width=750

Rıfat Sait / AK Parti ve Balkan seçmenlerinin üç farklı ilde üç farklı tercihi

İZMİR, İSTANBUL ve BURSA’

Akılcı olmak, matematiksel düşünmek, kantitatif kararlar vermek için doğru olanı yapmak zorundasınız. Doğru olan ise inandığınız değerler doğrultusunda sizi istenilen sonuca ulaştıracak karar ve stratejilerdir. Kazandığınız müddetçe

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

haklısınız ve kimse sizi siyasi kararlarınızda eleştiremez. Bazen bize göre belki yanlış kararlar vardır ama yine de kazanırsınız. Bazen sonuç olumlu ya da olumsuz beklenendir ya da çelişkidir. İşte bu gerçekler doğrultusunda demografik yapılarına göre İstanbul, İzmir ve Bursa’daki seçmen tercihlerine ve buna mukabil AK Partinin aday tercihlerini analiz etmek istiyorum. Üç farklı ilginç sonuçlar çıkıyor. Gelin isterseniz birlikte inceleyelim.

Birinci örnek: Kazandığınız müddetçe haklı ve doğru olan siz olmaya devam edersiniz. İtiraz etmeye kalksak bile bu kabul görmez. Buna en iyi örnek İstanbul’dur.

İkinci örnek: Bazı örnekler vardır ki bu itirazlarda haklısınızdır. Âmâ farklı nedenlerle dikkate alınmaz. Ve maalesef üstelik sonuç da istenilen düzeyde değildir. Buna en iyi örnek İzmirdir.

Üçüncü örnek. En doğru olan ise budur. Hem kararınız doğrudur hem sonuç beklenen finaldir. Burası için en iyi örnek Bursa’dır.

Üç farklı ilde üç farklı sonuç

Birinci örneğimiz İstanbul. Şehir değil de bir bölge olarak düşünülmesi gereken İstanbul’un demografik yapısı olarak Balkan göçmenlerinin ağırlıklı hatta oldukça çok ağırlıklı olduğu yerler olan Bayrampaşa, Eyüp, Pendik, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Gaziosmanpaşa ilçelerinde Belediye Başkanlarının Balkan Göçmeni olmadıkları halde seçilmelerinin bir çelişki gibi görünse de öyle olmadığını söyleyebiliriz. Buraların Balkan göçmeni halkı yıllardır kişiye değil davasına ve Reisine olan sevgi, saygı ve bağlılığı ile koşulsuz destek veriyor. Zira bu olsa olsa bir Balkan milliyetçiliği değil dava milliyetçiliği olarak açıklanabilir. Bölgede yaptığımız araştırmalarda bazı şeylerin değişmekte olduğu ve halkın tepki ve itirazlarının seslendirildiği görülüyor. Ama son dönemde bu bölgelerdeki farklı lobilerin bu samimiyeti kötüye kullanmış olmaları Balkan seçmenlerini üzmektedir. Bu bizzat duyup şahit olduğumuz bir gerçektir.  Demografik yapısı ağırlıklı Balkan göçmenlerinin olduğu yerlerde ısrarla farklı adaylar konunca, bölge halkı siyasi nezaketle “Biz, bizi tanıyan, bilen ve bizim sosyolojik ve kültür yapımıza uygun adaylar” istiyoruz dediklerinde “Balkan Milliyetçiliği” yapmakla suçlanmalarına büyük tepki gösteriyorlar. Nasıl Diyarbakır’da örneğin bir Arnavut kökenli ya da Trabzon’da örneğin bir Malatyalı aday konmadığı veya hatta konsa bile kabul edilmediğinde için bu bir milliyetçilik değilse aynen öyledir. İstanbul diğer seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde hatta daha stratejik öneme sahiptir. O yüzden bu olaya çok önem verilmelidir.

Diğer bir örnek ise demografik yapısı Balkanlı olduğu halde farklı adaylar konulan ve dolayısıyla daha fazla başarısız sonuçlar kaydedilen İzmir örneğidir. İzmir’de nüfusunun neredeyse %35’i Balkan göçmenidir. İzmir, 1912 Balkan savaşları, 1924 Lozan mübadelesi, 1956 Yugoslavya göçleri ve 1989 Bulgaristan göçleri ile demografik yapısını Balkanlaştırmıştır. Bugüne kadar seçilen Belediye Başkanlarından Osman Kibar, İhsan Alyanak, Burhan Özfatura, Ahmet Priştina’nın Balkan göçmeni olması tesadüf değildir. Bugünkü Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Tokatlı olmasının herkesçe bilinen farklı bir hikâyesi vardır. Yine aynı şekilde İzmir’in 30 ilçesindeki mevcut Belediye başkanlarının 16 tanesi Balkanlıdır. Geçmişte ilçe Belediye Başkanlıkları yapan Işılay Saygın ve Kemal Baysak gibi şahsiyetler de Balkanlıdır. Sınırları Balkan bölgesinde olmasa da İzmir’e “Fahri Balkan şehri” denmesinin arkasındaki gerçek budur. Böyle bir yerde milliyetçilik olarak değil ama matematikçilik açısından ve doğal olarak Balkan kökenli aday konmasını beklersiniz. Konmadığı zaman oluşan farkın önemli bir nedeni de budur denildiğinde milliyetçilik yaftası ile karşılaşabilirsiniz.

Üçüncü örnek ise demografik yapısı Balkan olan ve genelde gösterilen adayların da doğru kararla Balkan göçmeni olduğu Bursa örneğidir. Nitekim Bursa’da alınan sonuçlar ortadadır. Alınan başarı puanı Türkiye ortalamasının üstündedir.

Son olarak daha önce de pek çok kez yazıp sorduğumuz, Çanakkale, Lüleburgaz, Kırklareli, Edirne, Çorlu, Aydın, İzmir, Manisa gibi vilayetlerde AK Partinin diğer illere göre göre istenilen başarıyı elde edememesi ile bu illerdeki ağırlıklı Balkan göçmenlerinin yaşamasının ilişkisi nedir ve buralarda kazanmak için ne yapmak gerekir? Bunun çok iyi araştırılması ve çözülmesi gerekir.

Türk ekonomisi için fırsat:

‘Balkan Pazarı’

Dış ticarette en büyük maliyet navlun ve nakliye giderleridir. Diğer yandan pazarın araştırılması, bulunması ve tanınması gibi diğer maliyetleri de dikkate almamız gerekir. Bilinmeyenin maliyeti bilinenden çok daha fazladır. Bütün bu maliyetlerin karşısında Türkiye’nin Avrupa’ya açılan komşusu olan Balkanlar, yakınlığı, bilinirliği ve potansiyeli ile dış ticaretimiz için önemli bir fırsat.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Üstelik hiç te yabancı olmayan bir bölge. Bugün Türkiye’de yaşayan yaklaşık 15 milyondan fazla insanın atalarının ve dedelerinin geldiği bölge. Üstelik 2 milyona yakın Türk’ün ve kan bağımız olan 10 milyondan fazla nüfusa sahip olan akraba topluluklardan Arnavut, Boşnak, Pomak ve Torbeşin yaşadığı bir bölge.

Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile dış ticaret hacmi

Balkanlar hemen dibimizde, dolayısıyla nakliye ve navlun maliyetinin minimum olduğu dış ticaret alanı.  Türkiye’nin Balkan ülkeleriyle gerçekleştirdiği dış ticaret hacmi 17 milyar dolar dolaylarında. Oysa  50 Milyar dolarlık bir dış ticaret hacminden söz ediliyor.

