Erdinç ÜSTÜNDAĞ / Avrupa Psikoloji Merkezi Başkanı

DEPRESYON NEDİR?

Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır.

Erdinç Üstündag
(Avrupa Psikoloji
Merkezi Başkanı)
psikolojik@web.de

Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür.

Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir.

Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.

DEPRESYONUN DİĞER BELİRTİLERİ NELERDİR ? Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz – beceriksiz – suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.

ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK EK BELİRTİLER NELERDİR ? Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.

DEPRESYON NASIL OLUŞUR ?

Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.

DEPRESYON TİPLERİ NELERDİR ? Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.

DEPRESYONDA BEDENSEL ŞİKAYETLER NELERDİR ? Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.

DEPRESYONUN AİLEYE ETKİSİ NELER OLABİLİR ? Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir.

Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.

DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ? Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede ”serotonin ” ve ” noradrenalin” üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır.

Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.

Avrupa Psikoloji Merkezi

Erdinc Üstündag

……………………………………….

 Evlilik ve Aile!.. 

Evlilik ve aile terapileri, eşlerin iyi niyetine rağmen ortaya çıkan iletişimsizlik problemini ortadan kaldıracak, eşlere yardım amaçlı düzenleğimiz programlardır. Evliliğinizde eşinizle birlikte üstesinden gelemediğiniz uyum ve iletişim sorunlarınız varsa, tarafsız bir aile terapistine başvurmanız, çözüm için atabileceğiniz en önemli adım olabilir.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Problemi yakınlarınıza aktarmayın

Evliliklerde uyum sorunu ve iletişim bozukluğu yaşayan çiftlerde konuyu aralarında anlayışla ve samimiyetle konuşmak çok önemli bir adımdır. Sorunların her iki tarafın ailelerine aktarılması ise olayın daha fazla büyütülerek çözümün daha da güçleşmesine neden olacaktır; çünkü aile ortamındaki tartışmalar ve suçlayıcı konuşmalar, ailelerin beklentilerini ifade ediş biçimleri, sorunları pekiştirerek onarılmaz hale getirecektir.

Hata sadece eşinizde mi?

Evliliklerde çok yaygın olarak yaşanan bir hata, eşlerin evliliği çıkmaza sürükleyen kişi olarak hep karşılarındakini görme ve göstermeleridir. Genellikle kendi hatalarının farkında olmazlar. Çoğu zaman erkek, evlilikte ortaya çıkan uyumsuzlukları düzeltmek için çaba göstermek yerine evden kaçmayı, işine ve arkadaşlarına daha çok vakit ayırmayı, zaman zaman da içkiye ya da evlilik dışı bir ilişkiye yönlenmeyi seçer. Bu, bir anlamda erkeğin evlilikte yaşadığı sorunlara tepki veriş şeklidir. Bu durum kadını, eşi tarafından ihmal edildiği duygusu yaşamaya, dolayısıyla bazen yersiz kıskançlıklara, davranış bozukluklarına, suskunluğa ya da iletişimsizliğe itebilir.

Uzman Psikolojik Danışman olaya objektif açıdan bakar

Evlilik bünyesinde var olan sorunlar, anlaşmazlıklar ve iletişimsizlik, her iki taraf için de giderek psikolojik sorunlar yaratabilir. Bu durumda, suçlayıcı olmayan ve tarafsız bir aile terapisti, eşlerin sorunları nasıl algıladığını, hangi duygu ve düşüncelerle tepki verdiğini anlayıp, her iki tarafa da bilgi verebilir. Terapi süresince, eşlerin birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri, davranışlarını ve bu davranışların karşı taraf üzerinde yarattığı etkileri fark etmeleri, beklentilerine uygun davranmaları sağlanabilir. Ancak, sorunun kendisinde olmayıp karşı tarafta olduğunu söyleyen ve terapiye gelmeyi reddeden eş, diğer eşin terapisini de güçleştirir ve hatta imkansız hale getirebilir. Oysa bir evlilikte sorunlar varsa, tek eşin sorunu olarak değil, ancak bir bütün olarak ele alındığında düzeltilebilir. Bu nedenle, evliliğini kurtarmak isteyen çiftlerde her iki eş de soruna sahip çıkmalı ve düzeltmek için çaba göstermelidir.

Mutluluğun sırrı empatide saklı

Empati, kendisini karşısındakinin yerine koyarak onun duygularını anlamaya çalışmak demektir. Evlilik ve aile terapilerinde empati eğitimi, eşlerin birbirlerini anlamaları açısından büyük önem taşımaktadır. Terapi süresince, eşlerin birbirlerini daha iyi anlamaları öğretilir. Gereksiz çatışma ve anlaşmazlıklara yol açan yanlış anlama ve iletişim kopuklukları giderildiğinde, pek çok evlilik hakim önüne gitmekten kurtarılabilir.

