Rıfat Sait / Yunanistan seçimlerinin analizi

Yunanistan’da üçüncü dönem için yarışan eski Başbakan Aleksis Tsipras’ın partisi Syriza’nın 26 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinden ağır bir yenilgiyle çıkmasının ardından ülkede erken seçim kararı alınmıştı. Yüzde 3 barajının uygulandığı seçimde, partiler meclisteki 300 sandalye için yarıştı. Yunanistan ekonomik kurtarma programının sona ermesinin ardından ilk kez genel seçimler için sandık başına gitmiş oldu.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Yaklaşık 10 milyon seçmenin oy kullandığı seçimde, seçmenlerin yarısına yakını sandığa gitmedi.  Seçimkatılım oranı yüzde 57,2 olarak gerçekleşti.

Yunanistan’da Parlamenter sistem siyasi istikrarı barındırmıyor. Yunanistan’da 2008’den bu yana 6 seçim yaşandı.

Yunanistan’da başbakan seçilen Kiryakos Miçotakis’i ilk tebrik eden yabancı lider Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu. Miçotakis ile telefonda görüşen Erdoğan, sonuçların Türkiye – Yunanistan ilişkileri ve bölge için hayırlı olması temennisinde bulundu.

Dört ay kadar öne alınarak geçen Pazar günü yapılan erken genel seçimde yüzde 39 oy alarak 158 milletvekili çıkaran ve tek başına hükümet kuracak çoğunluğu yakalayan Yeni Demokrasi Partisi’nin (YDP) lideri Kiryakos Miçotakis ülkenin yeni başbakanı oldu.

Yenilgiyi kabul eden SYRIZA lideri Aleksis Tsipras, yoluna ana muhalefet partisi olarak devam edeceklerini söyledi. Resmi olmayan sonuçlara göre aşırı sağcı ve Türk düşmanı Altın Şafak yüzde 3′lük seçim barajına takılıp meclis dışında kalırken diğer milliyetçi popülist parti Yunan Çözümü az bir farkla meclise girdi. Bu da Yunanlı seçmenin aşırı sağ ve milliyetçi çizgiden ortaya kaydığını gösteriyor.

289 milyar Euro ile küresel finans tarihindeki en büyük kurtarma paketini alan Yunanistan, 55 milyar Euro’ya denk gelen 3 yıllık son kısmı Ağustos 2018′de tamamlamıştı. Tüm bu borcun geri ödemesi on yıllar sürecek.

Kamuda yapılan kesintiler yardım paketinin ön koşuluydu ve bu kesintilerin daha uzun bir süre devam etmesi gerekiyor. Ne var ki, Yunanistan bu sayede normal piyasa faizleriyle borçlanabilir ve yatırım yapılabilir hale geldi. Yunan ekonomisi hala kriz öncesine göre yüzde 25′e yakın oranda daha küçük ama toparlanma sürüyor.

Yunanistan seçimlerinin Türkiye’deki yerel seçimlerle benzerlikleri

Yunanistan seçimlerinin Türkiye’de yapılan son yerel seçimlerle bazı benzer yönleri var.

1-      Hem Türkiye’de hem Yunanistan’da iktidar partileri oy kaybına uğradı

2-      Her iki ülkede de gençler siyaseti farklı görüyor ve etkili duruma geldiler.

3-      Her iki ülkede de ekonomik sıkıntılar var ve bu durum siyasi kararları etkiledi.

4-      Kazanan adaylar Ekrem İmamoğlu 49, Kiryakos Miçotakis 51 yaşında

5-      İşsizlik ortak önemli problem. İşsizlik oranları Türkiye’de %14-15, Yunanistan’da %18

6-      Her iki ülkede de göçmenler sıkıntı oluşturuyor. Türkiye’de 4 Milyonu bulan Suriyeliler ve Yunanistan’da da Türkiye üzerinden giden göçmenler konuşuluyorlar.

7-      Seçim kampanyasında konuşan eski Başbakan Tsipras, seçimlerinde yaşanan oy kaybına “yorgunluk ve öfke” hislerinin neden olduğunu söylemişti. Cumhurbaşkanımız Sayın R.T.Erdoğan’da “Metal Yorgunluğu” kavramını dile getirmişti.

8-      Türkiye’de AK Parti milliyetçi MHP ile Yunanistan’da SYRIZA partisi ise yine benzer şekilde milliyetçi “Bağımsız Helenler” Partisi ANEL ile ittifak kurmuşlardı.

9-      Yunanistan ve İstanbul (YunanİSTAN+BUL) seçimlerinde de sonuç benziyor. Yunanistan ’da aynı gün ülkede yerel seçimlerin de yapıldığı Avrupa Parlamentosu seçimlerinde başbakan Alexis Tsipras ‘ın partisi SYRIZA muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi’nin (ND) 10 puan gerisinde kaldı. Aynı şekilde Türkiye’de de İstanbul yerel seçimlerinde CHP ve AK Parti arasındaki fark %10 oldu.

Çipras neden kaybetti?

Trans bireylere kimliklerinde istedikleri cinsiyeti seçme imkânı tanıyan Tsipras’ın partisi Syriza, eşcinsel evliliklerin de önünü açmayı planlıyordu. Bu çalışma sonuca bakıldığında çok fazla olumlu karşılanmamış görünüyor.

Yunanistan’ın Makedonya ile vardığı ve birçok Yunan’ın tepkisini çeken isim değişikliği anlaşması ise Syriza’nın bir dönem daha iktidarda kalma umutlarını azaltan bir faktör olarak öne çıktı. Hatta anlaşma, Yunan hükümetinde krize neden olmuş, hükümetin küçük ortağı konumundaki popülist Bağımsız Yunanlar (ANEL) partisinin lideri Panos Kammenos’un istifa etmesi üzerine hükümet hakkında güven oylaması yapılmasına karar verilmişti. Yapılan güven oylamasında Başbakan Tsipras gerekli oy çoğunluğunu almayı başarmış, ancak iktidara yönelik eleştiriler Syriza hükümetini yıpratmıştı.

2010′da ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya kalan ve Euro Bölgesi’nin öngördüğü bir dizi kemer sıkma politikasını içeren ekonomik kurtarma programını 2018′de tamamlayan Yunanistan’da ekonomi seçmen için önceliğini koruyor. Yunanistan’daki bu ciddi ekonomik kriz Tsipras’ın sonunu hazırladı.

Avrupa Birliği’nin (AB) kurtarma programları gölgesinde 2015′te iktidara gelen Tsipras, başta ekonomi politikaları olmak üzere milliyetçi “Bağımsız Helenler” Partisi ANEL ile ittifak kurması ve son olarak ‘Makedonya’ sorunundaki politikasından dolayı eleştiri oklarının hedefindeydi.

Göçmen akını, yüksek vergiler, işsizlik ve Kuzey Makedonya krizinin de aralarında bulunduğu sorunlardan dolayı birçok seçmen iktidar partisine tepki gösterdiler.

Son 10 yıl içerisinde altıncı kez seçime giden ülkede, halk özellikle Brüksel reçeteleri olan kemer sıkma programlarından memnun değildi.

Yunanların memnuniyetsizlikleri aynı gün ülkede yerel seçimlerin de yapıldığı Avrupa Parlamentosu seçimlerinde net şekilde ortaya çıktı. Başbakan Alexis Tsipras’ın partisi SYRIZA muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi’nin (ND) 10 puan gerisinde kalınca Çipras ülkeyi erken seçime götürdü. Ne gariptir ki; aynı şekilde Türkiye’de de erken seçim (inşallah olmaz) sesleri duyulmaya başlandı.

Tsipras, yeni programında istihdamın artırılması ve vergilerin düşürülmesi konularına öncelik verileceğini belirtmişti ancak Syriza’nın asıl oy deposu olan orta sınıfı kaybetmişti. Bunun nedeni olarak da kemer sıkma programlarının ana yükünü orta sınıfın omuzlamış olması gösteriliyor.

Kiryakos Miçotakis kimdir ve Yunanlılara ne vadediyor?

Yunanistan’ın yeni kuşak siyasetçilerinden olan Miçotakis, ülke siyasetine damga vuran Giritli bir aileden geliyor.

1968′de Atina’da doğan Kiryakos Kiryakos Miçotakis, YDP’nin eski lideri olan ve 1989-1992 yılları arasında ( Yunanistan’ın darbe dönemi öncesi)  başbakanlık yapan ve aynı zamanda Elefterios Venizelos’un akrabası olan Konstantin Miçotakis’in oğlu.

Ablası Dora Bakoyannis YDP hükümetlerinde 2006-2009 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev yaptı; yeğeni Kostas Bakoyannis ise Eylül’de göreve başlamak üzere Atina Belediye Başkanlığı’na seçildi.

Kiryakos Miçotakis, Atina’da Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra ABD’de Harvard Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler eğitimi gördü. 1990′da mezun olduğunda “ABD’nin Yunanistan’a Bakışı” konulu doktorası ile “Hoopes” ve “Tocqueville” ödüllerini aldı.

Miçotakis, daha fazla yüksek ücretli istihdam alanı için yatırım yapma vaadi veriyor.

Yeni Demokrasi’nin vaatleri arasında sınır kontrollerini sıkılaştırmak ve ekonomik nedenlerle ülkeye gelen göçmenlerin Türkiye’ye dönüş sürecini hızlandırmak da bulunuyor. Gözetim ve denetimi artırmak ve üniversitelerde polisin kontrol yetkilerini sınırlayan yasayı değiştirmek de muhafazakâr çizgideki partinin bir diğer vaadi.

Seçim sonunda Parti genel merkezinde seçim sonuçlarını değerlendiren Miçotakis, özellikle gençlere yeni fırsatlar vereceğini ve işsizlikle mücadele edeceğini söyledi.

Büyüme rakamlarını artıracağını belirten yeni lider, ilk iş olarak vergileri düşüreceğini, yatırımları artıracağını, maaşları yükselteceğini, sağlık ve eğitim alanında iyileştirme yapacağını kaydetti.

Miçotakis ayrıca işsizlikle mücadele edeceğini ve Yunanistan’ın sesini Avrupa sahnesinde daha güçlü duyuracağını ifade etti.

Miçotakis, seçim kampanyası sırasında Türkiye sınırı yakınlarında bulunan Kestanelik bölgesini ziyaret etmiş ve burada yaptığı açıklamalarda Türkiye’yi uluslararası hukuk kurallarına saygı göstermeye davet etmişti.

Miçotakis, iki ülke arasındaki komşuluk ilişkilerinin önemine değinmiş ve “Bu önemli siyasi konjonktürde karşı tarafa bir özgüven mesajı gönderme ve komşularımızla iyi ilişkiler kurma arzumuzu göstermeliyiz. Tabii iyi komşuluk ilişkileri her zaman uluslararası hukuka saygı çerçevesinde olmalıdır.” açıklamasında bulunmuştu.

Eski ana muhalif şimdi yeni iktidar Miçotakis, üç yıllık sert eleştirilerin ardından iktidar olunca retoriğin dozunu azalttı ve söylemlerini yumuşatarak ekonomik büyümeye ve güvenlik politikalarına odaklandı.

ND lideri Miçotakis yeni yatırımlar ve daha düşük vergiler vaat ediyor. Maaşların yükseleceğinin ve sokaklarda daha fazla polis olacağının sözünü veren Miçotakis’in bu vaatlerinin Brüksel ile ilişkilerde zor bir dönemin başlangıcına işaret ettiği konuşuluyor.

Yunanistan’ın yeni iktidar partisi: “Yeni Demokrasi Partisi”

Yunanistan’ın en köklü partilerinden olan Yeni Demokrasi, 1974’te Konstantin Karamanlis liderliğinde kuruldu ve aynı yıl yönetime geldi.

Karamanlis’in atalarının isminin de benzediği Karaman’dan (Türkiye’den) geldiği iddia edilir.

Parti, 1974-1981 ve 2004-2009 yılları arasında tek başına, 1989-1993 ve 2012-2015 yılları arasında koalisyon hükümeti olarak iktidar oldu.

ND, 2015’teki erken seçimlerde yüzde 27.81 oy alarak 76 milletvekili çıkarmıştı.

Türkiye ile yakın bağları var

1967 darbesi sonrası tutuklanarak ev hapsine konan Konstantin Miçotakis, 1968 yılında dönemin Türk Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in yardımı ile ailesiyle birlikte Türkiye’ye kaçtı. Bu sırada Kyriakos Miçotakis henüz bir yaşındaydı. Miçotakis ailesi, 1974 yılına kadar Türkiye’de ve daha sonra Paris’te sürgünde yaşayarak yıllar sonra Yunanistan’a geri dönebildi. Dolayısıyla yeni Yunan Başbakanı Miçotakis 6 yıl boyunca Türkiye’de yaşadı.

Babası Konstantin Miçotakis Türkiye’ye karşı ılımlı ve daha yakın bir politika içindeydi. Oğul Miçotakis’ten de benzer ılımlı bir politika bekliyoruz.

Ancak yine de Kıbrıs, Akdeniz petrol aramaları, 12 Mil gibi konularda Yunanistan’ın kendi çizgisini devam ettirecektir.

Yeni Başbakan Miçotakis’i bekleyen Türk-Yunan meseleleri

Türkiye ile Yunanistan arasında evladiyelik diyeceğimiz kronik eski sorunların yanında yeni tanıştığımız meseleler de bulunuyor.

Eski meseleler dediğimizde, Kıbrıs meselesi, Adalardan doğan 12 Deniz mili meselesi, Batı Trakya, Rodos, İstanköy (Kos) meseleleri, İstanbul Heybeli ada Ruhban okulu, Atina’daki cami yapımı, Batı Trakya’daki Türklerin Lozan anlaşmasından doğan kendi müftülerini seçme haklarının ellerinden alınması, Adaların anlaşma dışı olmasına rağmen silahlandırılması, Yunanistan vatandaşlığını kaybedip Haymatlos olan Türk soyluların durumu, Yunanistan’daki Türk vakıf yerleri gibi meseleler var.

Yeni meseleler ise oldukça iddialı mesele olmaya namzet aslında. Kıbrıs adası açıklarında Akdeniz’de petrol aranması olayı, ABD’nin Türkiye’nin dibine kara sınırına sadece 50 Km. mesafedeki Dedeağaç (Türklerin yaşadığı Batı Trakya bölgesi içinde) askeri yığınak yapması ve ortak tatbikatlar yapması, 15 Temmuz hain Feto darbe girişiminden sonra yine aynı yere yani Dedeağaç bölgesine kaçırılan Türk askeri helikopteri ve iade anlaşmamız olmasına rağmen iade edilmeyen darbeciler, adalarda İsrail ile yapılan ortak askeri tatbikatlar, Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçen sığınmacı göçmenler (Mülteciler) , iki ülke arasındaki vize problemi gibi meseleler…

Yunanistan seçimlerinde ülkedeki Türklerin siyasi başarısı

Yunanistan İçişleri Bakanlığınca açıklanan resmi olmayan verilere göre, Rodop ilinde Değişiklik Hareketi Partisinden (KİNAL) İlhan Ahmet, İskeçe ilinde Radikal Sol İttifak Partisinden (SYRİZA) Hüseyin Zeybek ve KİNAL’den Burhan Baran milletvekili seçildi.

İskeçe’de asıl mesleği psikiyatr olan 58 yaşındaki Baran ilk defa Yunan parlamentosuna girerken, Ahmet ve Zeybek 2015’te yapılan seçimlerde listelerinde birinci olarak seçilmişlerdi.

Bu seçimlerde İskeçe ilinde uzun bir aradan sonra yeniden 2 Türk milletvekili seçilerek büyük başarı gösterdiler.

Arnavutlar dört vekil çıkardılar

Bu arada Yunanistan’da yaşayan Arnavut asıllı vatandaşlar da 4 milletvekili çıkarmayı başardılar. Yunanistan’da seçilen Arnavut asıllı milletvekilleri ise şunlar:

Anxhela Filo = Yeni Deokrasi Partisi (iktidar)

Jorgos Trihas = Syriza (Tsipras’ın partisi)

Fatos Malaj = Kinima Allagis (PASOK ittifakı)

Eda Gemi = Kinima Allagis (PASOK ittifakı)

Kriston Ducis = Elleniki Lysi

….

Balkanlar yine karışık

Balkanlar deyince öncelikle üç şey akla gelir. İnatçılık, Milliyetçilik, Balkanlardan gelen soğuk hava…

Stratejik ve kıymetli bir bölge olan Balkanların, Bal’ı kaşıkla değil genellikle silah ile karıştırıldığından Kan akmasına neden olmuştur. Bu yüzden de Bal-Kan ismi değer bulur. İki dünya savaşının da başlangıç veya ana merkezi Balkanlar olmuştur.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Balkanlarda yaşayan onlarca milletin milliyetçilik tartışması yanında Slav ve Ortodoks ateşi de yakıcıdır.

