Serbest KÜRSÜ: Nurullah AYDIN

SOSYAL ŞİZOFRENLERE DİKKAT!..

HERGÜN çelişen haber, bilgi, açıklama bombardımanı altında bir ortam var. Türkiye’de aydınlar da, siyasetçiler de, gazeteciler de, akademisyenler de şaşkın, halk da şaşkın, Kim ya da kimler neye karar verdi, kim ne düşünecek, neye karar verecek, ne yapacak belirsiz.

Bakın; İslam dünyası; 1200 yılından beri düşüncede, bilimde, teknolojide yeni atılım yapılamaması ile ilerleme kalkınma olamayacağını anlayınca batıyı taklide yöneldiler.

Kimliksiz, kişiliksiz taklitçilikle, Müslüman dünyasında, kaos başlar.

Biat edilen siyasetçiler, liderler, din önderleri, Müslümanların kafasının karışmasına olabildiğince neden olurken, samimi Müslümanlar suskunluğa büründüler

Fransız devriminin getirdiği; eşitlik, kardeşlik, özgürlük, aklın ve beşduyunun önemli kabul edilmesi, ilahi mesajın geliştirilmesi düşüncesi, batı Hıristiyan ve Musevi kitlelerde olumlu sarsıntı meydana getirirken, İslam dünyasında her alanda şaşkınlığa yol açtı.

Öylesine ki; Müslüman Müslümanı, Kur’an ve peygamberin ilahi buyruklarına rağmen,  arkadan hançerlemiş, bazı Müslümanlar, Hıristiyan batı’nın yanında yer alarak, Müslüman Osmanlı’yı, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da yok etmeye yönelmişti.

Ne ilginçtir ki; Osmanlı devletine karşı, İngiliz ve Fransızlarla hareket eden Müslüman halklar, batı’nın lutfettiği kadar bağımsızlıklarını alırken, despot yönetim yapılanmasına razı olmuşlardı. Şimdi de Türkiye’dekiler, ABD-İngiliz iltifatları altında hareket ediyorlar.

Bilimde, teknolojide 800 yıldır ilerleme gösteremeyen, şekle dayalı İslam’ı düşünen ve yaşayan Müslümanlar, İslam’ın ilahi buyruklarını bir tarafa bırakıp, birbirlerini yoketme ve etkisizleştirme çabasına yöneldiler.

Allah sevgisi ve korkusu yerine servet, adalet yerine adaletsizlik, hak yerine haksızlık, herkese eşit davranma yerine yandaşı koruma kollama, kardeş yerine düşmanı dost ve kardeş kabul etme ile İslam anlayışı; kimisini gerçek dışı hurafelere odaklanmaya, kimisini ise İslam’dan uzaklaşmaya yöneltmiştir.

Müslümanlar zenginlik içinde fakir yaşarken, batının gelişmesine, refahına gıpta ile bakmaya başladılar. Kişilik çatışması böyle başladı, devam ediyor. Böylece İslam ülkelerinde sosyal şizofren insan yığınları oluştu. İnsanlar çift kişilikli hale geldi.

Tahammül ve hoşgörü; ilahi buyrukların özü olmasına rağmen, İslamcı görünenler, siyasette, iş dünyasında, medyada,  akademik dünyada, öne çıkmak için her türlü değerlerini tersyüz etmede sakınca görmüyorlar.

Cemaatler’de, tarikatlar’da, siyasi partiler’de, vakıflar’da yuvalanan Müslüman kisveli meczuplar yüzünden, Müslümanlar, narkozsuz ameliyata alınan hastalara dönüştü.

Tekke de medrese de yeraltına indi. Badelenen şeyhler, biat edilen siyasi liderler, kökünü geçmişini inkar eden tipler, etkili ve yetkili hale geldiler. Din öğrenilsin, bizim istediğimiz kadar ve istediğimiz şekilde öğrenilsin, bize biat edilsin, kontrol edebilelim diyorlar.

Onlar ki; söz ve icraatlarıyla, tarihi gerçeklerle, medeniyet ve kültür kaynaklarımızla, çağdaş akılcılık, bilim teknoloji ile alakalarını tamamen kesmiş durumdadırlar.

Kendileri dünyevileşmenin, zenginleşmenin, şöhretin tadını yaşarken, halk yığınlarına yapılan telkinlerle, hurafelere dayalı dini görüşlerle yapılan yönlendirmenin sonuçlarını ve halkın genlerine kadar işleyen korkuyu, Müslümanların yüzlerinde görmek mümkündür.

İnsan; bir gece o kimlikle yatıp, sabah başka bir kimlikle kalkmak, dün söylediğinin bugün tersini yapmak suretiyle değişir mi? Siz; değiştim dönüştüm, dün öyleydi ama bugün böyle demeye kalkışırsanız, bir de Din’i, yetkiyi, makamı kullanarak kalkışırsanız, toplumda sosyal şizofreni ortaya çıkar. İnsanlar iki kişilikli hale gelirler. Ne yapacaklarını, nerede olacaklarını bilemezler? Türkiye’de ve İslam dünyasında bunlar yaşanıyor.

Günün Sözü: Tarih ben diyenlerin çöplüğü, biz diyenlerin takdir aynasıdır.

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

…………………

REJİM, OTORİTER VE DEMOKRATİK YÖNETİM

Yönetim iradesinin hukuk kurallarına tabi olması düşüncesinin uygulanması için insanoğlu tarihsel süreçte çok bedeller ödemiştir.

