Erdoğan: Libya’da ateşkes anlaşması imzalanmasını temenni ediyorum

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya’da yakın zamanda bir ateşkes anlaşmasının imzalanmasını özellikle temenni ediyorum.” dedi.

Zafer Fatih Beyaz,Mehmet Tosun,Ahmet Furkan Mercan,Ömer Tuğrul Çam   |13.01.2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Libya'da ateşkes anlaşması imzalanmasını temenni ediyorum

Ankara

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Başbakan Conte ve beraberindeki heyeti, Ankara’da misafir etmekten duyduğu memnuniyeti ifade eden Erdoğan, Conte ile göreve geldiğinden bu yana yakın bir diyalog içerisinde olduklarını dile getirdi.

Erdoğan, Conte’yle yaptıkları ikili görüşmenin etraflı bir şekilde cereyan ettiğini, ardından yemekli bir çalışma toplantısı yaptıklarını söyledi.

Görüşmede ağırlıklı olarak Libya’daki gelişmeleri ele aldıklarını, Suriye konusu ve ikili ilişkileri değerlendirdiklerini bildiren Erdoğan, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Libya Özel Temsilcisi Selame’nin girişimlerini ve Berlin sürecini yapıcı şekilde destekledik, desteklemeye devam ediyoruz. Bu hafta sonu Berlin’de yapılacak zirve ile ilgili olarak gerek Sayın Putin gerek şahsım gerekse Sayın Conte de Berlin’e katılma noktasında şu anda kararlılığımız var. Malumunuz geçen çarşamba günü İstanbul’da Sayın Putin ile bir ortak açıklama yaptık ve bu açıklama ile birlikte ateşkes dün gece yürürlüğe girmiş oldu. Halihazırda ateşkesin ahdi bir temele oturtulması amacıyla da gayret göstermekteyiz.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, heyetlerin Moskova’da görüşmelerine devam ettiğini anımsatarak, “Bu çerçevede yakın zamanda bir ateşkes antlaşmasının imzalanmasını özellikle temenni ediyorum. İtalya’nın bu kulvarda gösterdiği çabaları da takdirle karşılıyoruz.” diye konuştu.

Suriye konusu

Görüşmenin gündeminde Suriye konusunun da yer aldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye’nin sahada sükunetin tesisi, siyasi sürecin ilerletilmesi ve terör tehdidinin bertaraf edilmesi amacıyla yürüttüğü çalışmalar hakkında Sayın Conte’yi bilgilendirdim. İdlip’de sağlanan ateşkesin sürekli kılınmasının önemine dikkat çektim. Bu minvalde İdlib’in gerginliği azaltma bölgesi statüsünün muhafazasına yönelik çabalarımıza İtalya’nın da desteğini beklediğimizi vurguladım.”

Erdoğan, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin de ele alındığı görüşmelerde Başbakan Conte’ye AB’den beklentilerini ayrıntılı şekilde izah ettiğini söyledi.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in geçen hafta sonu İstanbul’da olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Kendisiyle Dolmabahçe’de yine etraflıca bir görüşmemiz oldu. Önümüzdeki dönemde beklentilerimiz nelerdir? Tüm bu temasların ve olumlu başlangıcın ilişkilerimize aynı şekilde yansıması beklentimizi de ifade ettik.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya’nın, Türkiye’nin genel ihracatı içinde 3’üncü sırada, genel ithalatı içinde ise 5’inci sırada yer aldığına değinerek, şöyle devam etti:

“20 milyar dolara kadar yükselen ticari ve ekonomik ilişkilerimizin bu olumlu seyri bizi memnun etmekle birlikte bunu yeterli bulmuyoruz. Daha önce belirlemiş olduğumuz hedef 30 milyar dolardır. Bu 30 milyar dolar hedefine de kararlı bir şekilde yürümeliyiz. Sayın Conte’de de bu iradeyi gördüm. Dolayısıyla birlikte kararlı olarak 30 milyar dolar hedefine kilitlenmemiz gerekiyor.

