width=750

İlahiyatçı-Yazar Ahmet Rifat Sağlam ile röportaj

Kur’an-ı Kerim öyle bir deniz ki, oraya daldığınızda o sizi çalışmaya, başka kaynaklar okumaya ve düşünmeye sevkediyor. Bu da benim hayatımda değişime karar vermemi sağladı

Allah de ötesini bırakma‘ , ‘Dünyanın Sana İhtiyacı Var‘ ‘Kur’an’da Kader ve İnsan Psikolojisine Etkileri‘ adlı kitapların yazarı İlahiyatçı Ahmet Rifat Sağlam ile sizler için görüştük.

Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Uzman Din Görevlisiyim. Şu an yurtdışında görevli olarak Almanya’da bulunuyorum. Burada Manevi Rehberlik Üzerine Masterimi tamamladım. Doktora çalışmalarım devam ediyor. Aynı zamanda yazarlık yapıyorum. Bugüne kadar edindiğim bilgi ve tecrübeleri insanlarla paylaşıyorum. Aslen Çorum, Osmancıklıyım…

İlahiyatçı-Yazar Ahmet Rifat Sağlam

İlk kitabınız olan “Dünyanın Sana İhtiyacı Var” kitabı çok beğenildi. Okuyanların genelde kısa sürede( bazen birkaç saatte) kitabı bitirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu kitabın diline bağlıyorum. Çünkü günümüzde çoğu yazar, edebiyat yapacağız diye okuru boğuyor… Uzun ve süslü cümleler ve bir yığın tasvirle, asıl vermek istediği mesajdan okuru uzaklaştırıyor.

Edebiyat hiç yapılmasın demiyorum elbette. Fakat günümüz hız zamanı. Artık insanlar alacağını direk, hemen almak istiyor. Kitaplarımda buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Konuşma dilinde ve kısa cümlelerle yazılan kitaplar, tarih boyunca hep en çok tutulan eserler olmuş. Bunu dünya klasiklerinde de görebilirsiniz.

“Allah de ötesini bırakma” kitabınız bir başka kitaba reddiye mahiyetinde nasıl karşılandı?

Aslında reddiyelik bir durum yok. Kitabı yazarken de böyle bir niyetle yazmadım. Ben, Allah de ötesini bırak, anlayışını doğru bulmuyorum. Özellikle bu anlayışın dinimize mal edilmesi karşısında, susamazdım. Bugün İslam dünyasının başına ne geliyorsa, Allah de ötesini bırak, anlayışından geliyor. Oysa Allah demekle iş bitmiyor, iş orada yeni başlıyor.

Allah de ötesini bırak diye bir ayet yok mu? En’am 91 o anlama gelmiyor mu?

Evet, öyle bir ayet yok. En’am 91 Allah de ötesini bırak demek değildir! Bugüne kadar hiçbir müfessir, mütercim, âlim o ayeti “Allah de, ötesini bırak” diye tercüme etmemiştir. Zaten “ötesini bırak” diye bir tabir ayette geçmiyor.

Hatta tam tersi, “Allah herhangi bir kitap indirmemiştir” diye inkâr söylemi içinde olanlara “Allah de, sonra onları daldıkları batakta oyalanmaları için terk et” (En’am 91) diyor, Kur’an-ı Kerim…

Yani bir bakıma Rabbimiz, “inat içinde olan ve saplantılı insanlarla enerjini tüketme; Allah de ve onları bataklıklarında terk et” diyor. Aslında bu uyarı, Allah Kur’an’ı indirmemiştir diyerek inat eden insanlar karşısında takınacağın tavırdır. Çünkü inatla ve saplantıyla masaya oturan adama, hiçbir şey anlatamazsın.

En akıllıca şey, onu inadıyla baş başa bırakmaktır. Ayet bunu söylüyor. Şimdi kalkıp da, “Allah demek yeter, ötesi önemli değil.

Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e inanmak şart değil” gibi görüşleri bu ayete dayandırmak, ne kadar mantıklı? Çalışmayı ve mücadeleyi bırakmayı bu ayete mal etmek ne kadar doğru? Hem de “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” diyen Kur’an’a rağmen… Tekrarı olmayan bu dünyada bir iz bırak, arkandan geleceklere örnek ol, diyor dinimiz.

Bir aslansan fare ile uğraşmayacaksın. Bu dünyayı ötesini bırakanlar değil; ancak ve ancak mücadele eden, çalışan insanlar barış ve esenlik yurdu yapar.

Allah de ötesini bırakma” kitabınızda, kadere sığınma konusu üzerinde çok durmuşsunuz. Bu konuda yanlış bilgi mi var toplumda sizce?