Siyasi iktidarın güç despotizmini önlemek ve çoğunluk karşısında azınlık haklarını korumak için hukuksal eşitliğin devlet yaşamında egemen olması için hukuk devleti ilkesi kabul edilmiştir.

Siyasi iktidarın yargısal denetimi; keyfiliğin yandaşlığın önlenmesi için güvence olarak görülmüştür.

Otoriter yönetimlerde; yargı ayak bağıdır. Yönetim her şeydir. İktidar mutlak yetkilidir.

Demokratik yönetimlerde ise; yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrı ellerde olması ve birbirinden kalın çizgilerle ayrılması esası benimsenmiştir. Yetki kullanımında kişi iradesi değil, hukuk kuralları asıldır.

Türkiye’de; adalet, hukuk beklentileri karşılıyor mu, demokrasi sağlıklı işliyor mu?

Bir kesime göre Türkiye’de; hukuk yargı, adalet, yasalar artık insicamını kaybetmiş durumda. Kişilere konumlara göre değişen değiştirilen yasalar, farklı uygulamalar, toplumdaki adalete olan güven duygusunu sarsıyor. Soğukkanlı olunması gereken bu ortamda hukukçulara büyük görev düşmektedir.

Yargılama ve kanunlar konusunda çaba gösteren elbette var. Bazıları hukuksuzluklarını gözardı ederek zaman zaman hukuk, demokrasi, özgürlük savunucusu kesiliyorlar.

Öylesine ki; siyasiler tarafından, ölçüsüz hakarete varan ithamlarda bulunuluyor.

Hukuku belirleyen Siyaset Kurumu’dur.

Demokratik hukuk devletlerinde; siyasetin, hukuku yapma yetkisi de elbette sınırsız değildir. Yargısal denetim ve kuvvetler ayrılığı ilkesi de bunu gösterir.

Siyaset, yürürlükteki hukuk değiştirilmedikçe ona uymak zorundadır. Mahkeme kararlarının yasama ve yürütmeyi bağlaması bu nedenledir. Yasama organı, evrensel hukuk kuralları ve demokratik hukuk devletiyle uyumlu biçimde hukuku değiştirebilir.

Bu açıdan; Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları, bağlayıcı kararlardır. Ancak bu kurumların görev, yetki ve sorumluluklarını yerine getirip getirmedikleri konusunda endişeler büyük.

Türkiye; Hukuk devleti olma yolunda önemli aşamalar geçirmiştir.

Ancak siyasiler; hukukun üstünlüğü yerine siyasetin üstünlüğünde ısrar ediyor.

Siyasi iktidarlar; Yargısal denetime tahammül edemiyor.

Çağdaş demokrasilerde yargısal denetimden şikayet eden yokken, demokrasi bilincinin oluşmadığı ülkelerde yargı, ayak bağı olarak görülür.

Adalet adına adaleti katleden yargı ise felaketlerin büyüğüdür.

Siyasi iktidarın emrinde yandaş kayırmacılığına dayalı yargı anlayışı toplumsal yıkımdır.

Günün Sözü: Mutlak iktidar elinde adalet, adalet değildir.

……………………………….

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

……………….

SEVGİDE, HOŞGÖRÜDE, ADALETTE BİRLEŞMEK

Tartışalım. Kırmadan, üzmeden, incitmeden, katletmeden, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden konuşalım tartışalım. Aklın mantığın, gönlün yolu birdir. Orta yolda uzlaşalım. Çözümler üretelim. Ancak belli odaklar kaostan, ötekileştirmeden, ayrıştırmadan kinden nefretten öfkeden besleniyor.

Ülkede kin, nefret, öfke fırtınası yaşanıyor, yaşatılıyor. Neden? 

Bu fırtına belli çevrelerce bilinçli bir şekilde yaşatılıyor. Ucube tipler, kifayetsiz muhterisler, loş odaklarda yetiştirilenler mahzenlerde yetişenler  etkili ve yetkili oldular.

Ama ne yazık ki, rezilliğin dibine vuranlar, toplumun tümünü ya da bir kesimini rencide edici, kırıcı, yaralayıcı ifadeleri kullanmaktan hiç kaçınmıyor.

Bilinçli ya da değil gerçekleştirilen çirkinlik kimin eseri diye sormak gerekir.

İnsanlar; etnik köken, din araştırmasına yönelmiş durumda. Güvensizlik ayrışma hızla artıyor. Birlik ve beraberlik söylemleri ciddiye bile alınmıyor. Kamplaşma artıyor. Toplumda küllenmiş geçmişe ait ne varsa tartışma konusu ediliyor. İnsanlar şaşkınlık içinde! Ne adına bunlar yapılıyor, demokratikleşme ve özgürlük adına. Acaba gerçekten öyle mi?

Gerçekleşen rezillikten sadece partiler, gazeteciler, akademisyenler mi, aydınlar mı sorumlu?

Suç işleyenlere yaşa varolan diyenlerin, hiç bir işlem yapmayanların hiç suçu yok mu?

Reyting canavarına kurban verdiğiniz topluma aşılanan zehir, etkisini gün geçtikçe arttırıyor.

Yazılı, görsel ve sosyal medyanın, hayatımızı işgal etmesi; hatta sadece hayatımızla sınırlı kalmayıp hayallerimizi bile işgal altına alması sıkıntılı bir süreç. Düşünen ve üreten beyinler yetiştiremezsek, gençlerin ellerine bir şey veremezsek, gerçek başarının iç huzuru ve mutluluk olduğunu unutturan hayatlar yaşatırsak, sevmezsek/öpmezsek, kendine saygı kavramını yaşamlarına entegre edemezsek, prensipler geliştirecekleri onurlu hayatlar yaşatamazsak, sadece para ve bilgisayarla oyalanıp zaman öldürmelerine müsaade edersek olacağı bu elbet!

