Şener Mengene / Stratejik Liderlik

Strateji ve Liderlik gibi çok önemli iki anahtar kelimenin birleşmesiyle ortaya çıkan ve sinerji ile ifade edilen stratejik liderlik kavramı; farklı bakış ve öngörü sahibi liderin doğru zamanda, doğru ekip ile üstün cesaretle kimsenin yapamadığını yaparak, doğru hamle ile hedefe ulaşmasıdır.

Şener Mengene
Araştırmacı-Yazar-Stratejist

Strateji; en genel tabiri ile, “belirlenen hedeflere ulaşmak için tutulan yol… bir diğer anlamda ise; orduların, savaş esnasında savaşın, zaferle sonuçlandırılması için önceden belirlenen hareketleri, operasyonları ve savaşı yönetme sanatıdır.” Kelimenin temeline bakarsak; Yunanca “stratos” (ordu) ve “ago” (yön vermek) kelimelerinin birleşmesinden gelir… bazı kaynaklara göre de Latince “stratum” (yol, çizgi) kelimesinden geldiğini görürüz.

O halde stratejinin bir savaş sanatı olduğunu söylemek yanlış olmaz… Nitekim tarihte de pek çok zaferle sonuçlanmış şavaşın, liderleri tarafından doğru bir strateji belirlenip hareket edilerek kazanıldığı görülmüştür… Zamanla askeri stratejinin yanısıra ticari, siyasi, diplomasi gibi yeni ve farklı alanlarında da kullanılmaya başlanmıştır.

Doğru belirlenip uygulandığında büyük başarılarla sonuçlanan stratejinin, iş hayatında da kullanılması kaçınılmaz bir sonuç olmuştur… İşletmelerin yegâne amacının, rekabet ortamında ayakta kalmayı sağlamak olduğunu düşünürsek, aslında savaşmaktan pek farkı olmadığını da görürüz… Stratejik davranışların iş hayatına girmesi ile birlikte stratejiyi oluşturacak liderlik kavramı da konuşulmaya başlanmıştır.

Özellikle stratejik lider kavramı oluşmuştur.. Buna göre: Stratejik lider; işletmenin değişim zamanlarını öngören, belirleyen ve yöneten kişidir, diyebiliriz…

Bu tanımdan yola çıkarak stratejik liderliğin, işletmenin içinde bulunduğu duruma göre iç ve dış çevreyi doğru analiz ederek en uygun stratejileri cesurca oluşturmak, doğru zamanda bunları uygulamak, değerlendirmek ve içinde bulunulan ortama uygun liderlik davranışında bulunmaktır, diye tanımlandırırız…

Stratejik Liderliğin özelliklerini kısaca söylemek gerekirse; – vizyon oluşturabilme – belirsizliklere karşı hazırlıklı olma, baş edebilme – durum analizi yapma – cesur kararlar alabilme – esnek olabilme – öngörüye sahip olabilme – değişen şartlara cevap verebilme – karar alma, uygulatma – değişime geçişi kolay sağlayabilme buna uygun kurum kültürü benimsetme, takım ruhu oluşturma… gibi özelliklerdir.

Bu özelliklerle Stratejik Liderlik, tam anlamıyla doğru yer, doğru yöntem, doğru ekip, doğru lider, doğru zaman ve doğru hamle ile uygulandığında sonuç kesinlikle “zafer” olacaktır!.. Şener Mengene Stratejist-Yazar Strateji Enstitüsü Başkanı

….

Yeni Güvenlik Stratejileri

Değişen ve gelişen dünyada küresel güçlerin savaş konseptide büyük  ölçüde değişim gösterdi. Artık direk savaşlar yerine, vekâlet savaşları ile daha az maliyetle proxy örgütler üzerinden bu işlev yerine getiriliyor.

Şener Mengene
Araştırmacı-Yazar-Stratejist

Türkiye dünyada üzerinde en fazla hesap kitap yapılan ülke olarak terör saldırılarına maruz kalmaktadır.
Bunun tarihi, dini ve etnik nedenleri yanında, iki önemli değişimin arifesinde olmamızın payı büyüktür.

Dünya ikiyüzelli yılda bir büyük değişimler geçirmekte, her yüz yılda da önemli değişimlere sahne olmaktadır. Bu değişimler her yüz yılın ilk çeyreğinde gerçekleşmektedir. Dünyada yaşanan bilimsel ve teknik gelişmelerle yeni savaş stratejileri ve modelleri gelişmektedir.

Özellikle soğuk sonrasında ortaya yeni savaş modelli çıktı. Bunlar proxy örgütler üzerinden yürütülen asimetrik savaş, vekalet savaşı, biyolojik savaş, siber savaş, ekonomik savaş, nükler savaş, kültürel savaş gibi yeni nesil savaş stratejilerini kapsamaktadır.

Gelinen bu nokta devlet olarak, güvenlik kurumlarımızı, birimlerimizi ve güvenlik stratejilerimizi tepeden tırnağa yenileme zorunluluğunu doğurmuştur.

Türkiye olarak terörle mücadeleyi en uzun süredir yürüten ülkelerin başında gelmekteyiz. Bu sürede büyük kayıplar yaşadık ve acı tecrübeler edindik ama yeterli değil, artık daha fazlasını yapmalıyız. Dünyada yaşanan olağanüstü gelişmeler terör ve terörle mücadele algısını değiştirmiş, daha fazla gelişimi ve yenilenmeyi gerekli kılmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında cephe kavramı genişlemiş ve bütün ülkeyi kapsayacak boyutlara ulaşmıştır.
Bu nedenle cephe gerisinde de farklı saldırılar yaşanmakta, bunlara karşı koyabilmek için sivil unsurlarında eğitilmesi ve  hazırlanması gerekmektedir.

Özellikle, sofistike terör örgütleri tarafından aynı anda farklı saldırılara maruz kaldığımız bu günlerde yeni güvenlik stratejileri geliştirme durumundayız.

Yedek kuvvet olarak, ABD’de uygulanan ulusal muhafız sistemine benzer bir sistem geliştirilebilir.
Bunun yanısıra, güvenlik ve istihbarat alanında ülkemizin ihtiyaçları ve artan terör saldırıları gözönünde bulundurarak son on yıl içerisinde emekli olan güvenilir devlete ve millete sadakatli pilot, subay-astsubay, istihbaratçı, polis, özel harekat ve özel kuvvet mensupları göreve çağrılmalıdır. Bununla ilgili bir KHK ve yasal düzenlemede yapılabilir.

Terörle mücadele tek merkezden koordine edilmeli, bütün terör örgütlerine ve lider kadrolarına yönelik, özel kuvvetler ve özel harekat birlikleri yurtiçi ve yurtdışı nokta operasyonlara ağırlık vermelidir.

Terörle mücadelede yasal mezvuat gözden geçirilmeli, cezalar caydırıcı hale getirilmelidir. Terör suçuna idam cezası verilmeli, yardım ve yataklık yapanların mal varlıklarına el konulmalı ve vatandaşlıktan çıkartılarak sınırdışı edilmelidir.

Bir diğer önemli konu ise, işlevini kaybeden avrupa birliği bakanlığı kaldırılmalı, yerine ülkemizin en fazla ihtiyacı olan strateji ve istihbarat bakanlığı gibi güvenlik ve istihbarat koordinasyonunu sağlayacak bir bakanlık kurulmalıdır.