Var olan sorun eş desteği ile atlatılır

Evlilik ve aile terapileri, aile bireylerinden yalnızca birinin belirgin psikolojik problemlerinin bulunduğu durumlarda, örneğin depresyon, panik atak, heyecan kontrolsüzlüğü, davranış bozuklukları gibi bir problemi olan tarafı bireysel olarak tedavi ederken, diğer eşi de problemi ortadan kaldırabilmeye yardımcı olması için yönlendirir. Bir anlamda, eşinin sorunuyla başa çıkma yollarını öğretir. Her iki eşe de sağlıklı iletişim kurmayı öğretirken, yıkılmaya hazırlanan yuvanın kurtulmasına yardımcı olur. Unutmayın; evliliğinizde eşinizle birlikte üstesinden gelemediğiniz uyum ve iletişim sorunlarınız varsa, tarafsız bir aile terapistine başvurmanız, çözüm için atabileceğiniz en önemli adım olabilir.

Erdinç Üstündağ

www.kekeleme-psikoloji.de


……………..

Dünkü acılar, bugünkü sevinçlerimizin kaynağıdır’

Siyaset insan idare etmek anlamına da gelmektedir. Çok zor bir meslektir. Bütün mesleklerin üstünde ve kıymetindedir. Çünkü ülkeler de siyasetle yönetilmektedir. Öte yandan siyasette muhatap olduğunuz insanın her biri kendi başına apayrı bir âlemdir.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Her insanın keyfi, zevki, isteği, sorunu, ideali, ideolojisi vb. başkadır. Bütün bu farklılıkları bir araya getirip söylemlerinizle önce herkesi kendinizi seçmelerine inandırmanız gerekmektedir.

Bundan sonra da vaat ettiğiniz ile göreve geldiğinizde icra ettiğiniz arasında tutarlılık bulunması gerekmektedir. Yani seçimde söz verdiğini yerine getiren siyasetçi imajı oluşmalıdır. Aksi takdirde bir sonraki seçimde aynı kalabalıkları kendinize inandıramazsınız.

İşte bu bakımdan siyaset devamlılık isteyen ve sürekli kendini yenilemek ve geliştirmek isteyen bir meslektir. Bütün buna, bu zorluğuna rağmen niçin herkes siyaset etmek istemektedir? Niçin herkes ölümüne canla başla seçim meydanlarında hizmete talip olmaktadır?

Bunun birincisi gücü elinde bulundurmak arzusudur. Baş olmaktır. Bu insanlarda inanılmaz bir arzudur. Her insan mutlaka baş olmak arzusuyla büyümektedir.

İkincisi de baş olmakla birlikte rantın yani musluğun başına geçmektir. Gelirin sevk ve idaresine yön veren el olmaktır… Psikoloji, insan davranışı üzerinde siyasal düzenin nasıl bir etkide bulunduğunu anlamak için siyaset biliminden de faydalanmaktadır.

Siyasetçi de gerek bu zorlu mesleği icra etmede, gerek seçim meydanlarından, medyada boy göstermeye kadar oluşturması gereken imajda reklâmcıya, imaj makerlara ihtiyacı olduğu kadar, psikolojik danışmanlara ve yaşam koçlarına da bir o kadar ihtiyaç duymaktadır.

Sosyoloji ve psikoloji birbirinden ayrılmaz iki ana daldır. Sosyoloji toplumu ve toplumsal ilişkileri incelerken, psikoloji de tek tek insan davranışlarını inceler. Bireyin davranışlarına odaklanır.

Siyasetçi ise psikolojik açıdan bakıldığında bir bireydir ama sosyolojik açıdan bakıldığında toplumla muhatap olmaya taliptir.

Toplumun karşısına çıkacaktır. Çıkmakla da kalmayıp onları etkileyecektir. Etkiledikten sonra bir de seçilmeyi başaracaktır.

Bundan daha önemlisi bu başarısını öteki seçimde yine sürdürebilecektir. İşte bu zorlu maratonda siyasetçinin de mutlaka psikolojik destek alması gerekecektir.

………

Kekemelik ve Tedavisi

Kekemelik hangi yaşta ortaya çıkar? Kekemelik çok erken yaşlarda başlar (2-5 yaş). Bazen ilk kez okul çağında, daha nadir olarak da yetişkinlikte ortaya çıkmaktadır.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Kekemeliğin nedenleri nedir?

Kekemeliğin nedenlerine ilişkin henüz bir bilgimiz yoktur. Farklı bireylerde farklı nedenleri olabilir ya da birkaç etken bir araya geldiginde de ortaya çıkabilir. Kekemeliğin nedenleri ile kekemeliğin sürmesi ya da kötüleşmesinin nedenleri farkli olabilir. Kekemelik Duygusal ya da Psikolojik Sorunlardan mı kaynaklanmaktadır? Kekeleyen çocukların kekelemeyen çocuklara göre daha fazla psikolojik sorunu yoktur. Genelde, yaygın inanışın aksine kekemeliğin duygusal travmaya bağlı olarak ortaya çıktığına ilişkin bir bulgu yoktur.

