width=750

Görüş/Türkiye’nin küresel sesi: Anadolu Ajansı

AA’nın 98 yıl boyunca elde ettiği birikimi somut bir şekilde harekete geçirmiş olması, özellikle küresel düzlemde dengelerin yeniden hesaplanmasını gerektirecek bir haberciliğin işareti olarak okunabilir.

Türkiye'nin küresel sesi: Anadolu Ajansı

İSTANBUL – Yusuf Özkır

Türkiye’nin köklü kurumlarından biri olan Anadolu Ajansı (AA) bugünlerde kuruluşunun 98. yıldönümünü kutluyor. Eldeki veriler AA’nın haber üretimi ve doğru haberin hızlı aktarılması gibi hayati konularda yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Bugün 13 dilde yayın yapan ve 100 ülkede temsilciliği bulunan AA günde ortalama 1650 haber paylaşıyor.

AA’nın 98 yıl boyunca elde ettiği birikimi somut bir şekilde harekete geçirmiş olması, özellikle küresel düzlemde dengelerin yeniden hesaplanmasını gerektirecek bir haberciliğin işareti olarak okunabilir. AA’nın hareket alanına bakıldığında Asya’dan Avrupa’ya, Amerika’dan Afrika’ya ve Ortadoğu’dan Balkanlar’a uzanan oldukça geniş bir coğrafyayla karşılaşılması, aynı zamanda bu coğrafyalarda faaliyet gösteren diğer küresel haber ajanslarıyla rekabeti de akıllara getiriyor. Bu rekabet hem sahadan yapılan haber paylaşımında görülüyor hem de daha üst bir zaviyeden bakılırsa, haberin küresel akışında kimin egemen olacağı çerçevesinde yaşanıyor. Habercilik alanında yaşanan rekabetin, büyük ölçüde farklı ülkelerin kendi iddiaları, kültürleri, inançları, tarihleri ve nihayetinde insanlığa ne vaat ettikleriyle uyumlu seyrettiğini de eklemek gerekir. Bu yüzden AA’nın son yıllarda kurumsal yönetim ve habercilik bağlamında gösterdiği performansı, Türkiye’nin sesini dünyaya duyurma konusundaki başarısı ve küresel haber akışındaki batı merkezli hegemonyaya çomak sokması bağlamında irdelemek mümkün.

Kurtuluş Savaşı’ndan Zeytin Dalı Harekâtına

Kurulduğu ilk günden bu yana Türkiye’nin sesini dünyaya duyuran AA Mustafa Kemal’in talimatıyla 6 Nisan 1920′de yayına başladığında, İstanbul İngilizler tarafından işgal edilerek Meclis-i Mebusan dağıtılmış ve milletvekillerinin bir kısmı Malta’ya sürgün edilmişti. Kaçabilen vekiller Ankara’ya gelerek Ajans’tan 17 gün sonra açılan Büyük Millet Meclisi’nin ilk gününe tanıklık etmişti. İstanbul’un İngilizler tarafından doğrudan işgalinin arkasındaysa 28 Ocak 1920′de Meclis-i Mebusan’da alınan Misak-i Milli kararları vardı. Böyle bir tablo içinde, yani Osmanlı payitahtının işgal edildiği, milli iradeyi temsil eden meclisin susturulduğu ve elde kalan Anadolu kıtasının Yunanlılara peşkeş çekilmek istendiği bir dönemde, AA Kurtuluş Savaşı’nın haklılığını hem içeriye hem de dışarıya anlatmak için kurulmuştu.

