değerlendirmesini yaptı.

Çelik, liberal olmayan demokrasiler çağının başladığını aktararak, bazı örnekler verdi.

“Ayasofya’nın açılması talebi, saygıdeğer bir taleptir”

Bugünün teknoloji dünyasının ve popüler kültürün getirdiklerinden bahseden Çelik, “Sizi bir anda bir gündemle sarıyor, yaşatıyor, 1 hafta, 10 gününüzü çalıyor, sizi bununla ilgili tartıştırıyor ve yok ediyor. Süratin insanları sersemlettiği, düşüncenin enformasyon karşısında çaresizleştiği bir dönemdeyiz. Daha önce düşünce, enformasyon üzerinden yürürdü. Ne kadar çok bilgiye ulaşıyorsak, düşünceyi o kadar çok geliştirebiliyordu. Şimdi enformasyonun bir bakıma düşünceye silah olarak bunaldığı bir dünyada demokrasiyi korumak dediğimiz şey, bugün birçok mekanizmasını sayabiliriz.” dedi.

Çelik, dünyada gerçekleşen terör saldırıları karşısında, yapılan değerlendirmelerden örnek vererek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kılıçdaroğlu çıktı, İslam dünyasını suçladı. Burada bir düşünce faaliyeti yok ki zaten sizi savurmak istedikleri yere savruluyorsunuz. Avustralyalı senatörle Kılıçdaroğlu aynı yere, o caniye o eylemi yaptıranların veya bu eylemden ideolojik, zihinsel, kültürel olarak hangi muradı talep ediyorsa aynısını yapıyor. Sorun ne? Avustralyalı senatör ne diyordu, ‘Bunlar, bizi öldürmek istedikleri için bununla karşılaşınca şaşırmasınlar.’ diyordu. Kılıçdaroğlu da çıkıyor, ‘İslam dünyası kendisine baksın…’ gibisinden konuşuyor. Burada bir düşünce, siyasal faaliyeti, farkındalık da yok. Sürüklenilmek istenen yere, son sürat sürüklenme konusunda bir yarış var. Halbuki siyaset en yüksek toplumsal faaliyettir yani siyasetin bugünün dünyasında daha kıymetli bir noktaya geldiğini düşünüyorum.”

Yeni Zelanda’da camilere yönelik terör saldırısının ardından gündeme gelen Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması konusundaki talepleri değerlendiren Çelik, “Ayasofya’nın açılması meselesi hakkında vatandaşlarımızın her talebi, başımızın üzerindedir ve bu da saygıdeğer bir taleptir, uzun yıllardır da dile getiriliyor. Cumhurbaşkanımız bugün de bahsetti. Orada bir siyasal alan var, dolayısıyla o Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi karar mekanizmaları içinde olgunlaşacak, süreç isteyen, açılır-açılmaz kararının herhangi bir şekilde şu anda masaya gelmediği bir meseledir.” dedi.

“İslamofobi yanlış bilgilenmeden kaynaklanan bir şey”

Çelik, İsrail konusunda Batı’nın net bir tavır ortaya koymadığını vurgulayarak, “Uluslararası vicdan bakımından baktığınızda sorunları Türkiye dışında dillendiren yok. İsrail bir saldırı yaptığında, ‘İsrail’in kendi koruma hakkına saygı duymakla birlikte aşırı şiddet kullanımını kabul etmiyoruz.’ deniyor. En fazla yaptıkları işgal altında üretilen ürünleri Avrupa’ya sokmamak. Bu açıdan hümanizm tabiri kadar şaibeli kullanılan bir tanım görmüyorum. Bugün antisemitizmi doğrudan yöntemler, sonuçlar neyse onu kullanmak bakımından dünyadaki en büyük antisemitik, Netanyahu’dur.” diye konuştu.

İslam dünyasının politik istikamet tayin etme konusuna değinen Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

“Avrupa’da daha büyük bir birlikteliğin peşinde koşulurken, bu taraflarda ise bırakın ulus devleti şeklinde yapılanmalar, kabile yapılarının özendirildiği bir yapı var. Eğer Avrupalılar, Doğu Avrupa’daki değişikliğe destek verdiği gibi, Arap Baharı’na da destek verseydi, şu anda yaşadığımız sorunların yüzde 90′ını geride bırakmış olurduk. O demokrasi, hukuk ve gelecek isteyen gençlerin önünü açmış olurduk. Doğu Avrupa’daki rejime aylarca tahammül edip hala ayakta tutanlar, Mısır’daki demokrasiye iki sene vermediler. Bugün şunu düşünmek lazım, bu terör örgütleri niçin bu gençler için cazip hale geliyor? Bu, tek başına yoksullukla izah edilecek bir şey değil. Avrupa’nın mahkemelerinde ortaya çıkan İslamofobik uygulamanın, El-Kaide ve DEAŞ için yeni cazibe alanları ortaya çıkardığını görmeniz lazım. İslam korkusu dediğimiz şey, 11 Eylül’den sonra daha çok ortaya çıktı. İslamofobi, dediğimiz aslında yanlış bilgilenmeden kaynaklanan bir şey. Avrupa’daki medyanın ve politikacıların seferberliğiyle bir ötekine dönüştürdüğünüz zaman, o İslam düşmanlığı dediğimiz başka bir ideolojik düşmanlığa dönüşüyor. Psikolojik bir atmosferden çıkıyor, siyasi ve ideolojik bir atmosfere dönüyor.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>