Haber TURU: Türkiye ve dünyada bir gün!..

AK Parti’nin Siyaset Akademisi’ne rekor başvuru

İZMİR (AA)-AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hotar, FETÖ’nün darbe girişimi nedeniyle ara verilen “Siyaset Akademisi”nin ekim ayının ilk haftasından itibaren başlayacağını, akademiye 6 bin başvuru yapıldığını bildirdi. 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Siyaset Akademisi”nin Türkiye’nin tümüne yönelik büyük bir eğitim faaliyeti olduğunu belirterek, “Sayın Başbakanımız açılış dersini verdi Ankara’da. 14 şehirde Temmuz ayında başlatacaktık. Talep gelmişti. Başlamadan bildiğiniz bu malum süreç yaşandı.” dedi.

Akademiyi, ekimin ilk haftasından itibaren yeniden başlatacaklarını dile getiren Hotar, şu ana kadar yaklaşık 6 bin başvuru yapıldığı bilgisini verdi.

“Katılanların çoğu üniversite öğrencisi veya mezunu”

Hotar, katılanların çoğunun üniversite öğrencisi ya da mezunu olduğunu ancak bu konuda bir sınırlama getirmediklerini, arzu eden herkesin katılabileceğini belirterek, şöyle konuştu:

“Yabancı öğrencimiz yok ama biz yurt dışında da başlatmayı düşünüyoruz. Bizim Avrupa ülkelerinde temsilciliğimiz var. Birçok Türk kuruluşuyla Avrupa’da şu an ortak çalışmalarımız var. Siyaset Akademisi’ni orada da başlatmayı düşünüyoruz. Kadınların katılımı çok fazla. Ondan da ayrıca mutluluk duyuyorum bir kadın olarak. Hem partimize oy veren kadınların oranı daha fazla hem de etkinliklerimize katılanlar çok fazla. Hem de kadın kollarımız çok güzel çalışmalar yapıyorlar. Üniversite öğrencileri çok hevesli. Gerçekten onların derslerine, hatta lisans üstü öğrencilerine bile yardımcı olabilecek ders programlarımız var.”

 

Takdir belgeli okulun müdürü tatilde işçi gibi çalıştı

Sivas’ın Ulaş ilçesinde örnek uygulamaları dolayısıyla takdir belgesine sahip Vali Lütfi Tuncel Ortaokulu’nun müdürü Baker, yaz tatilinde baştan aşağı yenilettiği okul binasının dış cephesini Türk motifleri ile süsledi .

Takdir belgeli okulun müdürü tatilde işçi gibi çalıştı

SİVAS (AA)-Sivas’ın Ulaş ilçesindeki Vali Lütfi Fikret Tuncel Ortaokulu’nun müdürü Ramazan Baker, yaz tatilinde işçi gibi çalışarak okul binasının dış cephesini desenlerle süsledi.

Yaklaşık 1,5 yıl önce müdür olarak atandığı okuldaki fiziki ortamı daha iyi bir seviyeye getirmek için gayret gösteren Baker, okulun baştan ayağı yenilenmesini sağladı. Örnek uygulamalar dolayısıyla Başbakanlık Etik Kurulunca takdir belgesi verilen okulun dış cephesine Türk motifleri yapan Baker’e göre, öğrenciler de bu tür çalışmalardan memnun.

Okulun cephesine kilim deseni uyguladı

Sivas’ta ikamet ettiği için yaz tatili süresince il merkezine 37 kilometre uzaklıktaki Ulaş ilçesine her gün aracıyla gidip gelen Baker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tatili fırsat bilerek okulun eskiyen dış cephe boyasını yenilediklerini söyledi.

Okulun dış cephesinin göze daha hoş görünmesi için bir farklılık yaptığını belirten Baker, “Farklı bir model deneyerek okulun cephesine kilim deseni uyguladım. Amacımız sıradan olmasın, güzel bir şey olsun. Ortaya güzel bir okul çıktı.” dedi.

