width=750

Kalın: Dünya, Avrupa’dan ve ABD’den daha büyüktür

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Dünya açıkça görülmektedir ki, Avrupa’dan ve ABD’den daha büyüktür. Bu ülkelerle sınırlı olmadığımız için artık Avrupa merkezli küresel düzene bağlı kalmak kaçınmamız gereken bir kavramdır.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Dünya, Avrupa'dan ve ABD'den daha büyüktür

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Ataköy’de bir otelde düzenlenen Uluslararası Sürdürülebilir Barış ve Kalkınma Vakfı’nın 17. Genel Kurulu’nun açılışında, dünyada küresel anlamda düzende bir kaosun hakim olduğunu ve birçok farklı problemle uğraşılmak zorunda olduğunu söyledi. 

Soğuk savaşın getirdiği düzenin hala dünyanın üzerinde olan ve başa çıkılması gereken bir etmen olduğuna işaret eden Kalın, dünyanın “doğu” ve “batı” olarak ayrılmış durumda olduğunu kaydetti.

Berlin Duvarı’nın 1990′da yıkılmasıyla soğuk savaş sona erse de yeni bir dünya düzeni için arayışlar baş gösterdiğini aktaran Kalın, “Küreselliğin söz konusu olması dünyaya ve hayatımıza pek çok farklı kural ve dinamik getirmiştir. Bizler küreselleşme sayesinde tabii ki pek çok bariyeri yıkmış olsak da küreselleşme kendisiyle birlikte yeni engeller de getirmiştir. Kitlesel iletişim, anında mesajlaşma, olan bitenleri anında takip etme yeteneğimiz bizler için iyi birer gelişme olmakla birlikte güvensizliğin ve izolasyonun gelişmesiyle sonuçlanmıştır. Sadece bizim için değil, küresel anlamda bütün ülkelerdeki insanlar için sıkıntı meydana gelmiştir. Gerek barışın bozulması gerek güvenliğin tehdit edilmesi, teknolojinin gelişmesiyle de birer tehdit olmuşlardır. Gerek Afrika için gerek Orta Doğu için gerek doğudaki diğer Asya ülkeleri için…” diye konuştu.

İbrahim Kalın, dünyadaki çatışmaların küresel tartışmalar ve çatışmalardan kaynaklandığını, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki çatışmaların 2 saatlik ülkelerle sınırlı olmadığını, hepsinin küresel olduğunu ifade etti.

Küreselleşmenin pek çok fikrin yaygınlaşmasına sebep olduğunu dile getiren Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Küreselleşme hepimize fazlasıyla olanaklar açmış, farklı kültürleri tanımamıza, farklı fırsatları değerlendirmemize sebep olmuşken, aynı zamanda bir de popülizmin gelişmesine sebep olmuştur. Küresel düzende, küresel bir güvensizliğin gelişmesine sebebiyet vermiştir. Küreselleşme dalgası toplumun üzerine gelmeye başladığı zaman artık toplumlar kendi kimliklerini belirleyebilmek, kendilerini güvende ve emniyette hissedebilmek için belli başlı değerlere tutunmuşlardır. Avrupa’da özellikle popülizm başta olmakla birlikte Doğu ve Batı arasındaki çatışma, Avrupa ile Orta Doğu arasındaki çatışma pek çok küresel trendi etkilemiş, ulusal ve uluslararası anlamda güvensizliği tetiklemiş, pek çok kültürün içine kapanık hale gelmesine sebebiyet vermiştir. Trump’ın açıklamasıyla ABD içerisinde ABD milliyetçiliği söz konusu olmuştur. Amerikan kültürüne ve topluma yeni bir bakış açısı getiren Trump, Amerikan milliyetçiliğinin kendisinin öncelikli bakış açısı olduğunu açıklamıştır.”

“Dünya, Avrupa’dan ve ABD’den daha büyüktür”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Dünya açıkça görülmektedir ki, Avrupa’dan ve ABD’den daha büyüktür. Bu ülkelerle sınırlı olmadığımız için artık Avrupa merkezli küresel düzene bağlı kalmak kaçınmamız gereken bir kavramdır. Artık Doğu ile Batı arasındaki İslam ile Batı dinleri arasındaki Avrupa ile Orta Doğu arasındaki çatışmalardan kaçınmamız gerekmektedir. Bunu yapabilmek için gerçek anlamda politik liderliğe ve stratejilere ihtiyacımız vardır. Bu anlamda akademik ve düşünce dünyasındaki uzmanlar, bilim insanları bizlere büyük katkılar sağlayabileceklerdir ancak akademik başarının yanı sıra politik liderlere son derece ihtiyacımız vardır.” değerlendirmesini yaptı.

