Röportaj/’Venezuela’da olanlar Kaşıkçı olayındaki gibi uluslararası hukukun çiğnenmesidir’

LAMER Başkanı Prof. Dr. Kutlu, Venezuela’da seçilmiş Devlet Başkanı Maduro’nun yerine kendini devlet başkanı ilan eden Guiado’nun ABD gibi bazı ülkeler tarafından tanınmasının uluslararası hukukun ve adaletin yok edilmesi anlamına geldiğini söyledi.'Venezuela'da olanlar Kaşıkçı olayındaki gibi uluslararası hukukun çiğnenmesidir'ANKARA – TUĞRUL ÇAM / SİNAN DOĞAN

Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Merkezi (LAMER) Başkanı Prof. Dr. Necati Kutlu, Venezuela’da seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yerine kendini devlet başkanı ilan eden muhalif lider Juan Guiado’nun ABD gibi bazı ülkeler tarafından tanınmasının uluslararası hukukun ve adaletin yok edilmesi anlamına geldiğini söyledi.

Kutlu, “Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti nasıl uluslararası hukukun, adaletin yok edilmesiyse Venezuela’ya yapılan da aynı şeydir. Her ikisinde de görmezden gelme veya sonuna kadar gidememe durumu bence dünyadaki temel değerleri ve dengeleri değiştirecektir.” dedi.

Prof. Dr. Kutlu, Venezuela’da özellikle son bir haftada hızla gelişen olayları AA muhabirine değerlendirdi. Kutla’ya sorulan sorular ve verdiği cevaplar şöyle:

Venezuela Türkiye’de çok tanınmıyordu. Bu ülkenin önemini anlatır mısınız?

Latin Amerika’nın en önemli ülkelerinden biri Venezuela’dır. Venezuela’nın öneminde altını çizmek istediklerimden biri tarihsel yönüdür. Venezuela, Latin Amerika bağımsızlık fikrinin ilk oluştuğu ve bütün kıtayı etkileyecek şekilde geliştiği bölgedir. Hem bağımsızlık fikrinin mimarı olan Francisco de Miranda, Caracaslıdır hem de daha sonra Miranda’nın yakalanıp İspanya’da hapsedilmesinden sonra bağımsızlık mücadelesini nihayete erdiren ve büyük Kolombiya adıyla Latin Amerika’yı birleştirmeyi hedefleyen ünlü kahraman Simon Bolivar Caracaslıdır. İkincisi de bugün itibariyle toprağın altında kanıtlanmış rezervler bakımından dünyanın en zengin petrol yatakları Venezuela’da bulunmaktadır.

Venezuela’da olaylar bir haftada çok hızlı gelişti. Bu olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Venezuela bu noktaya nasıl geldi?

Venezuela’da Chavez döneminde Bolivarcı sosyalizm ya da devrim adıyla bir süreç yaşandı. Özellikle gelir dağılımında adaletsizlik, kaynakların doğru kullanılamaması, eşitlik, daha fazla özgürlük, oligarşik çevrelere karşı olma, en önemlisi de ABD’nin bölgedeki tahakkümüne karşı durma söylemleriyle bir Bolivarcı yönelim Chavez döneminde ortaya konmuştu. ABD, Chavez’in döneminde Venezuela’yı sıkıştırmayı ekonomik olarak denemiş ve dönem dönem başarmıştır.

Chavez’in ölümünden sonra Maduro başkanlığı geçici olarak devralmadı, daha sonra da seçimler yapıldı. 2018′de ikinci dönem seçimleri yapıldı. Ayrılıklar bu süreçte daha da derinleşti. Amerika Devletleri Örgütü de (OEA) Lima Grubu ile Venezuela’da iktidarı değiştirmek için çaba göstermeye başladı. İktidarı değiştirmek mümkün olmadığı gibi bir de Maduro ikinci dönem seçilince daha Maduro yemin ettiği gün muhalefetin “Biz bu seçimleri meşru saymıyoruz ve bu ikinci dönemini kabul etmiyoruz” diye başlattığı bir huzursuzluk sürecinden geçiyoruz. Bu sürecin kilit noktası da Meclis Başkanı Juan Guaido’nun kendi kendine yemin ederek ‘ben cumhurbaşkanlığını devraldım’ demesiydi. Bunu Anayasa’nın 233. ve 333. maddelerine dayandırdı ancak bu maddelerdeki şartlar oluşmuş değil. Anayasa’yı ihlal eden taraf Guaido tarafıdır. Seçilmiş bir cumhurbaşkanına karşı “Ben yemin ettim, cumhurbaşkanlığını devraldım.” deme imkanı olmadığı gibi sonuçları itibariyle bu suç da teşkil etmektedir. Dolayısıyla ben başından beri bir soruşturma bekliyordum. Soruşturmayı doğal bir süreç olarak değerlendiriyorum.