Lastikleri boyayıp çiçek diktiler

Okulun tabelasını yenilediklerini ve dış cepheye ışıklı Türk bayrağı yaptıklarını dile getiren Baker, öğrenciler ile kamyon ve traktör lastiklerini boyayarak içlerine çiçek diktiklerini anlattı.

Bu çiçeklerin yaz döneminde dahi öğrenciler tarafından sulandığını aktaran Baker, oluşturulan hobi bahçesinde ise domates, biber ve salatalık yetiştirdiklerini belirtti.

Bahçenin bakımının da öğrenciler tarafından yapıldığını ve öğrencilerin buradaki sebzelerden faydalandığını bildiren Baker, şunları kaydetti:

“Yaz dönemini iyi değerlendirmek istedik. Milli Eğitim Müdürlüğümüz okulumuzun dış cephesinin boyanması için bir ödenek ayırdı. Boyacı ustaları okulumuzun alt zemin rengini boyadılar. Daha sonra motiflerin olduğu desenleri yaptım. Pencerenin altında sadece düz çizgilerin olmasının bir anlamı yoktu. Kendi kültürümüzü yansıtan bir motif olması için kilim desenini seçtik. Okul bahçesindeki anaokulumuzda ise daha modern çizgilere sahip bir boyama yöntemi kullandık. Her şeyi devletten beklemeyelim, kendimiz yapalım dedik. Böyle bir deseni yapmak ustalarımızın çok fazla zamanını ve emeğini alacaktı. Bunu yapmak istemeyince bu işe girdim ve güzel bir çalışma ortaya çıktı.”

Desenleri yaklaşık 2 haftada yaptığını dile getiren Baker, kalıbı boyayarak bunları ortaya çıkarttığı belirtti. Motiflerin ustaya yaptırılması durumunda ciddi fiyatlar ortaya çıkabileceğini de anlatan Baker, elinden geldiği için bu işe para vermek istemediğini ve kendi imkanlarıyla desenleri boyadığını söyledi.

Koleksiyonunda servet değerinde tespihler var

Zonguldak’ta yaşayan iş adamı Mustafa Özdok, Osmanlı dönemine ait değerli taşlardan tespihlerin de bulunduğu koleksiyonunu, evinin odasında sıkı güvenlik önlemleri altında muhafaza ediyor.

Koleksiyonunda servet değerinde tespihler var

ZONGULDAK (AA)- Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde yaşayan tespih koleksiyoncusu iş adamı Mustafa Özdok, aralarında Osmanlı dönemine ait değerli taşlardan yapılan tespihlerin de bulunduğu koleksiyonunu, kamera ve alarm sistemiyle donattığı evininin bir odasında sergiliyor.

Yaklaşık 50 yıl önce babasının biriktirdiği tespihleri saklayarak koleksiyon yapmaya başlayan 60 yaşındaki iş adamı Özdok, aradan geçen yarım asırda servet değerinde bir koleksiyona sahip oldu. Evinin bir odasını müze gibi düzenleyen iş adamı, zümrüt, yakut, safir, kehribar, amber gibi değerli taşlardan tespihleri, kamera ve alarm sistemi bulunan camlı bölümde, yakınları ve arkadaş çevresinin ziyaretine açık tutuyor.

Özdok, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 50 yıldır topladığı koleksiyonunda her biri değerli taşlardan oluşan 350′yi aşkın tespih biriktirdiğini anlattı.

Çocukluğundan bu yana tespih merakı olduğunu dile getiren Özdok, “Özelikle babamın tespihlere verdiği kıymetten dolayı bende de tespihlere karşı büyük bir ilgi oluşmuştu. Yaklaşık 50 yıldır tespih biriktirerek koleksiyon oluşturdum.” dedi.

Özdok, 1 milyon lira değerindeki koleksiyonunda bulunan en eski parçanın el yapımı kehribar tespihler olduğunu vurguladı.

Osmanlı döneminde kuka tespihi olanların parmakla gösterildiğini belirten Özdok, “O dönemde kuka sahibi olan kişi öldüğü zaman, tespihi açık artırma ile satılır, elde edilen gelirle tüm cenaze masrafları ve mevlidi o parayla karşılanırmış.” diye konuştu.