Hedefin üçte birine dahi ulaşamamış durumdayız. Bugün Cumhuriyetimizin 95.yılını kutluyoruz. Hayırlı olsun. Tam 5 yıl sonra inşallah 2023 yılında 100.yılını kutlayacağız. Türkiye’nin 2023 yılı ihracat hedefi inşallah 500 Milyar Dolar’dır.

Bu hedefin onda birini 50 Milyar Dolar ile neden Balkan ülkelerinde yapmayalım ki? Bugüne baktığımızda Romanya ile 5-6 Milyar Dolar, Bulgaristan 4 Milyar dolar,  Yunanistan ile 3,5 Milyar Dolar dış ticaret yapıyoruz.

Bunlar maalesef Ufak tefek rakamlar. Bu üç ülke de Avrupa Birliği ülkesi. Daha büyük rakamlara ulaşmamız gerekiyor. Ama diğer taraftan baktığımızda Balkanlarda Türk şirketlerinin yatırım tutarı 15 Milyar dolar civarında.

Balkanlarla sağlık turizmi yapılır

Balkan ülkelerindeki yatırım alanları turizm sektörü, bankacılık, ulaştırma, altyapı, tarım, hayvancılık, enerji sektörleri öne çıkıyor. Oysa turizm ve özellikle de sağlık turizmi bölge için büyük potansiyel. Türkiye sağlıkta büyük hamleler atmış bir ülke.

Son dönemde ülkemizde açılan ve açılacak olan modern şehir hastaneleri maşallah dedirtiyor. Balkanlarda böylesi sağlık merkezleri yok veya yeterli değil. Avrupa ve ABD’ye göre daha ucuz ve belli yerlerde daha kaliteli olan sağlık hizmetleri Balkanlar için büyük bir şifa kaynağı.

Bugün bir bölümü hizmete açılacak olan İstanbul’daki 3.havalimanı da ülkemize büyük bir avantaj sağlıyor. THY’nin dünyanın her yerine olduğu gibi Balkanlara da çok sık ve kaliteli uçuşlar yapmasını değerlendirmek gerekiyor.

Sağlık turizminde sadece şifa dağıtmak değil aynı zamanda paket programlar yapıp ülkemize Balkanlardan gelen hastalara deniz, güneş, kaplıca, doğa ve tarihi zenginliklerimizi de aynı programda sunabilmemiz gerekiyor.

Ticaret Bakanlığımızın teşvik ve destekleri var, mutlaka araştırın ve yararlanın

Eski Ekonomi şimdi Ticaret Bakanlığımızın döviz kazandırıcı hizmetlere çok ciddi teşvik ve destekleri var. Birçok işadamı ve şirket bunları biliyor ve yararlanıyor.

Bilmeyenler için hatırlatalım, 4 ana sektörde bakanlığın destekleri var. Bunlar Sağlık Turizmi, Sinemacılık, Eğitim ve Bilişim sektörleri. Mesela yurtdışından Türkiye’ye tedavi için gelen bir hastanın 1000 Dolara kadar yol parasını ödüyorlar.

Bu Balkan ülkelerinden gelecek hastalar için yolun ücretsiz olması demek. Yurtdışında açacağınız ofis kiranızın bir bölümü ve yapacağınız reklam çalışmalarının bir kısmı da ödeniyor.

Balkanlardan Türkiye’ye gelecek üniversite, yüksek lisans ve doktora öğrencileri için de destekler var. Saç ekme ve güzellik merkezleri de teşvik ve destek alabiliyorlar. Yararlanmak lazım.

Balkanlardaki Türk yatırım alanları

Türk firmalarının Balkanlardaki çalışmaları yeterli değil ama son günlerde dikkat çekmeye başladı. Şöyle kısaca bir incelediğimizde Türk firmalarının Turizm, alt yapı, tekstil, otomotiv, gayrimenkul,  bankacılık, tarım-hayvancılık, müteahhitlik hizmetleri oldukça önemli.

Bu arada Balkanlarda geri dönüşüm işinin de iyi takip edilmesi gerektiğini ve potansiyel olduğunu söylememiz lazım. TRT Haber’in verilerine göre (https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/turk-sirketler-icin-balkanlar-gozde-yatirim-bolgesi-oldu-369336.html ) Balkanlardaki Türk yatırımlarından bazıları ise şunlar:

Son dönemde yatırımlarını Balkanlar’a yönelen şirketlerin arasında Koç Grubu, Doğuş Grubu, Limak Holding, Tosyalı Holding, Yıldızlar Yatırım Holding ile Tay Group bulunuyor. Koç Grubu hâlihazırda Romanya’da SC Arctic SA, Slovakya’da Beko Slovakya SRO, Yunanistan’da ise Olympic Commercial and Tourist Enterprises SA şirketleriyle faaliyet gösteriyor.

Doğuş Grubu’nun ise Bulgaristan’da inşaat, Hırvatistan ve Yunanistan’da ise marina ve otel alanlarında mevcudiyeti bulunuyor. Tekstilde Tay Group, Balkanlara yöneldi. Yıldızlar Yatırım Holding’in orman ürünleri alanında faaliyet gösteren şirketi Yıldız Entegre Romanya ve Slovenya’da yatırımlar yaptı.

Karadağ’ın en önemli sahil kasabalarından olan Budva’da Türk gayrimenkul firmaları projeler üretiyor. Türk yatırımcılar arasında Balkanların potansiyelini en erken keşfeden firmalar arasında Limak Holding öne çıkıyor. Limak Holdingin Kosova’da KEK isminde elektrik dağıtım şirketi bulunuyor.

Limak ayrıca Kosova’da Priştina Uluslararası Adem Yaşari Havalimanı’nı işletiyor ve Makedonya’nın başkenti Üsküp’te de oldukça büyük bir karma projeye başladı. Keza TAV, Makedonya’nın Üsküp ve Ohri havalimanlarını işletiyor.

Tosyalı Holding şirketlerinden Tosçelik Spiral Boru, geçen günlerde Romanya Doğal Gaz İdaresi TRANSGAZ tarafından açılan boru ihalesini kazanarak önemli bir başarıya imza attı.

Balkanlardaki Türk şirketleri

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’ndan (DEİK) alınan bilgilere göre, geçmiş yıllardan bu yana birçok Türk şirketin Balkanlarda faaliyet pazarları arasına alarak yatırım yaptığı ve mevcudiyetini bugüne kadar sürdürdüğü görülüyor.