Bu ziyaretin, stratejik ortağımız ve müttefikimiz İtalya ile olan köklü ilişkilerimizde yeni bir ivme kazandıracağına inanıyorum. 2012’den bu yana yapılamayan Hükümetler Arası Zirve Toplantısı’nın bu sene icra edilmesi konusunda da mutabık kaldık. Ayrıca gerek siyasi gerek askeri gerek ekonomik, ticari, kültürel hele hele turizm noktasında beraber neler yapabiliriz? Bunların üzerinde durduk ve bu adımları atmak suretiyle de çok kısa bir zaman içerisinde 30 milyar dolar hedefine ulaşacağımıza inanıyorum.”

Hükümetler Arası Zirve Toplantısı ile bu sürecin hızlanacağına olan inancının tam olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Malum 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın açılış maçı 12 Haziran 2020 tarihinde Roma’da milli takımlarımız arasında oynanacaktır. Bu vesileyle sportmence bir mücadele olması temennisiyle her iki takıma da başarılar diliyorum. Şimdiden o maçı beraberce izleyeceğimizin kararını da aramızda aldık. Herhalde güzel bir ev sahipliği yaparlar bize.” ifadelerini kullandı.

Sorular

Açıklamalarının ardından Erdoğan ve Conte, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Serrac ile Hafter’in görüşmesi Moskova’da devam ediyor. Libya’da bir Barış Gücü olacak mı? Berlin Konferansı’nda herkese gerekli davet gönderildi mi?” sorusuna Erdoğan, “Şu an Moskova’daki görüşmeler devam ediyor. Öyle zannediyorum ki akşam saatlerinde bu görüşmeler herhalde nihayete erecektir ama olumlu istikamette devam ettiği bilgisini az önce arkadaşlarımdan aldım.” yanıtını verdi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmeyi hatırlatan Erdoğan, “Gerekirse burada BM’nin bir görevlendirme yapması, ateşkes sürecinin güçlü bir şekilde devamı bakımından, gözlemci olma noktasında isabetli olacaktır.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Berlin’de ateşkes sürecini çok daha güçlü bir hale getirmek için liderler olarak bir araya geleceklerini dile getirerek, “Temennim odur ki bu süreçte de özellikle Libya’daki bu son gelişmeler son bulur. Noktayı orada koymak suretiyle de barışın Libya’da hakim olmasına yardımcı oluruz.”şeklinde konuştu.

“Güçlü bir katılım var”

“Berlin’de 19 Ocak’ta yapılacak toplantı, Libya için siyasi bir sürecin başlangıcı olabilir mi?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Berlin süreciyle alakalı olarak her şeyden önce şu an itibarıyla gelenlere baktığımızda güçlü bir katılım var. Bu güçlü katılımlı, günübirlik de olsa yapılacak olan bu çalışmadan inanıyorum ki güçlü bir netice de çıkacaktır. Nitekim bugün Moskova’da yapılan çalışmalar bir yerde Berlin sürecinin de altyapısını oluşturacaktır. Zira şu anda Moskova’daki çalışmaların içerisinde her şeyden önce Serrac ve ekibi olduğu gibi karşı tarafta da Hafter ve ekibi var. Ve bütün bunların yanında da gerek Rusya tarafı gerekse Türkiye tarafı olarak bizler de başından itibaren bu işe verdiğimiz destekle… Geçen çarşamba Sayın Putin ile İstanbul’da yaptığımız görüşmelerde bunları etraflıca ele almıştık. Bu bir yerde de zaten bu sürecin ilk adımlarıydı. Şimdi de Moskova’da bugün yapılan toplantıyla güzel bir netice ortaya çıkacağının işaretlerini arkadaşlarımızdan aldık. Buradan çıkacak neticeyle metin ortada olacak. Metin ortada olacağı için bu metinle beraber Berlin’e gideceğiz ve Berlin’de de yapılacak çalışmayla inşallah bu işi sağlam bir zemine oturtmuş olacağız. Temennim odur ki bu sağlam zemine oturtulan ateşkes tüm Libyalı kardeşlerimizin, dostlarımızın da geleceği için bir barış temelini oluşturmuş olur.”