Balkanlarda son günlerde artan haçlı tahriki

Balkanlarda İslam-Haçlı gerginliği de hassas bir meseledir. Avrupa’da cami olmayan tek başkenti olan Atina’nın dağlarında büyük haçlı totemi konması belki buranın Hristiyan nüfusu açısından normaldir ancak nüfusunun %97’si Müslüman olan Kosova’nın başkenti Priştine’de koskocaman bir katedralin olması saçmalıktır. Kosova’ya geçen ay gittiğimde Komoron-Ştimle yakınlarında dağın tepesine hiç gereği yokken bir kilise daha yapıldığını gördüm. Buralarda doğru düzgün Hristiyan olmamasına rağmen bu kliselerin yapılması tam bir tahrik unsurudur.  Keza yine nüfusunun %45’i Müslüman olan Makedonya’nın başkenti Üsküp’ün her yerinden görünen dağ başındaki büyük haç totemi de tamamen tahrik ve gereksiz bir çıkıntıdır. Aynı Makedonlar, Üsküp kalesine de klişe yapmak istemişler ancak Müslüman Arnavutların tepkisi sonucu geri adım atmışlardır.

Balkanlardaki Feto varlığı 

Kosova’da, Makedonya’da ve Arnavutluk’ta terör örgütü Feto’nun okul ve gazeteleri faaliyette.  Fetocular için Balkanlar adeta cirit atma merkezi. Balkan ülkelerinin sözüm ona en iyi dost ve müttefik ülkesi olan Türkiye’ye resmen vefasızlık yapılıyor.

Arnavutluk’ta siyasi gerginlik

Diğer yandan Arnavutluk’ta binlerce muhalif, Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanarak hükümeti protesto ettiler. Ülkedeki merkez sağ muhalif partiler, erken genel seçim yapılması çağrılarından aylar sonra usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle yerel seçimleri boykot etme kararı almıştı. Öte yandan Arnavutluk’ta iktidarda olan Sosyalist Parti lideri Rama, cuma günü verdiği bir röportajında, ülkedeki muhaliflerin eylemlerine rağmen 30 Haziran’da yapılması planlanan yerel seçimlerin gerçekleşeceği konusunda kararlı olduğunu açıkladı. Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ilir Meta, muhalefetsiz bir seçimin sosyal kırılmalara neden olabileceği ve Arnavutluk’un AB’ye girme şansını zedeleyebileceği gerekçesiyle 30 Haziran’daki yerel seçimleri iptal ettiğini duyurmuştu.

Özetle şu günlerde Arnavutluk’ta ciddi bir siyasi karışıklık bulunuyor.

Kosova’daki gelişmeler

Balkanların merkezi olan Kosova’da da karışıklık var. Geçen ay Kosova polisi aralarında Rusların da olduğu bazı Sırpları tutuklamıştı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, bakanlığın web sitesi üzerinden yaptığı açıklamada Kosova – Sırbistan sınırında Kosova Özel Kuvvetleri’nin 13 Sırp diplomatı gözaltına aldığını söyleyerek yaşananlara tepki göstermişti.

Kosova polisinden yapılan yazılı açıklamada, operasyonun Zvecan, Zubin Potok, Leposavic, Kuzey Mitrovica, Güney Mitrovica, Skenderaj ve Glogovac’ı kapsadığı, ayrıca operasyonda sadece Sırpların değil, Arnavut ve Boşnakların da gözaltına alındığı belirtilmişti.

Hırvatistan Genelkurmay Başkanı Mirko Sundov Priştine’ye geçtiğimiz günlerde bir ziyaret gerçekleştirmişti. Sundov, Hırvatistan’ın Kosova’da barış ve güvenliğe katkıda bulunmaya devam edeceğini belirtirken ve ülkenin bölgesel İnisiyatiflere üyelik yolunda Kosova Güvenlik Gücü’ne katkı sağlamayı sürdüreceğini ifade etmişti.

Sırbistan’ın Kosova rahatsızlığı

Sırbistan’ın ise Sundov ziyaretinden rahatsız olduğu ifade ediliyor. Son 10 yıl içerisinde Kosova’yı ve Karadağ’ı kaybeden Sırbistan’ı günümüzde ülkenin güneyinde yer alan Sancak Bölgesi, Kosova sınırında olan ve içinde Arnavut çoğunluğun yaşadığı Preşeva bölgesi ve ülkenin kuzeyinde yer alan Voyvodina bölgesi özerklik konusunda düşündürüyor.

Yunanistan; ABD ve İsrail ile sirtaki yapıyor ama ateşle oynuyor

Peki, Balkanların ve Avrupa’nın yaramaz çocuğu Yunanistan’da neler oluyor?  Geçenlerde ABD’nin askeri donanım yüklü gemisi Yunanistan’ın Türkiye’ye sadece 60 kilometre uzağındaki Dedeağaç Limanı’ndan ülkeye girerek buraya askeri yığınak yapmıştı. Bilindiği gibi Feto darbe girişiminden hemen sonra aralarında bir ABD’li rütbeli bir askerin de olduğu iddia edilen Fetocu askerlerin bir helikopterle Yunanistan’a kaçtıkları yer de Dedeağaç olmuştu.  ABD’nin bu hamlesi, bir süredir dillendirilen “ABD, Türkiye’nin sınır komşuları Yunanistan ve Bulgaristan’a askeri yığınak yapıyor” yorumlarının akıllara gelmesine neden oldu. Batı Trakya’da yer alan Dedeağaç limanının yükselişte olan stratejik değeri göz önüne alındığında “farklı bir amaç doğrultusunda hareket edildiği” şeklinde yorumlandı. ABD Ordusunun bu kadar sayıda silah ve ekipmanı Türkiye’nin sınır komşuları olan Yunanistan ve Bulgaristan’a taşıması, Akdeniz’de yaşanan gerginlik konusunda Türkiye’ye karşı alınan bir önlem olarak algılandı. ABD’nin Balkanlardaki bu askeri yığılımınım arkasında üç önemli sebep var.

1-Bölge ile tarih boyunca yakın ilgi ve iletişimi olan Rusya’ya karşı hazırlık

2-Balkanlar, Akdeniz, Orta doğu ve Kafkaslarda etkili hale gelen Türkiye’ye bir mesaj

3-Bölgede etkin olan Almanya’ya karşı bir atak

4-Sadece 4 yıl sonra yani 2023 yılında sona erecek olan boğazların statüsü öncesi hazırlık

Yunanlıların Türk azınlığa baskıları

Diğer yandan geçen hafta T.C. Dışişleri Bakanlığı’ndan Yunanistan’a tepkili bir açıklama gelmişti. Dışişlerinden yapılan açıklamada, “Yunanistan, Türk Azınlığın seçtiği Müftüleri tanımayarak Lozan Barış Anlaşması’nı ihlal etmektedir. Yanlış uygulamalarını düzeltmek yerine, Müftülük makamını ve Azınlık Müftülerini, yeni kurduğu bir devlet dairesine bağlamak suretiyle ihlallerini daha da vahim bir hale getirmektedir.” denildi.

Yunanistan Batı Trakya’daki 130 Bin Türk soydaşımızın haklarını gasp ediyor. Lozan anlaşmasına aykırı olmasına rağmen adaları silahlandırıyor. İsrail ile askeri işbirliği yaparak saçmalamaya devam ediyor.

Fransızların Balkan aşkına ne demeli?

Balkanlar’daki sorunların temelinde bu bölgelerdeki Avrupa Birliği-Rusya nüfuz mücadelesinin yattığı işaret edilen bir husustur. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un geçen sene Fransa Parlamentosunda yaptığı bir konuşmada AB’nin bir an önce harekete geçerek Yugoslavya’nın yıkılmasıyla kurulan devletleri AB’ye bağlamasını ve böylece Rusya ile Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerinin önünü kesmesini istemesi dikkat çekici ve ilginçtir. Bu konuşmadan hemen sonra Yunanistan’ın Makedonya ile “isim sorunu” çözmesi ve Makedonya’nın NATO ve AB ile ilişkilerinin “düzene” sokulmasının tesadüf olmadığı ortadadır.

ABD Türkiye’yi ablukaya mı alıyor?

Başlıktaki bu soruyu sormamızın elbette nedenleri var. Bunları yazımızın devamında detaylı olarak anlatacağız. Ancak bu kuşatmanın dört önemli nedenini bilmemiz gerekiyor.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

1-Petrol gelirleri

2-Yahudilerin vadedilmiş topraklar hayali (Arz-ı mevud)

3-Haçlı zihniyeti ve Hristiyan misyonerliği

4-Stratejik potansiyeli yükselen bir güce karşı refleks

ABD, İsrail ve Batı ülkelerinin bu dört takıntısının en büyük engeli ise Türkiye’dir.

Neden mi?

1-Dünya petrol rezervlerinin en zengin olduğu Ortadoğu ve Kafkasların yanı başında Türkiye vardır. Hatta Türkiye topraklarında da petrol olduğu sürekli konuşulan bir konudur.

2-Yahudilerin efsanesi olan vadedilmiş torakların  (Arz- Mevud) büyük bir bölümü bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindedir.

3-Hristiyanlık inancına göre son derece önemli yer olan İstanbul, İslam ve Türkiye toprağıdır. Ayrıca İstanbul, eski bir inanca göre sonu “İSTAN”  ile biten (Yunan-istan, Bulgar-istan, Hırvat-istan, Moğol-istan, Macar-istan…v.s.) tüm dünya ülkelerinin buluştuğu bir merkez gibi düşünülür ve buluşmanın kısaltması olan “BUL” ile biter. Yani İSTAN-BUL, tüm dünyanın buluştuğu bir noktadır. Avrupa ve Asya’yı birleştiren bu ilimiz açılan üçüncü havalimanı ile dünyanın en önemli hava ulaşım HUB aktarma merkezi olmuştur. Dünyanın neresine giderseniz gidin İstanbul yeni havalimanı üzerinden aktarma ile gidebilirsiniz.

4-Stratejik önemi çok büyük olan Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan boğazlar, Avrasya ülkesi Türkiye toprakları içindedir.

5-Haçlı zihniyeti ve Hristiyan yayılmacılık düşüncesine karşı en büyük engel, İslam’ın hamisi ve lideri olan Türkiye’dir. Bu aslında Türkiye’nin Osmanlı’nın devamı ve İslam halifeliği tezinin gönüllerde devam ettiği şeklinde bir tezahürüdür.

6-Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslarda bütün bir Türk yurdundaki ülkelerin lideri gibi görünüp, Turancılık düşüncesinin Batı’daki fobisi olmuştur.

BÖLGEDEKİ KUŞATMA 

Suriye ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevrelemek isteyen ABD, şimdi de Yunanistan’ın liman kenti Dedeağaç’ta  (Yunanca ‘da Alexandroupolis ) askeri yapılandırmalara gidiyor. ABD, Türkiye’ye sadece 60 km uzaklıkta bulunan kente 700 zırhlı araç ve 2 bin askeri sevk etti.

İlginç bir tevafuk olsa gerek, 15 Temmuz darbe girişimine karışan bir grup Fetocu asker helikopter ile Yunanistan’ın Dedeağaç’a kentine kaçmışlardı. Helikopter ’de üst düzey üniformalı Amerikalı bir subayın da olduğu iddia edilmişti. Şimdi buraya ABD’nin adeta bir askeri üs kurması ilginç görünüyor. Bunda incirlik üssünün kısmen gözden çıkarılmasının da bir etkisi olabilir mi? Diye düşünmeden edemiyoruz.

ABD’nin Dedeağaç’a yaptığı askeri yayılım, Batı Trakya’yı yani Gümülcine (Komotini)  ve İskeçe (Xanti) şehirlerinin de içinde olduğu 150 Bin Türk soydaşımızın yaşadığı bölgeyi de etkiler ki; Türkiye açısından son derece öneme sahiptir.

DOĞU AKDENİZ’E DUYULAN İŞTAH 

Irak ve Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ABD ve müttefikleri, şimdi de Doğu Akdeniz-Ege merkezli büyük kuşatmaya hız verdi. Bölgede arama/sondaj çalışmalarını sürdüren Türkiye alanda tüm gücüyle varlık gösterirken ‘Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi istemeyen ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail başta olmak üzere birçok ülke bölgeye olağanüstü boyutlarda yığınak yapıyor. Doğu Akdeniz’deki yabancı savaş gemisi sayısı 200’ü aştı. Son dönemde Romanya ve Bulgaristan gibi Karadeniz’de kıyısı olan Balkan ülkelerinde askeri üsleri büyütüp buraları gelişmiş füzeler ve ek personelle güçlendiren ABD, Kosova ve ardından şimdi de Yunanistan’daki varlığını artırıyor.

ABD’NİN BALKANLARDAKİ ASKERİ YERLEŞİMİ 

ABD, Balkanlar’da Türkiye ve Rusya’nın yerini almak ve bölgede tek kalmak istiyor. İlginçtir, Osmanlı (Türkler) ile Rusya Balkanlarda 600 yıl karşı karşıya gelmişti. Şimdi ABD’ye karşı bir ittifak içindeler. Dışişlerinde ülke menfaatleri önemlidir. Atatürk’te Kurtuluş savaşı öncesinde İngiliz ve Fransızlara karşı o zamanlarda ki ismi Sovyetler Birliği olan Ruslarla işbirliği yapmıştı.

Doğu Akdeniz’de Mısır, İsrail, Yunanistan bloğuyla ittifak yapan ABD, Türkiye’yi karadan da çevrelemek istiyor. Türkiye’ye sadece 60 kilometre uzaklıkta bulunan Dedeağaç’a ‘tatkibat’ bahanesiyle Avrupa’nın değişik ülkelerinden zırhlı araçlar ve askerler gönderildi. Atina’daki ABD Büyükelçiliği, ülkeye toplam 700 civarında zırhlı araç ve donanım sevk edildiğini duyurdu. Yunan basını ise Dedeağaç’a 2 bin ABD askeri yollandığını yazdı.

Yunanlılar, Girit ve Suda Körfezi’nin ardından Edirne’nin dibindeki Dedeağaç’ı da ABD askerlerine açtı.

KOSOVA’DAKİ AMERİKAN ASKERİ YAPILANMASI 

ABD, Kosova’nın Ferizaj kenti yakınlarında Avrupa’nın en büyük askeri üssü olan Camp Bondsteel ’i inşa etmişti. Bu askeri kamp öyle büyüktür ki; uzaydan bile göründüğü iddia edilir. Bir iddiaya göre bu askeri kampın altında zengin uranyum madenleri var. Kosova, ABD ile öyle yakın ki tüm devlet kurumlarında Kosova ve ABD bayrakları yan yana duruyor. Amerika’nın Kosova’da ciddi bir egemenliği var. Yeni kurulan Kosova ordusuna da yön veriyorlar. Ne ilginçtir ki Kosova savaşı sırasında Sırpları hava bombardımanı ile vuran ABD, Arnavutların adeta kurtarıcısı olmuştu ama yine aynı ABD şimdi Arnavutların bölgedeki en büyük düşmanı olan Sırplara göz kırpıyor. ABD, Balkanlarda çok güzel iki taraflı politika uyguluyor.

ABD –SIRBİSTAN ORTAK TATBİKATI

 Yine aynı Amerika Birleşik Devletleri, 2017 yılında Sırbistan ile ortak askeri tatbikat düzenlemişti.  Sırbistan’ın başkenti Belgrad yakınlarındaki tatbikata 60 Amerikalı paraşütçü katılmıştı. Bu tatbikatın başındaki Amerikalı Tuğgeneral Richard More, tatbikatların Batı için önemine dikkat çekmiş ve : “Biz Sırpların Avrupa Birliği’nin parçası olma isteklerini destekliyoruz. Askeri düzeyde bağlantının da bu şekilde kurulmasını isteriz. Bizim ve Sırbistan’ın askeri olarak ikili düzeyde işbirliğinin göstergesi olan tatbikatlar çok önemli.” Demişti. ABD’yi kendilerini Sırplardan kurtaran bir melek gibi gören Kosovalı Arnavutların bunu çok iyi bilmeleri gerekir.

ABD – BULGARİSTAN ASKERİ ÇALIŞMALARI

ABD’nin Bulgaristan’da 23 Şubat 2019 tarihinde başlayan ve 8 ay süren askeri tatbikatı ise çok yönlüydü. Rusya’ya karşı hazırlanmış gibi görünen bu tatbikat aslında hem Rusya hem de Türkiye’yi hedef almıştı.