TRT Haber’in verilerine göre (https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/turk-sirketler-icin-balkanlar-gozde-yatirim-bolgesi-oldu-369336.html ) Balkan ülkelerindeki Türk şirketleri şöyle sıralanıyor:

Bosna Hersek’te Ziraat Bosna Hersek, Nobel İlaç, Hayat Holding’in Natron-Hayat, Şişecam Topluluğu, Kırlıoğlu Kimya ve Enprode Mühendislik. Sırbistan’da Halkbank Belgrad, Jeanci Tekstil, Teklas Kauçuk, Söylemez Kauçuk, Aster Tekstil, Simit Sarayı ve Taypa. Hırvatistan’da Doğuş Grubu, Saran Holding, Rixos Hotels, Süzer Holiding’in KentBank, Unit Invest Group. Arnavutluk’ta Çalık Holding, Ayen Enerji, Limak Holding. Kosova’da Türkiye Ekonomi Bankası (TEB), Limak Holding, Çalık Holding, Özerler Band, Ziraat Bankası, Çalık grubunun BKT Bank, İş bankası, Sırbistan’da Halk Bankası, Karadağ’da Tosyalı Holding, Global Holding, Doğuş Grubu, Gintaş. Makedonya’da TAV Havalimanları, Limak Holding, Cevahir Holding, Halkbank. Romanya’da Arçelik, Beyçelik Holding, Yıldızlar Yatırım Holding, Tosyalı Holding ve Koç Grubu. Bulgaristan’da Aktaş Holding’in Techno Aktaş, Akgün Grup, Doğuş Grubu. Slovenya’da Yıldızlar Yatırım Holding. Yunanistan’da Koç Grubu ve Doğuş Grubu ve Batı Trakya’da Ziraat Bankası

Bu arada Sırbistan’a gittiğinizde Aleksinaç’ta Türk yatırımı olan Hotel Bosphorus’da kalabilirsiniz.

CHP/HDP ittifakına karşı AK Parti’de

Balkan ittifakının tam zamanı

Doç.Dr. Kader Özlem’in 21.YY Türkiye Enstitüsü web sayfasında yayınlanan “Balkan Göçmenleri ve Türkiye’deki siyasi seçimler” başlıklı yazısını bilmiyorum okuma fırsatınız oldu mu?  Yazıyı http://www.21yyte.org/tr/arastirma/balkanlar-ve-kibris-arastirmalari-merkezi/2011/04/14/6160/balkan-gocmenleri-ve-turkiyedeki-siyasi-secimler  linkinden indirip okuyabilirsiniz. Bu akademik yazıda Balkan göçmenleri ile ilgili önemli detaylar ve bilgiler var.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Özellikle Marmara, Ege ve Trakya bölgelerinde siyaset yapanlar için önemli veriler sunuluyor. Yazıda Balkan göçmenlerinin Türkiye’deki nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturdukları, bunun da takriben 18 Milyon civarında olduğu belirtiliyor. Balkanların fahri kenti sayılan İzmir’de ise nüfusun %45’ni Balkan göçmenlerinin oluşturduğu bu sayının da yaklaşık 1.800.000 olduğu belirtilmiş.

Balkan fay hattı

Star gazetesinde yayınlanan “AK Parti’nin Batı çözüm süreci” başlıklı makalemde belirtmiştim. Bu yazıyı https://www.star.com.tr/yazar/ak-partinin-bati-cozum-sureci-yazi-1079960/ linkinden okuyabilirsiniz. AK Parti’nin yerel yönetimler olarak nispeten CHP’den geride olduğu İzmir, Aydın, Manisa, Çanakkale, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne gibi bazı Ege ve Trakya illerinde Balkan göçmenlerinin demografik ağırlığı olduğu biliniyor.

Bütün bu bölgeyi bir Balkan fay hattı olarak düşünürsek bu fay hattının merkezini İzmir olarak görmek gerek. AK Parti bu fay hattında özellikle yerel seçimlerde başarılı olmak için Balkan kökenli adayları bulup değerlendirmesi doğru olabilir.

CHP’nin HDP ile ittifakı bünyesindeki Balkanları kaybettirir

Balkan göçmenlerinin en önemli özellikleri Devlete olan sadakat ve bağlılıkları, vatan, bayrak, devlet gibi unsurlara karşı çok büyük saygı göstermeleridir. Bu özelliklerinin dayandığı tarihi vakalar vardır.

Balkan göçmenleri 600 yıldır yurt edinip yaşadıkları Selanik’i, Üsküp’ü, Priştine’yi, Sancak’ı birkaç günde kaybedip, son vatan toprağı Anadolu’ya geri göç ettiklerinde, vatanın ve toprağın değerini çok daha fazla anlamışlardı. Osmanlı’dan kalan bir özellik olsa gerek devlete saygı ve sadakat en üst seviyededir.

Balkan göçmenlerinin bununla ilgili gurur duydukları pek çok yerde söyledikleri ortak bir söz vardır; “Bizden sağcı da çıkar solcu da çıkar ama vatan haini çıkmaz” derler.

Bu açıdan bakıldığında devleti parçalamaya yönelik tehdit içeren PKK gibi örgütlere destek verenlere şiddetle karşı koyarlar. Diğer taraftan da Atatürk’e karşı duydukları haklı saygı ve sevgi gereği, sözüm ona sanki onun partisiymiş gibi algı oluşturulan CHP’ye yakınlık duyarlar. Oysa CHP’nin HDP ile ittifak kurması onlar için asla kabul edilemez.

Hatırlarsanız kendisi bir Balkan göçmeni (Boşnak) olan eski CHP İzmir milletvekili Prof.Dr. Birgül Ayman Güler buna benzer sebeplerden partine tepki gösterip partisinden istifa etmişti.

Bu yüzden tam bu zamanda yani CHP’nin HDP ile ittifakında AK Parti’nin Balkanlarla ittifak yapması CHP içindeki Balkan göçmenlerinin kazanılması için son derece önemlidir. Balkan fay hattında Başkan ve meclis üyelerini seçerken Balkanları kaynak görmek akıllıca olur.

AK Parti’nin kesinlikle İstanbul ve Ankara’yı kaybetmemesi gerekir

Optimar isimli araştırma şirketi geçenlerde bir araştırma yapıp yayınladı. Bu araştırmayı https://www.star.com.tr/roportaj/optimar-arastirma-baskani-hilmi-tasdemir-cumhur-ittifakinda-secimler-taktik-gelecek-stratejik-haber-1393147/ linkinden alıp okuyabilirsiniz. Optimar’ın başkanı Hilmi Taşdemir’in verdiği bilgiler dikkat çekiyor. Bakın ne diyor Sayın Taşdemir:

AK Parti’nin iddiasını sürdürebilmesi için yereldeki gücünü koruması, Ankara ve İstanbul’u kaybetmemesi gerek. İki parti için de adayların belirlenmesi taktik mesele ise de gelecekteki etkisiyle stratejiktir bu seçim… İstanbul’da bir önceki yerel seçimde CHP ile arada büyük fark olmamakla birlikte muhtemel ve uzun süreli ittifak yaptıkları HDP de dikkate alındığında belli ölçüde risk teşkil edecek gibi duruyor.” HDP’nin İstanbul’da bir milyon civarında oyu var. İzmir’de ise 334.000 oyu bulunuyor. Bu oylar ittifakla birlikte kesin olarak CHP’ye gidecek görünüyor.

Şimdi tam Balkan zamanı

AK Parti’nin İstanbul’da özellikle Balkan göçmenlerinin ağırlıkta olduğu Eyüp, Gaziosmanpaşa, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Pendik, Küçükçekmece, Avcılar, Sultangazi gibi yerlerde Balkan göçmeni adayları koyması oldukça önemlidir. Şimdi tam zamanıdır. Zira İstanbul’da AK Partiye yakın Balkan göçmenlerinin yanlış adaylar yüzünden partiye soğumaya başladığını biliyorum.

