width=750

Yusuf IŞIK / Hz. Muhammed’in (SAV) hayatı

İlahiyatçı-Eğitimci-Yazar Dr. Yusuf IŞIK

M E K K E D Ö N E M İ :

570 Doğum

610 Peygamberlik görevinin verilişi (İlk vahy).

610 – 616 Gizli tebliğ dönemi,

616 – 622 Açık tebliğ dönemi

 

MÜŞRİKLERİN TEPKİLERİ :1. Peygamberimizle ve Müslümanlarla alay ve istihza etmeleri,

2. Lokal bazda ve kişisel ölçekte eziyet, hakaret ve işkence yapmaları,

3. Tuzak olarak kullanılan aldatma taktiklerini denemeleri ;

- Para,

- Kadın,

- Makam.

4. Müslümanlara boykot uygulamaları,

5. Şehir, köy ve kırsal alanlarda yaşayanları ifsat etmeleri ve kışkırtmaları,

6. Mekke Şehir Meclisi Daru’n-Nedve toplantısı ve alınan kararlar ;

- Hapis,

- Sürgün,

- Ölüm.

7. Hicret (622).

HİCRET NE DEMEKTİR :

HİCRET : Sıradan bir göç olayı değildir.Yani; Ekonomik bir nedene dayanan yer değiştirme, daha rahat bir hayata yöneliş veya başka diyarın zenginliklerine kavuşmak için yapılan bir yolculuk değildir.

HİCRET : Aydınlığa, kurtuluşa, İslâm’ın nûruna, Dînin tebliğini en uzak yerlere kadar götürebilme imkânına ve Allah’a hakkıyla kulluk yapma fırsatına uzanan bir yolculuktur.

HİCRET : İslâm Tarihinin geniş kitlelere açılma ve dal/budak salma günüdür.

Zîra; İslâm, Hicretle toplumsal plânda uygulanma imkânına kavuştu.

- İslâm, Hicretle Devletleşti, kendi egemenliğini kurdu ve böylece Medine’ den diğer insanlara rahatlıkla ulaşabilme yolları açıldı.

HİCRET : Yalnızca zulüm ve baskılardan kurtulmak değil;

- Bir mevzî değiştirme,

- Bir siyasî manevra,

- Bir strateji,

- Varolma yolculuğudur.

HİCRET : Mekke’nin fethiyle bitmiştir. Fakat Hicretin taşıdığı anlam, onun gerekliliği

ve yararları kıyamete kadar sürecektir.

M E D Î N E D Ö N E M İ :

1. Medîne’ye varış, ( Yesrib’in “Medîneyi Münevvere” oluşu).

2. İlk Mescidin (Qubâ Mescidinin) inşa edilmesi,

3. Muâhât ( Ensar ve Muhacirlerin kardeşleştirilmesi ),

4. İnsanlık tarihinde yapılan ilk nüfus sayımı,

- Müşrikler : 6000

- Yahûdîler : 4000

- Müslümanlar : 1500

11.500 Toplam nüfus.(Medîne’nin nüfusu).

5. Mescid-i Nebevî’nin inşa edilmesi,

6. İlk İslâm Üniversitesinin açılışı, (Suffe).

7. İlk İslâm Anayasasının yazılması, ( Birlikte yaşama, vatandaşlık belgesi ve

Medîne’nin birlikte savunulması vesîkası, ( 52 Maddeden ibarettir ).

8. Medîne Site/Şehir Devletinin sınırlarının tesbiti,

9. Faizsiz, serbest rekabete dayalı Pazar Ekonomisinin hayata geçirilmesi,

10. Medîne’de yapılan bayındırlık hizmetleri ve belediyecilik,

11. Bütçenin hazırlanması,

12. Savunma ve barış amaçlı ordunun hazırlanması,

13. Medîne Site Devletinin îlânı,

14. Mekkeyi Mükerreme’nin fethi(630),

15. Vedâ Haccı ve Vedâ Hitâbesi ; ( 120 Bin kişi ). Ve böylece ;

- İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesinin îlânı,

- Medîne merkezli Üniter İslâm Devletinin îlânı.

16. Koordiplomatik çalışmalar ve yabancı ülkelere Büyük Elçilerin gönderilmesi,

- Habeşistan İmparatorluğuna ( Afrika Kıt’ası ),

- Pers İmparatorluğuna ( Asya Kıt’ası ),

- Bizans İmparatorluğuna ( Avrupa Kıt’ası ),

- Yemen,

- Sûriye,

- Mısır,

- Diğer yerleşim birimleri,

17.Hz.Muhammed (s.a.v)’in vefatı (632).