………………..

 

Türk Birliği Neden Gereklidir?

Türk Birliği!..

3. Dünya Savaşına ve 4. Sanayi Devrimine hazır olmak ve Türk Birliğini kurmak zorundayız. Dış Politikamıza ve Uluslararası dengelere baktığımızda, Türk Birliği’nin kurulmasının gerekli ve önemli olduğunu görmekteyiz.
Türk Devletleri ve Türksoylu topluluklarla STK, sosyal, külterel, ticari, ekonomik, siyasi ve silahlı işbirliği ve güçbirliğimizi daha üst seviye’ye çıkartmalıyız.

Dünya Türk Kurultayı Türkiye’de gerçekleştirilmelidir. Türkiye Türk Dünyasına liderlik ve abilik yapmalıdır. Kayıp yıl ilan ettiğimiz 2015 geride kaldı ama ders almamız gereken birçok konuyu da geride bıraktı. 2016 yılına stratejik olarak bakacak olursak, aynı sorunlar devam ederek derinleşmektedir. Yeni yılın başında dünya güç dengelerine, küresel bazda etkili kuruluşlara ve ülkelere bir göz atalım.

Şener Mengene
Araştırmacı-Yazar/Stratejist

Küresel Güçler ve Uluslararası Kuruluşlar;

BM, G-8, AB, NATO, BRIÇS, G-20, AGIT, İ.İ.T, Arap Birliği, Türk Konseyi
Dünya geneli; İngiltere, Vatikan, ABD, İsrail, Rusya ve Çin
Avrupa; Vatikan, Almanya ve Fransa
Asya; Rusya, Çin, Hindistan ve İran
Afrika; Fransa, Çin ve İsrail
Güney Amerika; Brezilya, Venezüella
Ortadoğu; İsrail, İran ve Suudi Arabistan
Uluslararası istihbarat örgütleri, lobi kuruluşları, düşünce kuruluşları, IMF, Dünya Bankası ve kredi derecelendirme, küresel sermaye ve medya kuruluşları da oldukça etkili konumda’dır.

Yeni güç merkezi Türk Birliği olmalıdır.

Forbes Dergisi 2015 dünyada etkili kişiler listesinin ilk beş sırası da bir bakıma bu bilgileri teyit etmektedir. Buna ilave olarak dünya genelinde Vatikan, Dünya Yahudiler Birliği ve İngiltere Kraliyet Ailesi’de ayrıca dikkate alınması gereken önemli etki noktalarıdır.

Arap ülkeleri ağırlıklı olarak, Iran ve Suudi Arabistan’ın kontrolüne girdi, ırk ve mezhep farkından dolayı bizi aralarında istemiyorlar. Irk ve din farkından dolayı bizi AB, BM, NATO, BRISÇS ülkeleride istemiyor, geriye tek çare kalıyor, Türk Birliğini kurmak.

Türkiye olarak bölgemizde ve dünya da söz sahibi olabilmek için küresel güç dengelerini ve istihbarat örgütlerini dikkate almak ve yeni güç dengesi olarak  Türk Birliğini kurmak zorundayız.

Özellikle dünya haritasında değişiklikler beklediğimiz bu yılda Türk ve İslam dünyasında daha etkin olmalıyız, bu nedenle İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Türk Konseyi ile ilişkilerimizi üst seviye’ye çıkarmalıyız. Yaşanan insan hakları ihlalleri, göçler, çatışmalar, zulümlerin azalması ve sona ermesi için daha fazla inisiyatif almaya hazır olmalıyız.

Suriye, Irak, Filistin, Arakan, Kırım, Karabağ, Doğu Türkistan gibi konularda çözüm üretme adına doğru politikalar gelişmeli ve uygulamalıyız, yoksa Arap Baharı gibi bir Türk Baharı ile karşı karşıya kalabiliriz.

Türkiye ne  zaman güçlenme ve ayağa kalkma dönemine girse mutlaka bir engel ile önü kesiliyor, bu engel farklı dönemlerde farklı şekillerde olabiliryor, gezi parkı olaylarında bir ağaçla başlayan basit bir olay uluslararası manipülasyonlarla çok farklı noktalara ulaştı ve günlerce ülke gündemini işgal ettiği gibi dünya kamuoyunda da ülkemizi zor duruma düşürdü, ülkemize gelen yabancı yatırımcıların yön değiştirmesine, turizm gelirlerinde ve borsa da ciddi kayıplara sebep oldu.

Bu gibi toplumsal ayrışmaya sebep olan sansasyonel olayların tam olarak sona erdiğini de söylemekten de çok uzaktayız, 15 Temmuz farklı şekillerde yaşanmaya devam edecektir. Farklı bir versiyon ise öz yönetim adı altında doğu ve güneydoğuda hendek ve barikat olarak kendini gösteriyor.

Yine akademisyenlerin bildirisi, bahar döneminde toplumsal olayların gündeme gelmesi’son olarak 15 Temmuz darbe girişimi’de ayrı bir anlam ifade etmektedir.

Küresel silah ve ilaç ticaretinin hacim olarak artma eğiliminde olacağı bu yılda yeni savaşlara, yeni hastalıklara, yeni haritalara ve yeni devletlere hazır olmalıyız.

Türkiye olarak, doğru din ve doğru eğitim sorununu çözmeliyiz. Dış politikadaki yalnızlığımızı, alternatifleri çoğaltarak riski minimize etmeliyiz. Avrasya Birliği ve Türk  Birliği iyi alternatifler olabilir.

AB, BM ve NATO ilede ilişkilerimizi koparmadan, asgari seviyede sürdürmeliyiz. Kendi sistemimizi kurana kadar bu sistemde iyi oyuncu olmaya önem vermeli ve  özen göstermeliyiz.

Özellikle, stratejik alanlarda yüksek teknoloji üretimine ağırlık vermeliyiz. Nükleer enerji, nano teknoloji, dijital sistemler, uzay teknolojileri, savunma sanayi, ilaç sanayinde gıda ve tarım’da daha etkin olmalıyız, kendi teknolojimizi, silah, ilaç ve gıdamızı üretmek mecburiyetindeyiz.

Bununla birlikte dış politikada denge unsuru sağlanmalı, terörle mücadele kararlılıkla ve bütün boyutları ile sonuna kadar sürdürülmeli, istihbarata ağırlık verilmeli ve büyükşehirlerde terör olayları önlenmelidir.

Türkiye olarak, sürekli küresel baskılara ve dış operasyonlara açık durumdayız. Vekâlet savaşlarına, asimetrik savaşlara, 4.nesil savaşlara, soğuk ve sıcak savaşlara, siber savaşlara, daha genel bir ifadeyle 3.dünya savaşına hazır olmalıyız.

Şener Mengene
Stratejist/Gazeteci-Yazar

……………………………….

2016′ya Stratejik Bakış!..

Kayıp yıl ilan ettiğimiz 2015 geride kaldı ama ders almamız gereken birçok konuyu da geride bıraktı. 2015 yılına damgasını vuran en önemli olay hiç şüphesiz seçim tekrarı olmuştur.