Ne olmak istediğini bilmeyen ve hayatının merkezine dizi karakterlerini oturtan gençler, bizim geleceğimiz.

Ama bizler, bugünümüzü ziyan ettiğimiz gibi geleceğimizi de yok ediyoruz. Bu tabloyu görünce inanıyorum ki, küresel ısınma bile, insanlık kadar dünyaya zarar veremez. Değerlerine sahip çıkmayan bir toplumda çözülüş kaçınılmazdır.

Girişimciliğin en önemli gereklerinden biri özgür düşüncedir. Kafalar ne kadar özgür olursa düşünceler de o kadar güçlü olacaktır. Özgürlüğün önü açıldıkça girişimcilikte gelişecektir.

Unutulmamalıdır ki; topluma ve insanlara gem vurulduğunda onlardan yenilikçi düşünmeleri beklenemez. Amaçsız idealsiz hedefsiz, özgürlükte ekmekte olmaz.

Bugün dünyada, gıda, su, enerji güvenliği, döviz kuru savaşları tartışılırken, daha fazla nasıl zenginleşiriz, işsizliği nasıl çözeriz sorularına yanıt aranırken, Türkiye’de anlamsız gereksiz konular tartışılıyor. Enerjimizi o kadar lüzumsuz şeylere veriyoruz ki. Doğru şeyleri tartışmalıyız, gereksiz konulara takılıp kalmamalıyız.

Dünya’da aydınlanmanın ışıkları tekrar yansımaya başladı. Bu ışıklar Anadolu coğrafyasına doğru geliyor. Eğer biz iyi hazırlanabilirsek o ışık bu topraklardan doğacak.

Başarılı bir girişimci olmak için nelere ihtiyaç vardır?” sorusunu herkes soruyor. Özgüvene, paraya, yenilikçi düşünceye, iyi eğitime ihtiyaç vardır.

Gençler kendilerine güvenmeli ve kendilerinden daha akıllı insanlarla çalışmalıdır.

Başarı için; hedef belirleyecek ve hayal kurulacak, çalışılacak. Çünkü çalışmadan belirlenen hedefe ulaşmak mümkün değildir. Yılmadan çalışmak gerekir.

Zenginlik önemlidir. Ülkeler zenginleştikçe işsizlik azalır. Ancak asıl zenginlik güç ve vicdandır. Herkes birbirini mutlaka sevmesi gerekir. Ayrılıkta azap birlikte rahmet vardır.

Empati yapmayı öğrenmeliyiz. Birbirimizi, dışlamaya hakkımız yok. Bu bizim zenginliğimiz ve birbirimizi kucaklamak zorundayız.

Bunları sağlayacak ülkenin duyarlı bilinçli insanları, ortak değerlerde buluşarak, birlikte hareket etmek zorundadırlar.

GÜNÜN SÖZÜ: Hayalleri, hedefleri olan insan çalışarak başarıya ulaşır..

Zenginlik önemlidir. Ülkeler zenginleştikçe işsizlik azalır. Ancak asıl zenginlik güç ve vicdandır. Herkes birbirini mutlaka sevmesi gerekir. Ayrılıkta azap birlikte rahmet vardır.

Empati yapmayı öğrenmeliyiz. Birbirimizi, dışlamaya hakkımız yok. Bu bizim zenginliğimiz ve birbirimizi kucaklamak zorundayız.

Bunları sağlayacak ülkenin duyarlı bilinçli insanları, ortak değerlerde buluşarak, birlikte hareket etmek zorundadırlar.

GÜNÜN SÖZÜ: Hayalleri, hedefleri olan insan çalışarak başarıya ulaşır.

………………………………

YÖNETİCİ VE AYDIN SORUMLULUĞU

İnsanlar huzursuz, toplum huzursuz, her kesim huzursuz. Peki ama neden? Demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kanun önünde herkesin eşitliği, açık ve şeffaf yönetim kavramları özlemden uygulamaya geçirilmeye çalışılır.

Buna rağmen yine perde gerisi arka kapı kararları uygulanır.

Egemen sınıf; her zaman kaostan gerginlikten kutuplaşmadan çatışmadan beslenir. Neden çünkü, arka odalar arka yönetim algılanmasın hedef haline gelmesin.

Onlar; seçtikleri, eğittikleri öne sürdükleri piyonlarla kuklalarla istedikleri kararları alır ve uygularlar.

Bakın; Ortadoğu gergin, Türkiye gergin. Ortadoğu’da kutuplaşma, Türkiye’de kutuplaşma. Ortadoğu’da çatışma var, Türkiye çatışmaya doğru sürükleniyor.

Din, mezhep, etnik çatışmalar; Bölgeden Türkiye’ye doğru hızla yansıyor.

Türkiye; dış odakların karar alıcılarla, karar vericilerin ve uygulayıcıların arenasıdır. Kim karar alıyor, kim karar veriyor, kim uyguluyor, Kim kimden destek alıyor? sorusu soruluyor.

Toplumdaki algıları değiştirmek için, her kesim, kendine göre tezler ortaya koyuyor. Toplumun algılamasını yönlendirmede stratejik merkezler; asimetrik psikolojik savaşın kara propaganda yönetimini uyguluyor.

