Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma / Koca Proflar Nasıl Mankurtlaştırdı

Yıl 1993. Naklen Sakarya Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ne atandım. O zaman Fethullah’ın sağ kolu olan dekanımız Prof. Suat Yıldırım’dı. Sakarya’ya geçişimden bir müddet sonra, fakültemize 20-25 tane araştırma görevlisi alınacaktı. Sınav sabahı, Dekanımız Suat Yıldırım, bana bir liste göstererek, “İhsan Bey, bu kimseleri fakülteye alacağız!” dedi. Ben de, “Sınavı kazanırlarsa, alalım” dedim. O bana şu cevabı verdi: Hayır sadece bunları alacağız! 

Prof. İhsan Süreyya Sırma

Bir Tefsir profesörünün bu şekilde konuşması, beni dehşete düşürmüştü. Nasıl olur da bazılarının hakları yenecek, ve daha önce belirlenmiş kimseler fakülteye araştırma görevlisi olacaktı? Dekana karşı çıkarak, “Hayır, bu dediğin asla olmayacak! Kim kazanırsa fakülteye o girecek!” dedim. Bu tutumuma karşı bir şey yapamadığından, sınav salonuna girerek, gizliden kendi adamlarına kopya verdi. Meğer kopya verip hırsızlık yapmak, onların itikadlarındanmış!

Suat Yıldırım’ın kopya verdiğini gören adaylar, Rektörlüğe şikâyet ettiler. Herkese örnek olması gereken İlâhiyat Fakültesi’ndeki bu rezaleti araştırmak için, rahmetli Sabahattin Zaim Hocamız muhakkik tayın edildi. Olayın gerçekliğini tesbit eden Sabahattin Zaim Hoca, dekanımıza seslenerek; “utanmıyor musun?”(aslında başka şeyler de söyledi amma, buraya almak istemiyorum) deyip sınavı iptal raporu yazdı ve sınav iptal edildi.

Bu arada rektörlük seçimi yapıldı ve Kemal Gürüz’ün atadığı rektör Sakarya’ya geldi. Yeni gelen rektör de (Osman Çallı) meğer bunların adamıymış!

Bu olayı müteakip, ben orada olduğum sürece düdüklerini öttüremeyeceğini anlayınca, kendisiyle aynı klikte olan rektörle birleşip, yanlarına YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ü de alarak, Sakarya İlâhiyat Fakültesi’ndeki görevime son verdiler (ayrıntıları bilenler biliyor).

Onların bu ihanetine karşı, o zamanlar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan Bey, beni kendisine danışman olarak aldı.

İşte o yıllarda(1995-96 yılları) Fethullah, Amerika’ya gitmiş/götürülmüş/davet edilmiş, her neyse, durmadan rahmetli Erbakan Hocamız aleyhinde konuşuyordu. O tarihilerde Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazıları yazıyordum. Bu sıralarda Fethullah, “Cebrail, ben siyasi bir parti kurdum yanıma gel dese, onu dinlemem” diye bir hezeyan savurmuştu. Ben onun bu hezeyanlarına “Cebrail’i dinlemeyen, Şeytan’ı dinler” şeklinde bir makale ile cevap vermiş, onun bu din dışı beyanatlarını lanetlemiştim. Ne var ki o zamanki Yeni Şafak yetkilileri benden yana değil, Fethullah’tan yana tavır koydular ve yazılarıma son verdiler. Demek ki “Deccâl”, büyük yol almıştı…

Ben de çekip Viyana’ya gittim ve orada başörtüsü mağdurlarına yardımcı olmaya başladım. Fakat nereye gittiysem, bu Deccâl’i anlattım. Anlattım amma, hiç kimse beni dinlemedi, onun din dışı düşünceleri ile ilgili anlattıklarımı “mübalağa” diye geçiştirdiler…

Tâ ki, 15 Temmuz meş’um darbesi yapılıncaya kadar… Şimdi beni her gören, “Hoca, sen ne kadar haklıymışsın!” diyorlar. Diyorlar amma, bu kadar şehit verildikten, ülke harabeye çevrildikten sonra!!!

Allah hepimizi ve özellikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı, Amerika’nın uşağı olan bu Deccâl kılıklı şeytanın şerrinden muhafaza buyursun. Amin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>