Şener Mengene
Araştırmacı-Yazar/Stratejist

Yaklaşık 90 yıllık cumhuriyet tarihimizde ilk defa yaşanan seçim tekrarı ile iki seçim geçirdiğimiz 2015 yılının dokuz ayı heba olmuştur. Bu gibi olumsuz durumları bir daha yaşamamak için gerekli çalışmaları anayasal çerçevede kurumsal olarak yapmak zorundayız. 2016 yılına stratejik olarak bakacak olursak, yeni yılın başında dünya güç dengelerine, küresel bazda etkili kuruluşlara ve ülkelere bir göz atalım.

Uluslararası Kuruluşlar; BM, G-8, AB, NATO, BRIÇS, G-20, İ.İ.T, Arap Birliği, Türk Konseyi

Dünya geneli; İngiltere, Vatikan, ABD, İsrail, Rusya ve Çin

Avrupa; Vatikan, Almanya ve Fransa

Asya; Rusya, Çin, Hindistan ve İran

Afrika; Fransa, Çin ve İsrail

Güney Amerika; Brezilya

Ortadoğu; İsrail, İran ve Suudi Arabistan

Forbes Dergisi 2015 dünyada etkili kişiler listesinin ilk beş sırası da bir bakıma bu bilgileri teyit ediyor.

Buna ilave olarak dünya genelinde Vatikan, Dünya Yahudiler Birliği ve İngiltere Kraliyet Ailesi’de ayrıca dikkate alınması gereken etki noktalarıdır.

Türkiye olarak bölgemizde ve dünya da söz sahibi olabilmek için güç dengelerini dikkate almak zorundayız.

Özellikle dünya haritasında değişiklikler beklediğimiz bu yılda Türk ve İslam dünyasında daha etkin olmalıyız, bu nedenle İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Türk Konseyi ile ilişkilerimizi üst seviye’ye çıkarmalıyız. Yaşanan insan hakları ihlalleri, göçler, çatışmalar, zulümlerin azalması ve sona ermesi için daha fazla inisiyatif almaya hazır olmalıyız. Suriye, Irak, Filistin, Arakan, Karabağ, Doğu Türkistan gibi konularda çözüm üretme adına doğru politikalar gelişmeli ve uygulamalıyız, yoksa Arap Baharı gibi bir Türk Baharı ile karşı karşıya kalabiliriz.

Türkiye nezaman güçlenme ve ayağa kalkma dönemine girse mutlaka bir engel ile önü kesiliyor, bu engel farklı dönemlerde farklı şekillerde olabilir, gezi parkı olaylarında bir ağaçla başlayan basit bir olay uluslararası manipülasyonlarla çok farklı noktalara ulaştı ve günlerce ülke gündemini işgal ettiği gibi dünya kamuoyunda da ülkemizi zor duruma düşürdü, ülkemize gelen yabancı yatırımcıların yön değiştirmesine, turizm gelirlerinde ve borsa da ciddi kayıplara sebep oldu. Bu gibi toplumsal ayrışmaya sebep olan sansasyonel olayların tam olarak sona erdiğini de söylemekten de çok uzaktayız, şimdi’de farklı bir versiyon öz yönetim adı altında doğu ve güneydoğuda hendek ve barikat olarak kendini gösteriyor. Yine akademisyenlerin bildirisi de ayrı bir anlam ifade etmektedir.

Küresel silah ve ilaç ticaretinin hacim olarak artma eğiliminde olacağı bu yılda yeni savaşlara, yeni hastalıklara, yeni haritalara ve yeni devletlere hazır olmalıyız.

Türkiye olarak özellikle, nükleer enerji, nano teknoloji, dijital sistemler, uzay teknolojileri, savunma sanayi, ilaç sanayinde daha etkin olmalıyız, kendi teknolojimizi, silah, ilaç ve gıdamızı üretmek mecburiyetindeyiz. Bununla birlikte dış politikada denge unsuru sağlanmalı, Rusya’nın uyguladığı soğuk savaşa önlem alınmalı, terörle mücadele kararlılıkla ve bütün boyutları ile sonuna kadar sürdürülmeli, istihbarata ağırlık verilmeli ve büyükşehirlerde terör olayları başlamadan önlenmeli, imalat sanayine ve ihracata daha fazla destek verilmeli, yabancı sermaye çıkışına ve borsa’da oluşabilecek olağanüstü durumlara hazırlık yapılmalıdır. Özellikle iç piyasanın hareketlenmesi açısından elli milyar dolar gibi cansuyu olacak nakit para enjekte edilmeli, özellikle küçük esnaf açısından çok önemli, istikrarı sürdürme ve gelecekte devlet yönetiminde ikiliğe sebep olmamak için milli ve manevi değerlerimiz ışığında, toplumsal talep ve ihtiyaçları da göz önüne alarak yeni anayasa ve başkanlık sistemi bu sene ciddi bir şekilde gündeme alınmalı ve gerekli çalışma başlatılmalıdır.

Şener Mengene

Stratejist-Gazeteci-Yazar

 ………………………………………………

Türkiye’de Terör Nasıl Biter?

Ülkede Yeni anayasayla birlikte, radikal karar ve çözüm için Vatana İhanet ve İdam Cezasının yeniden değerlendirilmesi, ülkenin Terör Çöplüğü haline dönmeden zorunluluk icap etmiştir, hem de ivedi.

Aşağıda izah üzere :

Şener Mengene
Araştırmacı-Yazar/Stratejist

Türkiye’ de Terör Nasıl Biter?

Terör, dış ve iç dinamiklerin etkisi ile Türkiye’ye kanseri gösterip, sıtmaya razı ederek, baskı ve kontrol altına almak için meydana getirilmiş kontrol edilebilir, organize ve paramiliter bir örgüt yapılanması. Türkiye uzun yıllar terörle mücadele veriyor.  Asimetrik Savaş ve Gayri Nizami Harp (Düşük Yoğunluklu Savaş Durumu) bu mücadele farklı dönemlerde farklı mücadele teknikleri ile sürdürüldü. Siyasi kararlılık ve askeri, siyasi, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik mücadele birlikte verilmediği ve kararlı bir duruş sergilenmediği için kesin çözüme bir türlü ulaşılamadı.

Ilk terör saldırısı 1984 yılında gerçekleşti ama terörle mücadele kanunu yedi yıl gecikmeyle ancak 1991′de çıkartılabildi. Bir avuç eşkiya denilerek, zamanında önlem alınmadığı için yangın hızla büyüdü ve bütün binayı sardı. Pkk basit bir eşkiya sürüsü iken, önlem alınmadığı için geçen zaman içerisinde, kürt kimliğini kullanarak örgüte eleman toplayan, paramiliter ve lejyoner, uluslararası bir narkoterör ve kaçakçılık yapan dev bir terör örgütüne dönüştü.

Bu sadece pkk için geçerli değil tüm terör örgütlerinin yuvalandığı bir coğrafya olduk. Yetmedi pkk da amip gibi yeterli erginliğe eriştikçe bölünüp, değişik isimlerde bir çok örgütle ideolojik olarak örtüştü ve bir çok isimle faaliyet yürütür hal aldı. Üstelik siyasi kanadı da açıktan terör çığırtkanlığı yapar oldu ve desteğini de açıkça ifade etmektedir.

