HAKİKAT

Hasan ÜRKMEZ

 

 

ikinci yazı

İnsan hakikatle kendisi arasında bir nisbet kuramamışsa yaşadığı dünyada doğru davranışlarda bulunması mümkün değildir. Hakikat, doğru yaşayabilmenin, doğru hareket edebilmenin mihenk taşıdır, ölçüsüdür, ayarıdır. O mihenge yakınlığımız nisbetince doğru eylemler içinde bulunabiliyoruz. Doğru düşünmeden veya düşünceden bahsetmiyorum; zira düşünmek bütün eylemlerimiz için gerekli olan ilk eylem…  Fiil-i ula. Bu anlamda insanın tek gerçek eyleminin düşünmek olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Hakikat, ne olduğu itibariyle değil ama hayatımıza yansıyan tezahürleri ile kendisini bize sürekli olarak hissettirir. Bu hissedişle biliyoruz ki, hakikat tektir ve insanlık hakikatin tekliğinde müttefiktir. Ancak hakikati idrak noktasında insanların birbirlerinden ayrılması ve herkesin kendi bulunduğu noktadan tarif etmeye kalkması neticesinde ortaya çıkan keşmekeş içerisinde hakikati anlamaktan, bilmekten ve kendimizi ona ram etmekten uzak kalıyoruz.

Hayatımızdaki bütün keşmekeşlerin, iniş çıkışların, kaosların sebebi budur. Bu ram olamayışın yol açtığı kavgalar dolduruyor tarihimizi. Herkes kendine göre bir hakikatin peşinde koşmaya başlayınca bir kıyamettir kopuyor ve birbirini yiyor insanlar böylece. Hakikatle aramızdaki irtibat ta koyuyor; ondan yine onu ararken uzaklaşmış oluyoruz.

Uzaktan bakıldığında haklı bir durummuş gibi gözüken bu kavgayı mercek altına alınız ve inceleyiniz. Göreceksiniz ki, bu kavga hakikat için (hakikat uğruna7 yapılan bir kavga değildir. İhtirasların, zevklerin, hıyanetlerin hakmış gibi ileriye sürüldüğü ve savunulduğu güya hakikat savaşı arenasında boşuna ömür tüketiyoruz. Bu hal akılla izah ediilemez bir muhaldir. Bir yandan hakikat diyeceksiniz, diğer yandan kendiniizi hakikatin mihengi sayacaksınız. Kendinizi hakikatin mihengi sayınca da ihtiraslarınız uğruna savaşmayı ister istemez hakikat adına savaşmak zannedeceksiniz. Hakikatin ne olduğunu belirleyen biz miyiz, ihtiraslarımız mıdır? Yoksa herkesin ittifakla tek olduğunu tesbit ettiği fakat yine herkesin o tek olan hakikati kendisinin temsil ettiğini ileri sürdüğü bir ortamda hakikat hakkındaki bilgimizi yeniden gözden mi geçirmeliyiz.? Yeniden gözden geçirmeli değil miyiz?

«Ben haklıyım!» derken hakikatperver olduğunu öne süren birisi ile «Haksızım!» diyen arasında ne fark vardır? «Haksızım!» diyen de bunu söylerken hakikatperverliğini öne çıkarmış olmaz mı? Haksızım diyen bu iddiasında kendi itirafından dolayı haklıdır da «Haklıyım!» diyenin haklılığı yüzde ellidir.

Haklının hakikate nispeti ile haksızın hakikate nispetinin ne kadar olduğunu tespit etmekte bile güçlük çekiyorsak hakikat hakkındaki bilgilerimizi acilen gözden geçirmeliyiz.

İnsan hakikati görmedikçe, bilmedikçe, anlayıp idrak etmedikçe hemcinsiyle yaptığı kavgada hiç bir zaman haklı olamayacaktır. Bu kavga da körler ve sağırlar kavgası olmaktan öteye geçemeyecektir. Aralarındaki ilişki de körler ve sağırlar ilişkisi….

Bu körler ve sağırlar diyaloğunu gidermek için bulduğumuz gerekçe ise bir sonraki yazının konusu olan Hoşgörü…

Comments are closed.