width=750

Rıfat Sait / Ekonomik savaşta devletin sübvansiyonu

ARTIKherkes biliyor ki; Türkiye adı konulmamış bir savaşın içinde. Geçen yazılarımızda detaylı olarak anlatmıştık. Evangelistlerin karşılarında en büyük rakip gördükleri Türkiye’ye karşı başlattıkları bir savaş bu. Kimilerine göre 3.Dünya savaşı, bir diğerine göre Kıyamet (Armegedon) savaşı, görünen yüzüyle ekonomik savaş, bizim açımızdan ikinci kurtuluş

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

savaşı. Pek çok siyasetçi, devlet adamı, yazar, çizer bunu söylüyor ama en önemlisi Türkiye Cumhuriyetinin en yetkilisi Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye karşı başlatılan bu savaşı pek çok kez konuşmalarında ifade etti. Dolayısıyla başka söze hacet yok.

Şimdi özel sektörün ama sonra devletin sorunu

Düşmanların Türkiye’ye karşı başlattıkları bu savaşta kuşkusuz en büyük silahları Dolar. Hiçbir karşılığı olmadan istedikleri gibi bastıkları dolarla, ekonomik saldırıyı gerçekleştiriyorlar. Dolarla yapılan bu saldırıya karşı sadece halktan ve milletten bir şeyler beklemek olmaz. Zaten devletimiz de üstüne düşen görevi yapıyor. Savaş, tıpkı bir doğal afet gibi açıkça bir mücbir sebeptir. Normal şartlar yerine acil plan eylemleri devreye girer.

Dolayısıyla adı konulmamış bu savaşta devletin acil eylem planları içinde zarar gören milli müteşebbisleri sübvanse etmesi gerekir. Tabiki devletin de imkânları bir yere kadar sınırlı. Tabiki bu devlet bizim, hepimizin. Ancak ülkede özel sektör biterse devlet çok daha büyük zarar görür. Yatırımların, ihracatın, istihdamın ve vergi ödemelerinin devamı özel sektörün durumuna bağlıdır. Bugün özel sektörün sorunu olan bir durum müdahale edilmez ise ileride devletin sorun haline gelebilir.

Dolar zade sanayicilerimiz

Geçen hafta İzmirli küçük bir KOBİ sahibi bize geldi ve yardım istedi. Yardım istediği konu şuydu. Devletin bir ihalesine girmiş ve kazanmış. Ancak kazandığı ihalenin hammaddesi yurtdışından geliyor. Yani Dolar ile satılıyor. İhaleye girdiğinde Dolar 4000 lira civarında. Seçimler ve seçim sonrası yeni yapılanma nedeniyle ihalenin sonuçlanması 2 ay gecikiyor. Bu arada Dolar 6500 olunca, şok durumu yaşanıyor.

Dolayısıyla ihaleden çıkmak istiyorlar. Bu KOBİ sahibi, ben teminat mektubunu yakmaya hazırım diyor ama ihale kanununa göre yasaklı duruma düşecek. İhale yasaklısı olunca şirketin kapanması ya da büyük zarar sonucu yatırımları durdurup işçi çıkartması söz konusu olabilir.  Ayrıca daha da vahimi bir sonraki ihaleye giremeyince rakibi tek kalıyor ve tekel gibi tek başına ihaleye girip istediği fiyatı verebilir.

Bu konuyu ihaleyi yapan devlet kurumundaki ilgili memura soruyor ve çare arıyor. Ancak ilgili devlet memuru, beklenen cevabı veriyor : “olmaz, yasaklı duruma düşeceksiniz” Hatta bu memur arkadaşlar hiç zaman kaybetmeden bakanlığa ilgili yazıyı adeta acele posta ile yazıp bu KOBİ’yi yasaklı duruma sokmaya çalışıyor. Neyse ki; duyarlı ve gelecekte ne olacağını bilen üst düzey memurlarımız var. Dolar mağduru KOBİ’ye bir müddet zaman verdiriyorlar. KOBİ biraz nefes alıyor ama bu da geçici bir çözüm.

Alman usulü sübvansiyon

Yaşanan bu problem sadece bize yardım edilmesi için gelen KOBİ’nin meselesi değil. Türkiye’de bu durumda olan çok sayıda mağdur milli ve yerli sanayici ve müteşebbis var. Ankara’daki bürokratlarla görüştüğümüzde çözüm için tek adres gösteriyorlar:

“Tek ve yetkili çözüm Başkan Erdoğan!”  

Bilmiyorum, bu problem Sayın Başkanımıza bu kadar detaylı anlatıldı mı? Bazı işadamları, ulaşamayız diyorlar ama bazen yazılan birkaç satır yazı çok büyük duvarları bile aşarak sahibine ulaşır. Diyeceğim o dur ki; Sayın Başkanım sanayiciler bu konuda sizden çözüm bekliyorlar.Elçiye zeval olmaz. Biz böylece iletmiş olalım.