Tarih, kültür ve estetik anlayışların Avrupa merkezli bir yapıya sahip olduğunu ancak felsefe, bilim ve mantığın Antik Yunan’dan gelen prensiplerle işletildiğini aktaran Kalın, dünyada pek çok farklı büyük medeniyetin kendi bilimleri ve bilim anlayışları olduğunu, gerçeğin tek bir perspektiften anlaşılamayacağını vurguladı.

Çin’in bilim ve teknoloji anlamında gösterdiği gelişmelerin Afrika ve Mezopotamya kültüründen ilham alınarak gerçekleştirildiğini anlatan İbrahim Kalın, şöyle devam etti:

“Mesela, Amerikan Başkanı Nixon 1960′larda Çin’e gittiği zaman Çin ve ABD ilişkilerini konuşurken, birkaç gizli görüşme yapmışlardır. Sonrasında kamuoyuna açmışlardır bu görüşmeyi. Son olarak da Pekin’de Çin Başkanı ve Çin’in üst düzey devlet yetkilileri ile birlikte ABD Bakanı Kissinger, Çin’in ne zaman komünist rejimden kurtulacağını ve özgür dünyaya katılacağını sormuştur. Kissinger’ın ana amacı Rusya’ya karşı Çin’le ittifak kurmaktı. Aslında şimdi de yapılan budur. Çin’le gelecek 10-20 yıl içinde nasıl ilişkiler kurulacağı ve bunun dünya dengesini nasıl etkileyeceği büyük bir tartışma konusudur. Kissinger, özel görüşmelerden sonra Çin Başkanı’na ‘Ne zaman komünizmi terk edeceksiniz?’ diye sormuştur. Çin Başkanı da kendisine şunu demiştir, ‘Sizler Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?’ Kissinger da cevap vermişti, ‘Fransız devrimi gerek milliyetçiliği gerek bireyselciği gerek anayasa ile yönetimi dünya gündemine taşımıştır. O yüzden çok önemlidir.’ demiştir. Çin Başkanı da Kissinger’a ‘Fransız Devrimi’nin etkilerini hesaplamak için henüz çok erken. Yani bir 3-4 bin yıl geçmeden bir politik ve siyasi olayın etkilerini hesaplamak cidden çok zordur. Bunun için çok erken. Fransız Devrimi tarihin gidişatını nasıl etkiledi, bunu daha söyleyemeyiz.’ demiştir. Bu anlamda siyaset, ekonomi, uluslararası ilişkiler, küresel düzenin yeniden sağlanması söz konusu olduğu zaman bizim Avrupa merkezli yaklaşımdan çok daha fazlasına ihtiyacımız var ancak kendi kültürümüze odaklanarak, Avrupa merkezli yaklaşımlardan küresel krizlerin çözümünde kendi sözümüzü söyleyebilir ve kendi rolümüzü oynayabiliriz. Dünya zenginliklerinin eşit bir şekilde dağıtılması, bizden olmayana ciddi ve samimi anlamda saygı göstermemiz ve diplomasiyi yeni bir nezaket çerçevesinde uygulamamız bizler için son derece önemlidir.”

“Bir kesim, tüm dünyanın güvenliğini tehdit edebilecek seviyede”

İbrahim Kalın, uluslararası güvenlik algısının azaldığına dikkati çekerek, “Şu anda dünyanın bir bölgesinde yaşayan kesim, tüm dünyanın güvenliğini tehdit edebilecek seviyeye gelebilmektedir.” dedi.

Uluslararası ve ulusal güvenlik konusunda üstlerine her zamankinde daha fazla iş düştüğünü ifade eden Kalın, belli başlı güvenlik ilkeleri ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri uygulanmadığı için Afganistan, Pakistan, Latin Amerika ve birçok ülkenin uluslararası güvenlikten düştüklerini ve insanların güvensiz ülkelerde yaşamak durumunda kaldığını belirtti.

