Japonya’daki kadın üniversiteleri onlarca yıldır hizmet veriyor

Japonya’da yıllar önce sadece kadınlara eğitim vermek üzere açılan çok sayıdaki üniversite hala hizmet vermeye devam ediyor.Japonya'daki kadın üniversiteleri onlarca yıldır hizmet veriyorJaponya’da geçmişte geleneksel olarak kadınların toplumdaki statüsünü yükseltmek ve yükseköğretime erişimlerini artırmak amacıyla açılan sadece kadınlara özel üniversiteler, hala ülkenin birçok kentinde hizmet vermeye devam ediyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a geçen ay sonu Japonya’daki G20 Liderler Zirvesi kapsamında Mukogawa Kadın Üniversitesinde fahri doktora verilmesinin ardından, Erdoğan’ın kadın üniversitelerinin inceleneceğini ve Türkiye’de bu konuda adımların atılacağını söylemesi kadın üniversitelerini gündeme getirdi.

Japonya’da 800′e yakın üniversite var, bunların 80′e yakınını kadın üniversiteleri oluşturuyor. Çıkış noktasının 1800′lü yıllara kadar dayandığı, genel olarak Uzak Doğu ve Japonya’ya karşı Batılı bakış açısının tezahürü olarak görülen kadın üniversiteleri, ülkede kadınların eğitimini amaçlayan proje olarak hayata geçti.

Japonya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kadın üniversitelerinin sayısında artış yaşandı. İlk özel kadın üniversiteleri 1948′te kurulan Tsudacuku Üniversitesi, Tokyo Kadın Üniversitesi, Nihon Kadın Üniversitesi, Seişin Kadın Üniversitesi ve Kobe Kadın Üniversitesi oldu.

Daha sonra kadınlara yönelik birçok eğitim kurumunun açılmasıyla üniversitelerin sayısı artarken, ülke genelinde kadın üniversitelerinin sayısı bugünlerde 80 civarında.

En çok çocuk gelişimi, ev ekonomisi ve hemşirelik

Kadın üniversitelerinde lisans seviyesinde ev ekonomisinden sosyal bilimlere, hemşirelikten fen alanlarına çeşitli bölümlerde ders veriliyor.

Başkent Tokyo’daki Oçanomizu’da edebiyat fakültesinde beşeri bilimler, dil ve edebiyat, sahne sanatları, sosyal bilimler, fen fakültesinde matematik, fizik, kimya ile biyoloji gibi bölümler bulunuyor.

Kyoto Kadın Üniversitesinde edebiyat, tarih ve dil bölümleri, hemşirelik, müzik, çocuk çalışmaları, psikoloji, ev ekonomisi, gıda ve beslenme, moda tasarımı ve hukuk gibi bölümler mevcut.

Kamakura Kadın Üniversitesinde ise aile ve tüketici bilimleri fakültesinde ev ve sağlık bilimleriyle, beslenme ve diyetetik bölümleri, çocuk psikolojisi ve çalışmaları gibi lisans bölümleri bulunuyor.

İçikawa’daki Wayo Kadın Üniversitesinde çocuk gelişimi, psikoloji, Japon dili ve edebiyatı, uluslararası çalışmalar ve iletişim, ev ekonomisi ve sosyal refah, moda ve sanat, sağlık ve beslenme, hemşirelik fakültesinde de hemşirelik bölümü yer alıyor.

Nagoya Kadınlar Üniversitesinde de insan hayatı ve çevre bilimleri fakültesinde gıda ve beslenme, hayat ve çevre, ev ekonomisi ve iş, edebiyat fakültesinde İngilizce, çocuk gelişimi ve erken çocukluluk gibi bölümler var.

Oçanomizu, ulusal sıralamada ilk 25′te yer alıyor

Japonya’daki kadın üniversiteleri bugün daha çok Hyoogo, Osaka, Kanagawa, Kyoto ile başkent Tokyo’da bulunuyor. Ülkede bu modelin en eskisi başkent Tokyo’da 1875′te enstitü ya da yüksekokul düzeyinde kurulan Oçanomizu Kadın Üniversitesi.

Kadınların eğitimi için önce “lise sonrası eğitim kurumu” olarak açılan Oçanomizu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra üniversiteye dönüştürüldü.

Üniversite, Japon aristokratların eşlerine eğitim vermesiyle tanınıyor. Kadın üniversiteleri arasında en kaliteli eğitimi sağladığı belirtilen üniversite, Asya üniversiteler sıralamasında 300-350 aralığında bulunurken, Japonya’daki en iyi 25′inci üniversite oldu.

“İkinci Dünya Savaşı’ndan önce bakış açısı ‘iyi eş, iyi anne”

Konuya ilişkin AA muhabirine konuşan Japonya’nın Ankara Büyükelçiliği Eğitim Ataşesi Şinya Takeuçi, Edo döneminde Hristiyanlığın yasak olduğunu, Meiji döneminde Japonya’ya girmesine izin verildiğini söyledi.

İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Japonya’da kadının eğitilmesi amaçlarının farklı olduğunu anlatan Takeuçi, şunları söyledi:

“İkinci Dünya Savaşı öncesinde okullar ‘iyi eş ve bilge anne’ yetiştirmek için açılmıştı fakat savaştan sonra bu bakış açısı, ‘yeni modern dünyaya ayak uydurmak’ şeklinde bir amaca dönüştü.”

