Mehmet Hırka / Gel Bir Saat İman Ede­lim

 

‘İman ettim’ dedikten sonra neye, nasıl iman ettiğimizin farkına varmak ve dil ile söylemle yetinmeyip iman eden insandan beklenecek hal, tavır ve yaşamla inandığımız değerleri temsil etmek durumundayız. Zira iman eden kalpten iyilikler, güzellikler sadır olur.

Kalbe iman taht kurduktan sonra o imanlı kalp vucuda ve vucudun azalarına hükmeder. İmanın gereklerini yapması, yaşaması noktasında vucudun diğer azalarına emir verir. İmanın muktedir olduğu kalbin sahibindende hayırlı, faydalı ameller zuhur eder.

Mehmet Hırka/ İlahiyatçı-Yazar

Din nasihattır fehvasınca, her müslümanın nasihata ihtiyacı vardır. Ben artık ilim tahsil ettim, bu konuda yeterli birikimim var diyerek nasihat etmeye ve nasihat dinlemeye duyarsız kalamaz. Zira makaleye başlık olan  ‘Gel bir saat iman ede­lim’ sözünü  sahabilerden Muaz bin Cebel (r.a.) söylemiştir.

Muaz bin Cebel (Allah ondan razı olsun) Ensarın ileri gelenlerinden bir sahabidir. Onsekiz yaşında müslüman olmuş ve Efendimizle beraber bütün savaşlara katılmıştır. Efendimiz (s.a.v) zaman zaman  “Ey Muaz seni seviyorum” diyerek ona olan sevgisini dile getirmiştir.

Muaz bin Cebel (r.a.), zaman zaman şu çağrıyı yapardı. “Otur bizim­le, bir saat iman edelim seninle! İbn-i Revaha (r.a.) bu sözü aldı ve Ebû Derda (r.a.)’ın elini tutarak “Gel bir saat iman ede­lim. Zira kalb iyice kaynadığı zaman tencereden daha çok alt üst olur” derdi.

Artık ben Allah Rasülünü gördüm, sahabe oldum, Peygamber (a.s) mın duasını aldım diyerek kendini yeterli görmemiş, her defasında iman üzerine nasihata, tefekkür etmeye gayret göstermiştir.

Biz elhamdülillah iman ettik. İmanımızın gerektiği şekliyle hayatımızı devam ettirmeye gayret göstermeliyiz. İman ettik demekle kurtulamayacağımızı bilmeli, imanımızın gerektirdiği temsil keyfiyetini bihakkın yapmalı o minval üzere yaşamalıyız.

İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. (Ankebut Suresi 2) ayeti bizim imtihanlara tabi tutulacagımızı, sınanacağımızı bizlere bildirmektedir.

Bu imtihanları, sınanmaları imanımızda sebat ederek, her defasında kalben Allaha teslimiyet duygularıyla karşılamalıyız.

Neye, nasıl iman ettiğimizi, iman eden bir müminin yaşam tarzının ne olması gerektiğini şifahi, kulaktan dolma bilgilerle değil, okuyarak, tahkik ederek öğrenme ve öğrendiklerimizi yaşayarak temsil etmeyi karakter haline getirmeliyiz.

Hem kendimiz hemde ailemiz adına iman hakikatlerini öğrenmeliyiz. Evlerimizde iman dersleri yapmalı, iman derslerini, sohbetlerini dinlemeliyiz. Kendimizin olduğu kadar ailemiz, yakın çevremizle bu konularda duyarlı ve gayretli olmalıyız.

“Güzel söz, kökü (yerde) sâbit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. Ki o ağaç, Rabbinin izni ile her zaman yemişini verir. Allah, öğüt alsınlar diye insanlara böyle benzetmeler yapar” (İbrahim sûresi 24).

İman kökü kalbde, dalları ise, insan davranışları olarak dışarıda yani hayatta olan bir tevhid ağacıdır. Evet duygu ve düşünceleri iman ve ihlasla yeşeren mümin her zaman güzel meyvalar bitiren verimli bir ağaç gibidir.

Bu gün, yarın ve ölüm bize gelinceye kadar hep teyakkuz halinde bulunmalı, imanımızı zedeleyecek söz ve davranışlardan kaçınmalıyız. Yaşadığımız dönem itibariyle müslümanlar üzerinde oynanan fitne ve fesad rüzgarlarına kapılmadan imanımızı muhafaza etmeliyiz.

Lâ ilâhe illâllah ı çok söyleyerek imanınızı tazeleyin! ” (Taberânî). Elfazı küfür olan sözlerden sakınmalı, imanımıza zarar verecek davranışları terketmeliyiz. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde söylediğimiz sözler imanımızı tehlikeye düşürür.

İman eden bir müslümanın nasıl yaşaması gerekiyorsa öyle yaşamaya ihlas ve samimiyetle devam etmeliyiz. Kendimize Peygamber Efendimizin (s.a.v) hayatını örnek almalıyız. Örnek almak için önce tanımalı ve bilmeliyiz. Unutmayalım kişi sevdiğiyle beraberdir.

Hem fiili hal ve hareketlerimizle mukaddes değerleri alaya almaktan, inanılması zorunlu olan (zarûrât-ı diniyye) prensipleri hafife almaktan, küçümsemekten, İslami değerlere açıkca inkar ve küfrü gerektirecek söz ve davranışlardan kaçınmakla, hemde kavli olarak dua etmekle elfazı küfürden korunmalı ve kaçınmalıyız.

“Allahım! Ben, bildiğim halde birşeyi sana ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim şeylerden de senden mağfiret talep ederim demeliyiz.  Lâ ilâhe illâllah ı çok söyleyerek , anlamını düşünerek ve gerektiği gibi inanarak imanımızı tazelemeliyiz.

İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç. (Ramûzu’l-Ehadis)

Bu noktada hepimiz nasihata, sohbete, ilim öğrenmeye gayretli olmalıyız. Kendimizi yeterli görmek Şeytanın bize telkin ettiği çirkin bir tuzaktır. Son halimizin ne olacağını bilmiyoruz. Ama bilmemiz gereken şu ki; nasıl yaşarsak ölümümüz öyle olacaktır.

Bize düşen imanlı bir mümin olarak islamca bir hayat yaşamak olmalıdır. Bu hayatı müslümanlar olarak topyekun yaşamaya gayret etmeli ve birbirimizi nasihatla, kavli leyyinle sohbete, ilme teşvik etmeliyiz.

Comments are closed.