Dünya içerisinde barış ve kalkınma çerçevesinde bulunmayan ülkelerin ciddi anlamda incelenmesi gerektiğinin altını çizen Kalın, insani güvenlik ve emniyetin yaşayan herkes için aynı derecede olması gerektiğini, bunun ilgilenilmesi gereken alanlar arasında olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, geçen yıllarda yaşanılan mülteci krizine değinerek, şunları anlattı:

“Sadece Suriye’den de değil, en büyük dalga Suriye’den gelmiş olsa da Kuzey Afrika, Güney ve Orta Asya’dan pek çok farklı bölgeden toplamda 70 milyon insan mülteci konumundadır günümüz itibarıyla. Bu onlarca ülkenin nüfusundan daha büyük bir sayıya tekabül ediyor. Bizler Türkiye olarak şu anda 5 milyon mülteciye ev sahipliği yapıyoruz. Bunların 3,5 milyon kadarı Suriye’den geliyor. Irak ve pek çok farklı ülkeden gelen mültecileri de barındırıyoruz ülkemizde. Peki mülteci krizini nasıl çözeceğiz? Bu da bizim için küresel düzenin hatalarını test etme konusunda başka bir sınav diye düşünüyorum. Pek çok dünya ülkesi zaten bu sınavı geçemediler.”

“800 mülteciyi tartışıyorlar”

Kalın, Avrupa ülkelerinin parlamentolarında mülteciler krizi konusunda çeşitli tartışmalar yaşandığını anlattı.

Çoğu Avrupa ülkesinin parlamentosunda konuşulan konunun 800 mültecinin alınıp alınmaması olduğunu aktaran Kalın, şunları kaydetti:

“Biz 3,5 milyon mülteciyi kabul etmişken, onlar bu tartışmayı yapıyorlar. Bu tabii ki Avrupa ve Avrupa politikasındaki birçok dinamiği değiştiriyor. Mültecileri kabul etmek veya etmemek durumu pek çok şeyi değiştiriyor. Yine de Avrupa politikasının kimyasını acaba mülteci krizi değiştirdi mi, Avrupa’daki popülist hareketi güçlendirdi mi, göçmen ve mülteci karşıtı toplulukların ve siyasi partilerin gelişmesine yol açtı mı, bunlara bakmak lazım. Zaten kısaca bunlara baktığımız zaman hemen İngiltere’de sonucunu görebiliriz. Sonucu neydi Brexit’ti. İngiltere ve Birleşik Krallık, mülteci krizinin akabinde Avrupa Birliği’ni terk etti, üyeliğini sonlandırdı.”

Almanya ve Fransa’da benzer durumların yaşandığını aktaran Kalın, şöyle devam etti:

“Fransa’da normalde ana akım siyasi partiler genelde aşırı sağcı, milliyetçi, hatta ırkçı diyebileceğimiz partilerden oluşuyor. Almanya’da AFD mesela Neonazi politik partisi Bundestak Seçimi’ni kazandı, yüzde 11′lik bir oy aldı. Yani 5-10 sene önce böyle bir oy oranı Neonazi bir parti için düşünülemezdi. Kimse hayal bile edemezdi. Fransa’da aşırı sağ görüşü temsil Mary Lupen, İslamiyet, Yahudilik, Müslümanlar hakkındaki görüşlerini bir önceki seçimde net bir şekilde açıkladı ve ikinci oldu seçimlerde. Tabii ki Macron Bey kendisini yendi seçimlerde daha çok oy aldı. Yine Macron’un ülkeyi yönetme şekli de farklı değil. Burada bir de Fransa’dan bahsediyoruz. Avrupa Birliği’nde küçük, marjinal bir ülke de değil, ana ve kurucu ülkelerden bir tanesi. Avusturya, Belçika ve diğer ülkelere baktığımız zaman AB içerisindeki aşırı sağcı partilerin genelde hükümet seçimlerinde önlerde olduğunu görebiliyoruz ve bundan endişelenmemiz gerekiyor.”

Kalın, siyasetin 20-30 yıl bu şekilde devam etmesi durumunda ortaya çıkacak sorunların çözümünün kolay olmayacağını, Suriye mülteci meselesinde çok daha büyük sıkıntılarla baş etmek zorunda kalınacağını ifade etti.

Bu sorunların çözümü çerçevesinde Avrupa’daki meslektaşlarla kurulan ikili ilişkilerin başka bir boyuta taşınması gerektiğine dikkati çeken Kalın, bu anlamda verilen kararlarda ve uygulanan politikalarda tutarlı, uyumlu ve şeffaf olunması gerektiğini, tüm bu politikaların, stratejilerin ve kararların günlük çıkarlara veya günlük gündeme değil gelecekteki sorunları çözmeye odaklanması gerektiğini vurguladı.