Arapçı dinciler; bu kez beyinleri ele geçirerek, Türkiye’nin kimliğini değiştirme çabasındadır. Arapçı dinciler devşirdikleri fasık ve münafıklarla; Ortadoğu’yu kan gölüne çevirirken nihai hedef Türkiye olduğunu gizlemediler. Yayınladıkları haritalarla, yeni sınırlarla yeni devletleri belirlediler, uyguluyorlar. Tarih tekerrür ediyor.

Arapçı-dinci irtica; Türkiye’yi postmodern işgal etmiş durumdadır.

Türk Milleti; tarihin en ağır bunalım dönemini yaşamaktadır.

Türk Milleti’nin milli ve manevi değerleri; altüst edilmiş, ortak değerler parçalanmıştır.

Halk; uyuşturulmuş, şaşkındır, olanların olacakların farkında değildir.

Aydınlar; çoğunlukla susmuş, sinmiştir.

Arapçı-dinci irtica tarafından;

Bütün yeraltı ve yerüstü servetlerine el konulmuş,

Silahlı kuvvetlerin bağımsızlıkçı mensupları esir alınmış,

Medya ele geçirilmiş,

İletişim alanı kontrol altına alınmış durumdadır.

İşbirlikçiler;

-dini değerleri istismar ederek,

-geçmişin yanlışlıklarını gündemde tutarak,

-vatan hainlerini kahraman haline getirerek,

-yabancı istihbarat örgütlerince oluşturulan operasyon merkezleri ile

vatanseverleri etkisizleştirirken, kirli emellerini gerçekleştirme çabasındadır.

Türk Milleti;

-Kimliksizleşme,

-Ayrışma,

-Bölünme,

-Esaret,

-Sömürgeleşme,

-Sürecindedir.

İşbirlikçiler; emperyalist güçlerin stratejisi doğrultusunda yeni rol üstlenmiştir.

Türk Milleti’nin duyarlı her bireyi;

İdeolojik ve teolojik farklıklarla ayrışmayı,

kavramlara takılıp kalmayı,

model tartışmalarını bir tarafa bırakmalıdır.

Tarihi tecrübeler ışığında Türkiye coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik konumun gereği; Milli devlet, Milli kimlik, Üniter devlet, korunmak zorundadır.

Gerginliği, kutuplaşmayı tahrik edenlerden uzak durmak, engellemek her vatanseverin temel görevidir.

Günün Sözü: Toplumlar milli değerlerine sahip yönetici ve aydınlarıyla güvende olur.

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

…………………………….

GERÇEKLER VE TARAF OLMAK

Kafa karıştırıcı zehirli düşünceler, fikirler; gazete manşetlerinde, köşe yazılarında, Tv’lerin ekranlarında akıtılmaya başlandı, devam ediyor.

Bu nedenle; anlatılmayan, eksik ya da yanlış anlatılan geçmiş tarihimize ve yakın tarihimize dair olan bitenleri hatırlamak, hatırlatmak şimdi olan bitenleri doğru anlamak ve geleceğe yönelik niyetleri netleştirmek gerekir…

Olanlar ve olacak olanlar, tüm bilinenleri ile anlatılmalıdır. Bu anlatımlar; milleti bilinçlendirmenin yanında, birlik ve beraberliğini de güçlendirecektir. Var olan bir bilgi, halka en doğru şekli ile anlatılmazsa, halkın bu alandaki boşlukları ve arayışları yanlış ve çoğu zaman da tehlikeli bilgiler ile doldurulacaktır.

Toplumlar için en tehlikeli anlayış, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların görüşleridir.

Bir milleti tek bir hedef doğrultusunda toplamak, vatan birliği ve gelişimi için çalıştırmasını sağlamak ancak ve ancak, vatan için mücadele vermiş kişi ve kuruluşlarla ilgili gerçekçi bilgileri ve vatan için verilen mücadeleleri en doğru şekilde anlatmaktan geçer.

Bu gün; ülkemizin ve milletimizin varlığı için nöbet tutan, güvende yaşamamız için görev başında olan, milleti tek bir hedef ve moral gayede tutmaya çalışan, tarihi şan ve şeref dolu Türk Milleti’nin omurgası olan güvenlik güçlerine yönelik yürütülen acımasız karalamaları milletçe dikkatle takip etmekte; gelişmeleri büyük bir kaygı ile izlemekteyiz.

Devletin ve milletin varlığına ve bekasına yönelik yapılan bu büyük ve çirkin karalamalar karşısında Türk Milleti’nin kalbi ve beyni olan unsurların her an göreve hazır bir şekilde beklediğini, bir gün bu karalamaları yapanlara karşılık vermek için sahneye çıkabileceği unutulmamalıdır.

Gerçekler; Bizans medyasınca, küresel gizli güçlerin medyasınca dile getirilmiyor.

Türk Milleti olan bitenleri öğrenmeye çalışıyor.

Bastırılmış gizli veya açık örgütler, yeniden hortlatılmıştır.

Vatan satılırken ve değerler altüst edilirken tepki göstermemek de, vatana ve millete ihanetin bir türüdür! Bir çok iyi niyetli kimse bile ihanet içinde olduğunu farkında değildir.

Varolan savaşların teknik sahaları da geliştirilerek psikolojik yönden yıpratma veya bıktırılma yöntemi uygulanmaktadır.

Sloganlar, kavramlar dönemi yerine harekat zamanı gelmiştir. Bizler değişen ve gelişen düşünceye sahibiz. Dogmaların Türk’ün düşüncesinde yeri yoktur.