Terörle mücadele de dünyadaki örneklere bakalım. ABD 11 eylül saldırısından sonra bir hafta içerisinde terörle mücadele kanunu çıkarttı ve uygulamaya koydu Ingiltere ve Fransa aynı şekilde hızla terör yasalarını çıkartarak uygulamaya koydular.
Bir de komşumuz Iran’a Bakalım, terör sorununu nasıl çözmüş. Iran pjak’ı 6 ayda bitirdi. Bizde ise birlikte, kararlı ve organize bir mücadele yapılmamasından dolayı 30 seneyi geçti ve hala güçlenerek devam etmektedir. Iran önce ülke içindeki kampları temizledi, yakaladıklarını da idam etti. Sonra ise kandile kadar hava ve kara operasyonları ile pjak kamplarını yerle bir etti, yakaladıklarını infaz ederek, yöneticilerini de Iran da ibret-i âlem için idam etti. Böylece pjak Iran’ı terk etmek zorunda kaldı. Iran da terör sorunu daha başlamadan bitirilmiş oldu.

Bizim içinde çözüm belli aslında çok basit; siyasi kararlılık ile birlikte, 6 ay özel kuvvetleri ve özel harekatı serbest bıraksınlar, onlar görevlerini çok iyi bilirler ve harfiyen yerine getirirler. ülke içindeki yapılanmalardan başlayarak, dağ ve şehir yapılanmalarını temizleyerek, lojistik, maddi ve medya desteklerini de bertaraf ederek, kandile kadar hava ve kara operasyonları ile pkk kampları, mağaları ve yeraltı sığınaklarını temizlesinler, kalanları da infaz edip bataklığı kurutup bayrağımızı bayrağı kandile diksinler, 6 ay’ı bulmaz bizde’de terör biter.

Türkiyede sadece pkk yok, 30′un üzerinde terör örgütü var, ideolojik, etnik ve dini değerleri kullanarak, eleman, maddi ve lojistik destek toplamaya, etkin olmaya çalışıyorlar, bu vesile ile aktif veya pasif fark etmez, uyuyan hücrelerde dahil bütün örgütlere de operasyon yapılmalıdır. Siyasi kararlılıkla birlikte, bu konu basında malzeme yapılmadan, bataklık tamamen temizlenmelidir.

……………………………………

Tekerrür!..

Tarih tekerrür ’den ibarettir deniliyor, ibret alınsa zaten tekerrür olmaz. Yeniden bir tekerrür gerçekleşecek mi yoksa farklı bir süreçmi, bunu zaman gösterecek ama tarihle ilgili söylenen bir tanım var. 

Tarih; aynı olayların farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından tekrarlanmasıdır. Bunun güzel bir örneği bir asır önce iki Alman gemisinin Rus limanlarını bombalaması neticesinde Osmanlı Devleti birinci dünya savaşına dâhil olmuştu ve sonrasında ittifak devletleri alınan mağlubiyetle ağır bedeller ödemek zorunda kalmış, Osmanlı Devleti en ağır bedeli ödemek suretiyle dağılma sürecine girmişti. Aradan geçen bir asır sonra yine Rusya ile bu defa bir uçak krizi ile güneyden savaşa girmenin arefesinde belki bir sıcak savaş olmasa bile bir soğuk savaş sürecine doğru gidiyoruz.

Putin döneminde Rusya yeniden toparlanma sürecine girdi, dünyada tekrar söz sahibi ülke konumuna geldi, Eski KGB Başkan Yardımcısı ve FSB Başkanı İstihbaratçı Albay Putin bu defa Rusya Devlet Başkanı olarak Osetya ve Kırım konusunda gücünü ve soğuk savaş tecrübesini gösterdi. Türk ve İslam Dünyasında son yıllarda büyük bir sempati topladı ve özellikle Türkiye için ticarette, enerjide ve turizmde vazgeçilmez bir konuma geldi. Dış Ticarette Türkiye için bu denli önemli bir ülke, aynı durum Rusya içinde geçerli Türkiye’ye olan ihtiyaç büyük önem arz etmektedir. Tarihte Rusya ile yaptığımız hiçbir savaşta başarı yakalayamadık, bir defa fırsat geldi onu da değerlendiremedik, sonrasında gelen mağlubiyetler ile çok ciddi bir borç batağına düştük, duyun-u umumiye gibi ekonomiyi yabancılara teslim ettik, aynı şekilde Rusya da ciddi bir üstünlük sağlayamadı, bu nedenle bir sıcak yâda soğuk savaş iki ülkeye büyük kayıp yaşatır ve olumsuz sonuçlar doğurur. Arap Birliğinin Türkiye’yi kınaması ile birlikte Arap Dünyasına kapılarımız kapanmak üzeredir. Bizim açımızdan önem arz eden bir konu ise eğer Rusya ile ilişkilerimiz düzelmezse, bütün Türkî Cumhuriyetler, Türkiye ile olan ilişkilerini kesme ve Rusya’nın yanında yer almalarıdır. Türkiye iki kolunu (Türk ve İslam Dünyasını) elde tutacak stratejiler geliştirmeliyiz yoksa İsrail ile mecburi bir işbirliği yapmak zorunda kalacağız.

Rusya’nın dikkat etmesi gereken nokta; Türk ve İslam dünyasında dostluğunu korumalı, PKK, PYD, YPG ve IŞID’e yönelik operasyonlara devam etmeli, Türkmenlere yaptığı saldırılara son vermeli ve Esed’e olan desteğini çekmeli, Şam’da evinin önüne bile çıkamayan birinden dolayı Türkiye gibi bir ülkeyi kaybetmek Putin gibi strateji bilen biri için doğru bir hamle olmaz, bunun sürdürülmesi de mümkün görünmüyor, bu nedenle Rusya yeni bir strateji geliştirmeli ve Suriye için geçiş döneminin yolunu açmalıdır.

Türkiye ise; askeri konularda sorun yaşanmaması için Rusya’nın Ankarada’ki askeri ataşesine gelişmeler hakkında bilgi verilmeli ve iletişim halinde olunmalı, Suriye uçaklarına uygulanan angajman kurallarının Rus uçakları için uygulandığı bildirilmeli, bu nedenle hava sahamıza yaklaşan Rus uçaklarının Türk tarafına bilgi vermesi gerektiği bildirilmelidir. Gerginlikler iki ülke açısından da olumsuz sonuçlar doğurur, buna hiç gerek yok, daha fazla işbirliği yapılmalı, aklıselim ve itidal ile bu sorunun üstesinden gelinmelidir. Ekonomi, iç güvenlik ve dış politika bir birine bağımlı kombine bir organizasyondur bunu göz ardı etmeyelim. Güçlenen Türkiye ve Rusya’nın savaşı kimin işine yarar? Bunun hesabını iyi yapmak gerekir, sonra telafisi olmaya bilir.

Bir diğer önemli konu ise; Osmanlı Devletinin paylaşıldığı, Orta Doğu Coğrafyasının yeniden şekillendiği Sykes-Picot gizli antlaşmasının üzerinden bir asır geçmesidir. İşin ilginç yanı bu antlaşmayı birinci dünya savaşından çekilen Çarlık Rusya’nın deşifre etmesidir, yoksa hiçbir zaman haberimiz olmayacaktı acaba yine gizli antlaşmalar yapıldımı, uygulamaya geçecekmi bunu iyi hesap etmeliyiz. 1916-2016 Dünya haritasının değişmesi, haritaların yeniden çizilmesi, yeni ülkelerin ve ülkeciklerin ortaya çıkması gibi durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Her şarta, her duruma ve her ihtimale hazır olmalıyız.