Tüm bireylerin konuşması bir miktar pürüzlü değil midir?
Evet. Hemen hemen tüm çocuklar konuşma gelişimlerinin ilk aşamalarında akıcılık sorunu yaşarlar. Yetişkinler de konuşmaları sırasında zaman zaman araya heceler ekleyebilir, sözcükleri, söz öbeklerini ve sesleri tekrar edebilirler. Ama bu tip pürüzlü konuşmalar normal kabul edilebilir ve bir nedene bağlı değildir.

Galiba Ççocuğum kekelemeye başladı, beklemeli miyim? Yoksa yardım mı almalıyım?

Çocuğunuzun değerlendirilmesi için kekemelik hakkında bilgisi ve deneyimi olan bir uzmana başvurmalısınız. Bazı çocuklar pürüzlü konuşmalarının üstesinden gelebilirler, bazı çocuklar ise bunu gerçekleştiremezler. Kekemelik sorununa, gelişimin erken aşamalarında müdahale edilirse önleme olasılıgı artar.

Kekemelik geliştiginde tedavi edilebilir mi?

Evet. Hem çocukların hem de yetişkinlerin tedavisine yönelik bir çok başarılı yaklaşım vardır. Bir tedavi yaklaşımının diğerinden üstün olduğuna yönelik bilimsel veri yoktur. Kekemelik iyileştirilebilir mi? Kekemelik için iyileştirme terimini kullanmaktan kaçınmak en iyisidir. Kekemelik bir hastalik değildir. Amaç iletişimde başarılı olmak ve akıcılığı arttırmak olmalıdır.

Çocuğumun pürüzlü konuşmasını duyduğumda ne yapmalıyım?

Çocuklar genelde pürüzlü konuşmalarının farkında degildir. Dikkatlerini pürüzlü konuşmalarına çekmeyin, “Dur ve tekrar dene”, “Konuşmadan önce düşün”, “Daha yavaş konuş” demeyin. Çocuğun söylediğini dikkatle ve sabırla dinleyin ve çocuğun nasıl söylediğine odaklanmayın.

Bu sorun için kim yardımcı olabilir?

Kehl Ofisimize basvurabilirsiniz. 8 günlük özel danışmanlık günleri organize ediyoruz.

6 Günde Hayatınızda çok farklı bir kimlik kazanacaksınız ve artık dugularınızı gizlemeyeceksiniz.

Avrupa Psikoloji Merkezi Bsk. Psikoloji Uzmanı Yazar

Erdinç Üstündağ

Avrupa’da 15 Ülkeye Seminer vermeye devam ediyor.

Aile ve Çocuk Eğitimi, Kekemelik bilgisi, Depresyon, Panik Atak ve diğer konular.

www.kekeleme-psikoloji.de
ERDINC ÜSTÜNDAG
+49-7851- 496 15 03
………………………………………….

Depresyon

Sevgili Okurlar Depresyon toplumda çok sık görülmektedir. Bununla beraber ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere dayanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek, zevk alarak ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir.

Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir.

Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir.

Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.

DEPRESYONUN BELiRTiLERi NEDİR ?

Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz – beceriksiz – suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.

DESTEK

Öncelikle zaman gerekmektedir. Uzun süreli Psikolojik destek gerekir. Gerekirse Hipnoz desteği verilir. Fakat istekli olmak ve pes etmemek önceliklidir.

Soru / Cevab:

-Çocuğum ek ders kursuna gidiyor, fakat buna rağmen desleri pek iyi değil. Tavsiyeniz olabilir mi?

Sadece ders vermek bazen etkili olmayabilir, bu yüzden belki özgüven, motivasyon verilebilir.

 

……………………………..

…………………………………………..

Ekip Lideri

Ekipteki bazı şahsiyetler inatçı, bazıları barışçıl, bazıları sevecen, bazıları hatayı kabul etmeyen, bazıları dik, bazıları kendi bildiğinin hep doğru olduğuna inanan kimse olabilir.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Yine ekip içersinde insanlarla mutlu bir şekilde iletişim sağlayan ve herkesle iyi geçinmek isteyen sevecen insanlar vardır. Çevrelerine hep pozitif enerji yayan hep gülen tipler vardır. Bazıları kafasına koyduğunu yapan tiptir. Bazıları kusursuz çalışmak ister. Kişilerin her birinden oluşan bir nevi çok türlülük vardır.

Bu orkestrayı çok iyi idare etmek de grubun başındaki insana aittir. Önemli olan yöneticinin bunların bilincinde olup artı eksi dengesini çok iyi kurmasıdır.

Bu gözlem ve koordinasyon görevi sizindir. Bu durumda başarılı olabilmeniz için şunlara dikkat etmelisiniz:

• Ekipteki arkadaşlarınız birbirleriyle nasıl diyalog içerisindeler?

• Birbirlerinin arkasından söz söylüyorlar mı?

• Kullandıkları tanımlamada daha çok “Ben” mi diyorlar “Biz” mi?

• “İşbirliği içerisindeyiz” sözleri gerçeği ne kadar yansıtıyor?

• Aralarında öne çıkmak isteyen varsa bu gayret liderlik hevesi mi yoksa başarıya ulaşma gayreti mi?