Koleksiyonundaki tespihlere ilişkin bilgi veren Özdok, “Amber tespihi, erkek balinanın çıkardığı sıvının deniz dibinde yüzyıllar sonra fosil haline gelerek bulunan amber taşından yapılır. Maddi değeri çok yüksek bir tespihtir. Zümrüt, yakut, safir ve kehribar tespihleri de koleksiyonumda bulunmaktadır.” şeklinde konuştu.

Suudiler ‘Bilecik tespihi’ çekiyor

Bilecik’in Osmaneli ilçesinde bir atölyede tropikal bölgelerde yetiştirilen kuka ağacının meyvesinden üretilen tespihler, Suudi Arabistan’a ihraç ediliyor.

Suudiler 'Bilecik tespihi' çekiyor

Fotoğraf: AA/Muhsin Arslan

Tespih üretilen işletmenin yetkilisi Zafer Seyyar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hindistan cevizi görünümünde olan kuka ağacının meyvesini Brezilya’dan ithal ettiklerini söyledi.

Köylerinde açtıkları küçük atölyede ürettikleri kuka tespihine talebin kısa sürede arttığını, bunun üzerine atölyeyi kent merkezine taşıdıklarını anlatan Seyyar, şöyle konuştu:

“Tespih üretimine İznik’te yaşayan aile dostumuzun tavsiyesi üzerine başladık. Geçmişte 2-3 işçiyle başladığımız üretime şu an 9 işçiyle devam ediyoruz. Tespihin manevi değerini biliyoruz, o bilinçle yapıyoruz. Kuka tespihi Osmanlı’dan bu yana bilinen bir tespih. Her bir tespih yapımında dikkat edilmesi gereken incelikler vardır. Bu işte el emeği ve göz nuru çok. Tespihteki ufak bir hata, emeğinizi boşa çıkarır. Köyde küçük bir atölyede 2-3 kişiyle başladığımız çalışmamız bu hale geldi, büyüdük. Hala da büyümeye devam ediyoruz. Tespihimizin kalitesinden dolayı talep çoğaldı. Suudi Arabistan’a ihraç ediyoruz ve gittikçe de talepler artmaya başladı.”

Seyyar, delme, yuvarlama, zımpara, boyama ve cilalama işlemlerinin ardından boncuk halini alan taneleri ipe dizerek tespih yaptıklarını anlattı.

Çok çeşitli tespih yaptıklarını ve ayda yaklaşık 12 bin adet ürettiklerini kaydeden Seyyar, sayıyı daha da artırmayı düşündüklerini belirtti. Seyyar, tespihlerin iç pazarda da satışa sunulduğunu ifade etti.

‘Çırak’ filmine Almanya’dan ‘En İyi Film’ ödülü

Yönetmen Emre Konuk’un ilk uzun metraj filmi “Çırak”, 23. Uluslararası Oldenburg Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülüne layık görüldü.

'Çırak' filmine Almanya'dan 'En İyi Film' ödülüİSTANBUL (AA)- Genç yönetmen Emre Konuk’un ilk uzun metraj filmi “Çırak”, 23. Uluslararası Oldenburg Film Festivali’nde “En İyi Film Ödülü” aldı.

Yönetmenliğini Emre Konuk’un üstlendiği “Çırak” filmi, Almanya’da düzenlenen 23.Uluslararası Oldenburg Film Festivali’nde, “En İyi Film/Best Film” ödülüne layık görüldü. Ödül haberini, filmin yönetmeni Konuk, sosyal medya hesabından duyurdu.

Daha önce “İz (Reç)” ve “Halam Geldi” filmlerinin görüntü yönetmenliğini üstlenen Konuk’un yönetmen koltuğuna oturduğu ilk uzun metraf filmi Çırak’ın oyuncu kadrosunda Hakan Atalay, Çiğdem Selışık Onat, Tuğrul Çetiner, Levent Öktem, Sencar Sağdıç, Beran Soysal ve Nilüfer Açıkalın gibi isimler yer alıyor.