Mustafa Kemal tarafından 8 Nisan 1920’de yayınlanan ve ulaşabileceği tüm isimlere telgrafla gönderilen genelgenin girişindeki “İslam dünyasının kalbi olan Osmanlı saltanat merkezinin düşman işgali altına girmesi, vatan ve milletimizin büyük tehlikeyle karşı karşıya kalması” ifadeleri, dönemin koşullarını ve AA’dan beklenenleri özetler mahiyettedir. Ayrıca AA’nın kurulma amaçları arasında, toplumda birlik beraberliğin sağlanması, duygu bütünlüğünün oluşturulması, topluma ulaşan haberlerde pozitif boyutların öne çıkarılarak moralin yüksek tutulması, TBMM’nin sesi olması ve dışardan gelen kara propagandanın gücünün kırılması gibi hayati nitelikler yer almaktadır. Böylesi zor koşullarda habercilik faaliyetine başlayan AA kısa sürede toplumun ve gazetelerin birinci haber kaynağı olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “mücadele” ve “süreklilik” vurgusu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AA’nın kuruluş yıldönümüne münhasıran yayınladığı tebrik mesajında “mücadele” ve “süreklilik” vurgusu yapıldı. Erdoğan’ın ifadelerinde yer alan “Milletimizi doğru ve eksiksiz bilgilendirme görevini, istiklal mücadelemiz esnasında olduğu gibi bugün Zeytin Dalı harekâtı sırasında da devam ettirerek kuruluş felsefesine bağlı olduğunu gösteren Anadolu Ajansı, etkinliği ve gücüyle dünyanın sayılı haber ajanslarından biri olmayı başarmıştır” cümleleri AA’nın kuruluş yıllarındaki ve bugünkü işlevine ışık tutuyor.

AA’nın gelişimine, Türkiye’nin her alanda ölçek büyüterek 2023 hedeflerine doğru ilerlemesinin somut bir çıktısı olarak da bakılabilir. Bugün 13 dilde Türkiye’nin hedefleriyle uyumlu bir haberciliğin yapılabiliyor olması, iletişim çağının en belirleyici yönünün ıskalanmadığının işareti. Türkiye’nin farklı dillerde kendisini anlatabilmesine imkân tanıyan bu yeni durum ekonomide, dış politikada ve savunma sanayiinde gerçekleştirilen hamlelerin “yumuşak güç” boyutunu oluşturuyor. Bu nedenle AA hem Mustafa Kemal’in kuruluş genelgesinde belirttiği üzere hem de Erdoğan’ın 98. yıl mesajında vurguladığı üzere, Türkiye için bir haber ajansından daha fazlasıdır ve aslında bir mücadele zeminidir. Türkiye küresel ölçekteki mücadelesini farklı alanlarda yürütürken AA da kendi kulvarında bu yarışın içindedir.

Küresel ajansların paylaşım alanları

Türkiye’de ve küresel ölçekte rekabet ettiği haber ajanslarından bazılarının AA’dan uzun bir süre önce kurulduğu görülüyor. Bunları arasında 1835’te Fransa’da kurulan Havas (bugünkü adıyla AFP), 1846’da ABD’de kurulan Associated Press (AP) ve 1849’da kurulan İngiltere’de Reuters haber ajanslarının isimleri öne çıkıyor. Bu haber ajansları dünyayı kendi ülkelerinin sömürgeleriyle uyumlu olarak parçalara bölmüş ve haberlerini bu paylaşıma göre servis etmiştir. AA 1920’de yayına başladığında, Türkiye Fransızların Havas’ı ile İngilizlerin Reuters haber ajanslarının ortaklaşa domine ettiği bir haber sahasıydı. İstanbul’u işgal eden İngilizlerin denetiminde faaliyet gösteren Türkiye-Havas-Reuter ajansı Kurtuluş Savaşı’nın aleyhinde bir yayın politikasına sahipti ve büyük ölçüde karşı-propaganda niteliğine sahip içerikler üretmekteydi. Mustafa Kemal bu yüzden Havas-Reuter ortaklığını sınırlandırmak için AA’nın kurulması dâhil çeşitli adımlar atmıştı.