• Görüş istendiğinde fikrini söylemeyen oluyor mu? Herkes fikir belirtiyor mu?

• Farklı düşünenler diğerleri tarafından olumlu mu karşılanıyor?

• Birbirinin sözünü ilgiyle dinliyorlar mı?

• Aralarında herhangi bir gündem oluşturuyorlar mı?

• İş içinde ve dışında moral ve motivasyon durumları nasıl?

• Coşku içindeler mi? Moralleri bozuk mu?

• Birbirlerine telaşlı ya da öfkeli oldukları zamanda bile saygılı davranıyorlar mı?

Bütün bu ilişkilerde sağlıklı iletişim kurmak olmazsa olmazlardandır. Şirket idarecilerinin şunu da bilmesi gerekir ki, bir başarı bir anda gelmez. Sabırlı davranılmalı ve hedefe odaklanmalıdır.

Bu konuda profesyonellik son derece önemlidir, fakat ne yazık ki ülkemizde birçok kurum ve spor kulübünde henüz bunu sağlayamıyoruz.

Avrupa Psikoloji Merkezi

………………………………………………………….

İdeal erkek misiniz?

İdeal erkek her şeyden önce karısını kimseye muhtaç etmeyen erkektir. Karısını kimsenin eline baktırmayan insandır.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Karısını koruyup kollayabilen, ona o güveni verebilen, ona “erkek”lik duygusunu yaşattırabilen erkektir. İdeal erkek karısıyla dır dır etmez… İdeal erkek karısına hava atmaz.

İdeal erkek karısına zaten şiddet uygulamaz… İdeal erkek karısını yanında taşımaktan utanmaz… İdeal erkek karısını kimselere değişmez… İdeal erkek kendi ailesi de başta olmak üzere karısını kimseye ezdirmez… İdeal erkek karısının eksiğini gediğini kendi öz anası bile olsa kimselere anlatmaz.

İdeal erkek karısına toz kondurmaz… İdeal erkek karısını, “Kocam benim için gerekirse canını verir, gerekirse can alır” diyebilecek kadar kendine güvendirir ve sığındırır. İdeal erkek yatakta karısını mutlu eder… İdeal erkek karısına asla ihanet etmez. İdeal erkek karısının evdeki hata ve kusurlarını affeder ve görmezden gelir. İdeal erkek mesleğinde kariyer açısından yöneten ve emreden de olsa, karısına ev işlerinde ve çocuk bakımında yardım edebilendir. İdeal insan karısıyla çocukça şakalaşabilir.

İdeal insan karısıyla yatakta partner olduğu gibi hayatta da ARKADAŞ olabilendir.

Evlilik değil arkadaşlıklar yıllandıkça sağlamlaşır. 

O halde siz ikiniz de bundan sonra ne yapacaksınız biliyor musunuz? 

Diyelim ki öfkenizi kontrol edemediniz. Hemen “böyle bir kadına öfkelenilir mi” diye aklınızdan geçirip kendinizi motive edin. Odada tek başınıza ayna karşısında tükürdüğünüz suratınızı hayal edin.

Bu yaptığınız davranış kadına köle olmak değildir… Taşfırın erkekliğini âleme madara etmek de değildir… Bu, medeni bir insanın eşine yapması gereken en normal bir davranıştır.

Kaldı ki maharetiyle, becerisiyle, anneliğiyle, temizliğiyle titizliğiyle, işgüzarlığıyla ve yatakta da bedeniyle size kendini adamış bir KADIN’a insanca, ERKEK’çe, mertçe karşılık verme erdemliğidir.

Düşünsene…

Otomobiline toz kondurmayacaksın. Cep telefonunu yanınızdan ayırmayacaksın…Beğendiğin bir gömleği dahi koruyup kollarsın… Öte yandan hiçbir eşya ile kıyas olmayacak kadar “senin” olan bir kadını “hor ve hakir” göreceksin.

Bu nasıl bir aptallıktır düşünebiliyor musun?

……………………….

Kekemelik bir hastalık veya kalıcı bir sorun değildir.

Tüm bireylerin konuşması bir miktar pürüzlü değil midir?

Evet. Hemen hemen tüm çocuklar konuşma gelişimlerinin ilk aşamalarında akıcılık sorunu yaşarlar. Yetişkinler de konuşmaları sırasında zaman zaman araya heceler ekleyebilir, sözcükleri, söz öbeklerini ve sesleri tekrar edebilirler. Ama bu tip pürüzlü konuşmalar normal kabul edilebilir ve bir nedene bağlı değildir.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

• Kekemeliğin nedenleri nedir?

Kekemeliğin nedenlerine ilişkin henüz bir bilgimiz yoktur. Farklı bireylerde farklı nedenleri olabilir ya da birkaç etken bir araya geldiğinde de ortaya çıkabilir. Kekemeliğin nedenleri ile kekemeliğin sürmesi ya da kötüleşmesinin nedenleri farklı olabilir.

Kekemelik duygusal ya da psikolojik sorunlardan mı kaynaklanmaktadır?