Ülke sizin de söylediğiniz gibi savaşın içinde. Bu bir mücbir sebeptir. Normal kanunlar yerine olağanüstü durumlardaki kanunlar işletilmeli ve devlet mağdurları sübvanse etmelidir. Ancak zararın tamamını devletten karşılaması beklenemez. Bir kısmını özel sektör bir kısmını devlet. Bu savaşta Almanların da rolü var ya, Alman usulü halledelim inşallah.

Türkiye’deki ABD’li bir arşiv firması hakkında şikâyet var

Duvarları aştıysak bu arada bize gelen küçük bir şikâyeti de bu vesileyle yukarıya iletmiş olalım. Ne kadar doğru bir şikâyettir bilemiyorum. Ama oldukça ciddi bir şikâyet söz konusudur. Mutlaka araştırılması gerekir.  Hani milli ve yerli diyoruz ya, yaklaşık 10 yıldır faaliyette olan milli ve yerli bir KOBİ’miz dijital arşivleme işi yapıyor.

Bugüne kadar devlete iş yapmamış. Milli ve Yerli harekâtı başlayınca ekmek yerim deyip devlete teklif veriyor. Bir bakıyor ki; bazı devlet kurumlarında merkezi ABD’de olan bir yabancı kurum dijital arşiv işini almış. İsmi İron Mountain. Yani Türkçesi Demir Dağ.

Aslında Amerikalılar böyle biz Türkler gibi isim tamlaması yapmazlar. Muhtemelen Amerika’daki bazı Türkler böyle isim takabilirler. Üstelik bu ABD’nin en büyük veri depolama şirketlerinden olan  bu “Iron Mountain” , adresi Pensilvanya olunca şüpheler artıyor.

Detaylı bilgi için Abdulkadir Selvi’nin Hürriyet gazetesinde 4 Temmuz 2017 tarihinde yazdığı şu yazısını okumak gerekiyor. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/fetonun-hesaplari-ve-devletin-istihbarati-40508544  Bu şirket hakkında gerekeni yazmış. Doğru veya yanlış bence mutlaka araştırılması gerekir.

………………….

AK Parti açısından ‘Yerel Seçim Analizi’ ve İzmir’in durumu

OLAĞANÜSTÜ bir şey olmaz ise kısmetse 2019 Mart’ında Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşecek. Bu seçimlerde Belediye Başkanları ve meclis üyeleri seçilecek. Basit olarak baktığınızda özeti bu şekilde olacak.  Ancak muhtemel etkileri açısından bu yerel seçimler, çok daha farklı sonuçları doğurabilecek bir seçim gibi görünüyor. Muhasebede muavin hesaplar vardır ya, siyasetin de farklı ve derin hesapları var. İşte bu yüzden AK Parti açısından bu seçimlerin sonuçları itibariyle etkilerini bilmek ve gerekiyorsa önlemlerini almak gerekiyor.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

2019 Yerel Seçimleri neden önemli?

Her seçim için, “Bu seçim çok önemli” laflarını duyarız. Gerçekten de her seçimin kendine özgü önemi vardır. En küçük ve basit bir seçim bile kazanılmak için yapılır. Önemli olan seçimleri kazandığında beraberinde ne kazandığın, kaybettiğinde ise beraberinde ne kaybettiğini bilmektir. Birileri için küçük bir kayıp bile çok önemliyken, mesela iktidarı hedeflemesi gereken Ana muhalefet partisi CHP için sürekli kaybetmek alışkanlık haline gelen önemsiz bir şeydir. Bu yüzden daha çok iktidardaki AK Parti açısından yerel seçimlerin önemine bakmak gerekir.

2019 Yerel seçimleri AK Parti açısından 4 noktada önemini hissettiriyor:

1-Başkanlık seçimlerinde AK Parti’nin bir önceki seçimlere göre 7 puanlık düşüşü dikkat çekmişti. Bu düşüşün çeşitli nedenleri olduğu konuşuldu. En önemli neden olarak aday tercihleri gösterildi. İktidarın verdiği yıpranma, metal yorgunluğu, dava samimiyetinden uzaklaşma gibi çeşitli nedenler de yazıldı ve çizildi. AK Partideki erozyonun MHP’ye doğru bir tercih kayması olduğu kuvvetle muhtemel. Bu da AK Parti’de klasik olarak küskünlerin olduğunu gösteren en büyük işaret. Zira muhafazakâr Seçmen tepki olarak en yakın ikame edeceği parti olan MHP’yi tercih etmiş. Bir kısmı ise ya oy kullanmamış ya da boş ve geçersiz oy kullanmış. Bu aslında daha az zarar veren kısmen yumuşak bir tepki. Bu bir tür şefkat tokadır.  Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçim sonrası milletin verdiği mesajı aldıklarını ve gereğini yapacaklarını söylemişti.  Özellikle de yerel seçimlerde halkın sevdiği adayları bulup aday göstereceklerini belirtmişti.  Bu tam olarak doğru bir tespit. Halkın verdiği mesajı alıp gereği yapılırsa kaybedilen 7 puan fazlasıyla geri alınır. Sonra da durmak yok yola devam diyebilirsiniz. Ama eğer halkın mesajı yanlış alınır veya doğru alınır da yine de yanlış reçete uygulanırsa Allah korusun 7 puanlık kayıp daha da artabilir. Bu durumda muhalefetin tepkisi artar, erken seçim talepleri yükselir, siyasi rahatsızlık ve istikrarsızlık oluşabilir.