Mısır’daki idamlar

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Mısır’da Arap devletleri ile AB devletleri arasında geçen günlerde gerçekleşen zirvede çok önemli konuların konuşulduğunu aktararak, şunları söyledi:

“Daha zirve gerçekleşmeden 3 gün önce Mısır’da son derece basit suçlardan dolayı 9 çocuk idam edilmişti. Bu hadiseden 3 gün sonra da Avrupalı liderler gitti. Yani bu anlamda çıkar ilişkilerinin gerçekleşmesi, demokrasi, şeffaflık, çoğulculuk, çok kültürlülük gibi kavramların ele alınırken, biraz daha iyi düşünülmesi, belli başlı ilkelerden feragat edilmemesi gerekiyor. Aksi halde konuştuğumuz tüm konular, barıştan ve sürdürülebilir kalkınmadan bahsettiğimiz her ilke sadece sözden ibaret olacaktır. Bu anlamda herkes için demokrasi ve güvenlik derken, bunu kastediyoruz aslında ve doğrudan üzerine eğilmemiz konulardan ülkelerin doğru, tutarlı ve homojen bir şekilde uygulanmasıdır. Sadece politikalarımızda değil, aynı zamanda geleceği içeren stratejilerimizde bunları benimsememiz gerekmekte.”

Barış ve kalkınma dendiğinde terörizmin akla geldiğini dile getiren Kalın, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Terörizme karşı geliştirilecek bir küresel cevap son derece önemlidir. Hiçbir ülke uluslararası terörizmle kendi başına mücadele etmeye zorlanmamalı. Bu anlamda terörizmle başa çıkmak için çifte standartları aşıp, uluslararası iş birliği sağlamaya odaklanmalıyız. Bizim için terörist olan kişi, karşı taraf için özgürlük savaşçısı, bir gerilla olabiliyor. Bu anlamda biraz daha hassas yaklaşmamız gerekebiliyor bu konulara. Yine siyaset ve diplomasiyle ilgili küresel ölçekte verilen kararlar ve atılan adımlar terörizmi önleme ve terörizmden kaynaklanan tehditlerin aynı zamanda başka başka aktörler tarafından kendi çıkarları için manipüle edilmesine de izin vermeden yapmamız gerekiyor bunu.”

Kamu düzeni sağlanamadığı ve başarısız bir hükümet kurulduğu zaman, dünyanın neresinde olursa olsun, devlete ait olmayan aktörlerin ellerine yetkiyi aldıklarını belirten Kalın, insan ve uyuşturucu kaçakçıları ve her türlü kanunsuzluğu yapan bu insanların kamu düzenini mahvettiklerini, sıradan vatandaşların ise bunun bedelini ödediğini söyledi.

“Stratejik ortaklarımız terör örgütünü desteklediğinde ilişkilerimiz zedeleniyor”

İbrahim Kalın, bölgelerin her türlü müdahaleden kurtarılarak kendi ulusal çıkarları çerçevesinde uluslararası prensiplere bağlı olarak yönetilmeye başlandığında, ulusal barışın sağlanabileceğinin altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Afganistan ve Pakistan’da gördüğümüz gibi eğer her bölgede insanlar kendilerini güvende hissetmiyorlarsa, o zaman kendilerini kurtaracak başka yollar aramaya başlarlar. Bunun da ulusal olarak verilmiş kararlar olduğunu düşünmeyin. Mesela Afganistan’da Taliban, El-Kaide isimli grupların kendilerine ‘mücahit’ diyen teröristlerin, gerillaların kendi kararlarıyla muhalefet ettiğini düşünüyorsunuz. Aslında hepsi Amerika’dan destek alıyor. Suriye’deki YPG, PYD gibi gruplar nasıl Amerika’dan destek alıyorsa, Afganistan’daki gruplar da Amerika’dan destek alıyor. Dolayısıyla bizim açımızdan baktığımızda, ABD ile ikili ilişkilerimiz de zedelenmiş oluyor YPG ve PYD’yi desteklemesi sebebiyle. Bu anlamda bizim stratejik ortaklarımızdan biri bizim için terör örgütü konumunda olan oluşumları desteklediği zaman, mesela Suriye’deki IŞİD’i desteklediği zaman, ilişkilerimiz ciddi şekilde zedeleniyor. Bizler de o zaman Amerika’dan hiçbir destek almak istemiyoruz. Gerek silah satışını gerek insani yardımları gerek aradaki ticari ilişkileri bir şekilde kötüleştirmek durumunda kalıyoruz. Çünkü dünyadaki en büyük güçlerden bir tanesi ABD, birden Suriye’deki bir grubu desteklemeye başlıyor ve bu grup ABD’den aldığı destekle dünyada ve bölgede bir tehdit teşkil etmeye başlıyor.”