Kekeleyen çocukların kekelemeyen çocuklara göre daha fazla psikolojik sorunu yoktur. Genelde, yaygın inanışın aksine kekemeliğin duygusal travmaya bağlı olarak ortaya çıktığına ilişkin bir bulgu da yoktur.

• Kekemelik hangi yaşta ortaya çıkar?

Kekemelik çok erken yaşlarda başlar 2–5 yaş arası. Bazen ilk kez okul çağında, daha nadir olarak da yetişkinlikte ortaya çıkmaktadır.

• Galiba çocuğum kekelemeye başladı. Beklemeli miyim, yoksa yardım mı almalıyım?

Çocuğunuzun değerlendirilmesi için kekemelik hakkında bilgisi ve deneyimi olan bir uzmana başvurmalısınız. Bazı çocuklar pürüzlü konuşmalarının üstesinden gelebilirler, bazı çocuklar ise bunu gerçekleştiremezler. Kekemelik sorununa, gelişimin erken aşamalarında müdahale edilirse önleme olasılığı artar.

• Kekemelik geliştiğinde tedavi edilebilir mi?

Evet. Hem çocukların hem de yetişkinlerin tedavisine yönelik birçok başarılı yaklaşım vardır. Bir tedavi yaklaşımının diğerinden üstün olduğuna yönelik bilimsel veri yoktur.

• Kekemelik iyileştirilebilir mi?

Kekemelik için iyileştirme terimini kullanmaktan kaçınmak en iyisidir. Kekemelik bir hastalık değildir. Amaç iletişimde başarılı olmak ve akıcılığı arttırmak olmalıdır.

www.kekeleme-psikoloji.de

……………………………,

Şöhret olmak değil şöhret kalmak

Başarının %5’i yapmayı bilmekten,

%95’i yapabilmekten oluşur.

Erdinç Üstündag (Psikolog)
psikolojik@web.de

Sanatçı, futbolcu, sunucu veya dizi oyuncusu vb. gibi ünlülerin ayrıca çıktıkları şöhret koltuğundan inmemek için de mücadele vermeleri gerekmektedir. Omuzlarında taşıdığı şöhretin yükü altında ezilmemeye çalışırken, şöhret koltuğundan düşmemek için de olanca gayreti göstermek zorundadır sanatçılar…

Bu bakımdan sanatçı, “mekân” denilen meslek arkadaşlarının boy gösterdiği yerlerde olmak durumdadır. Gündem oluşturmak ve gündeme gelmek durumundadır. Magazin haberciliği ünlülerden beslendiği gibi ünlüler de magazin haberlerinde yer alarak gündemde kalırlar.

Siyasiler toplumun nabzını tutmak zorunda olduğu gibi ünlüler de sürekli kendini yenilemek, rakiplerinin boy göstermesini takip etmek ve yeni bir hamle yapmak zorundadır. Aksi takdirde unutulup gitmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Üstelik şöhret olduktan sonra tekrar sade vatandaş olabilmek bir hayli zordur.

Çünkü şöhretli halini şöhret dışında bulamayınca kendi halinden bile rahatsız olmaktadır.

Örneğin dün gittiği mekânlarda ilgiyle karşılanırken bugün o mekânlara gidememektedir. Ekonomik yönden çok zor günlere düşmüştür. Bir zamanlar şöhret iken sonradan unutulmuş ve bir gün bir otel odasında perişan halde ölü bulunduğu haberi yürekleri sızlatmış nice ünlü vardır. Böylesi durumlara düşmek veya düşme korkusu ünlülerde depresyona varacak kadar sıkıntı oluşturur.

Böylesi durumlarda olan veya tesadüfen çıktığı şöhret koltuğundan düşmek istemeyen nice sanatçıyı veya genel anlamıyla ünlüyü bekleyen sıkıntılar vardır.

Depresyon

Stres

Alkol bağımlılığı,

Fuhuş,

Uyuşturucu bağımlılığı,

Kumar bağımlılığı.

Bu niçin böyle oluyor? Çünkü şöhret madalyonunun arka yüzü maalesef bu unsurları bünyesinde barındırıyor. Ünlülerin hayatları sade vatandaş gibi olmuyor. Bulundukları ortamlar daha çok, hayatın gece başladığı ortamlar oluyor. Bu ortamlarda alkol, uyuşturucu, kumar gibi alışkanlıklar nefes almak kadar insanın yanı başında oluyor. Şöhret olarak zirvede olduğu kadar, birey olarak da her insanda olan nice sıkıntıları yaşamak durumunda kalan ünlüler bu iki zıt dünyanın birbirine etkisinin altından kalkamadığı için kafayı çekip uyuşmak ve adeta kendinden kaçmak isteyebiliyor.

Enerjik görünmek, üzgün görünmemek gibi durumlar için de böylesi sahte mutluluklara başvurabiliyorlar.

Oysa bu gibi durumlarda telaşlanmak, paniklemek veya içine kapanmak yerine profesyonel yardım alarak bunalımdan kurtulmak kolayca mümkündür.

Hatta kendisine kendi gerçeğinden yola çıkarak meşru anlamda gündem oluşturmak, kalıcı başarılar elde etmek konusunda da koçluk hizmeti alabilirler.