Film, 2015′te Uluslararası Antalya Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve “En İyi İlk Film”, bu sene ise 35. İstanbul Film Festivali’nde “En İyi İlk Film” ve 9. Sydney Film Festivali’nde “En İyi Film” ödüllerini almıştı.

Filmin konusu

“Orta yaştaki Alim, Yakub ustanın yanında on beş yıldır çıraklık yapmaktadır. Günlerini rutin bir şekilde geçiren Alim, artık rutin hayatından sıkılmıştır. Alim’in hayatı, takıntıları yüzünden değişecektir. LPG’li araçların güvenliği olmadığına dair izlediği bir haberden sonra evini, dükkanının yakınına taşımaya karar vermesi, Alim için dönüm noktası olur.”

Alabalık çiftliğinin elektriği ‘kaynak suyu’ndan

Elazığ’da Karakaya Baraj Gölü’ndeki çiftliğinde alabalık yetiştiriciliği yapan Özdemir, tesisin enerji giderini karşılamakta güçlük çekince çareyi, kaynak suyundan kendi elektriğini üretmekte buldu.

Alabalık çiftliğinin elektriği 'kaynak suyu'ndan

ELAZIĞ (AA)- Alabalık yetiştiricisi İrfan Özdemir, Karakaya Baraj Gölü 10. Bölge’de bulunan tesisine, yaklaşık 3 kilometre uzaktaki dağ eteğinden borularla kaynak suyu getiriyor.

Basınçlı suyla çalıştırdığı çark ve kasnağa bağlı alternatörle kendi elektriğini üreten Özdemir, kurduğu sistem sayesinde, daha önce enerji gideri olarak verdiği aylık bin 500 lirayı artık ödemiyor.

İrfan Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2007′den beri baraj gölündeki tesisinde, ağ kafeslerde alabalık yetiştirdiğini anlattı.

Bölgede çok sayıda alabalık tesisi bulunmasına rağmen iletim hattı olmadığı için elektrik ihtiyaçlarını daha çok jeneratörlerle karşıladıklarını ifade eden Özdemir, hem mazot giderinin yüksekliği hem de jeneratör kullanımının getirdiği ek işler nedeniyle alternatif enerji kaynağı arayışına girdiğini belirtti.

“5-6 yıldır yakıta para harcamıyorum”

Araştırmaları sonucunda basınçlı su ve alternatör yardımıyla elektrik elde edebileceğini öğrendiğini bildiren Özdemir, tesisin içme suyu ihtiyacını karşılamak için dağdan getirdiği kaynak suyundan elektrik üretmeye karar verdiğini kaydetti.

Özdemir, ”Çoğu zaman elektrik sıkıntımız oluyordu. Daha önce akü ya da gaz lambasıyla aydınlatmayı, jeneratörle elektriğimizi sağlıyorduk. Dağdan suyu getirdik ve burada bir elektrik dinamosu alternatör kurduk. Alternatör 3,2 kilovat elektrik üretiyor. Buna bir çark taktık, suyun basıncıyla 500 devirle çalışıyor. Bu şekilde direkt 220 volt elektrik üretiyor.” ifadelerini kullandı.

Sistemi kurduktan sonra elektrikle ilgili sıkıntılarının ortadan kalktığını vurgulayan Özdemir, ”Daha önce jeneratörü çalıştırmak için mazota yaklaşık bin 500 lira verirken, şu anda vermiyorum. Artık jeneratör kullanmıyorum. Balık boylama makinesi, televizyon, buzdolabı, klima gibi malzemeleri bu şekilde çalıştırıyorum. 5-6 yıldır yakıta para harcamıyorum.” diye konuştu.

Özdemir, alabalık tesislerinin bulunduğu bölgenin yerleşim yerlerine uzak ve ulaşım şartlarının zor olmasının, karşılaştıkları sorunları daha çok kendi başlarına çözmelerini zorunlu kıldığını dile getirdi.