Şener MENGENE

Stratejist – Gazeteci – Yazar

 …………………………………………………………………………………………………………

Seçim sonuçlarına ‘Farklı Açı’dan bakış!..

Demokrasimizin olmazsa olması seçimler ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun, milletimizin takdiri her şeyin üzerindedir. Siyasi istikrar, ekonomik istikrarın sağlanması ve ülkemizin huzuru için önemli bir gerekliliktir.

Türkiye’de siyaset hiçbir zaman liyakat, ehliyet, marifet, lider, kadro, plan, program, proje yarışına girmedi. Bu muhalefet anlayışı, bu liderlerle, bu kadrolarla ve bu mantıkla ancak bu kadar olur. Bir parti kurulduğu günden beri biri Cumhurbaşkanlığı olmak üzere mahalli ve genel seçim ile referandum olmak üzere 11 seçim üst üste kazanıp iktidara gelebiliyor ve iktidarda kalabiliyorsa orada siyasi muhalefetin varlığından akıl ve izan ölçüleri içerisinde söz etmek mümkün değildir.

Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmasaydı belki’de Ak Parti bu kadar da kolay seçim kazanamazdı. Bu şekilde 100 seçim olsa yine muhalefetin hüsranı ile sonuçlanır. 7 Haziran sonrası CHP-MHP-HDP koalisyon kurabilirdi. % 55′lik bir blok vardı, Kılıçdaroğlu bunu %60 olarak ifade ettiyse de doğrusu %55′dir.

Devlet Bahçeliye Başbakanlık teklif edildi kabul etmedi oysa HDP’ de dışarıdan destek vermeyi kabul etmişti.

İkinci nokta ise meclis başkanlığı seçiminde yine CHP-MHP-HDP anlaşarak meclis başkanı seçebilirlerdi. Cumhurbaşkanlık seçiminde destekledikleri çatı aday Ekmelettin İhsanoğlu konusunda anlaşabilirlerdi.

Üçüncüsü ise; Ankara da tarihimizdeki en büyük terör saldırısı oldu yine muhalefet partileri birbiri ile görüşmüyor, kamuoyunun karşısına geçip millete biz Türkiye’nin iki köklü partisi olarak hazırız, milletimiz rahat olsun, ülkeyi sahipsiz bırakmayız diyemediler, MHP’nin bu tutumu CHP’yi de olumsuz etkiledi.

Millet umudunu muhalefetten kesti ve tekrar tek başına iktidar isteğini güçlü bir şekilde ortaya koydu ve Ak Partiyi güçlü bir şekilde yeniden iktidar yaptı. Anketlerde bu kadar yanılmanın da Ak Parti’nin bu kadar oy artırmasının en önemli sebebi; siyaset üstü destek olarak, özellikle muhtarlar, aşiretler, tarikatlar, cemaatler, STK’lar, kanaat önderleri ve sendikaların büyük desteği olmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanı kimsenin yapmadığını yaparak siyaset üstü farklı bir destek almıştır. Muhtarların Cumhurbaşkanı tarafından külliye’ye davet edilmesi, Ak Partiye siyaset üstü büyük bir sinerji oluşturmuştur. Muhtarların muhatap alınması, değer görmesi, onure edilmesi, ilçe başkanı, il başkanı, belediye başkanı, kaymakam, vali, milletvekili ve bakanların kendilerine vermediği değeri Cumhurbaşkanının vermesi, muhtarlara büyük bir moral ve neticesinde siyaset üstü bir sinerji oluşturmuştur.

Bu davetler çok etkili oldu, ilk başlarda pek önem arz etmedi ama geçen zaman içerisinde büyük etki yaptı. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru, en küçük ve en etkili mahalli yönetici olan muhtarların kendi kitleleri var ve bu kitleler bu davetlerden olumlu etkilendiler. Doğu ve güney doğudaki aşiretlerin ikna edilmesi sadece doğu değil batıdaki Kürt seçmenin oyunu almaya olumlu etki etmiştir.

Terörle mücadele halkımızdan destek gördü, çözüm sürecini PKK ve HDP sabote etti ve bedelini ödedi. Terörle mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir. Esnaf ve iş adamlarının istikrar beklentisi, vaat ve aday listelerinin olumlu etkisi, muhalefetin alternatif olamaması ve kabul edilemez talepleri, iktidar kurmayı engellemeleri, MHP’nin uzlaşmaz tavrı gibi hepsinin etkisi var ama en önemlisi muhtarların ikna ve onure edilmesi Ak Parti’nin kazanmasında en büyük etkendir.

Bu sonuçların ardından muhalefet partilerinin tepeden tırnağa yenilenmesi ve demokratikleşmesi önemli ve gereklidir. Plan, program, proje, ilkeler ve doktrinlerden ziyade, eş dost, ahbap çavuş ilişkileri ile çaycı, şoför, koruma ve hizmetçilerinizi delege yazarak kongre kazanabilirsiniz ama asla seçim kazanamazsınız, bu mantığınızı değiştirin, önce zihniyet devrimini kafa da gerçekleştirmelisiniz.

İktidarında geçmişte yaptığı hatalarından ders alarak verilen bu son krediyi çok iyi kullanmalı, bu sonsuz bir kredi değil ama son bir kredidir ve iyi değerlendirilmelidir. % 50 oy alındı, her şey çok iyi, sorunlar düzeldi anlamına gelmez, demokratikleşme yolunda reformlara devam etmeli ve hoşgörü ile bütün kesimleri kucaklaması gerekir. Ekonomik adımlara devam edilmeli ama insan odaklı yatırımlara daha fazla ağırlık verilmeli.

Ülkemizin istikrarı için hayati önem arz eden bir konu da 7 Haziran sonrasında unutulan başkanlık sisteminin gerekliliğidir. Gelecekte farklı partilerden seçimle gelen Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında kriz çıkması ve ülkeyi kaosa sürüklemesi muhaldir, 2001 krizi öncesinde bu sorunları çok ciddi bir şekilde yaşadık, farklı parti değilde ayni parti bile olsa yine her’an bir kriz yaşanabilir bu nedenle başkanlık sistemi gerekli ve çok önemlidir.

Yeni anaysa sürecinde başkanlık konusunu bütün partilerin uzlaşarak ve bu konuyu milli bir mesele olarak değerlendirmeleri ve desteklemeleri bu ülkeye yapacakları en büyük hizmet olacaktır.

Önemle vurgulamak istediğim bir konuda, Türk Dünyasının Başbuğluğunu ve İslam Aleminin Halifeliğini Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanının alması gerektiğidir, tarihin ve medeniyetimizin bize yüklediği misyon budur, bu sıfatları biz kullanmazsak bile kullanacak ülkeler olacaktır, bu konu da hazırlıklarını yapmaktadırlar, elimizi çabuk tutmalıyız.