Guaido’nun kendini cumhurbaşkanı ilan etmesini ABD’nin tanımasını uluslararası hukuk bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz? Uluslararası camianın bir kısmı “Biz tanıyoruz” dediler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana kalırsa tarih, içinde bulunduğumuz bir yıllık dönemi yazacak ve gelecek nesiller bunu görecekler, inceleyecekler ve bundan inşallah ibret alacaklardır. Zira iki önemli olay yaşadık. Bir tanesi Cemal Kaşıkçı’nın kendi ülkesinin başkonsolosluğunda katledilmesi ve parçalara ayrılıp cesedinin dahi bulunamaması. Bu uluslararası hukukun, hakkın, adaletin çiğnenmesi değil, ayaklar altına alınması bile değil, yok edilmesidir. Yani Kaşıkçı’nın cesediyle beraber uluslararası hukuk yok edilmiştir. Bu yetmezmiş gibi dünya çapında Venezuela’da ikinci olayı yaşıyoruz. Venezuela kötü yönetiliyor iddiasında olabilir bazı çevreler. Venezuela’nın çok ciddi sıkıntıları da olabilir. Yüzde 1 milyonun üzerinde enflasyon normal değildir. En temel gıda maddelerinin, temizlik maddelerinin, ilaçların, antibiyotiklerin sıkıntısının yaşanması istenen bir durum değildir. Bunun bir abluka boyutu var, ambargoları var, dış ticarete konulan kısıtlamalar var. Bunların nedenleri de sorgulanabilir ancak yapılamayacak olan, eğer bir hukuk düzeni varsa, bir Batı demokrasisi varsa, bir demokrasi anlayışı varsa, seçilmiş cumhurbaşkanını tanımamaktır. Burada ise tanımamanın daha ötesine giderek, kendini cumhurbaşkanı ilan eden bir meclis başkanının yaptığı hareketin ciddiye alınması, kabul edilmesi gibi bir garabetle karşı karşıyayız. Karşınızda Amerikan Devletler Örgütünün büyük bir çoğunluğu, ABD gibi dünyanın süper gücü, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya gibi AB’nin önde gelen 4 büyük ülkesi olduğu zaman kendinizi, dünyanızı, hukuk anlayışınızı ve adaletinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.

Bundan sonraki soru, uluslararası hukuk ve adalet kalmadıysa o zaman ne hüküm sürecek dünyada? Çünkü adaletin, hukukun, demokrasinin olmadığı yerde bunları yerine geçecek bazı kavramlar, bazı değerler olmalı. Muhtemelen dünyayı çok daha büyük sıkıntılar bekliyor diyebiliriz. Bu iki olay dünya tarihini değiştirmeye aday bence ve bunun karşısında yapılması gereken acil müdahale edip her iki süreci de tersine çevirmektir. Yani Kaşıkçı olayı nasıl uluslararası hukukun, adaletin yok edilmesiyse Venezuela’ya yapılan da aynı şeydir. Her ikisinde de görmezlikten gelme veya sonuna kadar gidememe durumu bence dünyadaki temel değerleri ve dengeleri değiştirecektir. Bu hiç istenen bir durum değil ve burada her aklı başında aydının, her devlet adamının, dünyanın tüm ülkelerinde karşı çıkması gerekir.

ABD Maduro’ya baskısını artırmak istiyor. Bundan sonra sürecin nasıl evrileceğini düşünüyorsunuz? Maduro’ya baskı daha ne kadar artabilir? Senaryolar ne olabilir?