Bu durumun kendilerini, günlük hayatta ihtiyaç duydukları bazı cihazları daha basit şekilde tasarlamaya yönelttiğini anlatan Özdemir, sıcak havalarda serinlemek için araba radyatöründen klima yaptığını bildirdi.

4,5G’ye ücretsiz geçiş için son 3,5 ay

TEDER Başkanı Özeren, “4,5G’de SIM kart değişimi bu yılın sonuna kadar ücretsiz olacak.” dedi.

4,5G'ye ücretsiz geçiş için son 3,5 ay

ANKARA (AA)-Telekomünikasyon, İnternet ve Bilgi Teknolojileri Derneği (TEDER) Başkanı Serhat Özeren, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 4,5G teknolojisine 1 Nisan itibarıyla geçildiğini anımsatarak, Türkiye’de 73,6 milyon mobil aboneden 38,6 milyonunun yüksek mobil internet hızı ve daha fazla data kapasitesi sunan 4,5G’yi seçtiğini söyledi.

Bilişim sektörünün 2003′ten itibaren her yıl istikrarlı bir şeklide büyüdüğüne dikkati çeken Özeren, “Mobil cihazların genellikle 9 yaş üstü kişiler tarafından kullanıldığı varsayımından hareketle 0-9 yaş nüfus ve Makineler arası iletişim (M2M) kullanıcıları hariç olmak üzere mobil penetrasyon oranı yüzde 106 olarak gerçekleşti” diye konuştu.

Özeren, 1 Nisan 2016′da başlayan 4,5G hizmeti için cihazı ve SIM kartı uygun olan aktif abone sayısının haziran sonu itibarıyla 13 milyon 256 bin 457 olduğunu belirterek, 4,5G uyumlu cihaz sayısının ise 20 milyon 72 bini aştığını kaydetti.

Mobil haberleşme hızını 3G’ye göre 10 kat artıran bu teknolojiden yararlanmanın en önemli koşullarından olan SIM kart değişiminin operatörler tarafından yıl sonuna kadar ücretsiz yapılacağını anlatan Özeren, “1 Ocak 2017 itibarıyla ise operatörler tercihlerine göre SIM kart değişimini ücretlendirebilecek. Bu nedenle aboneler, SIM kartlarını ücretsiz değiştirmek için acele etsin” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye 5G’ye hazırlanıyor

TÜBİTAK, 5G teknolojilerin tasarlanması ve prototiplerinin geliştirilmesine yönelik projelere destek verecek.

Türkiye 5G'ye hazırlanıyor

ANKARA (AA)-Haberleşmede 4,5G teknolojisiyle tanışan Türkiye’de, 5Gteknolojisinde söz sahibi olabilmek için yürütülen çabalara bir yenisi daha eklendi. Türki̇ye Bi̇li̇msel ve Teknoloji̇k Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), 5G teknolojilerinin tasarlanması ve prototiplerinin geliştirilmesine yönelik projelere destek verecek.

TÜBİTAK, Önceli̇kli̇ Alanlar Araştırma Teknoloji̇ Geli̇şti̇rme ve Yeni̇li̇k Projeleri̇ Destekleme Programı kapsamında gündemine geni̇şbant teknoloji̇leri̇ni aldı.

Yeni nesil servisler ve nesnelerin interneti ile birlikte mobil veri trafiğinin mevcut trafiğe göre katlanarak büyüyeceği öngörülüyor. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla 5G mobil teknolojilerin tasarlanması ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar hız kazanıyor. Bu kapsamda, standardizasyonu devam eden 5G teknolojilerinin geliştirilmesinde Türkiye’deki üniversite ve firmaların katkılarının artırılmasına ihtiyaç duyuluyor.

“Yeni nesil modülasyon ve kodlama teknolojilerini kullanan 5G modem prototiplerinin geliştirilmesi”, “5G cihazdan cihaza veri iletişim protokollerinin ve prototiplerinin geliştirilmesi”, “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Milli Frekans Planı dikkate alınarak esnek frekans ve bant genişliği kullanan yeni nesil radyo erişim ağı teknolojileri geliştirilmesi” ve “Farklı yeteneklerde cihazların haberleşmesine yönelik ortaklaştırılmış ağ erişim teknolojileri” alanlarındaki Ar-Ge faaliyetleri çağrı kapsamında desteklenecek.