Sonuçta bütün bu sıkıntıları göğüslemeyi bilen, dengeli bir şöhret hayatı yaşayan, hayatı ve hayranlarını iyi anlayan, kendisini sürekli yenileyebilen kimseler zaman içinde duayen olurlar…

Altmışıncı sanat yıllarını bile kutlarlar…

Topluma örnek olan sanatçılarımız bir hayli çoktur. Sanatçılık çok ayrı bir ruh ister. Sanatçı, yaşam tarzı, hanımefendi ve beyefendi kişiliği ile topluma örnek olmalıdır. Örnek olması gerektiğinin de bilincinde olmalıdır.

Sanatçı konuşmasından ve mütevazılığından belli olur. Bu konuda gerçekten senelerdir kaliteli kişilikleri ile toplumda yer alan sanatçılarımız var.

Kariyer danışmanlığı gibi destekler de bu anlamda gayet önemlidir.

Çünkü kişinin bazen kendini denetlemesi gerekmektedir.

Toplum tarafından beğenilen ve gerçekten düzgün kişilikleri olan isimlerini saymakla bitiremeyeceğim nice sanatçılarımız var.

Ama aynı şekilde şöhret ve sanatçı dünyasında kendini yenileyemeyen, sıkıntılarına çözüm üretemeyen, hayranlarının beklentilerine cevap veremeyen ve böylelikle kaybedenler listesine eklenen niceleri için de “bir zamanlar şöhretti” denilmektedir.

Bu bakımdan sanat dünyasının ve şöhret olmuş ünlülerin sanatçı koçluğuna ve psikolojik desteğe normal bir vatandaştan çok daha fazla ihtiyaçları vardır…

……………………..

Sporun en önemli unsurlarından olduğunu belirttiğimiz spor

psikolojisi nedir?

Bu, sporcunun tutum ve davranışlarını sebep sonuç olarak test ederek onlardaki mevcut enerjiyi maksimum seviyeye çıkartma eğitim ve taktiğidir.

Şöyle ki:

• Psikolog çok iyi bir motivasyon sağlar.

• Zihinde canlandırma konusunda size rehber olur.

• Başınızın belası sayılan stresten kurtulmanın pratik yollarını öğretir

• Dağınıklıktan düzenli bir çalışmaya yönlendirir.

• Öfke ve hırsınızı denetlemeyi öğretir.

• Kendinize özgüven duymayı öğretir.

• Takım arkadaşlarıyla, hocalarıyla, koçlarıyla ve rakip oyuncularla, hakem heyetiyle ve seyircileriyle başarılı bir iletişim sağlamasını öğretir.

• Takımla birlikte olduğu gibi ayrıca kişisel hedef belirlemeye yardımcı olur.

Bütün bu özelliklere baktığınızda bugün artık tüm dünya kabul etmiştir ki spor psikolojisi de gerek sporcuların gerek onları çalıştırıcıların enerjilerini ve güçlerini maksimum seviyeye çıkartmaya yarayan bir motivasyon bilimidir.

Bu bilim tüm dünyada kabul görmüş ve spor kulüplerince hızla benimsenmeye başlamıştır. Çünkü her konuda maksimum sonuç almaya yönlenen insanoğlu sporcudan da maksimum sonuç almanın yollarını ve yöntemlerini araştırmaktadır. Bu araştırma esnasında fark edilmiştir ki insan bedeninde fiziksel güç bir yere kadardır ama bunun da ötesinde yapılabilecek farklar vardır. O da sporcu bile olsa insandaki zihin gücü ve taktik yeteneklerdir.

• Günümüzde gelişmiş spor kulüpleri gerek futbolcu gerek teknik adam veya koç seçiminde psikolojik özelliklerini de hesap ederek hareket etmektedir.

• Artık herkes kabul etmektedir ki, sahada yapılan antrenmanlarla veya bu benim eski sporcum ben onu iyi tanırım demekle iyi tanınmış olunmaz.

Bu açıdan özellikle profesyonel spor kulüpleri artık takımlarında çok tecrübeli teknik adamlar, koçlar, antrenörler yanında takımlara bir de mentor adı verilen psikolojik danışmanlar getirmektedir.

Çünkü artık şu bir gerçek olarak fark edilmiştir. Spor sadece fizik gücü, taktik oyunları, teknik unsurlar demek değildir. Sporda kazanmak için en önemli dördüncü unsur da psikolojik destektir.

Bunda haklılığın en önemli kanıtı, insanın nasıl ki bedeni ve beş duyu organları varsa bir de zihni vardır. Kaslarını iyi çalıştıran bir sporcu beynini ve zihnini aynı oranda iyi kontrol edemezse kas gücü ve teknik güç bir yere kadardır. İnsan için de akıl ve zihin tüm organlarından daha değerli ve kıymetlidir. Çünkü o tıpkı bir bilgisayar beyni gibidir.