Sırf Reise saygı yüzünden oy veren bazı Balkan göçmenlerinde yanlış adaylar yüzünden tercihlerinde kaymalar olabilir. Bu İzmir’de Buca, Bornova, Menemen, Gaziemir, Çeşme, Aliağa, Bergama gibi Balkan göçmenlerinin yoğun olduğu ilçeler içinde geçerlidir. Balkan göçmenlerinin bayrağa ve vatana karşı hassasiyetleri çok yüksektir. Bu yüzden HDP’ye karşı ciddi tepkileri vardır.

CHP’ye gönül veren Balkan göçmenlerinin CHP-HDP yakınlaşmasına sıcak bakmadıklarını çok iyi biliyorum. İşte tam bu yüzden AK Partinin bunu çok iyi kullanıp, İstanbul ve İzmir’de Balkan göçmenlerinin ağırlıklı yaşadığı yerlerde Balkan göçmeni adayları mutlaka değerlendirmesi gerekir.

Bu son derece elzemdir. Balkan adaylarının tercihinde, CHP’de Muharrem İnce ve İP’de Meral Akşener’in Balkan kökenli olmasına karşın farklı bir karşılık olması da önemlidir. Ayrıca “Bekle Karşılığını Uygula” modeli de düşünülebilir. Yani CHP’nin göstereceği adayı beklemek ve bu adayın profiline karşılık gelecek bir karşı adayla çıkmak olabilir.

Yanlış adayın olumsuz etkisi

Optimar’ın araştırma sonuçlarına göre; genel itibariyle  Yerel seçimlerde ne olursa olsun oyumu partimin adayına veririm diyenlerin oranı yüzde 49,5  “Kendi partimden olmasa da beğendiğim adaya oy veririm” diyenlerin oranı ise yüzde 40,6.olduğu görünüyor.

Parti dağılımına bakacak olursak AK Parti’de aday kim olursa olsun oy veririm diyen yüzde 61,5’lik bir kesim var. Buna göre AK Parti’de yanlış aday olması durumunda %38,5’lik oranda bir kitle tereddüt yaşayabilir. Bu oran İzmir gibi daha liberal bölgelerde artabilir. Adayın doğruluğu Balkan fay hattında ve özellikle İzmir’de daha da önem kazanıyor.

Kürt kardeşlerimizi de unutmayalım, denge önemlidir

Burada özellikle belirtmemiz gereken çok önemli iki nokta var. Birincisi, söylemlerimiz kesinlikle milliyetçilik değil gerçekçilik esasına dayanıyor, ikincisi demografik ağırlığa göre bazı yerlerde de Balkan değil Kürt kökenli kardeşlerimizin adaylıkları öne çıkabilir, bu durumda aday tercihinizi ona göre değiştirmeniz gerekecektir.

Örneğin İzmir’in genel nüfusunun %45’i Balkan kökenli olsa da bazı ilçelerde Mardin, Sivas ve Konyalıların ağırlıkta olduğu ve buna göre hareket edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Örneğin İzmir’in en büyük ikinci ilçesi Karabağlar, çoğu Mardinli doğu kökenlilerin ağırlıkta olduğu bir ilçedir. Karabağlar ilçesindeki adayınız da buna uygun olmalıdır. Keza İzmir’in en büyük ilçesi Buca’nın başkan adayı olarak Balkan kökenli bir adayı koyarken, bazı mahallelerde Kürt kökenli meclis üyesi kardeşlerimiz mutlaka tercih edilmelidir. Bu denge çok önemlidir.

Sorular ve cevaplar!..

Peygamber efendimiz (SAV) tarafından daha hayattayken cennetle müjdelenen 10 kişiden biri Hz. Ömer (RA) idi. İslam halifesi ve İslam Devletinin başındaki Hz. Ömer (RA) heybetli, otoriter, lider bir kişiydi.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Bir cihat sonrası konuşma yapmak için mescitte minbere çıkar.

“Ey müminler! Beni dinleyin ve bana uyun.” der. Arka saflarda biri itiraz eder. “Ey müminlerin emiri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum! Çün­kü sen, Allah ve Resul’ünün yolundan gitmiyorsun!” dedi.

Halife, “Neden?” diye sordu.

O zat sebebini şöyle izah etti: “Ganimet taksiminde, bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği halde, görüyorum ki, sen o kumaştan fazla almış, bir elbise yaptır­mışsın!”

Hz. Ömer, cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah’a (r.a.) işaret etti. Hz. Abdullah da kalkıp durumu izah etti. Payına düşen kumaşı babasına verdiğini söyledi. Gözler ikazda bulunan zata yönelmişti. O zat ayağa kalktı ve:

“Şimdi konuş, ey müminlerin emiri! Şimdi dinliyor ve sana itaat ediyorum.” dedi.

Cennetle müjdelenen, İslam’ın halifesine suçlayıcı ve itham dolu böyle bir soru sorabilmek hem de herkesin önünde sorabilmek tabiki cesaret ister ama asıl önemli olan bu soruyu sormasına izin veren ve cevabı ile bugün dahi bizleri hayran bırakan, kendisine saygımızı artıran, İslam’a imanımızı bir kez daha yükselten Hz. Ömer’in duruşudur. Allah hepsinden razı olsun.

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.” mealindeki kudsi hadis ile yüce Allah’ın (CC) buyruğunu bize nakleder. İnsan ise fıtratı gereği bilmediğini öğrenmek ister ve sorar.

Size yönelik sorular varsa, bilin ki; bu aslında tarihi varlığınızın ve öneminizin ispatı için çok güzel bir kaynak ve sebeptir. Varsın merak etsinler, varsın sorsunlar, Elhamdülillah.  Sorulara karşı sabretmek, dinlemek, ön yargılı olmamak gerekiyor.  Doğru Soruyu sormak ve sorulara doğru cevaplar vermek ne güzel.

Muhyiddin-i Arabi hazretleri, büyük veli ve müctehid idi. Beş yüzden fazla kitap yazdı. Gerçekleri çok farklı bir üslup ile çekinmeden söylerdi.  Cahiller, buna zındık dedi. İbni Teymiyye gibiler kâfir dedi. Âlimler, ârifler ise, veliy-yi kâmil olduğunu anladılar.

Yavuz Selim Han,  Vefatından önce ayağını yere vurarak, “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır” buyurduğu yeri tespit ettirip, orayı kazdırdı. Orada küp içinde altın çıktı. Bundan, “Siz, Allah teâlâya değil de, paraya tapıyorsunuz” demek istediği anlaşılmıştı.

Soru soralım tabiki. Alınan her doğru cevap davayı güçlendirir, inancı sağlamlaştırır. Allah Rızası için soru soranları ve yapıcı eleştiri yapanları  ”Hain” ilan etme hastalığını bırakın artık!

ALLAHA EMANET OLUN

…..

Yanlış yerel, Erken genel

Birlikte milletvekilliği yaptığımız, Star gazetesi köşe yazarı Sayın Mehmet Metiner, geçen gün katıldığı bir TV programında şöyle dedi: “Yerel seçimlerin sadece yerel seçimlerden ibaret olduğunu düşünmüyorum. AK Parti’nin

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

İstanbul, Ankara ve Antalya gibi büyükşehirleri kaybetmesi için her türlü oyun planı devreye sokulacak ve devamında erken genel seçim dillendirilmeye başlanacak.” Ben de böyle düşünüp, konuştuğum için bazı yerlerde arkadaşlarla fikir ayrılığına düşmüş, hatta eleştirilmiştim.  Bu sözleri görünce,  hemen not aldım ve bu makalemin girişinde kullandım.