Çok tehlikeli bir süreçteyiz. Ülkenin kendi doğal kaynaklarıyla edindiği parasına el kondu. El konulmakla da kalınmadı bloke edildi. Ve bu bloke edilen bu paranın gayrimeşru bir şekilde iktidarı gasp etmeye çalışılan çevreler tarafından kullanılabileceği açıklandı. Citgo adlı Venezuela tarafından kurulmuş bir ABD şirketi var. Chavez dönemine dayanan rafinerilerin, 5 bin civarındaki benzin istasyonlarının gelirlerinin toplandığı şirket. Citgo’nun faaliyetlerini durdurmuyor. Ama Citgo’dan kazanılacak gelirlerin bloke edilmiş bir hesaba aktarılacağı öngörüyor. Yani kaynak atmaya devam etsin ama bundan oluşan zenginlik Venezuela’ya değil Amerika’daki bloke edilmiş bir hesaba gelsin. Aldıkları hangi karar öbüründen daha hukuksuzdu ikilemindeyiz. Bunun cevabını da tarih verecektir. Öte yandan Avrupa Birliği 8 gün içinde Maduro’nun erken seçim kararı almasını istiyor. Batı demokrasisinin en önde gelen ülkeleri bunlar.

Bundan sonra ne olur? Latin Amerika’da bunu inceleyen analistlerle konuşuyoruz. Biri Perulu büyükelçi Jorge Abarca del Carpio. Onun analizi şu. Eğer Venezuela’yı bir balon olarak düşünürsek, balon sürekli şişiriliyor. İki yol var bundan sonra. Ya biraz daha şiştiğinde bu balon patlayacak. Ne zaman patlar? “Bu yarın olmaz ama öbür gün hiçbir şey söyleyemem. Bir ay ya da üç ay için öngörme imkanımız yok ama balon şişiriliyor ve her balon fazla şişirildiğinde patlar.” dedi. “İkinci yol da balonun havasının bir şeklide indirilmesi. İstediğimiz gidişat da bu olacaktır.” dedi.

Daha itidalli bir yaklaşımla hukuku tanıyarak hareket etmek gerek. Çünkü hukuktan uzaklaştığınız ölçüde her iki tarafta radikalleşecektir. 21 Ocak’tan bu yana gösterilerde, sokak çatışmalarında ölen insan sayısı 40. Bir insanın ölümü eğer insanlığın ölümü ise o zaman biz 40 kez insanlığın katledildiğini görüyoruz. Buna müsaade edilmemeli. Venezuela’nın özellikle temel gıda, temel temizlik malzemeleri, özellikle ilaçtan mahrum yaşatılmasına müsaade edilmemeli. Uluslararası yardım sözü kabul edilebilir bir şey olmayabilir o ülkenin meşru yöneticileri açısından. Ama “Venezuela halkına destek” adı altında bir takım komisyonlar kurularak mutlaka Venezuela’daki bu sıkıntılı dönemin veya bu Latin Amerika analistin söylediği gibi balonun havasının bir miktar indirilmesinde büyük bir fayda vardır.

Amerikan yönetiminin ekonomik baskıdan ziyade askeri müdahale gibi başka yollara başvurmasını bekliyor musunuz?

Latin Amerika tarihinde bu tip müdahaleler var. Panama’da bunu gördük. Domuzlar Körfezini çıkarmasını hatırlayın. Nikaragua’da var. Küba’nın bağımsızlık savaşında var. 2019 yılında başkasının hükümetini birileri gasp etti diye onları desteklemek ne kadar ayıpsa, ne kadar yanlışsa hukuki açıdan, o ülkeye doğrudan bir askeri müdahalede bulunmak, o ülkeye 100 katı daha yanlış olacaktır. Bu ihtimalin sıfır olmadığını anlıyoruz çünkü ABD’nin yetkilileri zaten Guaido’ya herhangi bir müdahalede bulunulursa ya da ABD çıkarları veya Amerikalılara bir saldırı olursa buna en ağır karşılığın verileceğini söylediler. Cumhurbaşkanlığı yetkilerini gasp etmeye çalışan biri hakkında soruşturma açılmaması bir ülkenin egemenlik sorunu haline gelir. Bu soruşturma neticesinde büyük bir ihtimalle yargılama süreci başlayacaktır. İşte o süreç açısından da ABD’nin açıklamaları önem kazanıyor. “Biz Guaido’ya bir yaptırım uygulandığında ya da başına bir şey geldiğinde bunu koruruz ve müdahale ederiz.” dendi. Dolayısıyla müdahale ihtimaline sıfır diyemiyoruz ama düşünmek bile istemiyoruz.