• Konuyu bu benzetmeye göre değerlendirecek olursak bugüne kadar amatör kulüplerde sporcuların sadece bedenleriyle ilgilenilmiş zihinlerine hiç önem verilmemiştir. Oysa insanın en güçlü silahı zihindir. Zihin de ancak disipline edilebilmiş ise ideal konuma ulaşır. Bir insanın beden yapısının yanında zihin yapısı ve zihin yapısının içinde de duyguları vardır…

• Sevmek, nefret etmek, korkmak, öfkelenmek, telaşlanmak gibi duygular her insanın hemen yanı başındadır. Eğer insan bu duygularını zihin disipliniyle kontrol edemezse ne kadar enerjik ve ne kadar güçlü ve ne kadar istekli ve ne kadar başarılı olursa olsun kaybetmeye mahkûmdur.

Eğer bir futbolcu duygularına hâkim olma ve zihnini maksimum kullanma eğitimi olan psikolojik desteği almaz ise ne kadar gayret gösterirse göstersin psikolojik eğitim ve destek almış rakibi karşısında kaybetmeye mahkûmdur. Çünkü duygularını yönetemediği için performansın zirvesine çıkamayacaktır.

Devam edecek.

……………………

Sanatçıyı bekleyen zor hayat!..

“Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.”

Bu kadar cazip olan, bu kadar arzulanan ve herkesin kavuşmak için can attığı şöhretin en az kendisi kadar ağır ve zor bedelleri vardır.

Bu bedeller şöhret olmadan anlaşılamayacak kadar gizemlidir…

Hele bazıları vardır ki her şeyiyle toplumun önünde olan ünlünün özellikle toplumdan gizlemesi gereken zafiyetler olabilir.

Kendisi sonuna kadar stres yaşarken, şöhretin verdiği mecburiyetle sahnelerde veya ekranlarda şen kahkahalar atmak durumu vardır…

Sıradan bir insan için bu kadar radikal iniş çıkışlar, bu kadar tezat durumlar kolay tolere edilemez. İşte bu durumlarda sanatçı dediğimiz, milyonların sevgili olmuş şöhret dediğimiz insanlar içinde bulundukları stres ve bunalımdan kurtulmak, unutmak, en azından ötelemek gibi çareler arar…

Bu çareler bazen onların gerçekten rahatlamasını sağlarken çoğunlukla içinden çıkamayacağı felaketlerine de sebep olabilirler…

• Sanatçı toplumun önündedir, hayranları fanları olan kimsedir.

• Dolayısıyla sanatçının özel hayatı yoktur denilse yeridir.

• Magazin dünyasının objektifleri sürekli onların gözü üstündedir.

• Sanatçının kaldığı yer, gittiği mekânlar, görüştüğü kimseler anında magazin haberi olur.

• Bu sebeple sanatçı bazen yirmi dört saat kendini denetim altında tutmak zorunda kalır…

• Bazen nüfus kâğıdındaki ismini kullanmaz ki şöhreti sebebiyle aile çevresi de ilgi odağı olmasın.

• Sanatçı, zaman içersinde popülerliğini kaybedebilmektedir.

• Yaşlandığı için yeni gelenler ilgi gördükçe kendisi unutulmaya başlayabilmektedir.

• Bazen hiç beklenmedik bir zamanda yaptığı bir gaf ile hayranlarını hayal kırıklığına uğratabilmektedir.

• Bazen toplumun hoş karşılamayacağı bir habere konu olup yıpranabilir. Hatta istenmeyen bile olabilir.

• Bazen kendisini şöhrete taşıyan yollarda edindiği alışkanlıklardan kurtulamayıp bocalar.

• Bazen özel zaafıyla veya aile için hoş karşılanmayan bir durumuyla gündeme gelip şöhretine gölge düşürebilir.

• Kimi siyasal yönünü ortaya çıkarır. Hayranları arasında kendinden kopmalara sebep olur.

• Kimi söylem veya eylemleri sebebiyle kanun karşısında zor durumda kalabilir.

• Kimi suç örgütleriyle doğrudan veya dolaylı olarak yolu kesişir ve hapse bile düşebilir.

• Kimi toplumun değer yargılarına ters düştüğü için bir anda istenmeyen kimse olup çıkar.

• Kimi kendi öz benliğiyle değil de sahte bir imajla ortaya çıktığı zaman şöhret olsa da taşıyamayıp kaybediyor.

Bu ve benzeri durumlar şöhret olanları bekleyen nice sıkıntılardan sadece birkaçıdır. Bu sıkıntıların aşılmasında en büyük yardımcıları profesyonel destektir. Sanatçı koçluğu veya psikologudur.

Kaynak: Aradığım Kitap Işte Bu  – Yazar  Erdinç Üstündag

…………………………..

 İthal Damat!, İthal Gelin!

Bir vesileyle Avrupa’da yuva dağılmalarına sebep olan ve adına ithal evlilik denilen evliliklerle ilgili de birkaç kelime söylemeliyim.

Birinci nesil Avrupa’ya işçi olarak gelmişti. Çalışmaya gelen bu gurbetçi nesil zaman içinde büyüyen ve evlilik çağına gelen çocuklarına Türkiye’den eş aramaya başladı.