2019 Yerel seçimlerinin önemi

Elbette bütün seçimlerin bir önemi var. Geçen yazımda da belirttiğim gibi 2019 yılı Mart ayında yapılması planlanan yerel seçimlerin de ayrı bir önemi var. Bana göre hayati önem taşıyor. Bakın bugüne kadar iki seçim hariç sürekli seçim kazanmış bir AK Parti var. Diğer iki seçim ise bana göre kayıp değil ama gerçekleri görebilmek için bir şefkat tokadı. Ders alınırsa çok daha büyük kazanımları olan seçimlerdi belki de.  Teşbihte hata olmaz derler, bir tüccar düşünün, yaptığı her yatırım için birikimlerini ortaya koyup yatırımlarının sonucunu bekliyor. Bu şekilde yaptığı bütün yatırımlardan kazançla çıkıyor. Sonunda bütün birikimiyle yeni bir yatırıma giriyor. Allah korusun çeşitli nedenlerden ötürü bu sefer başarılı olamıyor ve bütün birikimlerini kaybediyor. İşte Mart 2019 yerel seçimleri böyle bir şey. Maazallah, geçmişteki kazandığınız bütün seçimleri size unutturacak bir zarar verebilir. Çok ama çok dikkatli olmak lazım.

Muhalefet uzun süre seçim beklemeyi sevmez

Bu seçimlerden sonra uzun süre planlı bir seçim görünmüyor. Uzun süre seçim yapılmayacak olması Ülke ekonomisi ve istikrarı için gayet güzel bir ortam. İktidar partileri için de uzun süre seçim yapılmayacak olması gerçeği söylemek gerekirse iyi bir ortamdır. Ancak nasıl futbol, gol ile heyecanlı oluyorsa, siyasette seçimle renkli ve heyecanlı oluyor. Hele hele muhalefet için uzun süre seçim yapılmayacak olması hiç kabul edilemez. Zira böylece normal şartlarda iktidar partisine en yakın seçimlere kadar dokunamaz.

Bu yüzden muhalefet belli aralıklarla seçim olmasını ister. Yerel seçim sonuçlarıyla iktidar değişmez ama genel seçim tarihleri değişebilir. Bunu muhalefet çok iyi bildiği ve uzun süre seçim olmayacağı için yerel seçimlere ayrı bir can kurtarıcı seçimler gibi bakar. Buradaki muhalefetten sadece mevcut muhalefet partileri anlaşılmasın, Türkiye’yi ve onun başındaki hükümet partisini durdurmak isteyen tüm iç ve dış güçlerden bahsediyorum. Yani bu yerel seçimler bütün hepsi için uzun bir tünelden önceki karayolundaki son çıkış gibi. Bu yüzden de çok önemli.

2019 Yerel seçimleri için öngörülen avantajlar

AK Parti açısından bu yerel seçimin zamanı siyasi konjonktür olarak görünürde avantajlı gibi. CHP içindeki bölünme, İYİ Parti’nin CHP oylarını alabileceği, özellikle yeniden aday yapılmayacak olan CHP’li mevcut Belediye Başkanlarının İYİ Parti’den aday olmaları oyları bölecektir, AK Parti’nin MHP ile koalisyon yapması, CHP Belediyelerinin genelde başarısız yönetilmeleri, projelerinin olmaması ve hizmet vermemeleri, AK Parti’yi siyasi açıdan güçlendiriyor.

Ancak kesin emin olmamak gerekiyor. AK Parti açısından konuşulan tüm bu cümleler CHP’nin malumu. Yani onlar da bu konuştuklarımızı çok iyi biliyor tedbir alacaklardır diye düşünüyorum. Diğer yandan ekonomik konjonktür AK Parti için seçimlerde dezavantaj gibi. Tabi AK Partili kurmaylar da buna çözüm üreteceklerdir.

Dezavantajlar

AK Parti açısından ekonomik durum dezavantaj olabilir. Üstelik seçim ekonomilerinin de olumsuz ilave etkileri de var. Bu bakımdan seçimlerin erkene alınması aslında ekonomik açıdan çok daha iyi olabilir. Bu sadece benim naçizane bir düşüncem. Ya da seçimler öncesi piyasaların mutlaka biraz canlandırılması ve hareketlendirilmesi gerekiyor.

Diğer yandan son seçimlerde AK Parti oylarını olumsuz etkileyen en önemli neden olan, Feto taraftarlarının CHP’ye destek vermeleri. Küçük te olsa mağduriyet yaşayan bir grup var ki bunların çoğu oylarını AK Parti’ye vermeye meyilli kişilerdi, küstürüldüler. AK Parti’de son dönemdeki puan kayıplarının bir kısmı bu yüzden. Sakın yanlış anlaşılmasın, Fetocuları kazanalım falan demiyorum.

Mesela canlı iki örnek vereyim. Kardeşi Feto okullarında öğretmenlik yaptı diye ihraç ediliyor bir diğerinin baldızı 8 yıl kadar önce Feto üniversitesinde yüksek lisans yaptı diye memuriyete alınmıyor. Bu şekilde vatandaşlar AK Partiye ve devlete küstürülüyor. Şu anda kardeşi Fetocu olup devlette iyi yerlerde olanlar var. Buna kızmamak lazım. Kimse kardeşinin yaptığından sorumlu tutulamaz. Ama kardeşi Fetocu diye siz ona ceza vermeye kalkarsanız bırakın oy vermeyi size düşman olur.

Anketler

Anketlerden bahsediliyor. Eğer doğru kurumlar, doğru yerlerde, doğru sorularla anket yaparlarsa güzel. Ancak istediğiniz sonuca göre anket yapıyorsanız felaket. Bakın size bir örnek vereyim. Geçen seçimlerin birinde bir ilçe için bir aday belirlenmişti. Nedir diye sordum, ankette en çok tanınan kişi olarak çıkmış. Peki, bu yeterli mi? Mesela Türkiye’de bir anket yapsanız. Tanınırlıkta Donald Trump ilk sıralarda çıkar. Ama sormak lazım, kaç kişi o’na oy verir.

Nitekim yukarıda bahsi geçen kişi aday oldu ve fark yedi. Şimdi burada anket sonuçlarına kızmamak gerek. Anket mi istiyorsunuz? Seçimlerden daha iyi anket mi olur? Yakın zamanda bir seçim olmuş ve sonuçları tek tek görebiliyorsunuz. Sekiz ayda sihirbazlık yapamayacağınıza göre radikal çözümlerle sonuca gitmek gerekir. Bir yerde araç yol almıyorsa üç çare vardır: Ya aracı, ya şoförü ya da yolu değiştireceksin.

Gizli müşteriler veya raportörler

Daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Reisin mutlaka son seçimlerde kaybettiğimiz yerlere gizli raportörler göndermesi lazım. Bazı şirketler buna “Gizli Müşteri” diyor. Kar etmeyen mağazalara giden gizli müşteriler, ilginç tespitler yapabiliyor. Gizli Raportörler, teşkilatı, muhtelif adayları ve seçmen analizini inceleyecekler. Bu raportörler kimsenin bilmediği ve Reisten başka kimseye eyvallahı olmayan kişiler olmalıdır. Onlardan gelecek veriler, teşkilatlardan gelen verilerle ve anket sonuçlarıyla karşılaştırılmalıdır. Bilmiyorum bu yapılabilir mi? Olursa mükemmel olur.