Türk Devleti henüz çözülmemiştir, dimdik ayaktadır, ayakta kalmaya devam edecektir.

Demokrasi içinde, hukuk devleti kurallarına göre hareket edilmelidir.

Unutulmasın ki; Türk’üz, andımız, milletin bekası ve vatan bütünlüğünün korunmasıdır. Türk’ün yeniden küresel güç olması idealine sahibiz.

Tarihleri biz yazdık, her yerde var olduk, var olacağız.

Günün Sözü: Türk, Okumalı, öğrenmeli, bilmeli ve yapılması gerekene odaklanmalıdır.

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

……………………..

ÜST AKIL, ALT AKIL VE STRATEJİK AKIL

Birileri üst akıl diyor. Peki kim üst akıl der? Zeka özürlüler, başkalarının emireri olanlar, kuklalar, figüranlar, paranoid şizofrenler, mitomanlar üst akıl derler böylece kendilerinin de alt akıl olduklarını kabul etmiş olurlar.

Güç odakları kuklaları yetiştirir, denetimli kontrollü perde gerisinde yönetirler. Halkın gözünde parlatırlar.

Türkiye; yüzyıllar boyunca başta Anadolu, Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika’da, barışın, huzurun, adaletin temsilcisi olmuştur. Farklı dine mensup olanları ve farklı etnik halkları bir çatı altında tutan çimento Osmanlı imparatorluğu dağılınca, 100 yıldır süren kaos, çatışma alanı oldu. İngilizler ve Fransızlar bölgeyi sömürgeleştirdi, sınırlar çizdi, halkları böldüler

ABD Egemenliği sürecinde ise Büyük Ortadoğu projesi kapsamında bölge üzerinde sınırlar çizildi, NATO dergisinde NATO toplantılarında yayınlanan bölgeye ilişkin haritalar şimdi ise uygulama aşamasındadır. Arap baharı denilen toplumsal değişim ve dönüşüm talepleri ABD-İngiliz-Fransız planlamaları ile örgütlenmiş ve kaos yaşanmaya başlamıştır.

Bush ya benden yanasın ya karşımdasın doktrini ile uluslararası toplumu, Irak ve Afganistan işgallerinde yanına çekerken şimdi ki Obama yönetimi ABD’nin kaosdan düzene doktrini uygulamaktadır.

Bugün; ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya önümüzdeki on yıllık küresel gelişmelere karşı kendi durumlarını imkan ve kabiliyetlerinin tespitini yaparak yeni stratejilerini belirlemişlerdir.

ABD ve AB, dönemsel değişiklikleri, uluslararası konjöktörlere göre yapmaktadır.

Türkiye’de stratejist maalesef yok. Batılı ülkelerin kabul edilen ve uygulanan stratejilerini alıp yorumluyor. Kendilerinin öngörüsü yok. Birçok stratejik araştırma kurulu birimler vardır.

Devletin tüm bakanlıklarında, kamu kurum be kuruluşlarda üniversiteler stratejik araştırma bu var. Bir dönemin AR-GE’leri olan bu birimler maalesef özellikli olanların çalışma ortamları olmaktan uzaktır. Ancak hiçbiri kapsamlı çeşitli konularda rapor hazırlayamamakta, yayınlayamamaktadırlar.

Oysa; Strateji öngörmek demektir. Alternatifli olarak olası gelişmelere göre yapılması gerekenlerin planlanması demektir.

Türkiye’de maalesef  DPT, MGK, TUBİTAK gibi yasayla görev alanları belirlenen kurumlar, gerek Türkiye, gerek bölge gerekse küresel strateji belirleyememektedirler.

Washington’un Pentagon’un, Londra’nın, Brüksel’in siyasetten askeri alana, tarımdan bölgesel ilişkilere kadar belirlediği bir ilişkiler ağında kuşkusuz izole edilmiş olarak yaşanamaz.

Her devletin milli duruşu vardır, olmalıdır. Aksi halde çelişkiler yaşanır. Uluslararası toplantılarda ciddiye alınırlığınız olamaz. Güç merkezlerinin temsilcisi gibi hareket edip te sonradan kendi insanınıza bağımsız bağlantısız kendi irademizle hareket ediyoruz imajını yaratıp ta uluslararası karar mekanizmalarında dışlanırsanız içerde ve dışarıda itibarınız olmaz. Belki içeride itibarlı olma enstrümanlarını kullanarak halkı yanıltabilirsiniz ama kısa süre içinde gerçekler ortaya çıkar.

Oysa; devletlerde devamlılık esastır. Devlet politikalarında iktidarda olan siyasi partilerin tercihleri esas olmakla birlikte, devam eden gelen esas yaklaşım tarzı üzerine hareket ederler.

ABD’nin küresel aktör stratejisi, başkanlar değişse bile değişmeyen temel gerçekliktir.

ABD, İngiltere, Almanya, Çin, Rusya devlet stratejilerinde, komşu ve bölgesel ve küresel stratejiler değişmemektedir. Sadece yöntem değişiklikleri olmaktadır.

Türkiye’ye baktığımızda, eksen tartışmaları yaşanıyor. Aydınlara ve akademisyenlere bu konuda büyük görev düşmektedir. Bürokrasi icra yeridir. Bürokratın deneyimi, bilgi birikimi gereklidir.