Bulgaristan’ın güneydoğusundaki Novo Selo Amerikan-Bulgar Kara Kuvvetleri poligonunda 23 Şubat 2019 tarihinde başlayan tatbikat 19 Ekim 2019 tarihinde sona ermişti. Bilindiği gibi Bulgaristan’da 1962′de kurulan Novo Selo Askeri Üssü, 2008′de ABD Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına sunulmuştu. ABD Silahlı Kuvvetleri, Avrupa güçlerinden 400 personelin yanı sıra tam teşekküllü M2A3 Bradley, UH-60 Blackhawk ve HH-60 Pave Hawk helikopterleri, M1064 mayın atar zırhlı araçları ve diğer silahları kademeli olarak Novo Selo’da konuşlandırmıştı. Bulgar Kara Kuvvetleri personelinin de katıldığı tatbikatta atış ve uçuşlar gerçekleştirilmişti.

ABD’NİN MONTRÖ RAHATSIZLIĞI

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ndeki “Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemileri 21 günden fazla kalamaz” hükmü ABD’nin canını sıkmaktadır. Bu yüzden ABD, Karadeniz’de kıyısı olan Balkan ülkeleri ile ilişki kurmaktadır.

Örneğin Romanya, NATO üyesi olduktan sonra ABD oradaki varlığını ve üslerini artırdı. Bu bağlamda, NATO’nun da Karadeniz’deki varlığını artırmak istiyor. Ancak önündeki en önemli engellerden biri Montrö Boğazlar Sözleşmesi. Sözleşmeye göre, ABD Donanmasının Karadeniz’de bayrak göstermesi 21 günle kısıtlı. ABD, Romanya ve Bulgaristan’da askeri tatbikatlarla Rusya’ya mesaj yolladı.

ABD, Bulgaristan ve Romanya’ya, Baltık ile Balkanlarda yaptığı gibi karadan asker yığmak istiyor. Böylece Rusya’yı Ukrayna’nın alt tarafında sıkıştırmaya çalışıyor. Aslında Türkiye,  herhangi bir olumsuzluğun önüne geçmek için Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin uygulanmasına destek veriyor.

DEDEAĞAÇ’A RADAR SİSTEMİ 

Uzun süredir Dedeağaç’taki limanı askeri kullanıma açmak ve genişletmek için çalışmalar yürüten Amerikalılar, bölgeye yeni nesil radar sistemi kurma kararı almıştı. Meriç bölgesiyle kuzey Ege adalarını tarayabilecek, hava ve karadan ses ve görüntü tespiti yapacak kapasitedeki radar sistemi faaliyete geçtiğinde Boğazlardaki hareketliliğin her an gözlemlenebileceği belirtiliyor. Toplanan veriler önce Dedeağaç Limanı’ndaki merkeze ardından da Atina ve ABD karargâhlarına aktarılacak.

S-400 FÜZELERİNİN ÖNEMİ

ABD, İngiltere ve Fransa’nın etrafımızdaki askeri yığılımı tesadüf değil. Bunun için Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum bölgesinin seçilmesi manidar.

ABD’nin Balkanlardaki Rusya’yı bu yeni sıkıştırma politikasına Rusya, ‘Sen oraya füze yerleştirirsen, ben de Avrupa’ya en yakın yerlere füze yerleştiririm’ diye karşılık veriyor. Nitekim Rusya’nın Türkiye’ye sattığı S-400 füzeleri de bunun bir sonucu.

Rusya Savunma Bakanı Şoygu: ”İlk S-400 ekipmanı Haziran ayında Türkiye’de olacak. Türkiye ile S-500′leri de ortak üreteceğiz. Tek bir S-500 bataryası bile tüm Türkiye Hava sahasını dış saldırılardan korumaya yeter.” demişti.

Tüm bu gelişmelerin paralelinde 400 km etkili S-400 füzeleri ile Doğudan Batıya, Akdeniz’den Karadeniz’e 800 km’lik bir sahayı kontrol altına alacak olan Türkiye, ABD ve yandaş ülkeleri tedirgin ediyor. Türkiye’nin savunma gücünü böyle güçlendirmesi sözde müttefik olan ABD’yi niye rahatsız ediyor sorusu kadar bu olaydan dolayı içerde de muhalefetin rahatsız olması ayrı bir ilginçliktir.

İSRAİL TÜRKİYE’Yİ GÖZETLEYECEK

Ege’de radar konuşlandıran tek ülke ABD değil. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın müttefiki İsrail de Girit Adası’na radar sistemi inşa etmeye başladı. Yunan ve İsrail basınına göre ‘The Long Horizon’ adlı sistem iki ülkeye de Doğu Akdeniz havzasını gözlemleme imkânı tanıyacak. Bu sistemle İsrail, Türk ordusunun Doğu Akdeniz’deki tüm hareketlerini yakından takip edecek.

İNGİLİZ UÇAKLARI KIBRISTA 

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde askeri varlığı yıllar öncesine dayanan İngiltere ise buradaki askeri üslerini aktif hale getirdi. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait 6 adet F-35 tipi savaş uçağı önceki gün ilk kez Norfolk’taki Marham Üssü’nden havalanarak Güney Kıbrıs’taki Ağrotur Üssü’ne indi. İngiltere Hava Kuvvetleri, sonbahara kadar üslere toplam 121 adet F-35B tipi savaş uçağı sevk edileceğini duyurdu.

FRANSIZLAR’IN RUMLARLA İŞBİRLİĞİ

Akdeniz’deki enerjiye çöreklenmek isteyen Fransa da geçtiğimiz hafta kritik bir adım attı. Rum Savunma Bakanı Savvas Angelidis ile Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, Fransa’ya deniz üssü verilmesine ilişkin bir anlaşma imzaladı. 6 ay içinde hayata geçirilmesi planlanan askeri anlaşmanın ilk etabı için Fransız uzmanlar deniz üssünün inşa edileceği Vasiliko bölgesinde çalışmalara başladı. Basına sızan 9 maddelik anlaşmaya göre deniz üssü ‘ileri operasyonel menzilli’ nitelikte olacak. Ayrıca Fransız donanması, Türkiye’nin Rum sözde parsellerinde faaliyet gösteren Fransız petrol şirketi Total’e yönelik olası müdahalelerini göğüsleyecek. Paris bunun yanında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne ait gemilerin modernizasyonuna yardımcı olacak.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1-Türkiye, çıkarları nezdinde Rusya ile ilişkilerini bu şekilde sağlam tutmalı ancak ABD ile düşmanca bir tutum yerine sahip olduğu bölgesel gücünü diplomatik ortamda fayda sağlayacak şekilde devreye sokmalıdır.

2-Balkanlarda Arnavutlar ve Boşnaklarla güçlü bir stratejik ortaklık kurulmalıdır.

3-Diplomatik zekâ ile Rahmetli Abdülhamid Han’ın yaptığı gibi bize karşı birleşip koalisyon kuran devletlerin arasını bozacak konular ve sorunlar üretilmeli ve aralarına atılmalıdır. Mesela, Yunanistan’ın Çamerya sorunu, İstanbul’daki Ortodoks kilisesi, ABD’ye karşı İran’ın devreye sokulması, yine AB’nin ABD ile olan sıkıntılarının kaşınması, Yunanistan’ın ekonomik kriz içindeki durumu, Avrupa’ya Balkanlar üzerinden giden göç dalgası, Rus doğalgazı ’nın Balkanlara Türkiye üzerinden gitmesi ile yapılacak yönlendirmeler ve kısıtlamalar, Rusya ile birlikte onun gibi Ortodoks olan Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Romanya’nın ve de bölgedeki Slav milletlerinin etki altına alınması, Balkanlardaki Türk soydaşlarımızın bölgedeki iç politikada çok iyi değerlendirilmesi gibi…

4-Balkanlarda yaşayan Türk, Akraba ve soydaş toplulukların bir arada olması sağlanmalı, birlik acilen oluşturulmalıdır

5-Türkiye, ekonomisini sağlamlaştırmalı, iç siyasette istikrarı tam manasıyla sağlamalı, ülkede acilen Türkiye ittifakı kurulmalıdır.

İstanbul Seçimleri üzerine manifesto

23 Haziran’da 10 milyon 570 bin 939 seçmen İstanbul’da sandık başına gidip İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı koltuğuna oturacak adayı seçecek. Bu sefer SON KARARIMIZ inşallah. Bildiğiniz gibi Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki fark olan 29 bin oy, yeniden sayılması sonucu en son 13 binlere kadar düşmüştü. Sayımlar devam etseydi belki de tamamen kapanacaktı. Neyse şimdi yeni bir sayfa açıldı ve 23 Haziran’da neticelenecek hayırlısıyla.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

İstanbul’un önemi

23 Haziran seçim sonuçları son derece önemlidir. Bu seçimler sadece İstanbul seçimi değil, Türkiye’nin de özeti olan seçimlerdir. Dolayısıyla Türkiye’nin seçimleridir. Tüm Dünyanın gözü kulağı bu seçimlerde olacaktır. AK Parti bu seçimi mutlaka kazanmak istiyor.

Düşüncemiz odur ki; AK Parti gerçekten ister ve bunun için gerekenleri yaparsa bu seçimi kazanır. Ama Allah korusun ikinci defa kaybederse çok kötü olur.

AK Parti kurmayları bunun farkında. Bu seçim Allah korusun kaybedilirse CHP’lilerin eline büyük malzeme verilmiş olur ki bunu CHP’lilerin çok iyi kullanacağından emin olabilirsiniz. 31 Mart seçimini kaybetmek tabiki üzücü idi.

Ama daha da üzücü olan yaşadığımız bütün bu gelişmeler ve zıtlaşmaların ardından 23 Haziranı da maazallah kaybetmektir ki böyle bir durumda sonuçları zincirleme reaksiyon şeklinde etki yapar. Dolayısıyla 23 Haziran’da sadece kazanılan ya da kaybedilen İstanbul olmayacaktır.

İstanbul seçiminde tarafların avantaj ve dezavantajları

CHP için avantajlar,

1-Türk toplumu mazlumu sever. CHP’nin uyguladığı, haksızlığa uğramış mazlum siyaseti İstanbul’da kısmen etkili oldu. Bu durum bir kısım kararsızları, kırgınları ve geçen seçimde tepki olarak oy kullanmayanları etkileyebilir.

2-Hesap yaparken kuruşuna kadar hesaplamak deriz ya aynen öyle,

31 Mart seçimlerinde alınan küçük oy dağılımları şöyleydi: DSP’nin 30.817, BTP 27.238, DP’nin 22.544, Vatan 17.377, TKP 10.492 oyu vardı. Toplam 100.000 kadar oy. Bunlar muhtemelen CHP’ye yönelebilir. Bu oyları AK Partinin alması zor görünüyor. En kötü ihtimalle bu seçmenin oy kullanmaması belki ihtimaldir ve bu durum avantaj olur.

3-Geçen seçimde CHP 13 Bin oyla öndeydi. Eğer her iki aday da aynı durumda seçime girerse bu durum CHP’ye kazandırır diye düşünenler olabilir.

Yani tabiri caiz ise AK Parti ilk yarı 1-0 mağlup durumda ve ikinci yarı mutlaka gol atması gerekiyor. Diyeceğim o ki ikinci yarıda beraberlik AK Partiye yaramaz. Yani kısacası AK Partinin yeni ve ilave bir takım aksiyonlar yapması gerekiyor.

4-MHP ve BBP haricindeki tüm partiler CHP’ye destek veriyor. Hatta MHP’nin tabandaki bazı seçmenine tekrar ulaşıp meseleyi bir kez daha anlatmak ta fayda vardır.

5- AK Parti içinde bazı küskünlükler maalesef devam ediyor. Düzeltilmesi için teşkilatlarda ve bürokraside beklenen değişiklik hala yapılmadı. Bu kırgınlıklar sözle-lafla düzelecek cinsten değil. Acil icraat gerekiyor.

AK Parti için avantajlar,

1-AK Parti 31 Mart seçim sonuçları ile çok değerli bir veriyi elde etti. Hangi ilçenin hangi mahallesinde ne durumda olduğunu net olarak görüyor. Reçete apaçık görünüyor. Yani gerçekten isterse çözümü elinde tutuyor. Sonuçta olay basit, yani AK Parti gerekeni yapar ve kazanır. Ama en büyük sorun,  gerekeni bildiği halde yapmazsa kendi düşen ağlamaz.

2-Bayrampaşa’da bir önceki seçime göre %1,1, Çekmeköy’de %5,7, Sultanbeyli’de %2,2 oranında oy kaybı var. Bayrampaşa, Sultanbeyli ve Çekmeköy’de muhtemelen ilçe Belediye Başkan adaylarından kaynaklanan bir tepki var.

Bu ilçelerde küskün seçmenle barışmak gerek. Bunları bilmek önemli bir avantaj. Özellikle Bayrampaşa ve Sultanbeyli’de çok sayıda Balkan göçmeni yaşıyor, bunu da kenara yazın derim.

3-Esenyurt ve Küçükçekmece ilçeleri daha önce AK Parti’de iken bu seçimde burada CHP kazanmış. Bu kaybın nedeni olan arızaların Büyükşehir oylarını da etkilemiş olabileceğini düşünüyorum, bu yüzden de bunların ivedilikle tespit edilip çözüm için çaba harcanması gerekir. Yine aynı şekilde Küçükçekmece ilçesinde de çok sayıda Balkan göçmeni bulunuyor.

4- 31 Mart seçimlerinde 319.570 adet geçersiz oy var. Bunların en az yarısının AK Partili seçmen olduğunu varsayarak, geçersiz oyların nedenleri tespit edilip, vatandaşa izah edilebilirse en az 25 Bin oy daha kazanılabilir. Geçersiz oylar içinde kırgın veya küskün AK Partililerden bazılarının tepki için geçersiz oy verdiklerini de unutmamak gerekir.

5-  31 Mart seçimlerinde Oyunu kullanmayan toplam 1.704.325 kişi var. Bunların en az %10’nunun küskün veya kırgın AK Partililer olduğunu tahmin ediyorum.  Gayret edilip Yarısını bile kazansak en az 80 Bin oy demek olur.

6- Geçen Seçim sonunda gazeteci Deniz Zeyrek’in iddiasına göre, AK Parti’nin kazandığı 15 ilçede AK Partili ilçe belediye başkan adayları Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’dan fazla oy almış. AK Parti’nin kazandığı 10 ilçede Ekrem İmamoğlu, Binali Yıldırım’dan fazla oy almış. Tam verilere ulaşamadım ama eğer bu doğruysa 4 seçenek ortaya çıkar.

A-     Ya AK Partili vatandaşlardan bir kısmı Binali Yıldırım’ın adaylığına sıcak bakmadı

B-      Ya İstanbul teşkilatında bir sıkıntı var

C-       Ya bir kumpas var

D-     Ya AK Partili seçmen oy kullanırken karıştırdı, hata yaptı.

Böyle bir durumda her hâlükârda 23 Haziran seçiminde Binali Yıldırım’a gitmesi gereken ama kaybedilmiş AK Parti oyları var. Buradaki belirsizliğin acilen çözümlenmesi gerekir.  Binali beyin bu ilçelere gidip teması artırması önemlidir.

7-AK Parti,  hükümet olan bir parti. Ayrıca tecrübeli bir parti. Aynı şekilde İstanbul’u da bugüne kadar yöneten, tanıyan ve bilen bir parti. İl genel meclisinde çoğunluğu almış. Belediye bürokrasisi de atadığı ve bildiği kişilerden oluşuyor.

8-Diğer yerlerde seçim olmayacağı için tüm AK Parti İstanbul’a odaklanacak ve elindeki tüm gücü buraya kullanacak.

Reis’in vekillerle görüşmesi

Reis, geçen gün mevcut milletvekillerine külliyede verdiği iftarda, “Hepinizin İstanbul’da karşılığı olan bir grup vardır. Davet beklemeyin, gidin çalışın” dedi. Tamam, eyvallah, çalışsınlar da ha deyince olmuyor. Yanlış anlaşılmasın ben kimsenin de avukatı falan da değilim.

Vekiller elbette bu talimatı alınca çalışacaklardır. Ama işin can aşkı ile yapılması önemli. Netice vermesi gerekir. Yoksa “ laf olsun torba dolsun” şeklinde olmaz. Bu işin ciddiyetini kavradıysak ve gerçekten samimi isek 3 tane çözülmesi gereken sorun var.

