width=750

TEBLİĞ / Entegrasyon Sürecinde Din Görevlilerinin Fonksiyonları ve Birlikte Yaşam Serüveni /2

Almanya’da Din Görevlileri ve Görevleri!..

TÜRKİYE’de Diyanet İşleri Başkanlığının Görev ve Çalışma Yönergesinin 50. Maddesi (Değişik: 07/12/2009 tarihli ve 74 sayılı onay)’ne göre; Diyanet işleri Başkanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığının görevlerinden bazıları şunlardır:

Doç. Dr. Yusuf GENÇ
-Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi

1- Yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın kültürel değerlerini korumalarına, dinî istismara maruz kalmayacakları tarzda bilgilenmelerine; keza içinde yaşadıkları topluma uyum, gençlik, kadın ve aile gibi sosyal ve dini içerikli sorunların çözümüne katkı sağlamak, (c fıkrası)

2-Başkanlığın hizmetlerini desteklemek üzere vatandaş ve soydaşlar tarafından yurtdışında oluşturulan dernek, birlik, vakıf vb. yapılanmalar hakkındaki bilgi ve belgeleri derlemek, değerlendirmek, onlara bilgi desteği sağlamak, onlarla dayanışma ve işbirliğini geliştirmek (ç fıkrası)

3-Dinlerarası ilişkiler bağlamında barış ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesi için araştırmave incelemeler yapmak, bu kapsamda ulusal ve uluslararası toplantılar ve etkinlikler düzenlemek (j fıkrası),

Ayrıca aynı yönergenin Yurtdışında Yaşayan Türkler Şubesi Müdürlüğünün görevlerini belirleyen 52. maddesinin (ğ) fıkrası “İlgili ülkelerdeki vatandaş ve soydaşlarımızın uyum sorunu yanında gençlik, kadın ve aile gibi sosyal ve dini içerikli sorunlarının tespitinde gerekli alan araştırmalarını yapmak, bu konularda çalışan diğer sivil toplum örgütleri ve akademik kurumlarla işbirliğine gitmek, ortak projeler yürütmek” şeklindedir.

Din görevlilerine yüklenen sorumluluk onların bulundukları bölgedeki Türk vatandaşlarının ülkenin kültürel yapısı ve yaşam standartlarına uyum sürecine katkı sağlamak, sosyal, kültürel ve dini içerikli sorunlarını tespit etmek ve gerektiğinde çözümler üretmektir. İki toplum arasındaki uyumdan kaynaklanan sorunların giderilmesine katkı verilmesi de beklenmektedir. Din görevlileri bu uyum sürecinde uyguladıkları manevi sosyal hizmet çalışmaları ile Türk toplumunun kendi değerlerine bağlı kalarak yaşadığı topluma uyum sağlaması için atacağı adımları ve yaşam koşullarının çizgilerinin belirlenmesine manevi danışmanlık desteği vermektedirler.

Ancak Din Görevlisinin görev alanları, resmi-gayri resmi – teorik ve pratik olmak üzere iç içe genişlik arz etmektedir. Din görevlilerinin Türkiye’de ve Avrupa’daki görevleri, görev alanları ve fonksiyonları arasında önemli sayılabilecek farklılıklar vardır. Türkiye’deki görev alanları cami içinde ve ağırlıklı olarak dini içerikli hizmetlerle sınırlı olmakla birlikte Almanya’da bu hizmetlerin yanında caminin dışında sosyal, kültürel, psikolojik, pedagojik ve danışmanlığa dayalı görevler yerine getirmektedirler. Çünkü Almanya’daki din görevlileri Türkiye’yi temsil etmekte ve her iki ülke hakkında çalışma şartları, sosyal haklar, idari konular, sağlık, eğitim, emeklilik ve diğer konularda da bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.