Terörle mücadele konusunda tutarlı ve kararlı olunması, iş birlikleri bulunan ülkelerin de bunu kabul etmesi gerektiğine işaret eden Kalın, “Türkiye’nin güvenlik önceliklerini ve endişelerini paylaşmaları, Türkiye’yle birlikte hareket etmeleri gerekir. Uluslararası iş birliğinin ve desteği sağlamak için bu bölgelerin hepsinde ortaklaşa hareket etmek önemlidir. Barış ve kalkınma güvenlik olmadan mümkün değildir ama güvenlik kendi başına da yeterli olmayacaktır. Tüm bu barış ve kalkınma hedeflerine ulaşmak için adalet, hakkaniyet ve eşit muamele gerekli bir kavramdır. Bizden olmayana da bizdenmiş gibi davranmaya başladığımız zaman, uluslararası topluluklar içerisinde bir iş birliği söz konusu olabilir.” diye konuştu.

“Barış ve güvenliğin herkes için geçerli olduğuna inanıyoruz”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, geçen 100 yıl boyunca çok zaman kaybedildiğini ve ülkelerin birbiriyle savaşırken, pek çok insanın hayatının feda edildiğini belirterek, bunun bedelini hep birlikte ödediklerini söyledi.

Kalın, bu sebeple Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarını yeniden yapılandırmayı teklif etmesini çok büyük muhabbetle karşıladıklarını dile getirerek, küresel adalet ve hakkaniyetin sağlanması konusunun önemine değindi.

“Sürdürülebilir barış ve kalkınma konusunda uluslararası topluluklar için mi bir fayda sağlamaya çalışıyorum, yoksa kendi çıkarlarım için mi?” sorusu doğrultusunda politikaların belirlenmesi gerektiğini dile getiren Kalın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bunu yaptıktan sonra tarih ve kültür bizim yanımızdadır. Herkesin kültürü ve refahı eşit derecede önemlidir. Bizler kolektif olarak kendi ulusal güvenliğimiz için bir başka ülkenin ve grubun güvenliğini tehlikeye atmamamız gerekmektedir. Bu Türkiye’de yapmaya ve başarmaya çalıştığımız şeylerin özeti aslında. Bizler farklılaşıyor ve dünya meseleleri üzerinde farklı görüşleri benimsiyoruz. Doğrudan AB’ye aday ülkesi olarak Avrupalı AB üye ülkeleriyle müzakerelerimize de devam ediyor. Ancak bizler politikalarımızı belirlerken, Rusya, Gürcistan, Ukrayna ve Bulgaristan, onlar AB üyesi ya da üye olmayan ülke, Balkan ülkesi veya Akdeniz ülkesi diye fark gözetmeksizin aynı şekilde kendimizi tüm uluslararası paydaşlarımızla iş birliği içerisinde çalışmak üzere çalıyoruz. Bizim AB üyeliği müzakeremiz biliyorsunuz yıllardır süregeliyor. Bu konuya yaklaşımımız, söylediğim şekildedir. Bizler kendi sahip olduğumuz tarihi inkar etmek veya sahip olmadığımız tarihi benimsemek gibi hatalara düşmüyoruz. Yine benzer şekilde Orta Doğu’daki sorunlar söz konusu olduğu zaman AB üye ülkelerinin de kendi üstlerine düşeni yapmadığını düşünüyoruz. Lübnan, Filistin ve Kuzey Afrika ülkelerinin yaşadığı sorunlarda Avrupa’nın eski sömürgeci politikasını unuttuğunu ve bunun artık sahiplenilmeyen bir şekilde kendini tamamen farklı gösterdiğini görüyoruz. Bu sorunların çözümü için tarihi gerçekleri de kabul etmek gerekiyor. Bizler barış ve güvenliğin herkes için geçerli olduğuna inanıyoruz. Sürdürülebilir barış ve kalkınmanın ancak bu büyük resmi gördüğümüzde mümkün olabileceğine inanıyoruz.”

Açılış konuşmasının ardından Uluslararası Sürdürülebilir Barış ve Kalkınma Vakfı Başkanı Dimitar Kostov, vakfın kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla İbrahim Kalın’a plaket takdim etti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>