1-Sakın unutmayın, Vekillerin İstanbul’da muhatap olacakları vatandaşlar, çok dolu ve diriler. Vatandaşların cevap aradıkları sorular var. Acaba vekillerin, vatandaşların sorularına tatmin edici cevapları var mı? Bu konuda bir araştırma ve çalışma yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Yanlış anlamasınlar lütfen ama vekillerin Enerjileri var mı? Bazen hepimizin enerjisi düşebiliyor, gayet normal. Vekillerin bizzat kendileri önce mutmain olmuşlar mı? Bütün bunlar çok önemli. Bilmiyorum o gece iftar sonrası Reis vekillerle bire bir görüştü mü? Onlarla istişare yaptı mı? Sorularını alıp cevapladı mı?

2-İstanbul’da seçim döneminde çalışma yapacak olan yeni ve eski vekillerin vatandaşlardan gelebilecek soru ve taleplere cevap verebilmesi için Ankara’daki muhataplarla iletişim halinde olmaları gerekir.

İletişim hatları açık olacak mı? Çözümler için ne kadar yetkili olacaklar? Özellikle eski vekillerin İstanbul’da çalışması isteniyorsa kendilerine fahri de olsa görevler verilmesi, onlara aidiyet duyguları kazandırılması gerekir. “Saldım çayıra Mevla’m kayıra”, şeklinde olmaz. Eski ve yeni vekillerin kalben kazanılması şarttır.

İstanbul’daki vatandaş kuru bir eski vekili takmaz. Görevlendirmek, yetkilendirmek, iletişimi açık tutmak gerekir. Bunların dışındakiler laf olsun diye giderlerse çok zarar verirler, hiç gitmesinler.

3- Bu vekillerle ahde vefa ışığında samimiyetle bağlantı kurmak çok önemlidir.

İstanbul’u kazanmak için yapılması gerekenler

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Bugüne kadar bu atasözünü çok iyi bilen ve iliklerine kadar yaşayan bir kardeşiniz olarak tekrar edeceğim.

Doğru bildiklerimi yazacağım. Varsın birileri kızsın ve bizi köylerden kovsun. Tabiri caizse Köyden kovulursak şehre (İstanbul’a) taşınırız. Aşağıda yazdığım çözüm maddelerini ister alın kullanın ya da yaramaz deyip çöpe atın. Siz bilirsiniz. Ben bir kez daha yazacağım. Bana göre bunlar yapılırsa İstanbul Evelallah kazanılır.

İşte size reçete:

 *Daha önce de defalarca yazdım. Tekrar söylüyorum. Çok acilen birleştirici tavırlar ve söylemler kullanılmalı, kimse kaybedilmemelidir. Gerginliğe mahal vermeden, ötekileştirmeden, hoşgörülü ve sakince bir seçim çalışması yapılmalıdır.

*Adayımız Binali Yıldırım’dır. Bunu unutmamak gerekiyor. Onun üzerine durulmalı, o çıkıp konuşmalı, seçim stratejisi tamamen onun üzerine kurulmalıdır.

Zaten Binali Bey esprili, doğal, sakin ve halk adamıdır. Müdahale edilmez ve net söylüyorum teşkilat tarafından açıkça ve limitsiz desteklenirse bu işi göğüsler. Binali Yıldırım, AK Parti’ye artı puan kazandıracak bir insandır.

*Teşkilat içinde var olan küskünlerle ve kalbi kırılmış arkadaşlarımızla süratle ilgilenilmeli, gönülleri laf olsun diye değil samimiyetle alınmalı. Bakın bu çok ama çok önemli. KÜSKÜNLER var. Bu yüzden ciddi miktarda Oy kaybediyoruz. Bunu kabul edip derhal gereken yapılmalıdır.

*Gençler ve kadınlarla ilgilenip, gönülleri kazanılmalı, onları ilgilendiren projeler yapılmalı ve müjdeler verilmeli

*Büyük projeler değil, ufak bile olsa halka dokunan, tabiri caizse cebine kısa zamanda girecek artı katma değer sunan şeyler üretilmeli

*Ekonomiyi canlandıracak yeni müjdeler, iş dünyasına ve KOBİ’lere ucuz kredi imkânları verilmeli

*Kentsel Dönüşüm veya başka sebepler nedeniyle yerlerinden edilen ve bu yüzden gönülleri kırılan Roman vatandaşlarımızın gönülleri alınmalı, sorunları çözülmeli

*İstanbul’da yaşayan 6 Milyon dolaylarındaki Balkan Rumeli insanımız (Evladı Fatihan) ile acilen iletişime geçilmeli, parti içinde (Teşkilatlarda) , Belediyelerde veya vakıflarda görevler vererek onlara aidiyet kazandırılmalıdır. Balkan Rumeli insanı ağırlıklı CHP’ye oy veriyor.

Bunun nedenleri araştırılmalı ve çözümler getirilmeli. Bu 3 puanlık değil 6 puanlık bir maçtır. Zira Balkanları kazanırsanız CHP’ye giden oyları da azaltmış olacaksınız. Yani hem 3 puan kazanacaksınız hem de karşı tarafa 3 puan kaybettireceksiniz. Bu 6 puan eder. Yıllardır söylüyoruz. Türkiye’de sadece Doğu sorunu yoktur. AK Partinin çözmesi gereken bir Batı çözüm süreci de vardır.

Yıllardır, İzmir, Manisa, Aydın, Edirne, Çanakkale, Çorlu, Çanakkale neden kazanılamıyor. Buralarda yaşayan Balkan göçmenleri ile AK Partinin artık barışması gerekmez mi? Bu insanları pekâlâ kazanabiliriz. Balkan Rumeli insanı ile iletişimi sağlayacak köprü kişileri harekete geçirmek için ne bekliyoruz?

*İstanbul’daki Kürt vatandaşlarımızla süratle bağlantı kurulmalı, geçmiş seçimde söylemlerden dolayı gönül koyanlara durum izah edilmeli, varsa kırılmış kalpler onarılmalıdır.

*Bazı arkadaşlarımız TV ekranlarında Binali beyin arkasında görüntü vermek için yarışmak yerine onunla sahalara çıkıp yanında durarak, vatandaş ile direk temas kurup, dertlerini dinleyerek, onların sorularını cevaplayarak daha faydalı olurlar, diye naçizane düşünüyorum.

*Sandıklara sahip çıkın dememize artık herhalde gerek yok. Birileri akıllanmıştır inşallah.

MHP ile ittifak tamam, diğerleri ile ne zaman?

Daha önceki yazılarımda ısrarla 2019 yerel seçimlerinin Siyasi bir milat olabileceğini hatta daha da ileri giderek siyaset kıyamet olarak bile tanımlanabileceğini ifade ettim.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Bana göre bu seçimler hem iktidar hem muhalefet için var olma ya da olmama seçimleridir. Yani bu kadar önemlidir. Son günlerde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığının meşruiyetini sorgulaması tesadüf ve gelişigüzel bir strateji değildir.

Ben aylar öncesinde yazdım. Benim gibi birçok kişi yazdı. Dedik ki; 2019 yerel seçimlerinden sonra en az beş yıl seçim yok. Bu seçimlerde çıkacak sonuca göre belki de muhalefet tamamen susabilir. Yani mesela CHP, bu seçimlerde alacağı mağlubiyetle esas kendi içinde bir yönetim meşruiyeti yaşayabilir veya olduğu gibi bir değişime gidebilir.

Bu seçimler, CHP’nin ve onu destekleyebilecek AK Parti ve Tayyip Erdoğan karşıtı tüm kişi ve grupların varlık-yokluk mücadelesi olacak. Onlar bunun farkında. Düşünün ki mesela bir kedi köşeye sıkıştı bir yere kaçamıyor. En korktuğu şeye karşı bile saldırı pozisyonu alır ve tıssss sesiyle meydan okur.

Ama tam tersine maazallah tersi farklı bir sonuç olursa ne olur? Bu durumu birkaç gazeteci dışında kimse yazmıyor. Hâlbuki her şeyi hesaplamak ve ona göre şimdiden stratejiler geliştirmek gerekiyor. Çok küçük bir ihtimal bile olsa en kötü durumları düşünmek yaşamaktan çok daha az sıkıntılı olacaktır.

Önümüzdeki yerel seçimlerin en kötü senaryosu, Cumhur ittifakının oy kaybetmesi sonucu Cumhurbaşkanının meşruiyetini sorgulanması ve erken seçim istenmesidir. Bu bütün kötü senaryoların başlangıcı olur.

2019 YEREL SEÇİMLERİNDE SINIR %50 OLABİLİR Mİ?

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli geçenlerde yaptığı konuşmada önemli bir konuya değindi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin meşruiyetinin sorgulanmaması için 24 Haziran’da Cumhur İttifakı’nın aldığı oyun yakalanması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, seçimlerde ittifakın başarılı olması için MYK üyelerine çalışma talimatı verdi. Yani Sayın Bahçeli’ye göre Cumhur ittifakı bu seçimlerde 24 Haziran’da aldığı toplam %53,7’lik oyun altına düşmemeli.

Sayın Bahçeli burada biraz tabiri caizse acımasız olmuş. İktidar partisi iktidarda iken biraz yıpranabilir. Belki 2-3 puan ekonomik sebeplerden, birkaç puan adaydan ya da farklı bir konjonktürel sebepten düşme yaşanırsa bu durum açıklanabilir. Ben %50’lik sonucun altına inilmediği sürece sorun olmayacağını düşünenlerdenim. Diğer yandan İstanbul ve Ankara’da çıkacak sonucun da büyük önemi var. Seçim sonrası 1 Nisan günü sonuçlar buna göre analiz edilir.

Hedef Belediyeler değil Türkiye’nin bekasıdır

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “ Hedef Belediyeler değil Türkiye’nin Bekasıdır” demesini çok önemsiyorum. Burada esas önemli olan şey tavanda alınan ittifak kararına tabanın aynen uyması ve destek vermesidir. Kimi iddialara göre bazı yerlerde AK Parti adayına MHP’li seçmenin, kimi yerde tam tersine MHP adayına AK Parti seçmeninin destek verip vermeyeceğinden endişe duyuluyor.

Örneğin İzmir ve Manisa sonuçlarını çok merak ediyorum. Bu konuda her iki parti Genel Merkezlerinin böylesi kritik yerlerde tabanlarına “Beka” olayını çok iyi anlatmaları gerekiyor.

MHP dışında İttifak yapılması gereken diğer gruplar

AK Parti’nin MHP ile ittifakı gerekli ve doğru bir stratejidir. O yüzden MHP ile ittifaka en başından beri sıcak baktık. MHP ile ittifak tamam da diğerleriyle ne zaman? Bu seçimlerde sadece MHP ile ittifak yetmez. Bizim diğerleri dediğimiz ilave ittifaklara da ihtiyacımız var.

Örneğin en önemli ittifak Küskünlerle yapılmalıdır. Geçen seçimlerde MHP’ye giden 7 puan ve bana göre 4-5 puan da şimdi olmak üzere son zamanda oluşan toplamda 10-12 puanlık bir küskün grup var. Bunlara ilave olarak aday adayı olup aday gösterilmeyen Belediye Başkan ve meclis üyesi aday adayları da vardır. Bunların da gönlü alınmalı ve mümkünse bunlara resmi veya fahri farklı görevler verilmelidir.

Bunların bir kısmı belki AK Partiye oy vermez ise de CHP’ye de vermez. Bunlardan belki bir bölümü ya MHP’ye gidebilir ya da oy kullanmayabilir. Bu seçimlerde bana göre her partiden benzer sebeplerle küskünler oy vermeye gitmeyecekler. Bu yüzden seçimlere katılım düşebilir.

İttifak yapmamız gereken diğer bir gruplar ise CHP’ye oy vermeye meyilli olan Balkan göçmenleri, Aleviler ve Diğer farklı siyasi taraftarlardır.  Balkan göçmenlerinden AK Partiye oy verenler var tabi. Ancak CHP’ye daha fazla meyilliler. Özellikle demografik olarak ağırlıklı yaşadıkları yerlerde Belediye Başkan adaylarının kimliği çok önemli.

Bu gibi demografik olarak belli bir bölge insanının ağırlıklı olduğu yerlerde sadece Balkanlar değil Sivas, Mardin, Erzurum, Karadeniz… vs. kimler varsa Belediye Başkan adayının ona göre belirlenmesi, eğer ona göre belirlenmediyse, Belediye Başkan yardımcıları, meclis üyeleri ve farklı görevlendirmelerle denge sağlanmalı ve bütün bu gruplarla bu şekilde anlaşarak veya görev vererek ittifak sağlanmalı, aidiyet oluşturulmalıdır.

İttifak yapılması gereken bir diğer grup, devletten farklı beklentileri olan topluluklardır. Örneğin polis kardeşlerimiz uzun bir süredir haklı olarak bir gelir artışı beklentisi içindeler.

Balkanların ve Kürtlerin oyları nereye gidecek?

Acaba 24 Haziran’dan bugüne Cumhur ittifakını artı veya eksi neler etkilemiştir? Değişen şeylerle birlikte ilave oylar, kaybedilen oylar, artılar ve eksiler masaya konulmalıdır. Artı veya eksiler içinde en büyük etken adaylar olacaktır. Adayların getireceği katma değerler veya kayıplar sonucu etkiler.

Daha küçük çaplı da olsa meclis üyelerinin doğru belirlenmelerinin etkisi de önemli. Diğer yandan özellikle İstanbul’daki 1 milyona yakın Kürt seçmeninin kararı merak edilirken ben farklı bir yere Balkan göçmenlerine dikkat çekmek istiyorum. Televizyon programlarında ısrarla Kürt seçmenlerin kararı konuşuluyor.

Kimse Balkanlardan bahsetmiyor.  Adeta onlar yok sayılıyor. Bu asla bir milliyetçilik olayı değildir. Lütfen kimse bizi milliyetçilik yapmakla suçlamasın. Aksine önemli bir siyasi gerçekten ve daha da önemlisi demografik durumdan bahsediyoruz.

Zira Sadece İstanbul’daki sayıları 6 milyonu geçen Balkan göçmenlerinin kararı bana göre daha da önemli. Örneğin İstanbul’da Eyüp sultan, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Pendik, Zeytinburnu, Kâğıthane, Çatalca, Sultangazi gibi ilçelerdeki sonuçları gerçekten merak ediyorum.

Ya da İzmir’de Buca, Gaziemir, Çeşme, Dikili, Bergama, Bornova, Aliağa, Kınık gibi ilçeler merak ettiğim yerler. Bu arada Bursa’daki son durumu da takip edeceğim. Buraların hala vakit varken demografik yapılarına göre meclis üyelerinin belirlenmesi gerektiğini söylemek istiyorum.

Kosova’dan İzlenimler

24-27 Kasım tarihlerinde baba toprağı Kosova’daydık. Bu ziyaretimizin en önemli sebebi merkezi Prizren’de olan Kosova Kadın Girişimciler Derneği’nin düzenlemiş olduğu “ Kosova Kadınlarının Müteşebbisliği” konulu etkinlik oldu. Dernek Başkanı Sayın Ater Koro hanımefendi hem etkinliğin düzenlenişi hem de misafirperverliği ile takdir topladı. Kendisine ve ekibine çok teşekkür ediyorum.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Ayrıca bu etkinliğin düzenlenmesinde büyük emekleri olan ve bizlerin de davet edilmesinde sebep olan değerli dostum Doç.Dr. Emin Serin hocamıza ve ekibindeki kıymetli hocalarımız Görkem Bakkaloğlu ve Berna Özbakır hanımefendilere de ayrıca tebrik ve teşekkür ediyorum.

 

Kosova Kadınları için son derece yararlı bir etkinlik oldu. Bu etkinlik Prizren’de daha pek çok güzel etkinliğe de ev sahipliği yapan Yunus Emre Enstitüsünde gerçekleşti. Yunus Emre Enstitümüze ve değerli çalışanlarına da çok teşekkürler.

Kosova’da yoğun temaslarımız

Kosova ziyaretimiz oldukça yoğun geçti. Kosova Kamu Bakanı Sayın Mahir Yağcılar, Kosova Meclis Başkan yardımcısı Sayın Müferra Şinik, T.C. Prizren Başkonsolosumuz Sayın Eylem Altunya, Kosova’nın tek Türk Belediyesi’nin Belediye Başkanı Sayın Abdülhadi Krasniç, Prizren Belediye Başkanı Sayın Mytaher Haskuka ki kendisi Boğaziçi üniversitesi mezunu ve mükemmel Türkçe konuşuyor, Kosova Diaspora Bakan yardımcısı Sayın Faruk Nura, Eğitim Bakan yardımcısı Sayın Heset Sahiti, Kosova Kültür, Eğitim ve spor koordinatörü Sayın Recep Hoti, Kosova-Türkiye Ticaret odası Başkanı Sayın Abdurrahman Balkız, BKT Genel Müdürü Sayın Suat Bakkal, Priştina Devlet hastanesinin Acil servis müdürü Prof. Dr. Basri hocamızı ve TİKA Kosova Koordinatörlüğünü ziyaret ettik.