Türkiye şartlarında din görevlisinin görev, yetki ve sorumlulukları Diyanet İşleri Başkanlığının Görev ve çalışma yönergesinin 158. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir1:

  1. Görevlendirildiği cami, mescit ve benzeri yerlerde…… ., vaaz etmek, cuma ve bayram hutbelerini okumak ve diğer irşat faaliyetlerinde görev almak.

  2. İsteyen vatandaş ve soydaşlarımızla bunların çocuklarına, görevli bulunduğu camide veya amirlerince tayin edilecek yerlerde Kur’an-i kerim okumayı öğretmek ve dini bilgiler vermek.

  3. Amirlerince tertiplenen seminer, kurs ve toplantılara katılmak.

  4. Başkanlık, Müşavirlik veya ataşelik emirlerinden cami görevleriyle ilgili olanları camide uygulamak; bunlardan cemaate duyurulması gerekenleri, maksadına uygun bir biçimde duyurmak.

Ayrıca; Yurtdışı görev ve çalışma yönergesinin 13. maddesine göre de görevlendirilmesi halinde, görevlendirildiği okulda Din Kültürü ve Ahlak bilgisi derslerini teorik ve uygulamalı olarak okutmak,

14. maddeye göre de cemaatin durumu, kültür ve anlayış seviyesi, günün ve çevrenin şartları ile ihtiyaçlarını dikkate almak suretiyle vaaz etmek veya hutbe okumak. Bu görev ifa edilirken, dikkat edilmesi gereken kurallar da şöylece sıralanmaktadır:

1-Vaaz ve hutbenin samimi, ölçülü, duygulu, heyecan verici, cemaatin içinde bulunduğu manevi hastalıkları tedavi edici, yapıcı, uyarıcı, öğretici, eğitici, teşvik edici, sevdirici, müjdeleyici, dini yasaklardan sakındırıcı, düşündürücü ve yanlış inanışları düzeltici olmasına itina göstermek.

2-Kırıcı, garazkâr, hissi ve ölçüsüz ifadelerden, bıktırıcı ve mesnetsiz sözlerden kaçınmak.

3-Vaaz ve hutbe esnasında hurafelere ve dini açıdan muteber olmayan görüşlere yer vermemek;

4-Vaaz ve hutbe esnasında milli birliği ve dini bütünlüğü zedeleyici ifadelerden ve ihtilaf konusu olan meselelere yer vermekten sakınmak; cemaatin dini konularda bilgi ve kültürünü artırıcı, dini duygularını güçlendirici bir üslup seçmek.

SÜRECEK: Din Görevlisinin Bireysel ve Toplumsal Fonksiyonları (3)

1Bu 158. maddenin bazı bentleri kısaltılmış ve bazıları da konu ile ilgisi gereği çıkarılmıştır

 

…..

Almanya’da Entegrasyon Süreci!..

(1)

ÖZET

  • 1960’lı yılların başlarından itibaren Almanya’ya “misafir işçi” olarak gitmeye başlayan Türkler; çalışkanlıkları ve dinamizmleriyle Almanya’nın savaş sonrası ekonomisinin gelişmesine katkı vermişler ve aynı zamanda da Almanya’nın sosyal ve kültürel yaşamının şekillenmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. 50 yılı aşkın süreden beri

    Doç. Dr. Yusuf GENÇ
    Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
    Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi

    bu ülkede yaşayan ve sayısı 3 milyona ulaşan Türkler, başlangıçta birkaç yıl çalıştıktan sonra ülkelerine geri dönmek niyeti taşımış, yıllar ilerledikçe ve Alman yaşam şartlarına alıştıkça artık buraya yerleşmişlerdir.