Milli ve yerli hassasiyetlere sahip bir stratejist ve analist olarak; gelecekte devlet, millet, iktidar ve muhalefet olarak çok ciddi sorunlar yaşayacağız, siyaset üstü bir bakışla iktidar ve muhalefet işbirliği içerisinde el ele vererek bu sorunları şimdiden çözmeye başlamalıyız.

Şener Mengene

Gazeteci-Yazar/Stratejist

………

“30 Ağustos tarihimizin dönüm noktalarından biridir”

Strateji Enstitüsü Genel Başkanı Şener Mengene, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla tebrik mesajı yayınladı.

Başkan Mengene mesajında şunları kaydetti; “30 Ağustos tarihimizin dönüm noktalarından biridir; dünün iman ve iradesinin sembolü, bugünün esin kaynağı, yarınlarımızın ise güvenç kaynağıdır.

30 Ağustos Zaferi, sadece Türk milletinin değil, hürriyet ve bağımsızlığı için mücadele veren nice millete yol gösterici olması açısından da önemlidir.

30 Ağustos, her türlü yoksulluğa ve olumsuz koşullara rağmen, milletimizin ordusuyla birlikte, adını insanlık tarihine bir kez daha şerefle yazdırdığı bir kahramanlık destanıdır. Bu destan, vatan sevgisi ve üstün cesaretiyle milletini ve vatan topraklarını kanının son damlasına kadar koruyan Türk askerinin kudret ve kahramanlığının göstergesi; aynı zamanda milletimizin birlik ve bütünlüğünün de kutsal bir nişanesidir.

Hürriyetine, bağımsızlığına, başı dik ve onurluca yaşama istek ve iradesine bu denli düşkün olan bir milletin 26 Ağustos 1922′de başlayıp, 30 Ağustos’ta nihayetlendirdiği bu zafer, hiç kuşkusuz Cumhuriyet Türkiye’sinin kurulmasına ön ayak olduğu gibi, geleceğimizin de en önemli yapı taşlarından biri olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 93′üncü yılını idrak ettiğimiz, Kurtuluş Destanının zaferle taçlandırıldığı 30 Ağustos Zaferi Bayramımızı kutluyor, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm gazi ve şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.”

Şener Mengene

Strateji Enstitüsü Genel Başkanı

…………………………………….

Ahilik Kültürümüz!..

Ahilik, kelime olarak, Arapça “kardeşim” anlamına gelen “Ahî” kelimesinden gelmektedir. Bunun yanında, Ahî kelimesinin Türkçe kökenli “Akı” kelimesinden geldiğini savunanlar da vardır. Akı kelimesi “eli açık, cömert, yiğit” gibi anlamlara gelmektedir.

Anadolu halkının ekonomik ve kültürel yaşamında önemli bir boyut oluşturan Ahilik; dürüstlüğün, sevginin, dostluğun, yardımlaşmanın, hoşgörünün, bilginin ve dayanışmanın sanat ile birleşimidir. Bu anlamda Ahiliğin, işçinin, çalışanın, üretenin, namuslu kazancın, namuslu ticaretin ve adaletli yönetimin simgesi olduğunu söyleyebiliriz.

Ahiliğin temel ilkelerini şöyle sıralayabiliriz

- Ahilik, halka dönük bir kurumdur. Kendi ticaret çıkarını diğer meslektaşlarından üstün tutmayan kişi mutluluğu halka hizmet edip yararlı olmakta arar.

- Belli bir süre, bir iş basamağında kalarak olgunlaştırılan yamak-çırak-kalfa-usta hiyerarşisi kurmayı ve bu basamaklarda baba-evlat ilişkisi gibi öğreticiye candan bağlanmak suretiyle sanatı, sağlam ahlaki ve mesleki temellere oturtmayı amaçlar.

- Esnaf ve sanatkârlıkta önemli bir sorun olan üretici-tüketici çıkar ilişkilerini, birbirleriyle sürtüşmeye düşmeyecek şekilde ayarlar.

- İşe saygı ve çalışkanlık, yardımlaşma ve haksızlığın cezalandırılması da Ahilik kurumunun temel ilkeleri arasındadır.

Ahilik geleneğine göre bir ahinin

- Alnı açık olmalı,

- Eli açık, cömert, yardımsever olmalı,

- Sofrası, kapısı açık olmalı, nesi varsa misafiriyle paylaşmalıdır,

- Dilini yalandan, gıybetten, iftiradan bağlamalı,

- Gözünü ayıp aramaktan, elini haramdan bağlamalı,

- Belini bağlamalı, kimsenin namusuna göz dikmemelidir.

Böyle güzel ilkelerle var olmuş olan Ahilik kurumumuz, Osmanlılar döneminde lonca, gedik kuruluşları olarak devam etmiş; Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte de esnaf teşkilatlarımız, yasal düzenlemelerle çalışmalarına devam etmiştir. Bugün peştamal kuşanma yerine diploma verilmekte, esnafın ve çalışan kesimlerin sosyal güvenlikleri Devletimizin sosyal güvenlik kurumları aracılığıyla sağlanmaktadır. Esnafın ve çalışanlarının hakları Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birlikleri ve Konfederasyonlarca korunmaktadır. Ahilerin kurduğu esnaf ve sanatkâr birliklerinin koyduğu ana ilkeler, daha sonraları bu alanda hazırlanan yasaların ve tüzüklerin temelini oluşturmuştur.

Günümüzde, esnaf ve sanatkârların oluşturduğu kurumlar; Ahiliğin insana değer veren, dayanışmayı özendiren ve adaleti amaçlayan temel ilkelerinden yararlanmakta, insanlığın ortak erdemleri olan sevgi, bilgi, dostluk, adalet ve dayanışma gibi değerlere önem vermektedir.

İşte, daima “iyiyi, doğruyu, güzeli” benimsemiş olan Ahilik kurumunun bu yanlarını yeni nesillere aktararak öğretmek amacıyla daha önce sadece Kırşehir’de düzenlenen Ahilik Bayramı’nın ülke geneline yayılması ve “Ahilik Kültürü Haftası” adı altında kutlanması amacıyla 1988 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan Yönetmelik esas alınarak bu anlamlı gün kutlanmaktadır.

Ahilik kurumunun bilimsel platformda araştırılması ve tanıtılması amacıyla sempozyumlar beş yılda bir düzenlenmektedir.

1988 yılına kadar Kırşehir Valiliğince ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, Bakanlığımız tarafından da geleneksel olarak kutlanan Ahilik Kültürü, Bakanlığımızca 02.07 1988 tarihinde hazırlanan ve 19860 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikle resmi bir nitelik kazanmış olup Merkez Yürütme Kurulu tarafından belirlenen iller tarafından Ekim ayının 2. pazartesi gününden başlayarak bir hafta süren etkinliklerle kutlanmaktadır.

……………………………………………………………………………………………………………………………………………………….

 Aday olduk ama neden?

Halkımızın ve gençliğin sesi, teşkilatımızın nefesi ve heyecanı olmak için aday olduk.

Gençlerimizin taleplerini dikkate almak ve daha fazla yurt, burs, yurt dışı eğitim ve iş imkanı sunmak için aday olduk.

Dar gelirliler, emekliler, taşeron çalışanları, işçiler, memurlar, esnaflar, çiftçiler, asgari ücretliler, yerel basın ve amatör sporlara daha fazla destek olmak için aday olduk.