N O T : Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatını üç kelimeyle özetleyecek olursak şöyle demek mümkündür.

O’nun hayatı ; DAVET, HİCRET ve DEVLET’ten ibarettir.

…..

Dini İstismar Eden Büyük Bela: Terörizm

İnsan, Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle “En güzel sûrette (Ahsen-i Takvîm) üzerine” yaratılmıştır. İnsan, akıl ve şuur sahibi olması ve iradesinin bulunması sebebiyle diğer yaratılanlardan farklıdır.

İlahiyatçı-Eğitimci-Yazar Dr. Yusuf IŞIK

Toplumsal ilişkilerin sınırları hukuk kurallarıyla düzenlenmektedir. Ancak, örf-âdet, ahlak ve din kurallarının da hukuk kuralları gibi dünyada mevcut konjonktüre göre var olan yaptırım gücünün uygulanması durumunda ve insanî ilişkilere yön vermede katkıları inkâr edilemez.

Din olgusu!

Tarihsel olarak, ne kadar geriye gidilirse gidilsin, dinsiz bir topluma rastlamak mümkün değildir. Din, ilk insanla beraber var olan bir olgudur.

Din, “Akıl sahibi şuurlu insanları kendi irade ve arzularıyla hak ve gerçeğe, mutlak doğruya götüren, insanlara saadet yollarını gösteren ve Peygamberlere gelen vahiylere dayanan ilâhî kanunlar manzumesi” olarak ifade edilmektedir.

Din, öncelikle ferdin kendisine bakar. Sonra da ferdin içinde yer aldığı topluma bakar ve bu ikisinin barış içerisinde her iki dünya saadet ve selameti için kurallar koyar.

Terörizm!

Terör, büyük çaplı korku veren ve bireylerde yılgınlık meydana getiren bir eylem durumunu ifade ederken terörizm; siyasal amaçlar için mevcut durumu illegal yollardan değiştirmek amacıyla örgütlü, sistemli ve sürekli terör eylemlerini kullanmayı bir yöntem olarak benimseme durumudur.

İslâm – Terörizm paradoksu!

Dînin tanımına bakıldığında, dînin amaçladığı nihâî hedefin, insanları bu dünyada ve öteki dünya hayatında mutlu kılmak olduğu görülmektedir. Ve bu mutluluğa götüren yolun zorlama ile olduğuna dair bir hükme rastlamak mümkün değildir.

Kur’an-ı Kerîm’deki;

-“Resûlüm! Şübhesiz ki biz bu kitabı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir, kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.” (Zümer: 41)

-“Ey Muhammed! Öğüt ver. Çünki sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.” (Gâşiye: 21 – 22)

-“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara: 256)

Ayetlerden anlaşıldığu üzere, İslâm iyiyi ve kötüyü ortaya koyduktan sonra seçme işini ferdin kendi irâdesine bırakmıştır. Bu konuda herhangi bir zorlamanın olamıyacağı bahse konu âyetlerden anlaşılmaktadır. İslâm Dîni, bu âyetlerle insanlara en geniş mânâda din ve vicdan özgürlüğünü tanımaktadır.

Halbuki terör, cebir ve şiddeti içermektedir. Yani, terörün olduğu yerde; şiddet, zorlama, yıldırma, korkutma, sindirme, baskı, kan ve göz yaşı…vb. vardır. Dinde zorlama olmadığına göre, terör, terörizm ve terörist eylem ve söylemler hiç bir zaman din ile bağdaştırılamaz ve de uzlaşamaz.

Buna göre; Din ile terörizm kavramı arasında bir ilişki değil, çelişki mevcuttur.

Cihad kavramı!

Sözlükte çalışmak, uğraşmak, güç ve gayret sarfetmek, bir işi başarmak için elden gelen bütün imkânları kullanmak anlamlarına gelen Cihad, Dînî bir kavram olarak dînî emir ve yasakları öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına zorlama ve baskı uygulamadan öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya ve İslâm’ı tebliğe çalışmak, nefse ve dış düşmanlara karşı kırıp dökmeden mücadele etmek anlamına gelmektedir.

Kur’an’da savaşı ifade etmek için “kıtâl” tabiri kullanılmaktadır. Oysa ki, Âyet ve Hadislere bakıldığında cihadın hemen hemen hayatın her safhasıyla ilgili iyilikler yolunda gayret etme, çalışma ve kötülüklerle mücadeleyi kapsadığı görülür.