  • Ev-arsa almışlar, Almanlara komşu olmuşlar, işçi-işveren olmuşlar, aynı ortamlarda uzun yıllar çalışmışlar, çalışma ortamında karşılıklı alt-üst ilişkisi yaşamışlar ve aile ilişkilerini geliştirerek karşılıklı evlilikler gerçekleştirerek kız alış-verişinde bulunmuşlardır. Bir milyon civarında vatandaşımız Alman vatandaşlığına geçerek Türk gençleri askerlik görevlerini Alman savunmasına katkı sağlamak üzere bu ülkede yapmakta ve ikinci, üçüncü hatta dördüncü kuşağa gelinince arada oluşan bu yakınlığın entegrasyon mu ya da asimilasyon mu olduğu tartışma konusu olmuş ve bu sorunun cevabı halen verilememiştir.

  • Çok fazla eleştiriye ve değerlendirilmeye tabi tutulan Alman göç ve uyum yasasının sonuçları, entegrasyondan ziyade asimilasyona zemin hazırladığı yönündeki kanaatleri pekiştirmekte ve bu ülkede yaşayan Türklerin inançlarından kaynaklanan hassasiyetleri asimilasyonun gecikmesine ve kültürel direnişe katkı sağlamaktadır.

  • Bu tebliğde Almanya’daki camiler ve Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından Almanya’da görevlendirilen din görevlilerinin, Türk toplumunun kültürel değerlerini devam ettirerek kültürel erezyona uğramadan Alman toplumuyla birlikte yaşam şartlarında karşılaştıkları sorunların çözümüne katkıları üzerinde durulmuştur.

Anahtar Kelimeler; Entegrasyon, birlikte yaşam, din görevlisi, Almanya’da İslam, Almanya’da Türkler

GİRİŞ

Almanya’da kalmaya karar vermiş vatandaşlarımız yaşadıkları bu ülkeyi vatan olarak benimseyen, bu ülkenin kanunlarına saygılı, kalkınmasına katkı sağlayan ve topluma yararlı “hemşehrileri”dir. Hal böyle olunca bu sözde misafir Türkler, şimdi yaşadıkları topluma uyum sağlamak suretiylebu ülkeye karşı yükümlülüklerinin olduğunu kavrayan birer bireyler olarak geleceklerini bu ülkede görmektedirler. Almanya’daki Türk toplumunu Alman toplumuyla aynı evrensel, insani ve moral değerleri paylaşmakta, hoşgörü, adalet ve eşitliğe inanan bireylerden oluşmaktadır.

2000’li yıllar öncesi Almanya’da yaşayan Türk toplumu hakkındaki çalışmaları üç aşamada ele almak mümkündür. Birincisi; daha çok göçün ekonomik boyutlarının önem kazandığı ve işçi alımının durdurulduğu 1973 yılına kadar olan süreci kapsar.

Bu süreçte Almanya’ya göç eden yurttaşlarımızın ilk düşünceleri, belli bir süre bu ülkelerde çalışıp para biriktirmek ve bu suretle kendi ülkesinde geleceğini güvence altına alacak yatırımlar yapabilmekti. Gurbetçilerimiz göçün ilk yıllarında zor şartlarda elde ettikleri birikimlerini Türkiye’de arsa, ev, bağ, bahçe, tarla, traktör, biçerdöver gibi yatırımlara yönelttiler.

İkincisi; 1973-1990 yılları arasında aile birleşmelerinin yoğun olduğu ve göçün daha çok sosyal ve kültürel yönünün ele alındığı çalışmaların yapıldığı aşamadır. Üçüncüsü ise; 1990-2000 yılları arasını kapsayan toplum birey ilişkileri ve kültürel üretim süreçlerinin hızlandığı dönemdir (Kaya, 2000:16).

2000 sonrası dönem uyum sürecinin hızlandığı, aynı toplumsal değerlerin daha çok benimsendiği, Almanya’ya yerleşimin hızlandığı, geri dönüşlerin zayıfladığı, yeni neslin eğitim, kültür ve hayat tarzlarının Almanya’da yerelleştiği süreçtir. Bu süreç uyum, asimilasyon karışımı olarak devam etmektedir. Zamanla göçmen işçilerin yaşam tarzında meydana gelen bu ekonomik, sosyal ve kültürel değişiklikler onları “konuk işçilikten – ulus ötesi yurttaşlık” (Unat,2002) düşüncesine taşımıştır.