Devlet yönetimi; tarihi birikimine, bilgiye, öngörüye sahip kişilerle yürütülmek zorundadır. Bilgisiz, birikimsiz, ilkesiz, tutarsız kişiliklerin devlet yönetiminde olması her zaman sorunları artırır, huzursuzluk kaynağı olur.

Bölge dışı devletlerin; gerek ülkemizde gerekse Ortadoğu coğrafyasında, mezhep, din, etnik kimlikleri ayrıştırma stratejisine karşı bir ve beraber olmalıyız. Ortak değerlerin, ortak tarihin, ortak şuurun yapısını tekrar tesis etmeliyiz.

Türkiye’mizde barışın, kardeşliğin, huzurun teminatı olmak zorundayız.

Günün Sözü: Bilgisini, yeteneğini, gücünü birleştiren insanlar, amacına ulaşır.

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

……………..

Psikotronik Saldırı – Silahsız Terörizm!..

SİLAH dendiğinde öldüren, yakan yıkan, tahrip eden aletler akla gelir. Ancak ondan daha tesirli olan ve o öldürücü olan, o silahları kullanmaya karar veren, teşvik ve tahrik eden kararlardır, sözlerdir ve yazılardır. O nedenle karar veren, konuşan veya yazan ajanlara dikkat edin!

Esip gürlüyorlar. Bilgi birikiminden, tarih bilincinden, gerçekler dünyasından uzak, devlet, millet, vatan, kültür kavramını kavrayamayanlar, kişisel çıkarları için hertürlü değerleri altüst ediyorlar. Ne adına?

Azınlıkların haklarının, çoğunluğun haklarından daha fazla savunulduğu.

Yönetimde, meclisinde suç isnadında olanların yer aldığı,

Yalakalığın itibar kazandırdığı,

Hakkın ve adaletin yandaşa sunulduğu, bir ülke yansıması var.

Peki neden? İşte; neden konusunda herkes bir şeyler söylüyor. Söylüyor ama söyledikleri ne ifade ediyor?

Özellikle; egemenlik kurma, etkinlik kurma ya da tersi etkisizleştirme, kontrol altına alma konusunda; devlet yönetiminde, medyada, iş dünyasında, akademik çevrede uygulama alanı bulan fakat kamuoyunca bilinmeyenler var.

Ancak; dokunanı yakan, açıklayanı açıklayamaz hale getiren öylesine konular vardır ki, özel alan kapsamı içinde görülmektedir.

Çok ama çok az kişinin belirli bir süreç sonrası sahip olduğu olgular vardır. Çoğu sırlarıyla bu dünyadan gitmektedir.  Bilinmesinde yarar görülenler, kamuoyuna yansıtılmamaktadır.

Bu olgular; siyasetçinin, köşe yazarlarının sınırlı bilgilerle yorumlar yaptığı ancak perde gerisinde nelerin olduğunu bilmediği ya da önem vermediği alanlara ilişkindir.

Gerçekler dünyasında; ufuk açıcı aydınlatıcı bilgi tıkanıklığı yaşanıyor. Böylece; komplo teorilerinin uçuştuğu, gerçeklerle hayallerin birbirine karıştığı, kafa karışıklığı yaratan, iç ve dış olayların neden ve niçini konusunda anahtar olgular yakından anlaşılmış olacaktır.

Bu terörizm, halka açık bir mekanda bir bomba patlatılarak yüzlerce masum insanı ya da suçlanan aşırı uçlardaki politikacıları öldüren, yalanlayan tipte bir olay değildir.

Bu olay temelde, çok sayıda masum insanın uzak bir bölgeden bireysel veya kitlesel olarak sistematik bir şekilde, fizikî ve ruhsal saldırıya maruz kaldığı bir olaydır.

Bu silahların sahip olduğu esas güç, kurbanların, bunların dış kaynaklar tarafından yapıldığının farkında olmamaları ve kendilerini koruyacak olanağa sahip olmamalarıdır.

Halk; din, yeni anayasa, ekonomik refah, kalkınma yutturmacası ile yöneticiler, gazeteciler ve  aydınlarca uyutulurken, bunları da yönlendiren ve uyutan güçleri bilmek gerekir.

Gerçekte herhangi bir duygusal, zihni veya duyarlı algılama suni olarak oluşturulabilir ve kişi nerede olursa olsun uzak bir yerden olumsuz manipule edilebilir, yönlendirilebilir.

Bunlar kimlerdir? Bunların toplumun masum fertlerini gizli bir şekilde öldüren ve sakatlayan silahları nelerdir? Bu silâhların kullanımı niçin halkın bilgisi dışındadır?

Cevap basittir. Bu teröristler, gerçekte siyasetçi, bürokrat, gazeteci, akademisyen görünümlü çalışan istihbarat ajanlarıdır. Bunlar silahsız teröristlerdir.

İnsanlar vardır, siyaseti bilimin emrine verirler!

İnsanlar vardır, bilimi siyasetin emrine verirler!

İnsanlar vardır, nefesini ve kalemini hakkın ve doğruluğun emrinde kullanırlar.

İnsanlar vardır gücü, yetkiyi, serveti, bilgiyi; insana, topluma doğaya, evrene sunarlar

Şu bir gerçektir ki, bu silahlar mevcuttur ve insanlara, toplumlara karşı kullanılmaktadır. Psikotronik saldırılara karşı dikkatli olunmalıdır.

Günün Sözü: Mikrop ve virüslere karşı önleyici tedbir almakta gecikme.

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

 

…………………

Arzu KÖK:

Atatürk’ü Anlamak…

“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. “ ( 1929)  Mustafa Kemal  ATATÜRK.