Sendikalarımızın ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın taleplerine daha fazla katkı sunmak için aday olduk.

Esnaflarımızın, kobilerimizin, sanayici ve iş adamlarımızın, ihracatçılarımızın sorunlarına çözüm üretmek için aday olduk.

Meslek odaları, esnaf odaları, sanayi ve ticaret odaları, barolar ve borsaların sorunlarına çözüm üretmek, çay ve fındık borsasını ülkemize getirmek için aday olduk.

Amatör sporlara ve sporculara, yerel medya’ya daha fazla destek olmak için aday olduk.

(STK) Sivil Toplum Kuruluşlarımıza daha fazla destek olmak ve sosyal sorumluluk projelerine daha fazla katkı sunmak için aday olduk.

Türk Dünyası ve İslam Alemi ile ilişkilerimizi geliştirmek ve sorunlarına çözüm üretmek için aday olduk.

Gençliğimizi tehdit eden madde bağımlılığına karşı kalıcı çözüm üretmek ve eğitim, istihdam ve meslek kazandıracak projeleri uygulamak için aday adayı olduk.

Muhtarlarımızın ve kanaat önderlerimizin önerilerini daha fazla dikkate almak için aday olduk

Gençler, yaşlılar, engelliler ve kadınlar için hazırladığımız projeleri uygulamak için aday adayı olduk.

Halkımızın özlemle beklediği çağdaş ve geniş katılımlı yeni anayasa yapılmasına katkı sunmak için aday olduk.

Halkımızın ve teşkilatımızın sesi, gençliğin temsilcisi olmak ve Dünya Lideri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN ve Genel Başkanımız ve Başbakanımız Ahmet DAVUTOĞLU Hocamıza yol arkadaşı olmak için yeniden milletvekili aday adayı olduk.

ŞENER MENGENE

AK PARTİ İSTANBUL 2. BÖLGE MİLLETVEKİLİ ADAY ADAYI

………………………………………………………………………………………………………………

Terör ve Türkiye..!

Dünyada en fazla terör örgütüne sahip ülkeyiz ve uzun zamandır terör örgütlerine karşı mücadele vermekteyiz. Bu mücadele farklı dönemlerde farklı metodlarla yapılsa da özellikle, Türkiye’nin güçlendiği ve bölgesinde söz sahibi olduğu dönemlerde terör olayları ciddi bir artış göstermektedir.

Ülkemizde 25 civarında terör örgütü var, hepsi’de köküne kadar temizlenmelidir. Başlatılan, kara, deniz, hava, bütün askeri ve polisiye operasyonlar kararlılıkla 81 il’de, kuzey Irak’taki bütün terör kamplarına ve Suriye’de yapılmalıdır.

Önleyici istihbarat ve güvenlik tedbirlerine ağırlık verilmelidir. Siyasi kararlılık, güvenlik kuvvetlerimizi cesaretlendirecek ve daha etkili bir netice alınmasına zemin hazırlayacaktır.

Hava operasyonları, kara operasyonları ile desteklenirse terörün kökü kazınır, yarım bırakılırsa, tekrar toparlanır, güçlenir ve intikam almaya kalkarlar.

Terörle siyasi, askeri, ekonomik, psikolokijik ve sosyolojik mücadele aynı ayna yapılmalı, silah, para, insan, medya, STK, lojistik ve finans kaynakları aynı anda bertaraf edilmelidir.

Eğer tam bir temizlik yapılmazsa, Hakkari ve Şanlıurfa da olduğu gibi polis ve askerlerimizi ensesinden infaz etmeye devam edecekler, doğu ve güneydoğu da lojmanı olmayan köy korucuları, uzman çavuşlar, astsubaylar ve polisler büyük tehdit altında kalır, hükümetimize ve devletimize, biz sizin ensenizdeyiz mesajını vererek, topluma korku salmaya devam ederler.

Askere yapılan saldırı devleti, polise yapılan saldırı hükümeti hedef almaktadır, aynı anda askere ve polise yapılan saldırı, hem hükümeti hemde devleti hedef almaktadır, bu nedenle teröre karşı kararlı ve istikrarlı uzun vadeli bir mücadele ile birlikte stratejik plan ortaya koymak ve milli güç unsurlarımızı en etkili bir şekilde kullanmak zorundayız.

Terör tatlı dil ve güler yüzden anlamaz, anladığı dilden konuşmak gerekir.

………………………………………………..

Unutturulan zafer; Kut-ül Amare..!

Tarih sahnesine büyük zaferlerle çıkan 6 asırlık çınar Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesi de yine kendine yakışır iki büyük zafer ile olmuştur.

Şener Mengene
Araştırmacı-Yazar/Stratejist

Bu başarılardan biri Çanakkale zaferi, diğeri kut-ül amare zaferidir. Çanakkale zaferi dünya milletlerinin gözü önünde cereyan etmiş, hafızalarda yer etmiştir ve unutulması imkânsız hale gelmiştir. Çanakkale gibi büyük bir başarı olan Kut-ül Amare zaferi Nato’ya girdiğimiz 1952 yılından itibaren unutturulmuş bir daha kutlanmamıştır, hatta tarih kitaplarından çıkartılmış ve milletin hafızasından silinmiştir.

1. Dünya Savaşı’nın en önemli muharebelerinden biri olarak bilinen Kut-ül Amare Muharebesi, Osmanlı ordusunun Çanakkale’den sonra İngiliz birliklerine karşı vurduğu büyük bir darbedir. İngiliz kuvvetleri ile Osmanlı arasında geçen ve 29 Nisan 1916’da Osmanlı’nın kesin zaferi olarak sonuçlanan Kut-ül Amare muharebesi, 98 yıl önce İngiliz kuvvetleri ve müttefiklerine karşı kazanılan ve 1952 yılına kadar Kut Bayramı olarak kutlanan Kut-ül Amare zaferi 1. Dünya Savaşı’nın en önemli muharebelerinden biri olarak, Osmanlı ordusunun Çanakkale’den sonra İngiliz birliklerine karşı vurduğu büyük bir darbedir.

İNGİLİZ BİRLİKLERİ TAMAMEN ESİR ALINDI
Kut-ül Amare, Dicle Nehri kıyısında Şattülarap kanalı ile birleşen Basra Körfezi’nin kuzeyinde, Bağdat’ın güneyinde bulunan bir kasaba. Şehrin yakınlarında konuşlanmış İngiliz ve müttefiklerinin kuşatılmasıyla başlayan muharebe, kasabanın Osmanlı Ordusu tarafından ele geçirilmesi ve 13 bin İngiliz askerinin tamamının esir alınmasıyla bitti. (Kut-ül Amare Zaferi’ni anlatan karikatür)

NATO’YA GİRİNCE ZAFER UNUTTURULDU
Kut-ül Amare zaferi, 1952 yılına kadar Kut Bayramı olarak Türkiye’de kutlanmaya devam etti. Ancak Türkiye NATO’ya üye olduktan sonra İngilizler’in baskısıyla bu bayramı kaldırdı. Hatta İngiliz baskısıyla bu zafer ve bayrama yönelik tarihi bilgiler, okullardaki tarih kitaplarından bile silindi, unutturulmak istendi.