Her birinin kıymetli ev sahipliklerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Diğer dostlara ve kurumlarımıza zaman darlığından gidemedik ne olur gönül koymasınlar. İnşallah önümüzdeki aylarda yapacağımız diğer Kosova ziyaretimizde oraları da ziyaret edeceğiz.

Türkiye-Kosova Serbest Ticaret anlaşması neden hâlâ imzalanmıyor?

Kosova’da bulunduğumuz 4 günde bazı notlar aldık. Kosova’da en çok konuşulan konu, Kosova’nın İnterpol’e girişine ret oyu veren Sırbistan ve Bosna-Hersek’e karşı Kosova hükümetinin uyguladığı haklı gümrük vergisi artış tepkisiydi. Bilindiği gibi Kosova, Sırbistan’a ve Bosna-Hersek’e uyguladığı gümrük vergilerini %100 artırdı.

Bu olay kuşkusuz en çok Türk yatırımcıya ve Türk ürünlerine yarıyor. Zira Sırbistan ve Bosna-Hersek, Kosova’nın da üyesi olduğu CEFTA isimli birliğe üye ve bu ülkeler arasında gümrük vergisi avantajı var.

Dolayısıyla Kosova’ya gelen ithal ürünler gümrük vergisi avantajı olduğu için daha çok Sırbistan üzerinden geliyordu. Bu da Türk firmalarına dezavantaj oluşturuyordu. Oysa benim de milletvekili olduğum dönemde üstelik dışişleri komisyonu üyesi olarak imza attığım Türkiye-Kosova Serbest Ticaret anlaşması bir türlü yürürlüğe girmedi.

Bu anlaşmaya Türk tarafı yani TBMM onay verdi ancak Kosova Cumhurbaşkanı Sayın Haşim Taçi yaklaşık 4 yıldır bu anlaşmaya imza atmıyor ve anlaşma çekmecede bekliyor. Kimi dedikodulara göre başta Almanya olmak üzere Kosova’daki Avrupa ülkeleri buna engel koyuyorlar.

Zira Kosova ile dış ticarette birinci sırada Almanya var. Türkiye ise üçüncü sırada. Bu anlaşma imzalansa Kosova’nın Türkiye ile dış ticareti birinci sıraya yükselir. Kosova’nın Sırbistan’a %100 vergi artırımı Türk yatırımcılar için güzel ancak bu durum geçici olabilir.

Zira başta ABD olmak üzere Almanya ve dolaylı yönden Sırbistan Kosova’ya büyük baskı yapmaya başladılar bile. Kosova bu baskılara ne kadar dayanır bilmiyorum. Belki de Kosova yakında bu kararından dönüp vergi artışını sıfıra indirebilir.

Bu yüzden de Türkiye’nin Kosova ile yaptığı serbest ticaret anlaşmasının bir an önce Sayın Haşim Taçi tarafından imzalanması için girişimde bulunması gerekiyor. Kosova’daki Türklerin bu konudaki taleplerine Kosova Ticaret Bakanının verdiği cevap manidar:

“ Sizin Başkan Erdoğan bizim başkan Taçi ile arası iyi, bu iş bir telefona bakar

Genç nüfusun çoğu Avrupa’ya göç edebilir, serbest dolaşımı bekliyorlar

Kosova’da konuşulan diğer önemli bir konu, Kosova vatandaşlarının Avrupa’da vizesiz serbest dolaşım hakkının verilmesi. Bütün Kosovalılar bunu bekliyor desek abartmış olmayız.

Bu çıkarsa inanın bana Kosova’da yüzbinlerce insan Avrupa’ya akın eder. Kosova boşalır. Zira Kosova’da çok büyük işsizlik var.  Özellikle de Kosova’daki genç nüfusun büyük bir bölümü işsiz durumda. Aslında Kosova, ticari potansiyele sahip bir ülke.

Avrupa’nın en genç ülkesi. Kosova, önümüzdeki Şubat Ay’ında 11.yaşına basacak. Aynı zamanda en genç nüfusa sahip bir ülke. Kosova’nın bu genç potansiyeli göçlerle Avrupa’ya kaptırmaması gerekiyor. Ülkenin gençlerini değerlendirme imkânı pekâlâ var.

Kosova’nın Brovnisa’sını içmeden Şar peynirini ve böreklerini yemeden dönmeyin

Kosova’da Linyit, Uranyum, Demir madenleri var, turizm potansiyeli yüksek, tarım ve hayvancılık yönünden zengin ve bereketli.

Ama ülkenin başında Azrail gibi bulunan ABD ve Avrupa ülkeleri Kosova’nın gelişmesine asla müsaade etmezler. Var mı bilmiyorum ama ben “Made in Kosova” şeklinde bir ürün göremedim. Bu arada Kosova’da özellikle hukuk fakültesi mezunlarının marka tescili ve register gibi konulara el atmalarını öneriyorum.

Bu biraz eksik kalmış görünüyor. Kosova’ya gidenlere tavsiyem, lezzetli sucuğunu, kurutulmuş etini, şar dağlarında üretilen peynirini, bizde yaban “mersini” dediğimiz onların muzla karıştırarak hazırladıkları harika tadı olan “Brovnisa “ sını, Fliya (Fulya), Kumulur, Laknur, Pırpeç gibi böreklerini mutlaka denesinler ve biraz da Türkiye’deki yakınlarına getirsinler.

Çok lezzetli ve özel tatlar. Ha bu arada Kosova’nın en güzel şehri Prizren’e giderseniz meydandaki şadırvandan suyunu da mutlaka için. Şifadır. Bu suyu içenler bu Kent’e tekrar gelirler diye bir rivayet vardır. Tarihi Sinan Paşa camisinde iki rekât namazınızı kılın. Caminin hemen yanındaki Çaycı’dan demli çayınızı için. Benden söylemesi, süper.

Kosova, imdat çığlığı atıyor duyan var mı?

Büyük bir Hristiyan saldırısı var, bilen var mı?

Kosova’da gördüğüm kadarıyla buraya resmen ciddi bir Hristiyan misyonerlik saldırısı var. Prizren’de faaliyette olan Loyola isimli lisede rahibeler ders veriyorlar.

Bu bir Alman Okulu ve eskiden Cizvit papazlarını yetiştirirdi. Şimdi Müslüman Arnavut öğrencileri burada eğitim alıyorlar. Kosova’ya gidenler bilir. Başkent Priştine ’nin girişine büyük bir katedral yapılmıştı. Balkanlarda bu kilise ve haçlar meşhur.

Makedonya’nın başkenti Üsküp’ün en yüksek tepesinde herkesin görebileceği büyüklükte haç var. Gece ışıkları yanınca şehrin her yerinden görünüyor. Yunanistan’ın başkenti Atina’da da böyle büyük bir haç sizi karşılar. Hristiyanlar bunu özellikle yapıyor.

Ama Kosova nüfusunun %99’u Müslüman bir ülke. Buraya kilise ve haç asla kabul edilemez. Şimdi Kosova’nın farklı yerlerine de ayrıca yeni kiliseler dikilmeye başlanmış. Bir tanesi de Suha Reka’ya yakın bir köyün tepesine yeni yapılan kilise. Yolun üzerindeki bu kilise dikkat çekiyor.  Oysa Kosova’daki toplam Hristiyan nüfus 2-3 bini geçmez.

Kosova’daki eczanelerde hilal olması gerekirken hepsinde yeşil renkte haç işaretleri var. Ülke genelinde esas işi Hristiyanlık misyonerliği olan Caritas isimli uluslarası örgüt oldukça aktif iş yapıyor. Tüm bunlara ilave olarak büyük papaz Feto’nun da okulları hala açık ve çalışmaya devam ediyorlar maalesef.

Kosovalı Akif’e kulak vermek lazım

Bütün bunları görünce kendisi de Kosovalı olan milli şairimiz M.Akif Ersoy’un şu şiiri aklıma geldi ve çok üzüldüm:

Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova

Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova

Hani binlerce mefahirdi senin her adımın

Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın

Hani asker, hani kalbinde yatan şah-ı şehit

Söyle Meşhet öpeyim secde edip toprağını

Yok, mudur Murad’ın sende iki üç damla kanı?

İstanbul 1453 yılında fethedilmişti. Kosova ise İstanbul’dan 64 yıl önce İslam’la müşerref olmuş, Türkçe konuşulan bir yer olmuştu. Kosova’yı fethedip İslamlaştıranlara selam olsun. Allah onlardan razı olsun. Dedelerinin bu güzel eserini korumak torunlara yani bizlere yani TİKA’ya, Yunus Emre’ye, TRT’ye, Dışişlerine, Maarif vakfına düşüyor. Büyük bir sorumluluk ve büyük bir vebal var.

…..

AK Parti ve Balkan seçmenlerinin üç farklı ilde üç farklı tercihi:

İZMİR, İSTANBUL ve BURSA’

Akılcı olmak, matematiksel düşünmek, kantitatif kararlar vermek için doğru olanı yapmak zorundasınız. Doğru olan ise inandığınız değerler doğrultusunda sizi istenilen sonuca ulaştıracak karar ve stratejilerdir. Kazandığınız müddetçe

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

haklısınız ve kimse sizi siyasi kararlarınızda eleştiremez. Bazen bize göre belki yanlış kararlar vardır ama yine de kazanırsınız. Bazen sonuç olumlu ya da olumsuz beklenendir ya da çelişkidir. İşte bu gerçekler doğrultusunda demografik yapılarına göre İstanbul, İzmir ve Bursa’daki seçmen tercihlerine ve buna mukabil AK Partinin aday tercihlerini analiz etmek istiyorum. Üç farklı ilginç sonuçlar çıkıyor. Gelin isterseniz birlikte inceleyelim.

Birinci örnek: Kazandığınız müddetçe haklı ve doğru olan siz olmaya devam edersiniz. İtiraz etmeye kalksak bile bu kabul görmez. Buna en iyi örnek İstanbul’dur.

İkinci örnek: Bazı örnekler vardır ki bu itirazlarda haklısınızdır. Âmâ farklı nedenlerle dikkate alınmaz. Ve maalesef üstelik sonuç da istenilen düzeyde değildir. Buna en iyi örnek İzmirdir.

Üçüncü örnek. En doğru olan ise budur. Hem kararınız doğrudur hem sonuç beklenen finaldir. Burası için en iyi örnek Bursa’dır.

Üç farklı ilde üç farklı sonuç

Birinci örneğimiz İstanbul. Şehir değil de bir bölge olarak düşünülmesi gereken İstanbul’un demografik yapısı olarak Balkan göçmenlerinin ağırlıklı hatta oldukça çok ağırlıklı olduğu yerler olan Bayrampaşa, Eyüp, Pendik, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Gaziosmanpaşa ilçelerinde Belediye Başkanlarının Balkan Göçmeni olmadıkları halde seçilmelerinin bir çelişki gibi görünse de öyle olmadığını söyleyebiliriz. Buraların Balkan göçmeni halkı yıllardır kişiye değil davasına ve Reisine olan sevgi, saygı ve bağlılığı ile koşulsuz destek veriyor. Zira bu olsa olsa bir Balkan milliyetçiliği değil dava milliyetçiliği olarak açıklanabilir. Bölgede yaptığımız araştırmalarda bazı şeylerin değişmekte olduğu ve halkın tepki ve itirazlarının seslendirildiği görülüyor. Ama son dönemde bu bölgelerdeki farklı lobilerin bu samimiyeti kötüye kullanmış olmaları Balkan seçmenlerini üzmektedir. Bu bizzat duyup şahit olduğumuz bir gerçektir.  Demografik yapısı ağırlıklı Balkan göçmenlerinin olduğu yerlerde ısrarla farklı adaylar konunca, bölge halkı siyasi nezaketle “Biz, bizi tanıyan, bilen ve bizim sosyolojik ve kültür yapımıza uygun adaylar” istiyoruz dediklerinde “Balkan Milliyetçiliği” yapmakla suçlanmalarına büyük tepki gösteriyorlar. Nasıl Diyarbakır’da örneğin bir Arnavut kökenli ya da Trabzon’da örneğin bir Malatyalı aday konmadığı veya hatta konsa bile kabul edilmediğinde için bu bir milliyetçilik değilse aynen öyledir. İstanbul diğer seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde hatta daha stratejik öneme sahiptir. O yüzden bu olaya çok önem verilmelidir.

Diğer bir örnek ise demografik yapısı Balkanlı olduğu halde farklı adaylar konulan ve dolayısıyla daha fazla başarısız sonuçlar kaydedilen İzmir örneğidir. İzmir’de nüfusunun neredeyse %35’i Balkan göçmenidir. İzmir, 1912 Balkan savaşları, 1924 Lozan mübadelesi, 1956 Yugoslavya göçleri ve 1989 Bulgaristan göçleri ile demografik yapısını Balkanlaştırmıştır. Bugüne kadar seçilen Belediye Başkanlarından Osman Kibar, İhsan Alyanak, Burhan Özfatura, Ahmet Priştina’nın Balkan göçmeni olması tesadüf değildir. Bugünkü Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Tokatlı olmasının herkesçe bilinen farklı bir hikâyesi vardır. Yine aynı şekilde İzmir’in 30 ilçesindeki mevcut Belediye başkanlarının 16 tanesi Balkanlıdır. Geçmişte ilçe Belediye Başkanlıkları yapan Işılay Saygın ve Kemal Baysak gibi şahsiyetler de Balkanlıdır. Sınırları Balkan bölgesinde olmasa da İzmir’e “Fahri Balkan şehri” denmesinin arkasındaki gerçek budur. Böyle bir yerde milliyetçilik olarak değil ama matematikçilik açısından ve doğal olarak Balkan kökenli aday konmasını beklersiniz. Konmadığı zaman oluşan farkın önemli bir nedeni de budur denildiğinde milliyetçilik yaftası ile karşılaşabilirsiniz.

Üçüncü örnek ise demografik yapısı Balkan olan ve genelde gösterilen adayların da doğru kararla Balkan göçmeni olduğu Bursa örneğidir. Nitekim Bursa’da alınan sonuçlar ortadadır. Alınan başarı puanı Türkiye ortalamasının üstündedir.

Son olarak daha önce de pek çok kez yazıp sorduğumuz, Çanakkale, Lüleburgaz, Kırklareli, Edirne, Çorlu, Aydın, İzmir, Manisa gibi vilayetlerde AK Partinin diğer illere göre göre istenilen başarıyı elde edememesi ile bu illerdeki ağırlıklı Balkan göçmenlerinin yaşamasının ilişkisi nedir ve buralarda kazanmak için ne yapmak gerekir? Bunun çok iyi araştırılması ve çözülmesi gerekir.

Türk ekonomisi için fırsat:

‘Balkan Pazarı’

Dış ticarette en büyük maliyet navlun ve nakliye giderleridir. Diğer yandan pazarın araştırılması, bulunması ve tanınması gibi diğer maliyetleri de dikkate almamız gerekir. Bilinmeyenin maliyeti bilinenden çok daha fazladır. Bütün bu maliyetlerin karşısında Türkiye’nin Avrupa’ya açılan komşusu olan Balkanlar, yakınlığı, bilinirliği ve potansiyeli ile dış ticaretimiz için önemli bir fırsat.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Üstelik hiç te yabancı olmayan bir bölge. Bugün Türkiye’de yaşayan yaklaşık 15 milyondan fazla insanın atalarının ve dedelerinin geldiği bölge. Üstelik 2 milyona yakın Türk’ün ve kan bağımız olan 10 milyondan fazla nüfusa sahip olan akraba topluluklardan Arnavut, Boşnak, Pomak ve Torbeşin yaşadığı bir bölge.

Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile dış ticaret hacmi

Balkanlar hemen dibimizde, dolayısıyla nakliye ve navlun maliyetinin minimum olduğu dış ticaret alanı.  Türkiye’nin Balkan ülkeleriyle gerçekleştirdiği dış ticaret hacmi 17 milyar dolar dolaylarında. Oysa  50 Milyar dolarlık bir dış ticaret hacminden söz ediliyor.

Hedefin üçte birine dahi ulaşamamış durumdayız. Bugün Cumhuriyetimizin 95.yılını kutluyoruz. Hayırlı olsun. Tam 5 yıl sonra inşallah 2023 yılında 100.yılını kutlayacağız. Türkiye’nin 2023 yılı ihracat hedefi inşallah 500 Milyar Dolar’dır.