Özellikle ikinci aşamada Almanya’da Türk işçilerin sayısı arttıkça ve geri dönüşler gecikince Alman toplumunun bir parçası haline gelinmiş, Almanya’da yapılan yatırımlarla işveren konumuna ulaşılmış ve her iki toplumun ekonomisine katkı verilmiştir.

Almanya’da uzun süre yaşanacağının işaretlerinin verildiği bu dönemde Türklerin eğitim ve dini ihtiyaçları yoğunlaşmış ve Türkiye’den bu anlamda talepleri artmıştır. 1970-1980 arası dini eğitim ve ibadet ihtiyaçlarını karşılamak üzere cemaat yapılanmaları üzerinden, cami, dernek gibi dini kuruluşlar açılmaya başlanmış ve vatandaşlar arasında kutuplaşmalar başlamıştır.

İlk dönemlerde ortaya çıkan sivil toplum kuruluşları ve dini derneklerin Türkiye’deki siyasi ve dini yapıların birer uzantıları olduğu görülmektedir. Türkiye’den göç eden birinci kuşağın, Türkiye’deki siyasi görüşlerini Almanya’ya taşımaları ve bu doğrultuda yapılanmaya gitmeleri de gayet doğaldır.

Dolayısıyla ilk dönemde acil ibadet yeri ihtiyacına binaen ortaya çıkan bu derneklerin, Türk göçmenlerin sorunlarının çözümünü Türkiye eksenli cemaat ve siyasi düşünceler çerçevesinde düşünmeleri kaçınılmaz olmuştur (Adıgüzel, 2011:19)

1980‘li yıllardan sonra bu problemi keşfeden Türkiye Cumhuriyeti devleti Almanya’da yaşayan vatandaşlarının dini ihtiyaçlarını karşılamak ve geleneksel yapısını korumak amacıyla, toplumunu eğitmek üzere Almanya’da camiler açmış ve bu mabetlere resmi din görevlileri göndermeye başlamış ve görev alanlarını da kanunla belirlemiştir. Ayrıca devletlerarası eğitim antlaşmaları çerçevesinde Alman okullarında Türkçe dersleri vermek üzere öğretmenler göndermiştir.

Almanya’da Entegrasyon Süreci

Entegrasyon kavramını; genel ve özet olarak, değişik kültürel ve etnik oluşumların, çeşitliliklerini ve farklı olan yönlerini koruyarak, kendilerini ortadan kaldırmadan fakat çok toleranslı ve bir uzlaşma içinde mevcudiyetlerini koruyarak, birlikte, iç içe yaşayabilmesi, kültürel ve sosyal değerlerin sürekli değiş tokuşu olarak kabul edebiliriz.

Entegrasyon, bir bütün halinde hareket etme kabiliyet ve potansiyeline sahip birimlerin, birlikte geliştirdikleri dayanışma sürecidir (Chadwick, 1973:78). Deutsch’a göre entegrasyon; barış içinde değişim beklentilerine cevap verebilecek boyutlarda gelişmiş olan topluluk duygusu ve etkileşimler sürecidir (Lodge,1983:7,81).

Derecesi ne olursa olsun, entegrasyon süreci, katılımcılarının çıkar ve fayda ortaklığı bilincine dayalı olarak geliştirdikleri, ilişkilerini düzenleyici ortak normlar ve bu normları işlevsel hale getirecek olan üst otorite mekanizmasının meşruluk ve etkinliğinden bağımlıdır (Frei, 1982:34).