Siz Venezuela’daki sosyal yapıya da hakim biri olarak ülkenin içinden geçtiği sürecin bir iç çatışma veya kanlı olaylara dönüşebileceğini düşünüyor musunuz?

Bu, dışarıdan bir askeri müdahaleye oranla biraz daha yüksek bir ihtimal. Venezuelalıların haksızlıklara karşı saygı değer bir duruş potansiyeli bulunmaktadır. Yani 40 kişinin ölümü de bunu belli oranda gösteriyor ne yazık ki. Venezuela’da topyekun olamasa bile mevzi çatışmalarının yaşanma ihtimali bulunmaktadır. Bunun ortadan kaldırılması da özellikle hızlı bir şekilde hukuksal bir zemine geçmektedir. Mutlaka diyalog olması gerekiyor ama birisi “Meşru hükümeti tanımıyorum” dediğinde diyalog yürümez. Buna karşılık Venezuela anayasasında 72. madde mevcuttur. Her seçilmiş makam görev süresinin yarısını tamamlandığında toplam seçmenlerin yüzde 20’si oranında imza toplayarak bir referanduma gidilebilir. Yani “Cumhurbaşkanı görevini tamamlasın mı tamamlamasın mı” diye referanduma gitme yöntemi var.

İkinci bir yöntem daha var. Venezuela anayasası, anayasa değişikliği için kurucu meclis kurulmasını öngörüyor. Şu anda bir kurucu meclis çalışmalarını devam ettiriyor. Millet meclisi ile kurucu meclis iş birliği yaptığı takdirde ve anayasa yenilendiğinde o anayasanın yürürlüğe girmesi için bir referandum düzenleniyor. Bu referandum sonrasında da önceki anayasaya göre seçilmiş tüm mevki ve makamlar sürelerini tamamlamış ve yeniden seçime gidilmesinin önü açılmış olacaktır.

Dolayısıyla muhalefetin önünde hala iki tane demokratik mücadele yöntemi var ancak bunlara yönelmek yerine sokak gösterilerine, çatışmalara, kendi kendini cumhurbaşkanlığına getirmeye doğru giden davranışlar ve bunun uluslararası kamuoyunun önemli bir kısmı tarafından kabul edilmesi kesinlikle onaylanacak bir gidişat değildir. Bunlardan geri dönülmelidir. Öncelikle muhalefet olmak üzere her iki taraf da mücadelenin hukuki zemine çekilmesi gerektiğini anlamak durumdadır. Venezuela’ya uluslararası toplumun -ki bunun içinde Türkiye de çok öncü bir rol oynuyor- yapacakları en büyük katkı bu olacaktır. Tarafların özellikle de muhalefetin hukuksal çerçeveye geri dönmesini temin için görüşmeler yürütmek, Venezuela halkının ihtiyaçlarına destek olmak, Venezuela’ya uygulanan ambargonun yumuşatılmasına katkıda bulunmaya çalışmak uluslararası toplumun en büyük katkısı olacaktır. Böyle bir rol bence bu çabaya giren ülkeleri ve örgütleri daha sonra siyasi tarihi açısından çok saygın bir konuma getirecektir. Türkiye’nin de bir Venezuela Komisyonu kurmasının ve bu komisyonun ülkenin normalleşmesine, hukuksal zemine geri dönmesine katkıda bulunmaya çalışmasının ve özellikle de halkın ihtiyaçlarını uluslararası kamuoyuna duyurmaya çalışmasının saygın bir tutum ve tavır olacağı düşüncesindeyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>