Bu hedefin onda birini 50 Milyar Dolar ile neden Balkan ülkelerinde yapmayalım ki? Bugüne baktığımızda Romanya ile 5-6 Milyar Dolar, Bulgaristan 4 Milyar dolar,  Yunanistan ile 3,5 Milyar Dolar dış ticaret yapıyoruz.

Bunlar maalesef Ufak tefek rakamlar. Bu üç ülke de Avrupa Birliği ülkesi. Daha büyük rakamlara ulaşmamız gerekiyor. Ama diğer taraftan baktığımızda Balkanlarda Türk şirketlerinin yatırım tutarı 15 Milyar dolar civarında.

Balkanlarla sağlık turizmi yapılır

Balkan ülkelerindeki yatırım alanları turizm sektörü, bankacılık, ulaştırma, altyapı, tarım, hayvancılık, enerji sektörleri öne çıkıyor. Oysa turizm ve özellikle de sağlık turizmi bölge için büyük potansiyel. Türkiye sağlıkta büyük hamleler atmış bir ülke.

Son dönemde ülkemizde açılan ve açılacak olan modern şehir hastaneleri maşallah dedirtiyor. Balkanlarda böylesi sağlık merkezleri yok veya yeterli değil. Avrupa ve ABD’ye göre daha ucuz ve belli yerlerde daha kaliteli olan sağlık hizmetleri Balkanlar için büyük bir şifa kaynağı.

Bugün bir bölümü hizmete açılacak olan İstanbul’daki 3.havalimanı da ülkemize büyük bir avantaj sağlıyor. THY’nin dünyanın her yerine olduğu gibi Balkanlara da çok sık ve kaliteli uçuşlar yapmasını değerlendirmek gerekiyor.

Sağlık turizminde sadece şifa dağıtmak değil aynı zamanda paket programlar yapıp ülkemize Balkanlardan gelen hastalara deniz, güneş, kaplıca, doğa ve tarihi zenginliklerimizi de aynı programda sunabilmemiz gerekiyor.

Ticaret Bakanlığımızın teşvik ve destekleri var, mutlaka araştırın ve yararlanın

Eski Ekonomi şimdi Ticaret Bakanlığımızın döviz kazandırıcı hizmetlere çok ciddi teşvik ve destekleri var. Birçok işadamı ve şirket bunları biliyor ve yararlanıyor.

Bilmeyenler için hatırlatalım, 4 ana sektörde bakanlığın destekleri var. Bunlar Sağlık Turizmi, Sinemacılık, Eğitim ve Bilişim sektörleri. Mesela yurtdışından Türkiye’ye tedavi için gelen bir hastanın 1000 Dolara kadar yol parasını ödüyorlar.

Bu Balkan ülkelerinden gelecek hastalar için yolun ücretsiz olması demek. Yurtdışında açacağınız ofis kiranızın bir bölümü ve yapacağınız reklam çalışmalarının bir kısmı da ödeniyor.

Balkanlardan Türkiye’ye gelecek üniversite, yüksek lisans ve doktora öğrencileri için de destekler var. Saç ekme ve güzellik merkezleri de teşvik ve destek alabiliyorlar. Yararlanmak lazım.

Balkanlardaki Türk yatırım alanları

Türk firmalarının Balkanlardaki çalışmaları yeterli değil ama son günlerde dikkat çekmeye başladı. Şöyle kısaca bir incelediğimizde Türk firmalarının Turizm, alt yapı, tekstil, otomotiv, gayrimenkul,  bankacılık, tarım-hayvancılık, müteahhitlik hizmetleri oldukça önemli.

Bu arada Balkanlarda geri dönüşüm işinin de iyi takip edilmesi gerektiğini ve potansiyel olduğunu söylememiz lazım. TRT Haber’in verilerine göre (https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/turk-sirketler-icin-balkanlar-gozde-yatirim-bolgesi-oldu-369336.html ) Balkanlardaki Türk yatırımlarından bazıları ise şunlar:

Son dönemde yatırımlarını Balkanlar’a yönelen şirketlerin arasında Koç Grubu, Doğuş Grubu, Limak Holding, Tosyalı Holding, Yıldızlar Yatırım Holding ile Tay Group bulunuyor. Koç Grubu hâlihazırda Romanya’da SC Arctic SA, Slovakya’da Beko Slovakya SRO, Yunanistan’da ise Olympic Commercial and Tourist Enterprises SA şirketleriyle faaliyet gösteriyor.

Doğuş Grubu’nun ise Bulgaristan’da inşaat, Hırvatistan ve Yunanistan’da ise marina ve otel alanlarında mevcudiyeti bulunuyor. Tekstilde Tay Group, Balkanlara yöneldi. Yıldızlar Yatırım Holding’in orman ürünleri alanında faaliyet gösteren şirketi Yıldız Entegre Romanya ve Slovenya’da yatırımlar yaptı.

Karadağ’ın en önemli sahil kasabalarından olan Budva’da Türk gayrimenkul firmaları projeler üretiyor. Türk yatırımcılar arasında Balkanların potansiyelini en erken keşfeden firmalar arasında Limak Holding öne çıkıyor. Limak Holdingin Kosova’da KEK isminde elektrik dağıtım şirketi bulunuyor.

Limak ayrıca Kosova’da Priştina Uluslararası Adem Yaşari Havalimanı’nı işletiyor ve Makedonya’nın başkenti Üsküp’te de oldukça büyük bir karma projeye başladı. Keza TAV, Makedonya’nın Üsküp ve Ohri havalimanlarını işletiyor.

Tosyalı Holding şirketlerinden Tosçelik Spiral Boru, geçen günlerde Romanya Doğal Gaz İdaresi TRANSGAZ tarafından açılan boru ihalesini kazanarak önemli bir başarıya imza attı.

Balkanlardaki Türk şirketleri

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’ndan (DEİK) alınan bilgilere göre, geçmiş yıllardan bu yana birçok Türk şirketin Balkanlarda faaliyet pazarları arasına alarak yatırım yaptığı ve mevcudiyetini bugüne kadar sürdürdüğü görülüyor.

TRT Haber’in verilerine göre (https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/turk-sirketler-icin-balkanlar-gozde-yatirim-bolgesi-oldu-369336.html ) Balkan ülkelerindeki Türk şirketleri şöyle sıralanıyor:

Bosna Hersek’te Ziraat Bosna Hersek, Nobel İlaç, Hayat Holding’in Natron-Hayat, Şişecam Topluluğu, Kırlıoğlu Kimya ve Enprode Mühendislik. Sırbistan’da Halkbank Belgrad, Jeanci Tekstil, Teklas Kauçuk, Söylemez Kauçuk, Aster Tekstil, Simit Sarayı ve Taypa. Hırvatistan’da Doğuş Grubu, Saran Holding, Rixos Hotels, Süzer Holiding’in KentBank, Unit Invest Group. Arnavutluk’ta Çalık Holding, Ayen Enerji, Limak Holding. Kosova’da Türkiye Ekonomi Bankası (TEB), Limak Holding, Çalık Holding, Özerler Band, Ziraat Bankası, Çalık grubunun BKT Bank, İş bankası, Sırbistan’da Halk Bankası, Karadağ’da Tosyalı Holding, Global Holding, Doğuş Grubu, Gintaş. Makedonya’da TAV Havalimanları, Limak Holding, Cevahir Holding, Halkbank. Romanya’da Arçelik, Beyçelik Holding, Yıldızlar Yatırım Holding, Tosyalı Holding ve Koç Grubu. Bulgaristan’da Aktaş Holding’in Techno Aktaş, Akgün Grup, Doğuş Grubu. Slovenya’da Yıldızlar Yatırım Holding. Yunanistan’da Koç Grubu ve Doğuş Grubu ve Batı Trakya’da Ziraat Bankası

Bu arada Sırbistan’a gittiğinizde Aleksinaç’ta Türk yatırımı olan Hotel Bosphorus’da kalabilirsiniz.

CHP/HDP ittifakına karşı AK Parti’de

Balkan ittifakının tam zamanı

Doç.Dr. Kader Özlem’in 21.YY Türkiye Enstitüsü web sayfasında yayınlanan “Balkan Göçmenleri ve Türkiye’deki siyasi seçimler” başlıklı yazısını bilmiyorum okuma fırsatınız oldu mu?  Yazıyı http://www.21yyte.org/tr/arastirma/balkanlar-ve-kibris-arastirmalari-merkezi/2011/04/14/6160/balkan-gocmenleri-ve-turkiyedeki-siyasi-secimler  linkinden indirip okuyabilirsiniz. Bu akademik yazıda Balkan göçmenleri ile ilgili önemli detaylar ve bilgiler var.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Özellikle Marmara, Ege ve Trakya bölgelerinde siyaset yapanlar için önemli veriler sunuluyor. Yazıda Balkan göçmenlerinin Türkiye’deki nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturdukları, bunun da takriben 18 Milyon civarında olduğu belirtiliyor. Balkanların fahri kenti sayılan İzmir’de ise nüfusun %45’ni Balkan göçmenlerinin oluşturduğu bu sayının da yaklaşık 1.800.000 olduğu belirtilmiş.

Balkan fay hattı

Star gazetesinde yayınlanan “AK Parti’nin Batı çözüm süreci” başlıklı makalemde belirtmiştim. Bu yazıyı https://www.star.com.tr/yazar/ak-partinin-bati-cozum-sureci-yazi-1079960/ linkinden okuyabilirsiniz. AK Parti’nin yerel yönetimler olarak nispeten CHP’den geride olduğu İzmir, Aydın, Manisa, Çanakkale, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne gibi bazı Ege ve Trakya illerinde Balkan göçmenlerinin demografik ağırlığı olduğu biliniyor.

Bütün bu bölgeyi bir Balkan fay hattı olarak düşünürsek bu fay hattının merkezini İzmir olarak görmek gerek. AK Parti bu fay hattında özellikle yerel seçimlerde başarılı olmak için Balkan kökenli adayları bulup değerlendirmesi doğru olabilir.

CHP’nin HDP ile ittifakı bünyesindeki Balkanları kaybettirir

Balkan göçmenlerinin en önemli özellikleri Devlete olan sadakat ve bağlılıkları, vatan, bayrak, devlet gibi unsurlara karşı çok büyük saygı göstermeleridir. Bu özelliklerinin dayandığı tarihi vakalar vardır.

Balkan göçmenleri 600 yıldır yurt edinip yaşadıkları Selanik’i, Üsküp’ü, Priştine’yi, Sancak’ı birkaç günde kaybedip, son vatan toprağı Anadolu’ya geri göç ettiklerinde, vatanın ve toprağın değerini çok daha fazla anlamışlardı. Osmanlı’dan kalan bir özellik olsa gerek devlete saygı ve sadakat en üst seviyededir.

Balkan göçmenlerinin bununla ilgili gurur duydukları pek çok yerde söyledikleri ortak bir söz vardır; “Bizden sağcı da çıkar solcu da çıkar ama vatan haini çıkmaz” derler.

Bu açıdan bakıldığında devleti parçalamaya yönelik tehdit içeren PKK gibi örgütlere destek verenlere şiddetle karşı koyarlar. Diğer taraftan da Atatürk’e karşı duydukları haklı saygı ve sevgi gereği, sözüm ona sanki onun partisiymiş gibi algı oluşturulan CHP’ye yakınlık duyarlar. Oysa CHP’nin HDP ile ittifak kurması onlar için asla kabul edilemez.

Hatırlarsanız kendisi bir Balkan göçmeni (Boşnak) olan eski CHP İzmir milletvekili Prof.Dr. Birgül Ayman Güler buna benzer sebeplerden partine tepki gösterip partisinden istifa etmişti.

Bu yüzden tam bu zamanda yani CHP’nin HDP ile ittifakında AK Parti’nin Balkanlarla ittifak yapması CHP içindeki Balkan göçmenlerinin kazanılması için son derece önemlidir. Balkan fay hattında Başkan ve meclis üyelerini seçerken Balkanları kaynak görmek akıllıca olur.

AK Parti’nin kesinlikle İstanbul ve Ankara’yı kaybetmemesi gerekir

Optimar isimli araştırma şirketi geçenlerde bir araştırma yapıp yayınladı. Bu araştırmayı https://www.star.com.tr/roportaj/optimar-arastirma-baskani-hilmi-tasdemir-cumhur-ittifakinda-secimler-taktik-gelecek-stratejik-haber-1393147/ linkinden alıp okuyabilirsiniz. Optimar’ın başkanı Hilmi Taşdemir’in verdiği bilgiler dikkat çekiyor. Bakın ne diyor Sayın Taşdemir:

AK Parti’nin iddiasını sürdürebilmesi için yereldeki gücünü koruması, Ankara ve İstanbul’u kaybetmemesi gerek. İki parti için de adayların belirlenmesi taktik mesele ise de gelecekteki etkisiyle stratejiktir bu seçim… İstanbul’da bir önceki yerel seçimde CHP ile arada büyük fark olmamakla birlikte muhtemel ve uzun süreli ittifak yaptıkları HDP de dikkate alındığında belli ölçüde risk teşkil edecek gibi duruyor.” HDP’nin İstanbul’da bir milyon civarında oyu var. İzmir’de ise 334.000 oyu bulunuyor. Bu oylar ittifakla birlikte kesin olarak CHP’ye gidecek görünüyor.

Şimdi tam Balkan zamanı

AK Parti’nin İstanbul’da özellikle Balkan göçmenlerinin ağırlıkta olduğu Eyüp, Gaziosmanpaşa, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Pendik, Küçükçekmece, Avcılar, Sultangazi gibi yerlerde Balkan göçmeni adayları koyması oldukça önemlidir. Şimdi tam zamanıdır. Zira İstanbul’da AK Partiye yakın Balkan göçmenlerinin yanlış adaylar yüzünden partiye soğumaya başladığını biliyorum.

Sırf Reise saygı yüzünden oy veren bazı Balkan göçmenlerinde yanlış adaylar yüzünden tercihlerinde kaymalar olabilir. Bu İzmir’de Buca, Bornova, Menemen, Gaziemir, Çeşme, Aliağa, Bergama gibi Balkan göçmenlerinin yoğun olduğu ilçeler içinde geçerlidir. Balkan göçmenlerinin bayrağa ve vatana karşı hassasiyetleri çok yüksektir. Bu yüzden HDP’ye karşı ciddi tepkileri vardır.

CHP’ye gönül veren Balkan göçmenlerinin CHP-HDP yakınlaşmasına sıcak bakmadıklarını çok iyi biliyorum. İşte tam bu yüzden AK Partinin bunu çok iyi kullanıp, İstanbul ve İzmir’de Balkan göçmenlerinin ağırlıklı yaşadığı yerlerde Balkan göçmeni adayları mutlaka değerlendirmesi gerekir.

Bu son derece elzemdir. Balkan adaylarının tercihinde, CHP’de Muharrem İnce ve İP’de Meral Akşener’in Balkan kökenli olmasına karşın farklı bir karşılık olması da önemlidir. Ayrıca “Bekle Karşılığını Uygula” modeli de düşünülebilir. Yani CHP’nin göstereceği adayı beklemek ve bu adayın profiline karşılık gelecek bir karşı adayla çıkmak olabilir.

Yanlış adayın olumsuz etkisi

Optimar’ın araştırma sonuçlarına göre; genel itibariyle  Yerel seçimlerde ne olursa olsun oyumu partimin adayına veririm diyenlerin oranı yüzde 49,5  “Kendi partimden olmasa da beğendiğim adaya oy veririm” diyenlerin oranı ise yüzde 40,6.olduğu görünüyor.

Parti dağılımına bakacak olursak AK Parti’de aday kim olursa olsun oy veririm diyen yüzde 61,5’lik bir kesim var. Buna göre AK Parti’de yanlış aday olması durumunda %38,5’lik oranda bir kitle tereddüt yaşayabilir. Bu oran İzmir gibi daha liberal bölgelerde artabilir. Adayın doğruluğu Balkan fay hattında ve özellikle İzmir’de daha da önem kazanıyor.

Kürt kardeşlerimizi de unutmayalım, denge önemlidir

Burada özellikle belirtmemiz gereken çok önemli iki nokta var. Birincisi, söylemlerimiz kesinlikle milliyetçilik değil gerçekçilik esasına dayanıyor, ikincisi demografik ağırlığa göre bazı yerlerde de Balkan değil Kürt kökenli kardeşlerimizin adaylıkları öne çıkabilir, bu durumda aday tercihinizi ona göre değiştirmeniz gerekecektir.