“5G sistemleri için yazılım tanımlı ağ ve ağ fonksiyonu sanallaştırma teknolojilerinin ve prototiplerinin geliştirilmesi”, “Ağ kaynaklarının verimli kullanılmasına yönelik bilişsel 5G ağ yönetim ve planlama teknolojilerinin ve yazılımlarının geliştirilmesi”, “5G için güvenlik protokollerinin geliştirilmesi” ve “5G için test/simülatör cihazlarının geliştirilmesi” amacıyla yürütülecek çalışmalar da desteklerden yararlanabilecek.

Projelerin desteklerden faydalanabilmesi için en az bir üniversiteden ve/veya araştırma merkezinden danışmanlık alınması şartı aranacak.

Çağrı kapsamında bütçesi 4 milyon liraya kadar olan projelere destek verilecek. Destek oranı büyük ölçekli kuruluşlar için yüzde 60, KOBİ’ler için yüzde 75 olarak uygulanacak.

‘Yüzü asık müşteri görmemek için’ pazartesileri çalışmıyor

Eskişehir’de hayat felsefesini “Keçi” adını verdiği kafesine yansıtan ve sadece kahve ve kek satan işletmeci, “pazartesi sendromu yaşayan mutsuz müşteri görmemek için” haftanın ilk günü iş yerini açmıyor.

'Yüzü asık müşteri görmemek için' pazartesileri çalışmıyor

ESKİŞEHİR (AA)-Eskişehir’de, “Keçi” adlı kafesinde sadece kahve ve kek satan, her cumartesi müşterilerine gözleri kapalı çamurdan obje ve patates baskısı ile resim yapma imkanı sunan Rizeli genç işletmeci, “pazartesi sendromu” yaşayanlar nedeniyle de haftanın ilk günü çalışmıyor.

Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yöneticiliği mezunu 32 yaşındaki Kamil Güneş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 6 ay önce açtığı kafesinin felsefesi olduğunu, bu hayalini gerçekleştirmek için uzun yıllar uğraş verdiğini söyledi.

Üniversite eğitiminin önem taşıdığını fakat insanın istediği gibi yaşamayı başarabilmesinin en etkin yolunun hayallerinin üzerine gitmesi olduğunu dile getiren Güneş, “Keçi inadı” ve “Günah keçisi” deyimlerini değiştirmek adına “keçi felsefesi” oluşturduğunu, topluma faydalı olabilmek için çaba gösterdiğini aktardı.

Güneş, şu görüşleri savundu:

“Bir felsefemiz var, ‘Keçiyi bulun’. İşletmemiz Keçi, Eskişehir’in ara sokaklarından birinde şu anda. Aradığım şey müşteri değil, paylaşım, üretim, gelişim. Hayatı o kadar zor hale getiriyoruz ki. Çok güzel paralar kazanıyor insanlar fakat pazartesiden cuma gününe kadar yüzleri hep asık. Acaba istedikleri, hayallerindeki işi mi yapmıyorlar sırf para için. Biz işletmemiz Keçi’de insanları özüne döndürmeye çalışıyoruz.”

Pazartesi sendromu nedeniyle kapalı

Güneş, haftanın 6 günü açık iş yerinin sadece pazartesi günleri kapalı olduğunu belirterek, “Malum pazartesi sendromu. Tebessüm eden müşteri istiyorum ben. ‘Neyin var’ diyorum, ‘pazartesi sendromu’ diye cevap veriyor. O zaman ben yokum, açmıyorum. Tebessüm edeceğin zaman geleceksin Keçi’ye.” ifadelerini kullandı.