Bununla birlikte, erken dönemden itibaren hem bu haber ajansları hem de onların devamı niteliğindeki diğer batı merkezli medya kuruluşları, Türkiye’de ve dünya genelinde oluşturdukları iletişim ağlarıyla, sonraki sürecin de değişmeyen aktörleri olmayı sürdürdüler. Yakın zamana kadar istisna kabul etmeyen bu hegemonya biçimi, çift kutuplu veya tek kutuplu dünyanın tartışma konuları arasına girmesine rağmen, meselenin özünde yer alan siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel dayatmalara hiçbir şekilde dokunulmamış ve iletişim akışı sıkı şekilde kontrol edilmiştir.

Haber akışındaki dengesizlik

Uluslararası düzlemde “haber ve iletişim akışının yönü” kitle iletişim araştırmalarının temel tartışma alanları arasındadır. Meselenin özünde enformasyon akışının tek boyutlu ve tek yönlü olması yer alır. Televizyon, gazete, radyo ve ajanslar tarafından üretilerek toplumların tüketimine sunulan bütün mesajların akış yönü batıdan doğuya doğrudur. Bir yanlış anlama ihtimalini ortadan kaldırmak için belirtmek gerekirse, doğuda üretilen enformasyonun yönü de yine batıdan doğuya doğrudur. Çünkü içeriğin üretilmesini belirleyen kodların kalkış noktasını, batılı ajansların meseleye bakış açısı oluşturur. “Mutlak özne” batı uygarlığıdır.

Mesela Asya’da, Afrika’da veya Ortadoğu’da yüzlerce insanın terör saldırılarında hayatını kaybetmesinin ve bu coğrafyaları sömürgeleştirmek isteyenlerin saldırılarında binlerce insanın ölmesinin küresel ajanslardaki haber değeriyle Avrupa’da ve ABD’de gerçekleşmiş olan küçük çaplı bir saldırının haber değeri ters orantılıdır. Küresel medya dili, batı dışındaki mekânları ölüm, yoksulluk, felaket ve savaşla özdeşleştirerek kendi önyargısını silah zoruyla herkese dayattığı için, insanların bu türden haberlere verdiği tepkilerin şiddeti de neredeyse aynıdır. Paris’te yaşanan bir silahlı saldırı veya rehin alma olayı, Afganistan’da yüzlerce insanın aynı anda öldürülmesinden çok daha fazla medyada yer edinmekte ve kamuoyu oluşturabilmektedir. Dolayısıyla pek çok ülkenin kendi coğrafyasıyla ilgili olayları bile küresel enformasyon taşıyıcısı konumundaki ajanslar aracılığıyla, genellikle yeniden üretilmiş şekilde almak durumunda kalması, o ülkelerin dışarda şekillendirilen bir stratejiye kendisini teslim etmesi olarak da okunabilir.

1970 ve 1980’li yıllarda UNESCO tarafından düzenlenen kongrelerin iletişime dair bölümlerinde, haber akışındaki dengesizlikle ilgili raporlar yayınlanmış ve iletişim akışının tek boyutlu olduğuna dair tespitlere yer verilmişti. Raporların genel teması, enformasyon akışının büyük ölçüde batıdan doğuya doğru olduğudur. Batı medya içeriklerini üretmekte, doğu ise tüketmektedir. İletişim bilimlerinin öncü isimlerinden Marshall McLuhan’dan ilhamla söylersek, küreselleşen dünyada yaşanan tek bir tecrübe vardır, o da (kitle iletişim araçları vasıtasıyla) batının tecrübesidir. Dönemin temel problemlerinden biri olarak ele alınan bu konu, sonuç bildirgelerinde de yer almış ve enformasyon akışındaki dengesizliğin nasıl çözülebileceğine dair önerilere değinilmişti. Önerilerden birisi olan “enformasyon akışındaki dengesizliğin giderilmesi” konusu üzerinde ise gerçek anlamda hiçbir zaman kafa yorulmadı.

