Recep SOYSAL / Kudüs’te Şehadetle Gözgöze Gelmek.

Kudüs hakkında hepimiz birçok hikaye duymuşuzdur, okumuşuzdur. Gidip görmediğimiz için Kudüs denildiğinde pek fazla birşey hayal edemeyiz. Genelde Kudüs ismini duyduğumuzda aklımıza Mescid-i Aksa

Recep SOYSAL
recepsoysal123
@hotmail.com

gelir ve onun da altın renkli kubbesi ile parıldayan, Kubbetüs Sahra olduğunu zannederiz. Aslında bu durum,  kutsal beldelerin üçüncüsü olan Mescid-i Aksa’yı bağrında barındıran Kudüs hakkındaki bilgimizin bu kadarla sınırlı olması ve gidip görmek için yeterince çaba sarfetmeyişimiz, çok üzücü ve vahim bir durumdur.

Kudüs‘te bulunduğum, havasını soluduğum, toprağında ayak bastığım zamanlarda hep bunu düşündüm. Sık sık, kendime ‘neden daha önceden gelmedim’ dedim. Geziye/ziyarete katılan diğer kardeşlerimden de aynı şeyleri duydum, hepsi adeta ‘neden bukadar geciktik’ diyordu. Hakkında birçok hikaye duyduğumuz ve okuduğumuz Kudüs’ü ziyaretimiz bu kadar gecikmemeli idi. Üstelik maddi külfeti de çok fazla değildi.

Yine de Rabbime şükürler olsun ki, Eylül 2016′daki haccımın arkasından, Rasulallah’la vedalaştıktan kısa bir süre sonra onun tüm peygamberlere imamlık yaparak namaz kıldırdığı, Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmek mümkün oldu.

Ne güzel bir tesadüftür ki, Rasulallah’a veda etmeden birkaç saat önce, Amsterdam’dan Hafız Ahmet Kaya hocamızla Mescid-i Nebevi’de, Yeşil Kubbe’nin önünde bir röportaj yapmış, burda da Hz. Ömer’nin (r.a.) kölesi ile Kudüs’e girişinden bahsetmiştik. Anlaşılan Kudüs aşkı o kadar çoğalmış, kalbimize sığmayıp taşmış ki Rabbimizin lütfü ile Mekke ve Medine hatıraları bu kadar taze iken, Kudüs’ü de dünya gözü ile görmek ve yaşamak nasip oldu.

Aslında bizimle birlikte gitmek isteyen çok kardeşimiz vardı ama gezi tarihinin tam temmuz ortası olmasından dolayı katılamadılar. Sonunda katılmak, davetimize aynı iştiyak ve heyecanla cevap veren Amsterdam’dan Murat Balasar kardeşimize nasip oldu.

Bu tür ziyaretlerin güzel taraflarından birisi de budur. Adeta seçilmiş değerli insanlarla tanışma ve güzel anları yaşama fırsatı bulursunuz. Yaşadığınız, zorluklar ve güzellikler dostluğunuzun ve kardeşliğinizin adeta bir perçin’i olur ve ömrün sonuna kadar bu dostluklar devam eder. Hele bir de işin içinde bir nevi bir gazilik te varsa.

Hepimiz değişik yerlerden katılmıştık bu ziyarete. Müracatları Rableri tarafından kabul edilenler Eskişehir’den, İzmir’den, Batman’dan, İstanbul’dan, Mardin’den, Hatay’dan, Niğde’den, Almanya – Hannover’den, Hollanda – Amsterdam, Soest’tan selam götürmüşlerdi Filistinli kardeşlerine.

Ziyaretimiz iki türlü planlamadan, bölümlerden oluşuyordu. Birincisi bizim planladığımız bölümlerden, ikincisi ise Rabbimizin bizler için planladığı bölümlerden. Biz ziyareti organize eden kardeşlerimize, gittiğimizde mümkünse çatışmaların arasında kalsak, ölümle gözgöze gelsek desek herhalde pek mümkün olmazdı. Alemlerin Rabbinin lütfu ile bizler de bir veya birkaç gün olsa da Filistinli olduk. Onların herzaman maruz kaldığı zulme kısa bir süre olsa da maruz kaldık ve Filistinli gibi yaşadık.

