Cenevre-2’den “Sam Amca – İvan Dayı Masalları”

 

Suriye’deki iç savaşta siyasi çözüm bağlamında önemli bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkan Cenevre sürecinde yeni bir aşama daha kaydedildi. Peki, şimdi ne olacak?

Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Açıkçası kafalar fazlasıyla karışık, özellikle de ortaya çıkan bulanık tablo itibarıyla. En azından düne kadar netleşmeye başlayan “taraflar-duruşlar” noktasında yaşanan bir takım kısmi değişiklikler, sürecin geleceğiyle ilgili soru işaretlerine yol açmış durumda.

Burada, yayınlanan katliam fotoğrafları, verilen tepkiler ve İran’ın Cenevre-2’ye davetinde ve konferans esnasında yaşananlar oldukça önemli bir yere sahip. Öyle ki, insan kendine sormadan edemiyor; yoksa, ortada bir danışıklı dövüş mü var? Taraflar, sonucu en başından belirlenmiş bir oyunda “figüran” yerine mi konuluyor?

O zaman tekrar soralım: Cenevre-2’de neler oldu? Ortaya nasıl bir sonuç çıktı? Süreç nereye doğru gidecek? Kazananlar ve kaybedenler kimler? “Yeni Suriye” nasıl bir Suriye olacak? Ya Esad?

Sonucu başından belli olan konferans…

Konferansa bu kadar çok sayıda katılımcının iştiraki bile bu hususta başlı başına bir tartışma nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim, 22 Ocak’ta başlatılan konferansta ilk ayağı oluşturan Montrö’ye 39 ülkenin katılması Cenevre-2’den somut bir netice çıkmayacağının bir işareti olarak değerlendirilmekte gecikmemişti.

Ayrıca, ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin şu konuşması da sürecin çetrefilli geçeceğinin somut bir işaret olarak yorumlanmaktaydı: “Savaşları sona erdirmek için yapılan müzakereler çok çetrefillidir. Bazen çok uzun zaman alır.”

Fakat, konferans öncesi gerçekleştirilen “katliam fotoğrafları operasyonu” ve İran’ın sürece dahil edilmemesi, bu iç savaşın bir an önce sona erdirilmesi noktasında bir ortak mutabakata işaret etmekteydi ki, burada Kerry’nin sözleri sadece “şablon bir ifade” olarak karşımıza çıkmaktaydı.

Bunun dışında, katılan aktörlerin niceliğinden çok niteliği noktasında durulan hassasiyet de dikkati çeken bir başka hususu oluşturuyordu. Bu da bizi bir kez daha ABD-Rusya ikilisinin perde arkasındaki oyununa ve İran’ın niçin davet edilmediği noktasına götürüyor.

İran “etkisiz eleman” mı?

Şöyle ki; Cenevre-2 öncesi 16 Ocak’ta Moskova’da İranlı mevkidaşı Zarif ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Lavrov, “İran, Suriye krizinin çözümüne katkıda bulunmalı. İran’ın Cenevre-2’ye mutlaka katılması gerektiğini düşünüyoruz” demekte ve İran dışında ayrıca şu kırmızı çizgileri de ortaya koymaktaydı: 1. Suriye krizi barışçıl yollardan çözülmeli; 2. Suriye egemen ve toprak bütünlüğü korunan bir ülke olarak kalmalı.

Burada dikkati çeken husus, barışçıl yollardan çözümü kırmızı bir çizgi olarak ortaya koyan Rusya’nın Esad noktasında net bir tutum takınmamasıydı. Zaten, İran ile ayrıştığı nokta da burasıydı.

Nitekim, aynı basın toplantısında Zarif, ülkesinin Suriye’de politik çözümünü desteklediğini hatırlatarak, Cenevre-2 için katılımcı ülkelere uygulanmayan herhangi bir ön koşulu kabul etmeyeceklerini söylemekte ve Suriye’nin geleceğini ülke halkının belirlemesi gerektiğinin altını çizmekte, üstü örtülü de olsa Esad’ın da bu seçimlere katılması gerektiğine vurgu yapmaktaydı. Sonuç mu?

İran’ın Cenevre-2’ye mutlaka katılması gerektiğini ifade eden Lavrov, İran’a önce gönderilen, sonrasında ise geri çekilen davetin yanlış bir karar olduğunu, ancak çok da büyük sıkıntılara yol açmayacağını; “hatalı ama bir felaket anlamına gelmez” sözleriyle ifade etti. Yani, kırmızı çizgisini çiğnedi…

Dolayısıyla, Cenevre-2, Cenevre-1 ile Suriye’deki iç savaşın siyasi yöntemlerle çözümü noktasında ortak bir mutabakata varan ABD-Rusya ikilisinin Esad’sız çözümü tüm dünyaya dikte ettirdiği, “Yeni Suriye” üzerinden “Yeni Ortadoğu” ve yeni bir dünyayı inşa noktasında anlaştıklarını gösteriyor.

İran’a gelince, iki ana aktör dışındakileri suçluyor. Mevcut şartlar altında da zaten yapabileceği çok bir şey yok. En azından Rusya’yı karşısına almak istemez. Aksi takdirde tüm kazanımlarını kaybeder!

Bu çözümde Esad gidecek, fakat rejim kalacak…

ABD-Rusya ikilisinin diğer mutabık kaldığı noktalara gelince: 1. Suriye’deki tüm terör örgütleri tasfiye edilecek; 2. Bunun için mevcut rejim kullanılacak; 3. Sonrasında ise “Yeni Suriye” inşa edilecek.

Tabi burada yeni sorular karşımıza çıkıyor: Yeni Suriye’nin temel kriterleri olarak ortaya konulan; “özgür”, “demokratik” ve “laik” bir Suriye eski rejimle nasıl inşa edilecek? İnşa edilecekse, niçin bu savaş yaşandı? İnşa edilemeyecekse, o zaman neden böyle bir “ara çözüm” yoluna başvuruluyor?

Cevapları aslında oldukça pragmatik nedenlere dayanan sorular bunlar. Nasıl mı? Bunun için bir sonraki yazıyı bekleyeceğiz… M.G.

Comments are closed.