Peki Türk Ulusu ne kadar anladı Atatürk’ü? Günümüze baktığımızda hiç denecek kadar az olduğunu gözlemliyorum ve içim acıyor. Günümüzde açıkça ortaya çıkan ve pervasızlığı marifet sanan karanlık odaklar tarafından Atatürk düşüncesine yeni düşmanlıklar üretilmekte, hedefler saptırılmaktadır ve ne acıdır ki Türk Ulusu da sessiz kalmaktadır tüm bu olup bitenlere.

Çağdaşlığa karşı geliştirilen düşmanca karşı devrim girişimleri, demokrasinin nimetleri de kullanılarak zaman içinde gelişmiş, devlet kurumlarında kökleşmeye başlamış ve artık cumhuriyet kazanımlarını hedef almaya başlamıştır. Kendi kafa çemberi dışında düşünce ve görüş kabul etmeyen, fakat çok ustaca bir maskeleme yoluyla takiyye yapan kadrolar, rejimi hedef alan yapılanma içinde olmayı sürdürmektedirler.

Farklı düşünce ve inançta olmanın zenginliği esasına dayanan çağdaş toplum olmanın gerekleri belli noktalarda yoğunlaşmaktadır. Bunların başında da laiklik gelmektedir. Toplumsal değerlerin çatışmadan bir arada yaşamasını sağlayan değer yargısı olan lâikliğin önemi işte burada ortaya çıkmaktadır. Bugünü ve geçmişi kıyaslamak gerek… Hem lâik hem de Müslüman olunabileceğini Atatürk, Cumhuriyet rejimi ile göstermiştir. Ancak bunu hazmedemeyenler sürekli Atatürk düşmanlığını teşvik etmiş ve desteklemişlerdir.

Dini motifler her toplumun bireyleri arasında  harç niteliğindedir ve bunu inkâr etmek yanlış olur. Ancak, dini motifleri kullanarak insanlar üzerinde, toplum üzerinde baskı unsuru kurmak isteyen siyasi iradeler birinci derecede demokrasi ve Atatürk düşüncesinin düşmanlarıdırlar. Hacı esansı kokulu yerel yönetimler tarafından uygulanmaya konulan ve yöresel olarak belli alanlarda oluşturulmaya başlanan yasaklar, aslında kişilerin yaşam biçimlerini gösteren yeme-içme alışkanlıklarını sınırlamak değil, kişilerin özgürlükler bütünlüğünün bozma, bozulma hedefinden başka bir şey değildir.

Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini kurarken söylediği su ifade son derece önemlidir; “Cumhuriyetin kuruluşu ne bir soy, ne bir ideoloji ne de bir din üzerine kurulmuştur; cumhuriyeti kültür üzerine kurduk.”

Kemalist düşüncenin temeli de bu ifadelerde saklıdır. Bu nedenledir ki, bunlardan, cumhuriyetten asla ödün verilmemelidir. Atatürk’ü anlamak için cumhuriyet kazanımlarını, özgür yaşamanın derinliğini, ibadetini zevk ve huşu içinde yapmanın huzurunu anlamak gerek.

Atatürk’ün, cumhuriyetin temelini dayandırdığı kültür üzerindeki vurgusunu milletimiz, başta aydınlarımız anladı mı? Biraz şüpheli!… Çünkü Atatürk düşüncesini istismar edenler de, O’na düşman olanlar da, O’nun ticaretini yapanlar da, O’nun ardına sığınıp takiyye yapanlar da, esans marka ideolojilerini gerçekleştirmek için cumhuriyet kazanımlarını araç  olarak kullananlar da, aydın geçinen diplomalı aydıncıklardır ne yazık ki. Vatandaş Ahmet, Mehmet bundan zaten haberdar değil.

Atatürk diyor ki; “Aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat genel olarak şu hatamız vardır ki, inceleme ve araştırmalarımızı yaparken temel olarak çoğunlukla kendi ülkemizi, kendi tarihimizi kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı dikkate almayız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, diğer milletleri tanır, ama kendimiz kendimizi bilmeyiz.”

Kurtuluş Savaşı verilirken Atatürk’ün çevresindeki en yakın dostları O’na Amerikan mandası veya İngiliz mandası fikrini önerirken O, “Ya istiklâl ya ölüm” demiş ve uygulamıştır. Günümüzde de, tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi, ABD ve AB mandacılığının ötesinde uşaklık yapmaya hazır, idealsiz, ruhsuz insanların öttürdüğü köşe başı  isteriz çığlıklarına bakıldığında, o günün zor şartlarında mandacı olarak adlandırılanların, bugünkü uşak ruhlulardan çok daha vatansever oldukları açıktır.

Atatürk’ün Türk Milletine en büyük hediyesi cumhuriyettir. Etrafınıza bakınız; bugüne kadar Ortadoğu’nun sefalet çamurunda debelenmeyen bir Türkiye var olabildiyse bu, Atatürk ve Cumhuriyet rejimi sayesinde olmuştur. Bugün o bataklığın içerisinde olmamız ise Atatürk ve Cumhuriyet değerlerinden uzaklaşmanın bir sonucudur.

Dikkatli olmak, sıkı durmak, yere sağlam basmak gerek. Ülkemin ve de ulusumun hem dışarıda hem de içeride düşmanı çoktur. Tarih boyunca kendine en fazla düşman yetiştiren bir ulus olduk.