2-Yerel seçimler son dönemde yaşanan ekonomik dalgalanmalar, Dolar krizi, hükümetin icraatları gibi şeyler için bir tür güven oylaması gibi algılanabilir. En azından muhalefet ve bir takım güçler bunu böyle görebilir. Bu yüzden AK Parti 2019 yerel seçimlerinde başarılı olması önemlidir. Özellikle de Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa gibi büyük şehirlerde alınacak sonuçlar merak konusudur. Bu iktidar için bir tür ara karnedir.

3-Bu yerel seçimler Türkiye için belli bir dönem açısından son seçimlerdir. Ardından uzun süre seçim olmayacak. Bu seçimlerdeki başarı AK Partinin uzun süre istikrarı için depo şarj anlamına geliyor. Bu açıdan da önemli bir seçim.

4- Son olarak bu seçimler sonunda 5 yıl gibi uzun bir süreliğine yerel temsilciler seçilecek. Hatta bu süre çeşitli nedenlerle uzayabilir de. Allah korusun yanlış strateji ve adaylar yüzünden başarısız bir seçim olur da  5 yıl boyunca yerel yönetimler kaybedilirse bunun vebali büyüktür. Ayrıca bu yüzden Genel seçimlerde bile yara alınabilir. Unutmamak gerekir ki bugünkü AK Partinin iktidar başarısının temelini ilk önce kazanılan Belediyeler oluşturmuştu.

Seçim öncesi Avantajlar

2019 Yerel seçimleri öncesinde siyasi konjonktür AK Parti açısından avantajlı görünüyor. Bu avantajlı durumun iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Peki, ama nedir bu avantajlar?

1-Başkanlık seçimlerinde alınan sonuçlarda 7 puan kaybedilmesi halkın önemli bir ikazıdır. Halkın mesajını önceden alma imkânı olmuştur. Bu önemlidir.  Tıpkı futbol maçlarının ilk dakikalarında yenilen gol gibi. Ya da deplasmanda yenilmişin ama kendi sahanda ikinci maç var ve sen takımın nerede hata yaptığını görmüşsün. Bu gollere karşılı verecek zamanın veya ikinci maç var. Oysa maçın sonunda golü yesen maazallah çıkartamazdın. Hataları önceden biliyorsun ve düzeltebilirsin.

2-CHP’de Kılıçdaroğlu-İnce çekişmesi var. CHP ikiye ayrılmış.

3-İYİ Parti faktörü var. CHP’nin oylarını bölebilir.

4-MHP ile koalisyon. MHP’nin desteği ile birçok yerde fark oluşturabilirsin.

Böyle bir durumda AK Partinin alacağı doğru stratejik kararlar seçimin başarıyla sonuçlanmasını sağlar. Bu doğru kararlar aslında herkesin malumu olan kararlardır. Nedir bunlar?

Seçim başarısı için doğru hamleler

1-Doğru Belediye Başkan adayı ve doğru meclis üyesi adaylarının belirlenmesi ( Her ikisinin de aynı anda doğru olması şarttır. Doğru Belediye başkan adayı olsa da yanlış meclis üyesi adayları ile olmaz ya da doğru meclis üyesi adayları ama yanlı başkan adayı ile de olmaz)

Doğru adayın kriterleri:

Samimi, Liyakatli, Bereketli  ( Oy getirecek, tanınan, sevilen ve halk tarafından tercih edilecek adaylar ) , Sadakatli (ülkeye, partiye, teşkilata, seçmene sadakatli) , uyumlu, küskünleri barıştırıp bir araya toplayabilecek, proje insanı, arkadaşlarına ve halka mütevazı olan, ikna kabiliyeti olan dava adamları

2-Doğru teşkilat ( Adaylarla uyumlu, takım oyunu oynayabilecek, samimi ve çalışkan teşkilatlar )