Hz. Muhammed (s.a.v);

-“Gerçek mücahid, nefsiyle mücadele edendir” buyurmuşlardır.

Buna göre; Cihad, hayatın gayesi olarak Allah’a kulluk etmek, bu uğurda nefsin meşrû olmayan arzularına karşı koymak ve şeytanla mücadele etmek, Allah ve Resûlünün koyduğu evrensel ölçülerin baskı, şiddet ve zorlama olmaksızın fert ve cemiyet hayatında uygulanmasına, toplum hayatında da yaygınlaştırılmasına çalışmak, İslâm’ı tebliğ etmek, ülke ve müslümanları her türlü tehlike ve haksız saldırılara karşı savunmayı içeren bir davranış biçimidir.

Terör örgütleri, cihad kavramını istismar ederek kendi çıkar ve emellerine alet etmektedirler. Başka bir deyişle, dînî kavramları ana ekseninden saptırarak zorlama te’vîl ve yorumlarla kendi heva ve hevesleri için kullanmaktadırlar. Terör örgütlerinin, cihad kavramını savaş ve öldürme ile özdeşleştirmeye çalışmasının altında değişik sebepler vardır.

Buna göre;

- Öncelikle “Cihad” kavramı gerçek anlamından uzaklaştırılarak, sadece şiddet içerikli bir anlam yüklenmektedir.

- “Cihad” kavramı, dînî literatüre ait bir kavram olduğu için, bu kavram ile gerçekleştirilen her türlü terörist eylemlere meşrû bir zemin oluşturulmaya çalışılmaktadır.

- “Cihad” kavramı, din kisvesi altında yapılan her türlü eylem (öldürme eylemleri de dahil) din adına yapılıyor gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.

İslâm Dîninin konuya bakışı ise şöyledir.

Kur’an-ı Kerîm’deki;

-“Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onun hayatını kurtarmak suretiyle yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Mâide: 32)

-“Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.” (İsrâ: 33)

-“Kim bir mü’mini kasten öldürürse onun cezası, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah bunu yapana gazâb etmiş, onu lânetlemiş ve onun için korkunç bir azab hazırlamıştır.” (Nisâ: 93)

Bu ve benzeri âyetlerin hükümleri açık ve nettir. Haksız yere adam öldürmek günâh-ı kebâir yani, büyük günahlardan sayılmıştır.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur;

-“Müslüman; İnsanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”

Bütün bu gerçekler apaçık ortadayken din motifi yapıştırılan terör örgütleri ne yapıyorlar?

Terör örgütleri, Kur’an’dan sadece cihad ile ilgili âyetleri cımbızla ayıklamakta ve daha sonra kendi dogmatik felsefeleri çerçevesinde yorumlayarak mensuplarına bir dînî anlayış(!) olarak sunmaktadırlar. Böylece de sadece kendi dînî anlayışlarının hak ve esas olduğunu, kendi anlayışları dışındaki her türlü anlayışın dinden çıkmak olacağı fikrini çeşitli beyin yıkama metodlarıyla mensuplarına benimsetmektedirler.

Dolayısıyla bu türden terör örgütlerine eleştiri getirmek ile dîne eleştiri getirmek bir tutulmaya çalışılmaktadır. Bu sayede örgütlerin görüşleri sorgulanamaz mutlak doğrular olarak kabul edilmektedir.

Sonuç olarak;

İşte bu yüzden din istismarı (dînin kötüye kullanılması), terör örgütlerinin istismar edebileceği diğer alternatiflere nazaran daha kolay ve etkili bir metoddur.

Dîni ve diğer mukaddes değerleri kötüye kullanan terör örgütlerinin niyeti, insanların dinlerini yaşayarak mutlu olmalarını sağlamak değil, gerçekleştirdikleri terör eylemlerine dîni ve mukaddes değerleri kalkan yapmaya çalışmaktır.

Din adına hareket ettiklerini iddia eden terör örgütleri, dîne ve dindarlara en büyük zararı vermektedirler.

Terörün, dili, dîni, mezhebi, rengi, ırkı ne olursa olsun ayırım yapılamaz, mâsum ve mâzur gösterilemez. Onların ortak amaçları, cemiyeti zaafa uğratmak ve toplumsal huzuru bozmaktır. Çünki kargaşa ortamları, onlar için bulunmaz ortamlardır.

Unutulmamalıdır ki;

Sinekler bataklıkları severler. İşte esas toplumsal sorumluluğumuz, bataklıkları kurutmaktır. Zîra, çamur herkesin üzerine sıçrayabilir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>