KUT-ÜL AMARE MUHAREBESİNDE NELER OLDU
İngilizler Kut’u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçtiyse de 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi’nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede geri çekilme emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay ‘Sakallı’ Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa’nın kendisinden bir yaş küçük amcası olan Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi’nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi’nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler Mart başında tekrar taarruza geçti. Ancak 8 Mart 1916’da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu’ya hücum ettiyse de 3.500 asker kaybederek geri çekildi. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi. 19 Nisan 1916’da 6. Ordu Komutanı Mareşal Von der Goltz Paşa, Bağdat’ta bulunan karargâhında tifüsten ölünce, yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi. 29 Nisan 1916 Townshend birlikleri diğer 13 general, 481 subay ve 13.300 er ile birlikte Osmanlı Kuvvetleri’ne teslim oldu. Bu tarihi zafer üzerine Altıncı Ordu Komutanı Mirliva Halil Paşa, ordusuna şu mesajı çekiyordu.

BUGÜNE KUT BAYRAMI NAMINI VERİYORUM
Halil paşa kut zaferi üzerine 29 Nisan 1916 Tarihli günlük ordu emrinde şu tarihi notları düşüyordu:
ORDUMA
Arslanlar!..
Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.
Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.
İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.
Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayatı ulviyatta, semevatta kızıl kanlarla uçuşurken, gazilerimiz de gelecekteki zaferlerimize gözcü olsunlar.”
Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
29 / Nisan / 1916- Bağdat
Sonuç olarak; Kutü’l-Amare Muharebesi; Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun zor şartlar ve imkânsızlıklar içerisinde, Çanakkale’den sonra İngilizlere karşı kazandığı ve bir tümeni bütün personeli ile birlikte esir aldığı eşsiz bir zaferdir, aynı zamanda Osmanlı Devletinin kazandığı son zafer olmuştur. Böyle bir zafere imza atan bütün şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ederken, bu önemli zaferi hatırlamak ve hatırlatmak, tarihçi, yazar, araştırmacı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, devlet adamları gibi bizimde ecdadımıza karşı bir vazifemizdir.

……………………….

Sivil Toplum Kuruluşları..!

Sivil Toplum Kuruluşları demokrasilerin vazgeçilmez bir unsuru olup, siyasi, ekonomik, askeri ve medya gücünden sonra gelen beşinci kuvvet olarak değerlendirilmektedir.

Sivil Toplum Kuruluşları, resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen, toplum menfaatlerini düşünen, kamu yararına çalışan ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır.

Sivil toplum örgütleri oda, sendikavakıf, dernek ve cemiyet adı altında faaliyet gösterir. Vakıf ve dernekler topluma yararlı bir hizmet geliştirmek için kurulmuş yasal topluluklardır ve herkese yardım etmek için kurulmuşlardır.

Özellikle gelişmiş ülkelerde önemli görevler üstlenmekte ve toplumun vazgeçilmez bir parçası durumunda etkili hizmetler yapmaktadırlar. Ülkemizde birçok nedenden dolayı sivil toplum kuruluşlarına toplum katılımı sınırlı sayıda az bir kesim tarafından gerçekleşmektedir ve bu alanda ciddi bir çalışma yapılması gerekmektedir.

Son yıllarda ülkemizde’de sivil toplum kuruluşlarının daha fazla insiyatif aldığı görülmektedir. Ülkemizde sivil bir anayasa yapılacaksa bunun ilk aşaması sivil toplum kuruluşları tarafından gerçekleştirilmelidir.

Daha yaşanılır güçlü bir Türkiye inşa etmek, ortak bir gelecek oluşturarak, halkı ile barışan ve dünya ile yarışabilecek, refah ve güvenin teminatı bir Türkiye için sivil toplum kuruluşlarının ısrarla daha fazla gayret göstererek yeni Türkiye’nin inşasında daha aktif bir rol almaları gerekmektedir.

…………………………………………………………………

Düşünce Kuruluşları..!

Düşünce kuruluşu (Think-Tank) olarak ifade edilen oluşumlar özellikle gelişmiş ülkülerin uzun vadeli hedeflerine ulaşmasında önemli görevler üstlenmektedirler. Güvenlik, savunma, dış politika, eğitim, sağlık olmak üzere, uzmanlık alanlarına ve kuruluş amaçlarına göre birçok konuda derinlemesine analiz, tahlil ve raporlama çalışmaları yürütmektedirler.

Son yıllarda ülkemizde de bu alanda önemli atılımlar olmaktadır. Üniversiteler, STK’lar ve kamu kurumları arasında işbirliği içerisinde önemli çalışmalar yapılmaktadır. Her üniversite kendi stratejik araştırma merkezini kurmakta ve önemli araştırmalar ortaya koymaktadırlar. Gelişmiş ülkelerdeki örneklerine baktığımızda ise; ilköğretimden itibaren düşünce kulüpleri oluşturulduğunu ve bu çalışmalarında yükseköğretimde daha ileri seviyede uzmanlık alanına dönüştüğünü görmekteyiz.

Gelişen sürekli rekabetin arttığı bir dünyada Türkiye olarak bizimde bu rekabette ayakta kalabilmemiz için bu çalışmaların daha da artırılması, geliştirilmesi ve desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekmektedir. Genel Başkanlık görevini üstlendiğim, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (USAM) kısa bir zaman öncesinde kurulmasına rağmen önemli çalışmalar ortaya koymuştur. Yine SETA, SDE, ASSAM, ESAM, USTAD, TASAM, SEKAM gibi kuruluşlar da kuruluşlarından itibaren önemli çalışmalar ortaya koymuştur.

Ülkemizin stratejik konumu gereği, dış ve iç tehdit faktörleri ile bölgesel ve küresel güç olma yolunda ortaya konulan hedefler neticesinde, bu çalışmaların yapılması gereklidir ve elzemdir. Küresel güç sahibi ülkelerde düşünce kuruluşları önemli görevler üstlenmektedirler ve devletlerin politikalarında belirleyici rol oynamaktadırlar. Ülkemizin daha güçlü hale gelmesi, dış ve iç tehditleri önleyecek çalışmaları ortaya koyması ve milli hedeflerin gerçekleştirmesinde bu kuruluşların daha fazla görev ve sorumluluklar almaları gerekmektedir.

Daha güçlü olmaya çalışmayanın, daha iyi olmaya çalışmayanın ayakta kalamadığı küreselleşen ve rekabetin arttığı bir dünyada, güçlü ve lider ülke olma hedefi ile yola çıkan 2023, 2053, 2071 hedefi olan bir Türkiye’nin düşünce kuruluşlarına, stratejik araştırma ve gelişme çalışmalarına daha fazla ağırlık vermesi gerekmektedir. Dünyanın en güzel ve en stratejik coğrafyasında yaşıyoruz, tarih boyunca sürekli tehditlere açık olan bir bölgedeyiz. Bu tehditler küresel ve bölgesel güç olma yolunda daha da artış göstermektedir.

Dünyada tek strateji bakanlığı olan ülke İsrail ve dünyadaki konumu ve gücü ortada. Ülke yönetiminde stratejiye, güvenlikte istihbarata, sanayi ve ticarette ise AR-GE ve inovasyona ağırlık vererek, milli güç unsurlarımızı etkili kullanarak güçlü ülke hedefimize kararlılıkla devam etmeliyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>