Elbette. Bu konu tarih boyunca suistimal edilmiş… Tembelliklerinin ve suçlarının faturasını direk Allah’a mal etmek için, hep kader konusunu kullanmışlar. Oysa Kur’an-ı Kerim’in ve Hz. Peygamberimizin bize bildirdiği kader hiç de öyle sanıldığı gibi değil…

İslam ümmeti, kendi yapması gerekenleri başkalarından beklediği ve suçu kadere attığı için bugün batıyı geriden takip ediyor. Sadece Allah deyivermekle, her şeyin hallolacağı gibi bir kader inanışı var. Oysa Kur’an-ı Kerim; Allah dedikten sonra, dosdoğru olanların iki dünyada da mutlu olacağını söylüyor.

Hocam açıkçası, ilk kitabınız beni çok etkiledi. Hayatınıza baktığımda, araba tamirciliğinden garsonluğa kadar her işe girmişsiniz. Bu gün doktora yapıyorsunuz. Sizin için değişim anı ne oldu? Ne zaman okumaya ve kendinizi geliştirmeye karar verdiniz?

Her insan kendini geliştirebilir. Bu dünyanın, işini iyi yapan tamircilere de ihtiyacı var. Garsonlara da ihtiyacı var. Kendini geliştirmenin bence okulu ya da diploması yok. Çevresini ve dünyayı okuyabilen insan kendini geliştirmiş demektir.

Bunun yolu da çok kitap okumaktan geçiyor. Benim değişime karar vermem, Kur’an-ı Kerim’e yönelmemle oldu. O öyle bir deniz ki, oraya daldığınızda o sizi başka kaynaklara, okumaya ve çalışmaya sevk ediyor.

Kitaplarınızın beğenilmesi bir ilahiyatçı olarak nasıl bir duygu?

Çok güzel bir duygu. Daha çok yazmaya ve üretmeye sizi sürükleyen, zorlayan bir duygu diyelim.

Bundan sonra hangi çalışmaları yapacaksınız?

“Kur’an’da Kader Kavramı ve Kaderin İnsan Psikolojisine Etkileri” isminde master tezim, birkaç gün içinde kitap olarak basılacak. Çok yakında da raflarda olur. Onun haricinde ülkemizde çok yeni olan, Avrupa’da ise oldukça yaygın olan bir alan Manevi Rehberlik. Hastane, İtfaiye, Emniyet, Öğrenci Yurtları vs birçok alanda Avrupa’da Manevi Rehberler var.

Ülkemizde ise yeni yeni saha çalışmaları yapılıyor. Bu alanda yazılacak eserlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yüksek Lisansımı, manevi rehberlik üzerine yaptığım için; uygulamalı rehberlik üzerine bir kitap çalışmam var. O da çok yakında okurlarla buluşacak inşallah.

Çok çalışarak başarı yakalanabilir mi sizce?

Evet, yakalanır. Hatta sizin yakalamanıza gerek yok, başarı sizi kovalar. Yeter ki insan çalışsın, emek versin. Verilen hiçbir emek boşa gitmez. Tabiat yasası gibi, bunu Allah kurala bağlamış. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Ve çalışmasının karşılığını o, muhakkak görür” diyor Kur’an-ı Kerim’de. Yüce Allah’ın sözünün üstüne söz söylemek, hâşâ…

Bu konuda başka ne anlatmak istersiniz… Gençlere söyleyeceğiniz bir tavsiyeniz var mı?

Gençlere tavsiyem, mutlaka ellerinin altında okudukları bir kitap olsun. Allah insanlara bir kitap gönderiyor, bu kitabın adı “Kur’an” yani Türkçesi: “okumak” demek. İlk sözü, aynı şekilde “Oku” emriyle başlıyor. En uzun ayeti ise yazmak hakkında… Kur’an’da “Kalem” diye bir sure var. Kısacası nereden bakarsak bakalım; dinimiz okumamızı, okumamızı, okumamızı istiyor.

Okumak diye bir kitabı olan; ama buna rağmen en az okuyan toplumu, maalesef bu gün Müslümanlar oluşturuyor. Bu yüzden İslam âlemi bir türlü istenilen seviyeye ulaşamıyor. Yarının aydınlık geleceğini, okuyan insanlar inşa edeceklerdir. Boş zamanlarında hobi olarak değil; bir ihtiyaç olarak, kendini gerekirse zorlayarak, günlük okuma saatleri edinerek, okumaları gençlere tavsiyemdir.

Bizimle böyle bir röportaj gerçekleştirdiğiniz ve bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederiz Ahmet Rifat Bey. Size bundan sonraki hayatınızda başarılar dileriz.

Ben teşekkür ederim…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>