Din ve kültür entegrasyon sürecine etki eden en önemli unsurlardır. Din eğitiminin çokkültürlü boyutta verilmesi bu süreci kolaylaştırır. Farklı kültürlerden olan insanlarla din eğitimi uygulamaları hoş olduğu kadar sıkıntı da veren bir iştir. Böyle bir ortam içinde eğitimci, farklı tecrübelere hazırlıklı olmadığı zaman ve yanlış anlamalara, kafa karıştırmaya eğilimli olduğu zaman çokkültürlü din eğitimi sorun olmaya başlar.

Farklı kültürlerin değerleriyle ilişki içinde olurken onlar karşısında yansız bir tavır geliştirmek, bu ilişkilerde ortaya çıkmış bir çok yanlış anlayışın da fark edilmesini sağlar. Her ne kadar kültürün birey üzerindeki etkisi objektifliği sarsacak derecede fazla ise de bu yöndeki bilinçli çabalarla yansızlık çizgisine doğru gelişim sağlanabilir.

Değerler karşısında yansız tutum geliştirme adımları, yabancı olandaki görünen güzellikleri ön plana çıkararak önyargıları bastırma yerine onları tanıma ve onlarla yüz yüze gelmeyi gerektirir. Bu şekilde de bireyler kendilerine saygıyı geliştirebilirler. Bu çerçevede şunu söylememiz mümkündür; anlama, bir kültürün inançlarının yansıması içinde geleneğin ve alışkanlığın ürünüdür. Entegrasyon sürecinin olmazsa olmaz şartlarından biri de siyasi örgütlenmedir.

Entegrasyonun doğal sonucu, belirlenen hedeflere ulaşabilmek ve dolayısıyla, bir topluluk inşa etmek veya onu koruyabilmek için, tavır ve davranış kalıplarının bilinçli olarak koordine edilmesidir. Almanya’da Entegrasyon sorunuyla ilgili olarak ciddi tartışmalar 1990′lı yılların başında başlayabilmiştir.

İlk kez bu dönemde Türklerin Almanya’da kalıcı olduğu, geriye dönmeyeceği ya da geriye gönderilemeyeceği gerçeği Alman toplumu tarafından algılanmaya ve kabullenilmeye başlamıştır. Almanlar Türklerin entegrasyona yeterince istekli ve hazır olmadığı kanaati ile Türk toplumunun gerçekten asimilasyona hazır ve yeterli olmadığını anlatmak istemektedirler.

Almanya’da bu konu uzun zamandır tartışma konusu olmakla birlikte Türklerin bu konudaki olumsuz tutum ve tavırlarının entegrasyondan ziyade asimile edilmek istenmeleridir. Artık Türkler Almanya’da yaşamakta, Almanya’da tüketmekte ve Almanya’da arsa, konut yatırımı yapıp, kendi işini kurmaktadır.

Giderek artan yatırım ve tüketim eğilimi, Türk göçmenlerinin burada kalıcılığının açık bir göstergesi anlamına gelmektedir. Günümüzde ortalama bir göçmen ailesi üç göçmen kuşağını bir arada barındırmaktadır. Almanya bugün fiili bir göçmen ülkesi olmuştur.

Alman üniversitelerinde öğrenim gören Türk gençleri, kendi işyerini açan girişimciler, Alman basınında yer alan yazar ve sanatçılar, Türklerin sorunlarını ve isteklerini gündeme taşıyan sivil toplum kuruluşları, Alman siyaset sahnesinde ön plana çıkan milletvekilleri, belediye meclis üyeleri ve yeni kuşak Türkler; toplum içinde kabul gören saygın pozisyonlarıyla toplumun daha yüksek ve daha etkili katmanları arasına girebilmekte ve uyumu kolaylaştırıcı işlevler üstlenmektedirler.

Bu yapılanma içinde dini değerlerine bağlı olan Türkler dinin hoşgörü ve farklılıklara saygı anlayışı ile bu süreci olumlu yönetmektedirler.                    / SÜRECEK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>