Atatürk’ün ifade ettiği bu hedef anlamında bir tarih bilinci eksiğimiz var ne yazık ki. Toplumuzda eksik bazı değerler, anlamalar, algılamalar sorunu var. Geçmiş tarihe, toplumsal algılama ve değerlere sahip çıkma sorunu var…

Atatürk’e göre bir ulusu ulus yapan değerlerin başında tarih gelir. Uygulamalarında tarihin yerini ayrı olduğunu belirtir. Çünkü tarih, ulusların hayatını ve sürekliliğini göstermektir. Tarihi olmayan uluslar sürekli olamamışlardır. Medeniyetler kuran ulusların sürekliliğini sağlayan tarih ve dil birliğidir. Tarih ve dil yaratamamış olan ulusların hiçbir şekilde iz bırakamadıkları bilinen bir gerçektir. Günümüzde ise bizler tarihimizden uzaklaştırılıyoruz.

Atatürk’ü anlamak demek; ideallerini görmek, yaşama geçirdiği fikirleri görmek, fikirleri duygulara dönüştürmek demektir… Bunlar başarılmadıkça cumhuriyetin ve demokratik yaşamın kazanımları yaşanmadan silinir gider.

Hiçbir şeyi günümüzdekiler gibi kendisi için, kendi egosunu tatmin etmek için yapmamış, her şeyi ulusu için yapmıştır. Fani dünyadan çekip gittiğinde de milletinin kalbinde silinmeyen bir iz bırakmıştır. Bir insan için bundan daha büyük bir varlık, değer, miras olabilir mi?

Fi tarihinde öğretmen sınıfta öğrencilerine bir kompozisyon yazdırmak ister; Atatürk ile ilgili olarak bir konu verir; kompozisyon konusu; “Atatürk Türk Ulusu için neler yaptı?” Verilen sayfalar dolusu cevapları inceleyen öğretmenin dikkatini tek cümle içeren bir sınav kâğıdı çeker; “Atatürk ne yapmadı ki?”

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejimini yıkmak isteyenler de demokrasi merkezli Cumhuriyet idaresinde varlıklarını sürdürmekteler. Bu yıkıcı ve yok ediciler de varlıklarını Atatürk’e borçlular… Ulusun manevi değerlerini işportacı malzemesi yapan, karanlık kafalar da varlıklarını Atatürk’e borçlu…

Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde, Türk Ulusu ile birlikte, kurdukları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel kurumlarına kurşun sıkan zihniyetlerin oluşup gelişmesi de yine bu Cumhuriyet sayesinde olmuştur. Cumhuriyete düşman yetiştirilen karanlık kadrolar da, Atatürk’ün kurduğu rejim sayesinde devlet idaresinde söz sahibi olmuşlardır…

Tüm bu yaşanılacakları önceden görebilmiş olan Atatürk, geleceği gençlere emanet etmiştir. Geleceği gençlere emanet etmenin temelinde, sürekli ilerleme ve gelişme ruhu ve azminin yaşamasını, yaşatılmasını sağlama amacı vardır… Neden yaşlılara, orta yaşlılara değil de gençlere emanet ediyor Cumhuriyeti? Çünkü onlar gelecek demektir.

Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi” bir şiir değildir… Geleceğe yönelik mesajdır, yol göstericidir. Gelecekte, nasıl özgür kalabileceğimizi anlatan bir söylemdir. Kullandığımız tüm özgürlükler bu söylemde saklıdır… Geleceğimize yönelik tehlike ve düşmanlara işaret ediyor, tehlikelere karşı korumaya çağırıyor…

Birlikte bir şeyleri yükseltebilmek,  yurt sevgisine sahip olmak, değerler bütünü kültüre sahip olmak demektir Atatürk’ü anlamak…

Bir coğrafyaya, vatan toprağına, bir dile âşık olmanın sorumluluğu ile hep birlikte güzel bir şeyler yapabilme özlemidir Atatürk’ü anlamak…

Kırmadan, dökmeden, çatışmadan birlikte yapabilmek; varlığı da yokluğu da paylaşabilmektir Atatürk’ü anlamak…

Atatürk bizleri tek bir kişinin, padişahın kulu olmaktan değil aynı zamanda emperyalizmin esaretinden kurtarmış, esaret çemberini kırmış, vatandaşlığa gelmemizi sağlamıştır.  Birey olmamızı sağlamıştır. Kutsal kabul edilen tüm değerlerin yok olmasına, aşınmasına karşı durmuş; istiklâl demiş, vatan demiş, ulus demiş, bayrak demiş…

Bugün yine tek kişinin ve dolayısıyla emperyalizmin esaretine özlem duyup o yönde çalışanlar var… Bizler bu kazanımları korumalı ve Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma çabası göstermeliyiz.

Atatürk’ü doğru anlamalı ve özellikle gençlerimize anlatmalıyız. Kemalizm’i, Kemalist düşünceyi şekilcilikte değil, dimağda, kafada özümlemeli ve aktarmalıyız gelecek kuşaklara.

Bilgide, bilimde, çağdaşlıkta Atatürk’ü anlamak gerekmektedir. En büyük görev de bu bilince sahip aydınlarımızdadır.

Varlık sebebimiz, Milli Mücadele Ruhu ve kazanılmış istiklâldir. Bundan vazgeçtiğimiz an sonumuz gelmiş demektir. Yazıktır ki haini bol bir toplumun parçasıyız. Bu anlamda aydınlarımız bir kat değil, yüz kat daha çok çalışmalıdır…

     …

NOT:  “SERBEST Kürsü” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve EuTürkHaber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>