Savaştan sonra üniversite sisteminin de değiştiğini dile getiren Takeuçi, Japonya’da bugün kadınlarla erkeklerin sosyal hayatın içinde birlikte bulunduğunu, kadın üniversitelerinin de modern hayatta kendilerine misyon edindiğini belirtti.

Takeuçi, Edo döneminde tapınaklarda beşeri bilimlerde eğitim verildiğini ancak Meiji reformları döneminde bu üniversitelerin “modernleşme ve Batı’yı anlama” amacıyla açıldığını ifade etti. Bu dönemde açılan Budizm ya da Hristiyanlık temelli okulların sadece bu inanç temelinde eğitim vermediğini, aynı zamanda beşeri bilimler müfredatına yer verdiğini söyledi.

“Okullara giden Hristiyan olmak zorunda değil”

Modern Japonya’da, din temelli okulların azlığına dikkat çeken Takeuçi, şunları söyledi:

“İnanıp ve o inanç nedeniyle bu okullarda eğitim görenlerin oranı ancak yüzde 2′dir. ‘Hristiyan okulu’ diye yazıyor ancak o okullara giden Hristiyan olmak zorunda değil, kurucusu Hristiyan olduğu ve okul yönetmeliğinde ‘Hristiyanlığın ruhuyla’ ibaresi yer aldığı içindir.

Din bağlantılı kadın üniversitelerine Hristiyan olmak amacıyla da gidilmiyor. Hristiyanlık gibi değil de modernleşme olarak algılanabilir. Bu okullar kuruldu ama Japonya’da Hristiyan sayısı artmadı. Örneğin, Budizm de sadece konu olarak çalışılıyor, rahip olmak için gidilen üniversiteler değil. Budizm bağlantılı üniversiteleri de göz önüne alırsak, karışık üniversiteler daha fazla.”

“Ülkenin uluslararasılaşmasına katkı sağlıyorlar”

Toplamda 77 kadın üniversitesinin 2′sinin devlete, 2′sinin de yerel yönetime ait, diğerlerinin özel işletme olduğunu kaydeden Takeuçi, en eskisinin Oçanomizu üniversitesi olduğunu söyledi.

Erkeklerin, kadın üniversitelerine kabul edilmediğinin altını çizen Takeuçi, Japonya’da üniversitelerin sadece kadın ya da karma öğrenci alma konusunda kendilerinin karar verme yetkisi bulunduğunu belirtti.

Takeuçi şöyle devam etti:

“Kurumlar, işletilmeleri daha da zorlaşacağından bölüm sayılarını az tutuyor. Yaklaşık yüzde 86′sında sadece 3 bölüm var, karma eğitim veren üniversitelerde ise 10′dan fazla bölüm var.

Kadın üniversitelerinin bir özelliği de sınıfların kalabalık olmaması. Öğrenciler içinde bir bölümle devam eden de var, yan dallarını artıranlar da var. Hristiyanlıkla bağlantılı kadın üniversitelerine baktığımızda sosyal bilimler daha çok. Özel üniversiteler, işletme ve yönetimsel anlamda çağa ayak uydurmaya çalışıyor.”

Kadın üniversitelerinin ilk çıkış noktasından son yıllara kadar geçen sürede kadın eğitimine sağladığı yararlara da değinen Takeuçi, bu üniversitelerin ülkenin uluslararasılaşmasına katkı sağladığını belirtti.

“Mezunların yüzde 95′i iş bulabiliyor”

Takeuçi, bu üniversitelerin Japon ulusal felsefesine, modernizasyonuna katkıda bulunduğunun altını çizerek kadın üniversitelerinin öğrenci değişim programlarıyla öne çıktığını anlattı.

“Kadın üniversiteleri mezunları çok güzel İngilizce konuşuyor hatta Japonya’da en iyiler diyebilirim.” ifadesini kullanan Takeuçi, bu üniversitelerden mezun olanların yüzde 95′inin iş bulabildiğini vurguladı.

“Kadın üniversiteleri Batı’dan esinlendi”

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Sinan Levent de Japonya’da kadın üniversitelerinin Uzak Doğu ve oryantalist sosyal hayatıyla doğrudan alakalı olduğunu belirtti.

Bu üniversitelerin “geri kalmış kadın haklarını koruma hareketi” olarak ortaya çıktığına işaret eden Levent, Japonya’da kadının 1945 öncesi seçme, seçilme ve istedikleri okulda okuma haklarının bulunmadığını hatırlattı.

Japon İmparatoru Meiji ile “Japonya’nın Batılılaştırılması” politikalarının uygulanmaya başladığını kaydeden Levent, böylece kadının statüsünün yükseltilmesi çalışmalarının önünün açıldığını dile getirdi.

İkinci Dünya Savaşı öncesi birkaç kadın okulunun açılmaya başladığını ama Japonya’daki ataerkil sosyal yapının değişmesini sağlayamadığını belirten Levent, şunları kaydetti:

“Ta ki işgal görülünceye dek. Daha sonraki 7 yıllık işgal dönemi ve sonrasında Batı’ya uyumlu siyasetin ABD’ye bağımlı milli savunma politikaları neticesinde Japonya’ya misyonerlerin girişi arttı. Malum misyonerlik faaliyetlerinin en meşhur olanı, sağlık ve eğitim alanındadır. Batı’daki örneklere bakılırsa, kadın üniversitelerinin arkasında dini bir grubun olduğu görülür. Japonya’da da kadın üniversiteleri Batı’dan bu şekilde esinlenilerek kurulmuştur.”

Comments are closed.