Örneğin İzmir’in genel nüfusunun %45’i Balkan kökenli olsa da bazı ilçelerde Mardin, Sivas ve Konyalıların ağırlıkta olduğu ve buna göre hareket edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Örneğin İzmir’in en büyük ikinci ilçesi Karabağlar, çoğu Mardinli doğu kökenlilerin ağırlıkta olduğu bir ilçedir. Karabağlar ilçesindeki adayınız da buna uygun olmalıdır. Keza İzmir’in en büyük ilçesi Buca’nın başkan adayı olarak Balkan kökenli bir adayı koyarken, bazı mahallelerde Kürt kökenli meclis üyesi kardeşlerimiz mutlaka tercih edilmelidir. Bu denge çok önemlidir.

Sorular ve cevaplar!..

Peygamber efendimiz (SAV) tarafından daha hayattayken cennetle müjdelenen 10 kişiden biri Hz. Ömer (RA) idi. İslam halifesi ve İslam Devletinin başındaki Hz. Ömer (RA) heybetli, otoriter, lider bir kişiydi.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

Bir cihat sonrası konuşma yapmak için mescitte minbere çıkar.

“Ey müminler! Beni dinleyin ve bana uyun.” der. Arka saflarda biri itiraz eder. “Ey müminlerin emiri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum! Çün­kü sen, Allah ve Resul’ünün yolundan gitmiyorsun!” dedi.

Halife, “Neden?” diye sordu.

O zat sebebini şöyle izah etti: “Ganimet taksiminde, bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği halde, görüyorum ki, sen o kumaştan fazla almış, bir elbise yaptır­mışsın!”

Hz. Ömer, cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah’a (r.a.) işaret etti. Hz. Abdullah da kalkıp durumu izah etti. Payına düşen kumaşı babasına verdiğini söyledi. Gözler ikazda bulunan zata yönelmişti. O zat ayağa kalktı ve:

“Şimdi konuş, ey müminlerin emiri! Şimdi dinliyor ve sana itaat ediyorum.” dedi.

Cennetle müjdelenen, İslam’ın halifesine suçlayıcı ve itham dolu böyle bir soru sorabilmek hem de herkesin önünde sorabilmek tabiki cesaret ister ama asıl önemli olan bu soruyu sormasına izin veren ve cevabı ile bugün dahi bizleri hayran bırakan, kendisine saygımızı artıran, İslam’a imanımızı bir kez daha yükselten Hz. Ömer’in duruşudur. Allah hepsinden razı olsun.

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.” mealindeki kudsi hadis ile yüce Allah’ın (CC) buyruğunu bize nakleder. İnsan ise fıtratı gereği bilmediğini öğrenmek ister ve sorar.

Size yönelik sorular varsa, bilin ki; bu aslında tarihi varlığınızın ve öneminizin ispatı için çok güzel bir kaynak ve sebeptir. Varsın merak etsinler, varsın sorsunlar, Elhamdülillah.  Sorulara karşı sabretmek, dinlemek, ön yargılı olmamak gerekiyor.  Doğru Soruyu sormak ve sorulara doğru cevaplar vermek ne güzel.

Muhyiddin-i Arabi hazretleri, büyük veli ve müctehid idi. Beş yüzden fazla kitap yazdı. Gerçekleri çok farklı bir üslup ile çekinmeden söylerdi.  Cahiller, buna zındık dedi. İbni Teymiyye gibiler kâfir dedi. Âlimler, ârifler ise, veliy-yi kâmil olduğunu anladılar.

Yavuz Selim Han,  Vefatından önce ayağını yere vurarak, “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır” buyurduğu yeri tespit ettirip, orayı kazdırdı. Orada küp içinde altın çıktı. Bundan, “Siz, Allah teâlâya değil de, paraya tapıyorsunuz” demek istediği anlaşılmıştı.

Soru soralım tabiki. Alınan her doğru cevap davayı güçlendirir, inancı sağlamlaştırır. Allah Rızası için soru soranları ve yapıcı eleştiri yapanları  ”Hain” ilan etme hastalığını bırakın artık!

ALLAHA EMANET OLUN

…..

Yanlış yerel, Erken genel

Birlikte milletvekilliği yaptığımız, Star gazetesi köşe yazarı Sayın Mehmet Metiner, geçen gün katıldığı bir TV programında şöyle dedi: “Yerel seçimlerin sadece yerel seçimlerden ibaret olduğunu düşünmüyorum. AK Parti’nin

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

İstanbul, Ankara ve Antalya gibi büyükşehirleri kaybetmesi için her türlü oyun planı devreye sokulacak ve devamında erken genel seçim dillendirilmeye başlanacak.” Ben de böyle düşünüp, konuştuğum için bazı yerlerde arkadaşlarla fikir ayrılığına düşmüş, hatta eleştirilmiştim.  Bu sözleri görünce,  hemen not aldım ve bu makalemin girişinde kullandım.

2019 Yerel seçimlerinin önemi

Elbette bütün seçimlerin bir önemi var. Geçen yazımda da belirttiğim gibi 2019 yılı Mart ayında yapılması planlanan yerel seçimlerin de ayrı bir önemi var. Bana göre hayati önem taşıyor. Bakın bugüne kadar iki seçim hariç sürekli seçim kazanmış bir AK Parti var. Diğer iki seçim ise bana göre kayıp değil ama gerçekleri görebilmek için bir şefkat tokadı. Ders alınırsa çok daha büyük kazanımları olan seçimlerdi belki de.  Teşbihte hata olmaz derler, bir tüccar düşünün, yaptığı her yatırım için birikimlerini ortaya koyup yatırımlarının sonucunu bekliyor. Bu şekilde yaptığı bütün yatırımlardan kazançla çıkıyor. Sonunda bütün birikimiyle yeni bir yatırıma giriyor. Allah korusun çeşitli nedenlerden ötürü bu sefer başarılı olamıyor ve bütün birikimlerini kaybediyor. İşte Mart 2019 yerel seçimleri böyle bir şey. Maazallah, geçmişteki kazandığınız bütün seçimleri size unutturacak bir zarar verebilir. Çok ama çok dikkatli olmak lazım.

Muhalefet uzun süre seçim beklemeyi sevmez

Bu seçimlerden sonra uzun süre planlı bir seçim görünmüyor. Uzun süre seçim yapılmayacak olması Ülke ekonomisi ve istikrarı için gayet güzel bir ortam. İktidar partileri için de uzun süre seçim yapılmayacak olması gerçeği söylemek gerekirse iyi bir ortamdır. Ancak nasıl futbol, gol ile heyecanlı oluyorsa, siyasette seçimle renkli ve heyecanlı oluyor. Hele hele muhalefet için uzun süre seçim yapılmayacak olması hiç kabul edilemez. Zira böylece normal şartlarda iktidar partisine en yakın seçimlere kadar dokunamaz.

Bu yüzden muhalefet belli aralıklarla seçim olmasını ister. Yerel seçim sonuçlarıyla iktidar değişmez ama genel seçim tarihleri değişebilir. Bunu muhalefet çok iyi bildiği ve uzun süre seçim olmayacağı için yerel seçimlere ayrı bir can kurtarıcı seçimler gibi bakar. Buradaki muhalefetten sadece mevcut muhalefet partileri anlaşılmasın, Türkiye’yi ve onun başındaki hükümet partisini durdurmak isteyen tüm iç ve dış güçlerden bahsediyorum. Yani bu yerel seçimler bütün hepsi için uzun bir tünelden önceki karayolundaki son çıkış gibi. Bu yüzden de çok önemli.

2019 Yerel seçimleri için öngörülen avantajlar

AK Parti açısından bu yerel seçimin zamanı siyasi konjonktür olarak görünürde avantajlı gibi. CHP içindeki bölünme, İYİ Parti’nin CHP oylarını alabileceği, özellikle yeniden aday yapılmayacak olan CHP’li mevcut Belediye Başkanlarının İYİ Parti’den aday olmaları oyları bölecektir, AK Parti’nin MHP ile koalisyon yapması, CHP Belediyelerinin genelde başarısız yönetilmeleri, projelerinin olmaması ve hizmet vermemeleri, AK Parti’yi siyasi açıdan güçlendiriyor.

Ancak kesin emin olmamak gerekiyor. AK Parti açısından konuşulan tüm bu cümleler CHP’nin malumu. Yani onlar da bu konuştuklarımızı çok iyi biliyor tedbir alacaklardır diye düşünüyorum. Diğer yandan ekonomik konjonktür AK Parti için seçimlerde dezavantaj gibi. Tabi AK Partili kurmaylar da buna çözüm üreteceklerdir.

Dezavantajlar

AK Parti açısından ekonomik durum dezavantaj olabilir. Üstelik seçim ekonomilerinin de olumsuz ilave etkileri de var. Bu bakımdan seçimlerin erkene alınması aslında ekonomik açıdan çok daha iyi olabilir. Bu sadece benim naçizane bir düşüncem. Ya da seçimler öncesi piyasaların mutlaka biraz canlandırılması ve hareketlendirilmesi gerekiyor.

Diğer yandan son seçimlerde AK Parti oylarını olumsuz etkileyen en önemli neden olan, Feto taraftarlarının CHP’ye destek vermeleri. Küçük te olsa mağduriyet yaşayan bir grup var ki bunların çoğu oylarını AK Parti’ye vermeye meyilli kişilerdi, küstürüldüler. AK Parti’de son dönemdeki puan kayıplarının bir kısmı bu yüzden. Sakın yanlış anlaşılmasın, Fetocuları kazanalım falan demiyorum.

Mesela canlı iki örnek vereyim. Kardeşi Feto okullarında öğretmenlik yaptı diye ihraç ediliyor bir diğerinin baldızı 8 yıl kadar önce Feto üniversitesinde yüksek lisans yaptı diye memuriyete alınmıyor. Bu şekilde vatandaşlar AK Partiye ve devlete küstürülüyor. Şu anda kardeşi Fetocu olup devlette iyi yerlerde olanlar var. Buna kızmamak lazım. Kimse kardeşinin yaptığından sorumlu tutulamaz. Ama kardeşi Fetocu diye siz ona ceza vermeye kalkarsanız bırakın oy vermeyi size düşman olur.

Anketler

Anketlerden bahsediliyor. Eğer doğru kurumlar, doğru yerlerde, doğru sorularla anket yaparlarsa güzel. Ancak istediğiniz sonuca göre anket yapıyorsanız felaket. Bakın size bir örnek vereyim. Geçen seçimlerin birinde bir ilçe için bir aday belirlenmişti. Nedir diye sordum, ankette en çok tanınan kişi olarak çıkmış. Peki, bu yeterli mi? Mesela Türkiye’de bir anket yapsanız. Tanınırlıkta Donald Trump ilk sıralarda çıkar. Ama sormak lazım, kaç kişi o’na oy verir.

Nitekim yukarıda bahsi geçen kişi aday oldu ve fark yedi. Şimdi burada anket sonuçlarına kızmamak gerek. Anket mi istiyorsunuz? Seçimlerden daha iyi anket mi olur? Yakın zamanda bir seçim olmuş ve sonuçları tek tek görebiliyorsunuz. Sekiz ayda sihirbazlık yapamayacağınıza göre radikal çözümlerle sonuca gitmek gerekir. Bir yerde araç yol almıyorsa üç çare vardır: Ya aracı, ya şoförü ya da yolu değiştireceksin.

Gizli müşteriler veya raportörler

Daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Reisin mutlaka son seçimlerde kaybettiğimiz yerlere gizli raportörler göndermesi lazım. Bazı şirketler buna “Gizli Müşteri” diyor. Kar etmeyen mağazalara giden gizli müşteriler, ilginç tespitler yapabiliyor. Gizli Raportörler, teşkilatı, muhtelif adayları ve seçmen analizini inceleyecekler. Bu raportörler kimsenin bilmediği ve Reisten başka kimseye eyvallahı olmayan kişiler olmalıdır. Onlardan gelecek veriler, teşkilatlardan gelen verilerle ve anket sonuçlarıyla karşılaştırılmalıdır. Bilmiyorum bu yapılabilir mi? Olursa mükemmel olur.

Doğru aday kriterleri

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, aday belirlemede beş temel kriterlerinin olduğunu ve bunların: “ Ehliyet, liyakat, sadakat, adalet ve tevazu” olduğunu söyledi. Kesinlikle doğru tespitler. Ben de benzer kriterleri pek çok kez yazdım ve söyledim. Numan beyin sunduklarına naçizane üç ekleme yapacağım: “Bereket, toparlayıcılık ve samimiyet” Bereket derken, AK Partiye ilave oy getirecek, katma değer sunacak adaylar olmalı.

Toparlayıcı derken AK Parti’deki tüm küskünleri toparlayacak biri olacak. Bu çok önemli zira AK Parti’de ciddi küskünler var. Bunlar Reise değil ama teşkilatlara küskünler. Son seçimde bunlardan bir kısmı ya oy kullanmadı ya da MHP’ye gitti. Son olarak Samimiyet, yani gerçekten göründüğü gibi olacak, olduğu gibi görünecek. Tevazu rolü yapmayacak, tiyatro yapmayacak.

Parti büyüklerine tevazulu ama vatandaşın karşısında gerçek yüzünü gösterip kibirli olmayacak. Zira bu şekilde ikiyüzlü olanlar da var maalesef. Bu arada seçim bölgesinin demografik yapısına göre adayın belirlenmesi de önemli. Diğer taraftan adayların isimlerini Reise verenlerin de yukarıdaki bu kriterleri harfiyen uygulaması çok önemli. Reis herkesi tek tek tanıyamayabilir. Bu yüzden kefil olanların üstünde büyük bir vebal vardır.

Bu seçimlerin önemli olduğunu ve bugüne kadar oluşan bütün birikimlerin bir anda yok edebilme olasılığının olduğunu söylüyoruz. Türkiye’nin, İslam âleminin, Reisin zarar görebileceği yanlışlıklar asla kabul edilemez.  Böyle bir hata bilerek ya da bilmeyerek yapılsın affedilemez.

Siz doğru olanı yapın ve inanın

Hiçbir şey kesin değildir. Allah’ın dediği olur. Bu yüzden ne İstanbul, Ankara veya Antalya’nın kazanılması kesindir ne de İzmir veya Edirne’nin kaybedilmesi kesin değildir. Her şey inanmakla başlar. Gerçekten inanmakla. Lütfen özellikle İzmir’i böyle düşünün.

İzmir benim güzel şehrim. İzmir, CHP’nin bu yönetimini hak etmiyor. Lütfen CHP’ye oy verdiği için İzmirliye kızmayın. Hep beraber özeleştiri yapalım ve kendimize kızalım. Nerede hata yapıyoruz? Doğru adaylar ve doğru stratejilerle İzmir’de çok güzel şeyler bekliyorum inşallah. Siz doğruları yapın (Doğru aday ve doğru strateji) ve İNANIN.  Allah inanlarla beraberdir. Olacak inşallah.

…..

Ekonomik savaşta devletin sübvansiyonu

ARTIK herkes biliyor ki; Türkiye adı konulmamış bir savaşın içinde. Geçen yazılarımızda detaylı olarak anlatmıştık. Evangelistlerin karşılarında en büyük rakip gördükleri Türkiye’ye karşı başlattıkları bir savaş bu. Kimilerine göre 3.Dünya savaşı, bir diğerine göre Kıyamet (Armegedon) savaşı, görünen yüzüyle ekonomik savaş, bizim açımızdan ikinci kurtuluş

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

savaşı. Pek çok siyasetçi, devlet adamı, yazar, çizer bunu söylüyor ama en önemlisi Türkiye Cumhuriyetinin en yetkilisi Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye karşı başlatılan bu savaşı pek çok kez konuşmalarında ifade etti. Dolayısıyla başka söze hacet yok.

Şimdi özel sektörün ama sonra devletin sorunu

Düşmanların Türkiye’ye karşı başlattıkları bu savaşta kuşkusuz en büyük silahları Dolar. Hiçbir karşılığı olmadan istedikleri gibi bastıkları dolarla, ekonomik saldırıyı gerçekleştiriyorlar. Dolarla yapılan bu saldırıya karşı sadece halktan ve milletten bir şeyler beklemek olmaz. Zaten devletimiz de üstüne düşen görevi yapıyor. Savaş, tıpkı bir doğal afet gibi açıkça bir mücbir sebeptir. Normal şartlar yerine acil plan eylemleri devreye girer.

Dolayısıyla adı konulmamış bu savaşta devletin acil eylem planları içinde zarar gören milli müteşebbisleri sübvanse etmesi gerekir. Tabiki devletin de imkânları bir yere kadar sınırlı. Tabiki bu devlet bizim, hepimizin. Ancak ülkede özel sektör biterse devlet çok daha büyük zarar görür. Yatırımların, ihracatın, istihdamın ve vergi ödemelerinin devamı özel sektörün durumuna bağlıdır. Bugün özel sektörün sorunu olan bir durum müdahale edilmez ise ileride devletin sorun haline gelebilir.