Oğullarına gelin, kızlarına damat bulmaya başlanan bu süreç zamanla bazı sorunları da beraberinde getirdi.

Avrupa’daki ikinci ve üçüncü kuşak gençler Avrupa vatandaşı olduğu için onunla evlilik yapan Türk damat veya gelin de eşinin ülkesinin vatandaşlığına geçmeye başladı.

Bu evlilikler zaman içeresinde aileler arasında Avrupa’ya gelecek olan gelin veya damadın “refah” seviyesinin artacağı inancını da beraberinde getirdi.

Bir başka sebep de huyunu suyunu bildiği, sözünü dinleyeceği veya söz dinletebileceği bir eşin Türkiye’den olabileceği düşüncesiydi.

Böylece aileler çocuklarının Avrupai tarzda hayat sürmeyip düzenli bir aile kuracağına inanıyorlardı. Avrupa’da doğup büyüyen çocuklarının Türkiye’den getirilen eş ile evlendirildiğinde vatan sevgisi kazanacağını hesaplıyorlardı.

Bu hesaplamalar iyiydi güzeldi, ama hesaplanamayan nice sorunlar zaman içinde büyük aile krizlerine sebep olacaktı.

Birinci sıkıntı gençlerin bu evlilikte kendi istekleriyle evlilik yapıyor olamayışıydı.

Gerçi günümüzde artık gençlerin de fikri alınmaya başlandı ve bu iyi bir gelişme, ama hâlâ kimi evliliklerde kimi aileler otoriter karar vermeye devam ediyorlar.

Bir de bu tür evlilikler tatil dönemlerinde kotarıldığı için çabucak verilen kararlar sebebiyle gençlerin birbirini tanımaya fırsat bulmadan evliliğin içinde bulmasıyla sonuçlanıyordu.

Ama esas sıkıntı şurada başlıyordu. Eğer damat ithal ise dil bilmiyor, yol bilmiyor halde ister istemez eşinin hâkimiyetine girmiş oluyordu. Bu hal ilk başta mecbur kalmanın getirdiği ruh hali gibi kabul edilse de bu durum Türk aile yapısının genetik kodu olan ataerkil ruha ters düşüyordu.

Erkek bu duygusunu açıkça dile getirmese de evde ikinci plana itilmiş olmanın, sokakta ise yok olmanın verdiği eziklik ve üzüntüyle depresyona giriyor, içinden çıkamadığı bu hal kendisini alt üst etmeye yetiyordu. Çünkü geldiği bu yabancı ülkede bir tek eşi var iken sokağa çıkabiliyordu. Onunla birlikte olduğunda bile eşi yanında iletişim kurarken kendisi ağzı var dili yok bön bön bakan biri oluyordu. Böyle bir hayat erkeğin erkek ruhuna ters geliyor ve bunu kaldıramıyordu. Bu içinden çıkılamaz hal erkekte öyle bir çöküntü oluşturuyordu ki evlilik ona mutluluk değil acı vermeye başlıyordu.

“Neden evlendim?”, “Nerden geldim?” gibi pişmanlıklar içini yakıp kavuruyordu. Sonunda ya iyice eriyip yok olan kişiliksiz bir kimse oluyor ya da bu kapana kısılmışlıktan kurtulmak için hırçınlaşan ve en ufak bir sorunda patlayan aile içi şiddet canavarı bir kişilikle karşılaşıyorduk.

İthal gelin ise daha başka bir sorunla karşılaşarak kocasıyla bile sürekli sokağa çıkamayacağı için adeta gelin gittiği eve hapsoluyordu. Kızcağızın Avrupa’da yaşadığı acemilik, toyluğun zirvesindeki kocasına başka türlü yansıyabiliyordu. Kendini dahi zanneden aptal genç, “bu kız geri zekâlı mı ya?”, “aptal mı ya?” gibi düşünüyor sonra da aptalca yaklaşımla onu aşağılamaya falan başlayabiliyordu.

Bu durum bir de akraba evliliği olduğunda -ki genelde ithal evliliklerin çoğu akraba evliliğine dayanıyor- çekilen sıkıntılar zehir olup içe damlıyordu. Aile büyüklerinin de fark edemediği bu sıkıntı bir iki sene içinde atlatılabilecekken bu sürede evli çiftlere hayatı zehir etmeye yetiyordu.

Çekilen sıkıntının sonuna gelecekken bu konuda sabırsızlık zirveye çıkıyor, mutlu ve huzurlu olunmak için kurulan yuvalar yıkılabiliyordu. Hele bu evlilikler arasında çocuklu olanlar varsa ki çoğunlukla var, bu dağılan yuvalar küçücük çocukların üzerine yıkılıyordu. Burada eğer eşler birbirlerini tanıyıp sevebilselerdi, sevgilerinin ipine sarılıp bu süreci sevgi yoluyla atlatabileceklerdi.

Kaynak: ” BEN EŞİMİ SEVİYORUM ” Yazar ERDİNÇ ÜSTÜNDAĞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>