3-Küskünlerin ve dargınların kazanılması

4-İlçe ve mahallere o bölgeye has özel pratik projeler

5-Kanaat önderlerinin kazanılması ve iknası

6-Doğru anketler ile doğru adayların ve bölge sorun ve taleplerinin belirlenmesi  (STK’larla görüşmeler, halkın arasına tebdili kıyafetle girip bilgi almak, teşkilatın tümüne doğru ve samimim temayül, doğru anket firmaları ile çalışmak ve doğru sorular sormak)

7-Adayların erkenden belirlenmesi

8- Adam adama markaj, samimi dokunuşlar, samimi ve doğru siyaset, başarı için ısrarcı bir çalışma

9-Doğru ekiplerin oluşturulması

10-Sandık başında doğru ama kesinlikle doğru adamların olması+ sandıkların takibi

Yerel seçimlerde İzmir’in durumu

AK Parti İzmir’de seçimlere sanki 1-0 mağlup gibi başlıyor olabilir. Ama bu seçim sonunda böyle devam edecek anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle işin doğrusu AK Partinin İzmir’deki oyları tam olarak yetmez. Bu yüzden AK Partinin özellikle İzmir’de hiç kimseyi kaybetme lüksü kesinlikle yoktur. Tüm küskünler ve dargınlar derhal ve kesinlikle kazanılmalıdır. Bu yüzden mutlaka bunu becerebilecek adaylar tercih edilmelidir. Hatta küskünlerin üzerine bir de CHP’ye oy veren bazı ılımlı seçmenler de kazanılmalıdır. Buna artı katma değer kazanım diyoruz ki adayların buna uygun olması şarttır. Ancak bu şekilde kazanabilirsiniz. İzmir’in sosyolojisini iyi biliyorsanız, demografik yapısına uygun stratejiler üretirseniz ve yukardaki doğru 10 hamleyi uygularsanız İzmir’de 17 kadar Belediyeyi kazanabilirsiniz. Bu kesinlikle zor değildir. İzmir’in Balkan Göçmeni ağırlığına göre Balkan göçmenlerinin oylarını kazanabilecek stratejiler oluşturulmalı. Özellikle Balkan Göçmenlerinin ağırlıklı olduğu ilçeler olan Buca, Gaziemir, Menderes, Selçuk, Çeşme, Bergama, Kınık, Kemalpaşa, Aliağa, Menemen ilçeleri bu kapsamda değerlendirilmelidir.  Aynı şekilde Kürt kökenli seçmenlerinde gönlü alınmalıdır. İzmir’de sayıları önemli oranda olan Kürt kardeşlerimiz de yaşıyorlar.

Bu arada aşağıda yazdığım 17 ilçenin dışındaki diğer ilçelerde kazanılabilir. Ancak stratejilerin belirlenmesi açısından doğru hareket edilmesi önemlidir. Bu arada İzmir’de keskin olmamak,  İzmir insanı ile inatlaşmadan, gönüllerine girerek, demografisine uygun adaylar koyarak yukarıdaki 10 doğru hamle uygulanmak suretiyle bu başarılabilir. Buna göre Kemalpaşa, Kiraz, Ödemiş, Selçuk, Buca, Bayraklı, Karabağlar, Menderes, Karaburun, Menemen, Bergama, Kınık, Gaziemir, Torbalı, Bayındır, Tire ilçelerinden çok umutluyum. Bu ilçelerin siyasi detaylarını sonraki makalelerimde inşallah yazacağım. Diğer yandan maazallah yanlış strateji ve yanlış adaylar İzmir’de AK Parti’nin Belediye sayısını 2’ye bile düşürebilir. MHP’nin İzmir’de AK Parti’ye vereceği destek de çok önemli. MHP’nin desteği Bazı ilçelerde dengeleri değiştirebilir. Bilindiği üzere AK Parti ülkede iktidar ama CHP yerel güç olarak İzmir’de iktidar. Tarafların karşılıklı iktidar avantajlarını kullanmaları sonuçları etkileyebilir. Ancak bu avantajların doğru, etik ve yerinde olması gerekir.

İzmir ile ilgili daha önce yazdığım bir yazıda farklı bir analiz yapmıştık. Bu yazımıza https://www.balkangunlugu.com/yerel-secimler-ve-izmir-analizi/ linkinden ulaşabilirsiniz. Bu arada İzmir Büyük Şehir için de benzer analizler yapılabilir. Mevcut Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun tekrar aday gösterilip gösterilmeyeceği de çok önemli. Tabi CHP’li diğer ilçe Belediye başkanlarının tekrar aday gösterilmemeleri durumundaki tepkileri ne olur? Bu önemli Örneğin İYİ Parti’den, DSP’den veya bağımsız aday olurlar mı? Ya da mesela AK Parti ile diyalogları ne olur? Özellikle Aziz Kocaoğlu için bunları merak ediyorum doğrusu?

……..

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>