Dolar zade sanayicilerimiz

Geçen hafta İzmirli küçük bir KOBİ sahibi bize geldi ve yardım istedi. Yardım istediği konu şuydu. Devletin bir ihalesine girmiş ve kazanmış. Ancak kazandığı ihalenin hammaddesi yurtdışından geliyor. Yani Dolar ile satılıyor. İhaleye girdiğinde Dolar 4000 lira civarında. Seçimler ve seçim sonrası yeni yapılanma nedeniyle ihalenin sonuçlanması 2 ay gecikiyor. Bu arada Dolar 6500 olunca, şok durumu yaşanıyor.

Dolayısıyla ihaleden çıkmak istiyorlar. Bu KOBİ sahibi, ben teminat mektubunu yakmaya hazırım diyor ama ihale kanununa göre yasaklı duruma düşecek. İhale yasaklısı olunca şirketin kapanması ya da büyük zarar sonucu yatırımları durdurup işçi çıkartması söz konusu olabilir.  Ayrıca daha da vahimi bir sonraki ihaleye giremeyince rakibi tek kalıyor ve tekel gibi tek başına ihaleye girip istediği fiyatı verebilir.

Bu konuyu ihaleyi yapan devlet kurumundaki ilgili memura soruyor ve çare arıyor. Ancak ilgili devlet memuru, beklenen cevabı veriyor : “olmaz, yasaklı duruma düşeceksiniz” Hatta bu memur arkadaşlar hiç zaman kaybetmeden bakanlığa ilgili yazıyı adeta acele posta ile yazıp bu KOBİ’yi yasaklı duruma sokmaya çalışıyor. Neyse ki; duyarlı ve gelecekte ne olacağını bilen üst düzey memurlarımız var. Dolar mağduru KOBİ’ye bir müddet zaman verdiriyorlar. KOBİ biraz nefes alıyor ama bu da geçici bir çözüm.

Alman usulü sübvansiyon

Yaşanan bu problem sadece bize yardım edilmesi için gelen KOBİ’nin meselesi değil. Türkiye’de bu durumda olan çok sayıda mağdur milli ve yerli sanayici ve müteşebbis var. Ankara’daki bürokratlarla görüştüğümüzde çözüm için tek adres gösteriyorlar:

“Tek ve yetkili çözüm Başkan Erdoğan!”  

Bilmiyorum, bu problem Sayın Başkanımıza bu kadar detaylı anlatıldı mı? Bazı işadamları, ulaşamayız diyorlar ama bazen yazılan birkaç satır yazı çok büyük duvarları bile aşarak sahibine ulaşır. Diyeceğim o dur ki; Sayın Başkanım sanayiciler bu konuda sizden çözüm bekliyorlar.Elçiye zeval olmaz. Biz böylece iletmiş olalım.

Ülke sizin de söylediğiniz gibi savaşın içinde. Bu bir mücbir sebeptir. Normal kanunlar yerine olağanüstü durumlardaki kanunlar işletilmeli ve devlet mağdurları sübvanse etmelidir. Ancak zararın tamamını devletten karşılaması beklenemez. Bir kısmını özel sektör bir kısmını devlet. Bu savaşta Almanların da rolü var ya, Alman usulü halledelim inşallah.

Türkiye’deki ABD’li bir arşiv firması hakkında şikâyet var

Duvarları aştıysak bu arada bize gelen küçük bir şikâyeti de bu vesileyle yukarıya iletmiş olalım. Ne kadar doğru bir şikâyettir bilemiyorum. Ama oldukça ciddi bir şikâyet söz konusudur. Mutlaka araştırılması gerekir.  Hani milli ve yerli diyoruz ya, yaklaşık 10 yıldır faaliyette olan milli ve yerli bir KOBİ’miz dijital arşivleme işi yapıyor.

Bugüne kadar devlete iş yapmamış. Milli ve Yerli harekâtı başlayınca ekmek yerim deyip devlete teklif veriyor. Bir bakıyor ki; bazı devlet kurumlarında merkezi ABD’de olan bir yabancı kurum dijital arşiv işini almış. İsmi İron Mountain. Yani Türkçesi Demir Dağ.

Aslında Amerikalılar böyle biz Türkler gibi isim tamlaması yapmazlar. Muhtemelen Amerika’daki bazı Türkler böyle isim takabilirler. Üstelik bu ABD’nin en büyük veri depolama şirketlerinden olan  bu “Iron Mountain” , adresi Pensilvanya olunca şüpheler artıyor.

Detaylı bilgi için Abdulkadir Selvi’nin Hürriyet gazetesinde 4 Temmuz 2017 tarihinde yazdığı şu yazısını okumak gerekiyor. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/fetonun-hesaplari-ve-devletin-istihbarati-40508544  Bu şirket hakkında gerekeni yazmış. Doğru veya yanlış bence mutlaka araştırılması gerekir.

………………….

AK Parti açısından;

‘Yerel Seçim Analizi ve İzmir’in durumu

OLAĞANÜSTÜ bir şey olmaz ise kısmetse 2019 Mart’ında Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşecek. Bu seçimlerde Belediye Başkanları ve meclis üyeleri seçilecek. Basit olarak baktığınızda özeti bu şekilde olacak.  Ancak muhtemel etkileri açısından bu yerel seçimler, çok daha farklı sonuçları doğurabilecek bir seçim gibi görünüyor. Muhasebede muavin hesaplar vardır ya, siyasetin de farklı ve derin hesapları var. İşte bu yüzden AK Parti açısından bu seçimlerin sonuçları itibariyle etkilerini bilmek ve gerekiyorsa önlemlerini almak gerekiyor.

Rifat SAİT
rifatsait@gmail.com
24.Dönem AK Parti İzmir milletvekili
BASAM (Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı

2019 Yerel Seçimleri neden önemli?

Her seçim için, “Bu seçim çok önemli” laflarını duyarız. Gerçekten de her seçimin kendine özgü önemi vardır. En küçük ve basit bir seçim bile kazanılmak için yapılır. Önemli olan seçimleri kazandığında beraberinde ne kazandığın, kaybettiğinde ise beraberinde ne kaybettiğini bilmektir. Birileri için küçük bir kayıp bile çok önemliyken, mesela iktidarı hedeflemesi gereken Ana muhalefet partisi CHP için sürekli kaybetmek alışkanlık haline gelen önemsiz bir şeydir. Bu yüzden daha çok iktidardaki AK Parti açısından yerel seçimlerin önemine bakmak gerekir.

2019 Yerel seçimleri AK Parti açısından 4 noktada önemini hissettiriyor:

1-Başkanlık seçimlerinde AK Parti’nin bir önceki seçimlere göre 7 puanlık düşüşü dikkat çekmişti. Bu düşüşün çeşitli nedenleri olduğu konuşuldu. En önemli neden olarak aday tercihleri gösterildi. İktidarın verdiği yıpranma, metal yorgunluğu, dava samimiyetinden uzaklaşma gibi çeşitli nedenler de yazıldı ve çizildi. AK Partideki erozyonun MHP’ye doğru bir tercih kayması olduğu kuvvetle muhtemel. Bu da AK Parti’de klasik olarak küskünlerin olduğunu gösteren en büyük işaret. Zira muhafazakâr Seçmen tepki olarak en yakın ikame edeceği parti olan MHP’yi tercih etmiş. Bir kısmı ise ya oy kullanmamış ya da boş ve geçersiz oy kullanmış. Bu aslında daha az zarar veren kısmen yumuşak bir tepki. Bu bir tür şefkat tokadır.  Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçim sonrası milletin verdiği mesajı aldıklarını ve gereğini yapacaklarını söylemişti.  Özellikle de yerel seçimlerde halkın sevdiği adayları bulup aday göstereceklerini belirtmişti.  Bu tam olarak doğru bir tespit. Halkın verdiği mesajı alıp gereği yapılırsa kaybedilen 7 puan fazlasıyla geri alınır. Sonra da durmak yok yola devam diyebilirsiniz. Ama eğer halkın mesajı yanlış alınır veya doğru alınır da yine de yanlış reçete uygulanırsa Allah korusun 7 puanlık kayıp daha da artabilir. Bu durumda muhalefetin tepkisi artar, erken seçim talepleri yükselir, siyasi rahatsızlık ve istikrarsızlık oluşabilir.

2-Yerel seçimler son dönemde yaşanan ekonomik dalgalanmalar, Dolar krizi, hükümetin icraatları gibi şeyler için bir tür güven oylaması gibi algılanabilir. En azından muhalefet ve bir takım güçler bunu böyle görebilir. Bu yüzden AK Parti 2019 yerel seçimlerinde başarılı olması önemlidir. Özellikle de Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa gibi büyük şehirlerde alınacak sonuçlar merak konusudur. Bu iktidar için bir tür ara karnedir.

3-Bu yerel seçimler Türkiye için belli bir dönem açısından son seçimlerdir. Ardından uzun süre seçim olmayacak. Bu seçimlerdeki başarı AK Partinin uzun süre istikrarı için depo şarj anlamına geliyor. Bu açıdan da önemli bir seçim.

4- Son olarak bu seçimler sonunda 5 yıl gibi uzun bir süreliğine yerel temsilciler seçilecek. Hatta bu süre çeşitli nedenlerle uzayabilir de. Allah korusun yanlış strateji ve adaylar yüzünden başarısız bir seçim olur da  5 yıl boyunca yerel yönetimler kaybedilirse bunun vebali büyüktür. Ayrıca bu yüzden Genel seçimlerde bile yara alınabilir. Unutmamak gerekir ki bugünkü AK Partinin iktidar başarısının temelini ilk önce kazanılan Belediyeler oluşturmuştu.

Seçim öncesi Avantajlar

2019 Yerel seçimleri öncesinde siyasi konjonktür AK Parti açısından avantajlı görünüyor. Bu avantajlı durumun iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Peki, ama nedir bu avantajlar?

1-Başkanlık seçimlerinde alınan sonuçlarda 7 puan kaybedilmesi halkın önemli bir ikazıdır. Halkın mesajını önceden alma imkânı olmuştur. Bu önemlidir.  Tıpkı futbol maçlarının ilk dakikalarında yenilen gol gibi. Ya da deplasmanda yenilmişin ama kendi sahanda ikinci maç var ve sen takımın nerede hata yaptığını görmüşsün. Bu gollere karşılı verecek zamanın veya ikinci maç var. Oysa maçın sonunda golü yesen maazallah çıkartamazdın. Hataları önceden biliyorsun ve düzeltebilirsin.

2-CHP’de Kılıçdaroğlu-İnce çekişmesi var. CHP ikiye ayrılmış.

3-İYİ Parti faktörü var. CHP’nin oylarını bölebilir.

4-MHP ile koalisyon. MHP’nin desteği ile birçok yerde fark oluşturabilirsin.

Böyle bir durumda AK Partinin alacağı doğru stratejik kararlar seçimin başarıyla sonuçlanmasını sağlar. Bu doğru kararlar aslında herkesin malumu olan kararlardır. Nedir bunlar?

Seçim başarısı için doğru hamleler

1-Doğru Belediye Başkan adayı ve doğru meclis üyesi adaylarının belirlenmesi ( Her ikisinin de aynı anda doğru olması şarttır. Doğru Belediye başkan adayı olsa da yanlış meclis üyesi adayları ile olmaz ya da doğru meclis üyesi adayları ama yanlı başkan adayı ile de olmaz)

Doğru adayın kriterleri:

Samimi, Liyakatli, Bereketli  ( Oy getirecek, tanınan, sevilen ve halk tarafından tercih edilecek adaylar ) , Sadakatli (ülkeye, partiye, teşkilata, seçmene sadakatli) , uyumlu, küskünleri barıştırıp bir araya toplayabilecek, proje insanı, arkadaşlarına ve halka mütevazı olan, ikna kabiliyeti olan dava adamları

2-Doğru teşkilat ( Adaylarla uyumlu, takım oyunu oynayabilecek, samimi ve çalışkan teşkilatlar )

3-Küskünlerin ve dargınların kazanılması

4-İlçe ve mahallere o bölgeye has özel pratik projeler

5-Kanaat önderlerinin kazanılması ve iknası

6-Doğru anketler ile doğru adayların ve bölge sorun ve taleplerinin belirlenmesi  (STK’larla görüşmeler, halkın arasına tebdili kıyafetle girip bilgi almak, teşkilatın tümüne doğru ve samimim temayül, doğru anket firmaları ile çalışmak ve doğru sorular sormak)

7-Adayların erkenden belirlenmesi

8- Adam adama markaj, samimi dokunuşlar, samimi ve doğru siyaset, başarı için ısrarcı bir çalışma

9-Doğru ekiplerin oluşturulması

10-Sandık başında doğru ama kesinlikle doğru adamların olması+ sandıkların takibi

Yerel seçimlerde İzmir’in durumu

AK Parti İzmir’de seçimlere sanki 1-0 mağlup gibi başlıyor olabilir. Ama bu seçim sonunda böyle devam edecek anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle işin doğrusu AK Partinin İzmir’deki oyları tam olarak yetmez. Bu yüzden AK Partinin özellikle İzmir’de hiç kimseyi kaybetme lüksü kesinlikle yoktur. Tüm küskünler ve dargınlar derhal ve kesinlikle kazanılmalıdır. Bu yüzden mutlaka bunu becerebilecek adaylar tercih edilmelidir. Hatta küskünlerin üzerine bir de CHP’ye oy veren bazı ılımlı seçmenler de kazanılmalıdır. Buna artı katma değer kazanım diyoruz ki adayların buna uygun olması şarttır. Ancak bu şekilde kazanabilirsiniz. İzmir’in sosyolojisini iyi biliyorsanız, demografik yapısına uygun stratejiler üretirseniz ve yukardaki doğru 10 hamleyi uygularsanız İzmir’de 17 kadar Belediyeyi kazanabilirsiniz. Bu kesinlikle zor değildir. İzmir’in Balkan Göçmeni ağırlığına göre Balkan göçmenlerinin oylarını kazanabilecek stratejiler oluşturulmalı. Özellikle Balkan Göçmenlerinin ağırlıklı olduğu ilçeler olan Buca, Gaziemir, Menderes, Selçuk, Çeşme, Bergama, Kınık, Kemalpaşa, Aliağa, Menemen ilçeleri bu kapsamda değerlendirilmelidir.  Aynı şekilde Kürt kökenli seçmenlerinde gönlü alınmalıdır. İzmir’de sayıları önemli oranda olan Kürt kardeşlerimiz de yaşıyorlar.

Bu arada aşağıda yazdığım 17 ilçenin dışındaki diğer ilçelerde kazanılabilir. Ancak stratejilerin belirlenmesi açısından doğru hareket edilmesi önemlidir. Bu arada İzmir’de keskin olmamak,  İzmir insanı ile inatlaşmadan, gönüllerine girerek, demografisine uygun adaylar koyarak yukarıdaki 10 doğru hamle uygulanmak suretiyle bu başarılabilir. Buna göre Kemalpaşa, Kiraz, Ödemiş, Selçuk, Buca, Bayraklı, Karabağlar, Menderes, Karaburun, Menemen, Bergama, Kınık, Gaziemir, Torbalı, Bayındır, Tire ilçelerinden çok umutluyum. Bu ilçelerin siyasi detaylarını sonraki makalelerimde inşallah yazacağım. Diğer yandan maazallah yanlış strateji ve yanlış adaylar İzmir’de AK Parti’nin Belediye sayısını 2’ye bile düşürebilir. MHP’nin İzmir’de AK Parti’ye vereceği destek de çok önemli. MHP’nin desteği Bazı ilçelerde dengeleri değiştirebilir. Bilindiği üzere AK Parti ülkede iktidar ama CHP yerel güç olarak İzmir’de iktidar. Tarafların karşılıklı iktidar avantajlarını kullanmaları sonuçları etkileyebilir. Ancak bu avantajların doğru, etik ve yerinde olması gerekir.

İzmir ile ilgili daha önce yazdığım bir yazıda farklı bir analiz yapmıştık. Bu yazımıza https://www.balkangunlugu.com/yerel-secimler-ve-izmir-analizi/ linkinden ulaşabilirsiniz. Bu arada İzmir Büyük Şehir için de benzer analizler yapılabilir. Mevcut Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun tekrar aday gösterilip gösterilmeyeceği de çok önemli. Tabi CHP’li diğer ilçe Belediye başkanlarının tekrar aday gösterilmemeleri durumundaki tepkileri ne olur? Bu önemli Örneğin İYİ Parti’den, DSP’den veya bağımsız aday olurlar mı? Ya da mesela AK Parti ile diyalogları ne olur? Özellikle Aziz Kocaoğlu için bunları merak ediyorum doğrusu?

……..

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>