Küresel güçlerin kulak arkası ettiği ve bu yüzden genellikle akademik bir tartışma alanıyla sınırlı kalan, haberin kimler tarafından hangi amaçla üretildiği, nasıl hazırlandığı ve belirli normlardan hareketle tasarlanarak kamuoyuna sunulduğu konusu ise bu yüzden hâlâ kadim bir mesele olarak karşımızda duruyor. Bununla birlikte, aradan geçen zaman diliminde, batıdan doğuya doğru hareket halindeki enformasyon akışında bir iki istisnanın varlığını hissettirmeye başladığı görülüyor. Buradaki istisnalardan birini, kuşkusuz Türkiye’nin yükselişiyle eş zamanlı bir atılım gerçekleştiren Anadolu Ajansı oluşturuyor.

AA küresel ajanslarla rekabette yeni bir eşikte

Anadolu Ajansı tarafından ortaya konulan yeni haber üretim ve iletim formları, bir taraftan içeride bu işin nasıl daha etkileyici şekilde yapılabileceğine dair yol gösterip çıta koyuyor, diğer taraftan dışardaki küresel rakiplerle arasında var olan mesafenin kapatılabilmesi yönünde hızlandırılmış bir süreci adım adım inşa ediyor.

Daha şimdiden bunun olumlu belirtilerinin görülmeye başlandığını söylemek mümkün. Türkiye’nin PKK, PYD ve DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadele kapsamında gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi askeri operasyonlarda ve başta İsrail’in Filistin’deki katliamları olmak üzere sömürgeciliğin yeni versiyonlarının devam ettiği bölgelerde, AA çetin bir mücadele vererek küresel haber ajanslarının tek boyutlu hegemonyasını büyük ölçüde kırmış durumda. Bunu görebilmek için AA ve AFP’nin Afrin operasyonundan dünyaya servis ettiği fotoğraflara karşılaştırmalı şekilde bakmak bile yeterli. Ayrıca Esed rejiminin Suriye’de işlediği kimyasal katliamların ve acımasız saldırılar sonucu yaşanan acıların dünyaya duyurulmasında da AA öncü bir rol oynuyor. Türkiye’yi Suriye’nin kuzeyinden kuşatmayı hedefleyen terör koridorunun kurulabilmesi için bölgede yürütülen emperyalist faaliyetlerin ifşası konusunda AA başarılı bir grafik sergiliyor.

ABD’nin bölgedeki gizli askeri üslerinin görüntülenerek kamuoyu ile paylaşılması ve Menbiç’e gönderilen Fransız askerlerle ilgili haberlerin ilk kez AA tarafından dünyaya duyurulması muhatapları nezdinde ses getirdi. Öte yandan gerek ABD, Avrupa, Rusya ve Çin gibi küresel güç merkezlerinde gerekse diğer bölgelerde alternatif haber kaynağı arayanlar için de AA yeni bir başvuru mecrası olarak öne çıkıyor.

Tek tek örneklerin sayısını artırmak mümkün. Fakat asıl önemli olan, küresel güçler ve onların ileri karakolu konumundaki ajansları tarafından parsellenmiş coğrafyalarda AA’nın giderek ahlaki ve teknik üstünlüğü ele geçirecek bir ivmeyi yakaladığı gerçeğidir. AA sahanın tarihi ve kültürel gerçekleriyle uyumlu habercilik anlayışını devam ettirdikçe, haber ajansları arasındaki rekabette kendi konumunu günden güne kuvvetlendiriyor. Önümüzdeki süreçte mevcut durumun tahkim edilmesiyle birlikte yeni adımların atılması, AA’yı “habercilik alanında daha güçlü” ve “küresel rekabette belirleyici” bir aşamaya taşıyacaktır. Haberin akışındaki dengesizliğin ve medya dilindeki tek boyutlu standartlaşmanın tamir edilebilmesinin yolu da buradan geçmektedir. Türkiye AA vasıtasıyla bu zemini inşa edebilirse hem milli hassasiyetleri bağlamında sağlam bir kazanım elde etmiş olur hem de 200 yıldır batıdan doğuya doğru devam eden tek taraflı enformasyon akışındaki dengesizliği ortadan kaldırabilecek bir reçeteyi insanoğluna sunabilir.

[İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Yusuf Özkır aynı zamanda Kriter dergisinin yayın koordinatörüdür]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>