Ömrümüzde Mescid-i Aksa sınırları içinde kıldığımız ilk cuma, aynı zamanda ölümü/şehadeti ensemizde hissettiğimiz ilk cuma olma özelliğini de taşıdı. Olayların zirvede olduğu, 21 temmuz 2017 cuma günü, Mescid-i Aksa’da cuma namazı kılmak için otobüslerle Kudüs’e gelen Filistinli kardeşlerimizin otobüslerinin geri çevrildiğini öğrendik. İsrail polisi yapılacak çok büyük bir eylemi önlemek için hem gelen otobüsleri geri çevirmiş hem de Mescid-i Aksa’ya çıkan bütün yolları kapatmıştı. Bu yolla, eski/kadim Kudüs içinde yaşayan Filistinli müslümanlar ile, Kudüs’ün diğer bölgelerinde yaşayan müslümanların birleşerek daha büyük bir grup olmasını önlemek istiyordu.

İşte bizler de o gün, Mescid-i Aksa’nın İsrail polisi tarafından barikatlarla kapatılan yollarından birinde idik. Ellerinde makinalı tüfeklerle bekleyen polislerden sadece 5-10 metre uzaklıkta idik. Çok defa eli silahlı polislerle göz göze geldik. Kızgın güneş altında genç imam hutbesinde ve vaazında, tüm müslümanları uyanmaya ve Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmaya davet ediyordu. O anlarda içimde ara ara fazlalaşan anlam veremediğim bir sızı olduğunu farkettim.

İsrailli polislerin ellerinde makinalı silahlara rağmen kalabalığı gördükçe tedirgin olduklarını, Filistinli kardeşlerimizin ise herşeye rağmen, gözlerinde, çaresizliğe, müslümanların umursamazlığına aldırmayan mücadeleci bakışları vardı. Bu duygular içinde, etrafımı gözlemler ve süzerken ara ara öten bir horozu farkettim. Horoz’ların melekleri gördüklerinde öttüğünü hatırladığımda, içimdeki anlam veremediğim sızının biraz daha arttığını hissettim.

Daha sonra müezzin kamet getirdi ve cumanın farzına geçtik. İkinci rekata geçmiştik ki, bizden 100-150 metre yüksekte olan diğer kapıdan silah ve çatışma sesleri gelmeye başladı. O anda ailemi ve çocuklarımı düşünmeye başladım. Şehadet çok ta uzakta değildi. Eğer selamdan sonra cemaattan birkaç kişi polislere taş atsa idi onların da bize ateş etmemesi için bir neden kalmayacaktı.

İmam selam verir vermez ön saftaki kardeşlerimizden birkaç tanesinin acele ile ayağa kalktığını ve cemaati yatıştırmak için elleri ile sakin olun, sakin olun işareti yaptıklarını gördüm. Yatıştırıcı konuşmalar yaptılar ve herhangi bir çatışma çıkmadı.

O günü hiç unutmayacağım. 5-10 Türk olmamıza rağmen bizleri gördüklerinde Filistinli kardeşlerimiz müthiş mutlu oluyorlar ve bizden cesaret alıyorlardı. Bizlere el sallayarak, gülümseyerek, başparmaklarını kaldırarak Türkiye Türkiye sloganları atıyorlardı. Kulaklarımda hala sonradan Türkçe anlamının ‘Doğu da bizim, batı da bizim, Kudüs te bizim, zafer de bizim’ anlamındaki Arapça atılan sloganın yankıları sürüyor.

Kafilemiz sadece 35 kişiden oluşan küçük bir gruptu ama bazı az’lar birsürü çok’tan çok fazla şey ifade eder. Bu 35 kişi içinde, 1960′ların sonunda Almanya’nın Braunschweig şehrinde, Milli Görüş Avrupa’nın kuruluşunda öncülük etmiş, daha sonra Batman Beşirli’de belediye başkanlığı yapmış, 80′e merdiven dayamış Ahmet Çiftçi amcamız da vardı. Hacı Ahmet amcamız geziye eşini ve Milli Görüş Hannover Bölge Kadınlar Teşkilatı başkanı olan kızı Sema hanımı da getirmişti.