Doğru aday kriterleri

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, aday belirlemede beş temel kriterlerinin olduğunu ve bunların: “ Ehliyet, liyakat, sadakat, adalet ve tevazu” olduğunu söyledi. Kesinlikle doğru tespitler. Ben de benzer kriterleri pek çok kez yazdım ve söyledim. Numan beyin sunduklarına naçizane üç ekleme yapacağım: “Bereket, toparlayıcılık ve samimiyet” Bereket derken, AK Partiye ilave oy getirecek, katma değer sunacak adaylar olmalı.

Toparlayıcı derken AK Parti’deki tüm küskünleri toparlayacak biri olacak. Bu çok önemli zira AK Parti’de ciddi küskünler var. Bunlar Reise değil ama teşkilatlara küskünler. Son seçimde bunlardan bir kısmı ya oy kullanmadı ya da MHP’ye gitti. Son olarak Samimiyet, yani gerçekten göründüğü gibi olacak, olduğu gibi görünecek. Tevazu rolü yapmayacak, tiyatro yapmayacak.

Parti büyüklerine tevazulu ama vatandaşın karşısında gerçek yüzünü gösterip kibirli olmayacak. Zira bu şekilde ikiyüzlü olanlar da var maalesef. Bu arada seçim bölgesinin demografik yapısına göre adayın belirlenmesi de önemli. Diğer taraftan adayların isimlerini Reise verenlerin de yukarıdaki bu kriterleri harfiyen uygulaması çok önemli. Reis herkesi tek tek tanıyamayabilir. Bu yüzden kefil olanların üstünde büyük bir vebal vardır.

Bu seçimlerin önemli olduğunu ve bugüne kadar oluşan bütün birikimlerin bir anda yok edebilme olasılığının olduğunu söylüyoruz. Türkiye’nin, İslam âleminin, Reisin zarar görebileceği yanlışlıklar asla kabul edilemez.  Böyle bir hata bilerek ya da bilmeyerek yapılsın affedilemez.

Siz doğru olanı yapın ve inanın

Hiçbir şey kesin değildir. Allah’ın dediği olur. Bu yüzden ne İstanbul, Ankara veya Antalya’nın kazanılması kesindir ne de İzmir veya Edirne’nin kaybedilmesi kesin değildir. Her şey inanmakla başlar. Gerçekten inanmakla. Lütfen özellikle İzmir’i böyle düşünün.

İzmir benim güzel şehrim. İzmir, CHP’nin bu yönetimini hak etmiyor. Lütfen CHP’ye oy verdiği için İzmirliye kızmayın. Hep beraber özeleştiri yapalım ve kendimize kızalım. Nerede hata yapıyoruz? Doğru adaylar ve doğru stratejilerle İzmir’de çok güzel şeyler bekliyorum inşallah. Siz doğruları yapın (Doğru aday ve doğru strateji) ve İNANIN.  Allah inanlarla beraberdir. Olacak inşallah.

…..

Ekonomik savaşta devletin sübvansiyonu

ARTIK herkes biliyor ki; Türkiye adı konulmamış bir savaşın içinde. Geçen yazılarımızda detaylı olarak anlatmıştık. Evangelistlerin karşılarında en büyük rakip gördükleri Türkiye’ye karşı başlattıkları bir savaş bu. Kimilerine göre 3.Dünya savaşı, bir diğerine göre Kıyamet (Armegedon) savaşı, görünen yüzüyle ekonomik savaş, bizim açımızdan ikinci kurtuluş

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

savaşı. Pek çok siyasetçi, devlet adamı, yazar, çizer bunu söylüyor ama en önemlisi Türkiye Cumhuriyetinin en yetkilisi Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye karşı başlatılan bu savaşı pek çok kez konuşmalarında ifade etti. Dolayısıyla başka söze hacet yok.

Şimdi özel sektörün ama sonra devletin sorunu

Düşmanların Türkiye’ye karşı başlattıkları bu savaşta kuşkusuz en büyük silahları Dolar. Hiçbir karşılığı olmadan istedikleri gibi bastıkları dolarla, ekonomik saldırıyı gerçekleştiriyorlar. Dolarla yapılan bu saldırıya karşı sadece halktan ve milletten bir şeyler beklemek olmaz. Zaten devletimiz de üstüne düşen görevi yapıyor. Savaş, tıpkı bir doğal afet gibi açıkça bir mücbir sebeptir. Normal şartlar yerine acil plan eylemleri devreye girer.

Dolayısıyla adı konulmamış bu savaşta devletin acil eylem planları içinde zarar gören milli müteşebbisleri sübvanse etmesi gerekir. Tabiki devletin de imkânları bir yere kadar sınırlı. Tabiki bu devlet bizim, hepimizin. Ancak ülkede özel sektör biterse devlet çok daha büyük zarar görür. Yatırımların, ihracatın, istihdamın ve vergi ödemelerinin devamı özel sektörün durumuna bağlıdır. Bugün özel sektörün sorunu olan bir durum müdahale edilmez ise ileride devletin sorun haline gelebilir.

Dolar zade sanayicilerimiz

Geçen hafta İzmirli küçük bir KOBİ sahibi bize geldi ve yardım istedi. Yardım istediği konu şuydu. Devletin bir ihalesine girmiş ve kazanmış. Ancak kazandığı ihalenin hammaddesi yurtdışından geliyor. Yani Dolar ile satılıyor. İhaleye girdiğinde Dolar 4000 lira civarında. Seçimler ve seçim sonrası yeni yapılanma nedeniyle ihalenin sonuçlanması 2 ay gecikiyor. Bu arada Dolar 6500 olunca, şok durumu yaşanıyor.

Dolayısıyla ihaleden çıkmak istiyorlar. Bu KOBİ sahibi, ben teminat mektubunu yakmaya hazırım diyor ama ihale kanununa göre yasaklı duruma düşecek. İhale yasaklısı olunca şirketin kapanması ya da büyük zarar sonucu yatırımları durdurup işçi çıkartması söz konusu olabilir.  Ayrıca daha da vahimi bir sonraki ihaleye giremeyince rakibi tek kalıyor ve tekel gibi tek başına ihaleye girip istediği fiyatı verebilir.

Bu konuyu ihaleyi yapan devlet kurumundaki ilgili memura soruyor ve çare arıyor. Ancak ilgili devlet memuru, beklenen cevabı veriyor : “olmaz, yasaklı duruma düşeceksiniz” Hatta bu memur arkadaşlar hiç zaman kaybetmeden bakanlığa ilgili yazıyı adeta acele posta ile yazıp bu KOBİ’yi yasaklı duruma sokmaya çalışıyor. Neyse ki; duyarlı ve gelecekte ne olacağını bilen üst düzey memurlarımız var. Dolar mağduru KOBİ’ye bir müddet zaman verdiriyorlar. KOBİ biraz nefes alıyor ama bu da geçici bir çözüm.

Alman usulü sübvansiyon

Yaşanan bu problem sadece bize yardım edilmesi için gelen KOBİ’nin meselesi değil. Türkiye’de bu durumda olan çok sayıda mağdur milli ve yerli sanayici ve müteşebbis var. Ankara’daki bürokratlarla görüştüğümüzde çözüm için tek adres gösteriyorlar:

“Tek ve yetkili çözüm Başkan Erdoğan!”  