Güneş, cumartesi günleri düzenledikleri etkinlikler sayesinde müşterilerin keyifli anlar geçirdiğini ve işletmeden mutlu ayrıldığını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Müşteriyi işletmemin üst katındaki atölyeye alıyorum 8′erli, 10′arlı gruplar halinde. Gözlerini bağlıyorum. Önlerine pişmemiş bir parça çamur veriyorum. Biraz müzik ve gerçek hayat başlasın. İçlerinden geleni o çamura yansıtıp farklı eserler ortaya çıkartıyor bu insanlar. Aslında görmeden daha güzel yapıyorlar çünkü ruhunuz güzel şeyler görüyor o anda. Resimlerini ücretsiz burada insanlar sergileyebiliyor. Patates baskısıyla resimler yapıyoruz. Bildiklerimizi bilmeyenlere anlatıp, bilmediklerimizi bilenlerden dinliyoruz. Bu sayede hem gelişiyor hem de kahveyle ayıklıyoruz.”

İşletmede suyun ücretsiz olduğunu vurgulayan Güneş, “Sadece kahve satıyorum. Onu da kafana göre içemezsin. Şeker istiyor kahvesine müşteri, vermiyorum. Bunu kahvenin kendisine hakaret sayarım.” dedi.

Güneş, paylaşmanın önemine işaret ederek, “Bazen söylüyorlar ‘Ne güzel yer’ diye. Anahtarı uzatıp, ‘sabah aç o halde’ diyorum. Keçi inadı değil bu, ‘keçi felsefesi’, paylaşmak lazım” Kredi kartıyla satış yapmıyorum. ‘Sonra verirsin’ diyorum. Vermeyebilir de. Derdimiz, kaliteli, kafası çalışan, samimi, paylaşımcı insanlar kazanmak.” ifadesini kullandı.

‘Oğullarına bile öğretemediği’ mesleğine veda etti

Bolu’da, 90 yaşındaki sac ve demir ustası Akarsu, 60 yılı aşkın süredir icra ettiği mesleğini, hem yaşlılık hem de yetiştirecek eleman bulamaması ve artık hazır ürünlere ilgi gösterilmesi nedeniyle bırakmak zorunda kaldı.

'Oğullarına bile öğretemediği' mesleğine veda ettiBOLU (AA)-Bolu’nun Mengen ilçesinde ürettiği güğüm, ibrik, idare lambası, huni, soba borusu ve sübek (bebek tuvaleti) gibi eşyalarla yıllarca ilçe halkına hizmet veren 90 yaşındaki Seyfi Akarsu, el emeğiyle ortaya çıkardığı yüzlerce ürünü satmaya çalışıyor.

Akarsu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1952′de başladığı sac ve demir işleme işine ara vermeden bugüne kadar devam ettiğini söyledi.

Mesleğini babasından öğrendiğini ancak kendisinin öğretecek kimse bulamadığını belirten Akarsu, “2 oğlum var, onlara bile öğretemedim. Burada yaptığım işlerin hepsi dükkanımda. Bu işe mezara kadar devam edecek halimiz yok. Bugüne kadar devam ettik, bundan sonra işlerimiz bitti.” dedi.

“2 oğlum var, yetiştiremedim”

Akarsu, ilçedeki en eski esnaf olduğunu belirterek, “1952’den beri çalışıyorum. Soba borusu, kazanı yaptım. İdare lambaları, sübekler ürettim. Baca bilezikleri yaptım ama artık işe ‘Paydos’ dedim. Artık yaşlandım. Gözlerimden de ameliyat oldum. Bu nedenle artık üretim yapmıyorum. Şimdiye kadar yaptığım şeyleri yavaş yavaş satıyorum.” şeklinde konuştu.

İlçede, kendisinden sonra bu sanatı yaşatacak kimsenin kalmadığını ifade eden Akarsu, şunları söyledi:

“Artık bu işi yapan yok. 2 oğlum var yetiştiremedim. Bu mesleğe dönen yok. Şimdi gençlerin eline parayı vereceksin ‘Git gez’ diyeceksin. Aslında meslek ölmez de yapan yok. Ne kalaycı kaldı, ne demirci ne de berber çırağı. Meslekleri biz öldürdük. Üretimimi durdurdum. Şimdi dükkandaki ürünlerin bitmesini bekliyorum.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>