Gezinin adeta sembollerinden olan Ahmet amcamız, ilerlemiş yaşına rağmen mücadele aşkını hiç kaybetmemiş birisi. Kendisi iki metreye yakın iri yarı birisi. Amsterdam’dan katılan Murat Balasar kardeşim şöyle anlatıyor:”ağabey bir ara Ahmet amcayı zor tuttum nerde ise İsrailli askerlere saldıracaktı”. Onun ilerlemiş yaşına rağmen mücadeleci yapısı gençlere örnek olmalı. O da tıpkı 90 yaşına rağmen İstanbul kuşatmasına katılan Eyüp Sultan (r.a.) hazretleri gibi ilerlemiş yaşına aldırmadan Filistine, Kudüs’e gelmiş kardeşlerine destek oluyordu.

Cuma namazından sonra ambulansların birisi geldi birisi gitti. 6-7 yaralının yanımdan geçtiğini gördüm. Anadolu Ajansı ve bizim ekipteki benimle birlikte 3 gazeteciden başka gazeteci yoktu. Kardeşlerimizden birisinin bir ara Türk gazeteciler nerde diye bağırdığına şahit oldum.

O günlerde bizimle birlikte sadece 3 Türk kafilesi vardı Kudüs’te. Toplasan hepimiz 100 kişi yapmayız. Bu kadar mı ziyaretçi olmalı idi Türkiye’den bukadar önemli bir beldede.

Bu ziyaret benim ve diğer kardeşlerim için ömür boyu unutulmayacak bir ziyaret oldu. En çalkantılı zamanlardan birinde Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da bulunma şerefine nail olduk. 20 temmuz, perşembe akşamı, yatsı namazına giderken çatışmalar arasında kaldık. Bir kardeşimiz plastik merminin ayağına isabet etmesi sonucu yaralandı.

Perşembe akşamı olaylar ilk başladığında, silah ve çatışma seslerinden sonra kaçarken bir Filistinli kardeşimiz oturduğu yerden bizlere dönerek, sizler Türksünüz nereye kaçıyorsunuz diye kızarak bağırdığında oraya oturduk fakat iş kontrolden çıkınca biz de otele dönmek zorunda kaldık.

Hayatımda ilk kez Kudüs’e gitmek nasip oldu. Mescid-i Aksa’nın içinde namaz kılmayı çok istiyordum. Metal dedektörlerden geçip namaz kılmak isteseydik, İsrailli askerler buna müsade edeceklerdi ama bizler Filistinli kardeşlerimize rağmen o dedektörlerden geçmedik. Onlarla birlikte barikatların önünde namaz kıldık. Zeytin dağından Mescid-i Aksa’ya baktığımda hüzünlensem de ‘bunda da vardır bir hayır’ dedim.

Teşbihte hata olmaz, nasıl ki Veysel Karanı Medine’ye gelip te Rasulallah’ı görmeden geri döndü ise bizler de Mescid-i Aksa’ya kadar vardık, içeri giremeden geri döndük.

Dört gün boyunca bizlerle birlikte olan Filistinli şoför amcamız Muhammed, Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmak sadece bizim sorumluluğumuz değil tüm müslümanların sorumluluğu diyordu.

Cuma akşamı yatsı namazını otele yakın bir camide kıldık birkaç arkadaş ile birlikte. Namazdan sonra dilimin döndüğü kadar ingilizce bir konuşma yaptım. Mescid-i Aksa ve Kudüs konusundaki hassasiyetinizden dolayı sizlere teşekkür ve tebrik ederim dedim. Cami çok kalabalık olmasa da bu konuşmamın gereken yerlere ulaşacağını ve hakettiği tesiri yapacağını biliyorum. Çünkü ben onlara sadece kendi adıma hitap etmemiştim.

O gece otele döndükten sonra bu defa otelimizin önünde çatışmalar yaşandı. İnternet üzerinden canlı yayın yapma fırsatı buldum ve olayları birkaç bin kişiye ulaştırma fırsatım oldu.

Filistinde, Kudüs yani sıra, Filistin Özerk bölgesinden El Halil kentini ziyaret etme fırsatımız oldu. Hz. İbrahim (a.s.), Hz. İshak (a.s.) ve hz. Sara (r.a.) mezarlarının bulunduğu İbrahim Halil camii’ni ziyaret ettik dua ettik.

Rabbimiz tekrar gitmeyi ve bu defa Mescid-i Aksa içinde namaz kılmayı bizlere nasip eder inşallah..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>