Bilmiyorum, bu problem Sayın Başkanımıza bu kadar detaylı anlatıldı mı? Bazı işadamları, ulaşamayız diyorlar ama bazen yazılan birkaç satır yazı çok büyük duvarları bile aşarak sahibine ulaşır. Diyeceğim o dur ki; Sayın Başkanım sanayiciler bu konuda sizden çözüm bekliyorlar.Elçiye zeval olmaz. Biz böylece iletmiş olalım.

Ülke sizin de söylediğiniz gibi savaşın içinde. Bu bir mücbir sebeptir. Normal kanunlar yerine olağanüstü durumlardaki kanunlar işletilmeli ve devlet mağdurları sübvanse etmelidir. Ancak zararın tamamını devletten karşılaması beklenemez. Bir kısmını özel sektör bir kısmını devlet. Bu savaşta Almanların da rolü var ya, Alman usulü halledelim inşallah.

Türkiye’deki ABD’li bir arşiv firması hakkında şikâyet var

Duvarları aştıysak bu arada bize gelen küçük bir şikâyeti de bu vesileyle yukarıya iletmiş olalım. Ne kadar doğru bir şikâyettir bilemiyorum. Ama oldukça ciddi bir şikâyet söz konusudur. Mutlaka araştırılması gerekir.  Hani milli ve yerli diyoruz ya, yaklaşık 10 yıldır faaliyette olan milli ve yerli bir KOBİ’miz dijital arşivleme işi yapıyor.

Bugüne kadar devlete iş yapmamış. Milli ve Yerli harekâtı başlayınca ekmek yerim deyip devlete teklif veriyor. Bir bakıyor ki; bazı devlet kurumlarında merkezi ABD’de olan bir yabancı kurum dijital arşiv işini almış. İsmi İron Mountain. Yani Türkçesi Demir Dağ.

Aslında Amerikalılar böyle biz Türkler gibi isim tamlaması yapmazlar. Muhtemelen Amerika’daki bazı Türkler böyle isim takabilirler. Üstelik bu ABD’nin en büyük veri depolama şirketlerinden olan  bu “Iron Mountain” , adresi Pensilvanya olunca şüpheler artıyor.

Detaylı bilgi için Abdulkadir Selvi’nin Hürriyet gazetesinde 4 Temmuz 2017 tarihinde yazdığı şu yazısını okumak gerekiyor. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/fetonun-hesaplari-ve-devletin-istihbarati-40508544  Bu şirket hakkında gerekeni yazmış. Doğru veya yanlış bence mutlaka araştırılması gerekir.

………………….

AK Parti açısından;

‘Yerel Seçim Analizi ve İzmir’in durumu

OLAĞANÜSTÜ bir şey olmaz ise kısmetse 2019 Mart’ında Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşecek. Bu seçimlerde Belediye Başkanları ve meclis üyeleri seçilecek. Basit olarak baktığınızda özeti bu şekilde olacak.  Ancak muhtemel etkileri açısından bu yerel seçimler, çok daha farklı sonuçları doğurabilecek bir seçim gibi görünüyor. Muhasebede muavin hesaplar vardır ya, siyasetin de farklı ve derin hesapları var. İşte bu yüzden AK Parti açısından bu seçimlerin sonuçları itibariyle etkilerini bilmek ve gerekiyorsa önlemlerini almak gerekiyor.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

2019 Yerel Seçimleri neden önemli?

Her seçim için, “Bu seçim çok önemli” laflarını duyarız. Gerçekten de her seçimin kendine özgü önemi vardır. En küçük ve basit bir seçim bile kazanılmak için yapılır. Önemli olan seçimleri kazandığında beraberinde ne kazandığın, kaybettiğinde ise beraberinde ne kaybettiğini bilmektir. Birileri için küçük bir kayıp bile çok önemliyken, mesela iktidarı hedeflemesi gereken Ana muhalefet partisi CHP için sürekli kaybetmek alışkanlık haline gelen önemsiz bir şeydir. Bu yüzden daha çok iktidardaki AK Parti açısından yerel seçimlerin önemine bakmak gerekir.

2019 Yerel seçimleri AK Parti açısından 4 noktada önemini hissettiriyor:

1-Başkanlık seçimlerinde AK Parti’nin bir önceki seçimlere göre 7 puanlık düşüşü dikkat çekmişti. Bu düşüşün çeşitli nedenleri olduğu konuşuldu. En önemli neden olarak aday tercihleri gösterildi. İktidarın verdiği yıpranma, metal yorgunluğu, dava samimiyetinden uzaklaşma gibi çeşitli nedenler de yazıldı ve çizildi. AK Partideki erozyonun MHP’ye doğru bir tercih kayması olduğu kuvvetle muhtemel. Bu da AK Parti’de klasik olarak küskünlerin olduğunu gösteren en büyük işaret. Zira muhafazakâr Seçmen tepki olarak en yakın ikame edeceği parti olan MHP’yi tercih etmiş. Bir kısmı ise ya oy kullanmamış ya da boş ve geçersiz oy kullanmış. Bu aslında daha az zarar veren kısmen yumuşak bir tepki. Bu bir tür şefkat tokadır.  Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçim sonrası milletin verdiği mesajı aldıklarını ve gereğini yapacaklarını söylemişti.  Özellikle de yerel seçimlerde halkın sevdiği adayları bulup aday göstereceklerini belirtmişti.  Bu tam olarak doğru bir tespit. Halkın verdiği mesajı alıp gereği yapılırsa kaybedilen 7 puan fazlasıyla geri alınır. Sonra da durmak yok yola devam diyebilirsiniz. Ama eğer halkın mesajı yanlış alınır veya doğru alınır da yine de yanlış reçete uygulanırsa Allah korusun 7 puanlık kayıp daha da artabilir. Bu durumda muhalefetin tepkisi artar, erken seçim talepleri yükselir, siyasi rahatsızlık ve istikrarsızlık oluşabilir.

2-Yerel seçimler son dönemde yaşanan ekonomik dalgalanmalar, Dolar krizi, hükümetin icraatları gibi şeyler için bir tür güven oylaması gibi algılanabilir. En azından muhalefet ve bir takım güçler bunu böyle görebilir. Bu yüzden AK Parti 2019 yerel seçimlerinde başarılı olması önemlidir. Özellikle de Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa gibi büyük şehirlerde alınacak sonuçlar merak konusudur. Bu iktidar için bir tür ara karnedir.

3-Bu yerel seçimler Türkiye için belli bir dönem açısından son seçimlerdir. Ardından uzun süre seçim olmayacak. Bu seçimlerdeki başarı AK Partinin uzun süre istikrarı için depo şarj anlamına geliyor. Bu açıdan da önemli bir seçim.

4- Son olarak bu seçimler sonunda 5 yıl gibi uzun bir süreliğine yerel temsilciler seçilecek. Hatta bu süre çeşitli nedenlerle uzayabilir de. Allah korusun yanlış strateji ve adaylar yüzünden başarısız bir seçim olur da  5 yıl boyunca yerel yönetimler kaybedilirse bunun vebali büyüktür. Ayrıca bu yüzden Genel seçimlerde bile yara alınabilir. Unutmamak gerekir ki bugünkü AK Partinin iktidar başarısının temelini ilk önce kazanılan Belediyeler oluşturmuştu.

Seçim öncesi Avantajlar

2019 Yerel seçimleri öncesinde siyasi konjonktür AK Parti açısından avantajlı görünüyor. Bu avantajlı durumun iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Peki, ama nedir bu avantajlar?

1-Başkanlık seçimlerinde alınan sonuçlarda 7 puan kaybedilmesi halkın önemli bir ikazıdır. Halkın mesajını önceden alma imkânı olmuştur. Bu önemlidir.  Tıpkı futbol maçlarının ilk dakikalarında yenilen gol gibi. Ya da deplasmanda yenilmişin ama kendi sahanda ikinci maç var ve sen takımın nerede hata yaptığını görmüşsün. Bu gollere karşılı verecek zamanın veya ikinci maç var. Oysa maçın sonunda golü yesen maazallah çıkartamazdın. Hataları önceden biliyorsun ve düzeltebilirsin.

2-CHP’de Kılıçdaroğlu-İnce çekişmesi var. CHP ikiye ayrılmış.

3-İYİ Parti faktörü var. CHP’nin oylarını bölebilir.

4-MHP ile koalisyon. MHP’nin desteği ile birçok yerde fark oluşturabilirsin.

Böyle bir durumda AK Partinin alacağı doğru stratejik kararlar seçimin başarıyla sonuçlanmasını sağlar. Bu doğru kararlar aslında herkesin malumu olan kararlardır. Nedir bunlar?

Seçim başarısı için doğru hamleler

1-Doğru Belediye Başkan adayı ve doğru meclis üyesi adaylarının belirlenmesi ( Her ikisinin de aynı anda doğru olması şarttır. Doğru Belediye başkan adayı olsa da yanlış meclis üyesi adayları ile olmaz ya da doğru meclis üyesi adayları ama yanlı başkan adayı ile de olmaz)

Doğru adayın kriterleri:

Samimi, Liyakatli, Bereketli  ( Oy getirecek, tanınan, sevilen ve halk tarafından tercih edilecek adaylar ) , Sadakatli (ülkeye, partiye, teşkilata, seçmene sadakatli) , uyumlu, küskünleri barıştırıp bir araya toplayabilecek, proje insanı, arkadaşlarına ve halka mütevazı olan, ikna kabiliyeti olan dava adamları

2-Doğru teşkilat ( Adaylarla uyumlu, takım oyunu oynayabilecek, samimi ve çalışkan teşkilatlar )

3-Küskünlerin ve dargınların kazanılması

4-İlçe ve mahallere o bölgeye has özel pratik projeler

5-Kanaat önderlerinin kazanılması ve iknası

6-Doğru anketler ile doğru adayların ve bölge sorun ve taleplerinin belirlenmesi  (STK’larla görüşmeler, halkın arasına tebdili kıyafetle girip bilgi almak, teşkilatın tümüne doğru ve samimim temayül, doğru anket firmaları ile çalışmak ve doğru sorular sormak)

7-Adayların erkenden belirlenmesi

8- Adam adama markaj, samimi dokunuşlar, samimi ve doğru siyaset, başarı için ısrarcı bir çalışma

9-Doğru ekiplerin oluşturulması

10-Sandık başında doğru ama kesinlikle doğru adamların olması+ sandıkların takibi

Yerel seçimlerde İzmir’in durumu

AK Parti İzmir’de seçimlere sanki 1-0 mağlup gibi başlıyor olabilir. Ama bu seçim sonunda böyle devam edecek anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle işin doğrusu AK Partinin İzmir’deki oyları tam olarak yetmez. Bu yüzden AK Partinin özellikle İzmir’de hiç kimseyi kaybetme lüksü kesinlikle yoktur. Tüm küskünler ve dargınlar derhal ve kesinlikle kazanılmalıdır. Bu yüzden mutlaka bunu becerebilecek adaylar tercih edilmelidir. Hatta küskünlerin üzerine bir de CHP’ye oy veren bazı ılımlı seçmenler de kazanılmalıdır. Buna artı katma değer kazanım diyoruz ki adayların buna uygun olması şarttır. Ancak bu şekilde kazanabilirsiniz. İzmir’in sosyolojisini iyi biliyorsanız, demografik yapısına uygun stratejiler üretirseniz ve yukardaki doğru 10 hamleyi uygularsanız İzmir’de 17 kadar Belediyeyi kazanabilirsiniz. Bu kesinlikle zor değildir. İzmir’in Balkan Göçmeni ağırlığına göre Balkan göçmenlerinin oylarını kazanabilecek stratejiler oluşturulmalı. Özellikle Balkan Göçmenlerinin ağırlıklı olduğu ilçeler olan Buca, Gaziemir, Menderes, Selçuk, Çeşme, Bergama, Kınık, Kemalpaşa, Aliağa, Menemen ilçeleri bu kapsamda değerlendirilmelidir.  Aynı şekilde Kürt kökenli seçmenlerinde gönlü alınmalıdır. İzmir’de sayıları önemli oranda olan Kürt kardeşlerimiz de yaşıyorlar.

Bu arada aşağıda yazdığım 17 ilçenin dışındaki diğer ilçelerde kazanılabilir. Ancak stratejilerin belirlenmesi açısından doğru hareket edilmesi önemlidir. Bu arada İzmir’de keskin olmamak,  İzmir insanı ile inatlaşmadan, gönüllerine girerek, demografisine uygun adaylar koyarak yukarıdaki 10 doğru hamle uygulanmak suretiyle bu başarılabilir. Buna göre Kemalpaşa, Kiraz, Ödemiş, Selçuk, Buca, Bayraklı, Karabağlar, Menderes, Karaburun, Menemen, Bergama, Kınık, Gaziemir, Torbalı, Bayındır, Tire ilçelerinden çok umutluyum. Bu ilçelerin siyasi detaylarını sonraki makalelerimde inşallah yazacağım. Diğer yandan maazallah yanlış strateji ve yanlış adaylar İzmir’de AK Parti’nin Belediye sayısını 2’ye bile düşürebilir. MHP’nin İzmir’de AK Parti’ye vereceği destek de çok önemli. MHP’nin desteği Bazı ilçelerde dengeleri değiştirebilir. Bilindiği üzere AK Parti ülkede iktidar ama CHP yerel güç olarak İzmir’de iktidar. Tarafların karşılıklı iktidar avantajlarını kullanmaları sonuçları etkileyebilir. Ancak bu avantajların doğru, etik ve yerinde olması gerekir.

İzmir ile ilgili daha önce yazdığım bir yazıda farklı bir analiz yapmıştık. Bu yazımıza https://www.balkangunlugu.com/yerel-secimler-ve-izmir-analizi/ linkinden ulaşabilirsiniz. Bu arada İzmir Büyük Şehir için de benzer analizler yapılabilir. Mevcut Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun tekrar aday gösterilip gösterilmeyeceği de çok önemli. Tabi CHP’li diğer ilçe Belediye başkanlarının tekrar aday gösterilmemeleri durumundaki tepkileri ne olur? Bu önemli Örneğin İYİ Parti’den, DSP’den veya bağımsız aday olurlar mı? Ya da mesela AK Parti ile diyalogları ne olur? Özellikle Aziz Kocaoğlu için bunları merak ediyorum doğrusu?

……..

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>