Conte: Libya’da ateşkesin önemli bir fırsat penceresi açacağını umut ediyorum

Görüşmede birçok konuyla birlikte Libya konusunu da ele aldıklarını belirten Conte, “Libya’da ateşkesin önemli bir fırsat penceresi açacağını, barışçıl sürece girileceğini umut ediyorum.” dedi.

Conte, Libya konusunda yürütülen Berlin Süreci sayesinde Libya’da gerginliğin yerini siyasi sürece bırakacağını ifade etti.

Conte, “İtalya olarak amacımız bölünmemiş, bağımsız ve egemen bir Libya olması.” diye konuştu.

Görüşmede birçok konuyla birlikte Libya konusunu da ele aldıklarını belirten Conte, “Libya’da ateşkesin önemli bir fırsat penceresi açacağını, barışçıl sürece girileceğini umut ediyorum.” dedi.

Libya konusunda yürütülen Berlin Süreci sayesinde Libya’da gerginliğin yerini siyasi sürece bırakacağını ifade eden Conte, “İtalya olarak amacımız bölünmemiş, bağımsız ve egemen bir Libya olması.” diye konuştu.

Conte, (Libya’da) tırmanmakta olan askeri durumun bir ateşkes ile sınırlandırılması konusunda hemfikir olunduğunu kaydederek, Türk-Rus deklarasyonu beyanı sayesinde gidişatın olumlu olduğunun görüldüğünü belirtti.

Conte, “Ortak amaçlarımız var, koordine şekilde bilgi alışverişi yapmaya devam ederek aynı gündeme sahibiz. Sürekliliği olan bir sonuç elde etmeliyiz, ateşkes çok geçici bir tedbir olabilir eğer ki uluslararası bir topluluk tarafından ortak istikrarlı bir çözüm bulunmazsa, Libya’nın egemen bir güç olarak bunları sağlaması elde edilmezse.” ifadelerini kullandı.

Berlin Süreci

Berlin Süreci’nin önemli bir fırsat oluşturacağı konusunda mutabık kalındığını aktaran Conte, dün Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşme fırsatı yakaladığını söyledi.

Konferansın (Berlin Süreci) önümüzdeki günlerde hızlandırılarak toplandığını belirten Conte, gerginliğin bu sayede yerini siyasal sürece bırakacağına dikkati çekti.

Conte, “İtalya’nın pozisyonu son derece net, bu bize inandırıcılık ve kredibilite de sağlıyor, bütün gayretlerimizin de öyle görünmesini sağlıyor.” diye konuştu.

Libyalılara çağrıda bulunan Conte, “Her kararlarında her hareket ve davranışlarında geleceklerini kararlaştırıyorlar. Hangi geleceğe yöneldiklerini, hangi gelecek üzerine çalışacaklarını, müreffeh olmak istiyorlarsa, refah istiyorlarsa, tam anlamıyla demokratik bir yaşama açılmak istiyorlarsa, İtalya nezdinde değerli bir müttefik bulacaklar çünkü İtalya siyasi sürecin destekçisidir.” ifadelerini kullandı.

Amaç bölünmemiş Libya

İstikrar ve bağımsızlık üzerinde şartlandırıcı şekilde bir müdahaleyi İtalya’nın kabul etmeyeceğinin altını çizen Conte, “Birleşmiş Milletler (BM) himayesi ve Berlin Konferansı içerisinde bizler ve özellikle Türkiye çözümün bir parçası olarak var oluyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde Moskova’daki gidişat üzerine bilgi aldığını aktaran Conte, “İmza atılacak kanaatindeyim. Bu sadece bir adım. Karmaşık bir süreç. Hemen zafer naraları atamayız. Mutlaka ateşkesin imzalanması, ardından Berlin’de bir araya gelmek lazım.” dedi.

Berlin Konferansı’na her tarafın davet edilmesi gerektiğine dikkati çeken Conte, “Bir taraftan da katılımcı listesi sonsuz hale gelebilir. Herkesin katılması mümkün olmayabilir. Palermo Konferansı’na Libya’daki bütün aktörleri davet ettim. Gelecekleri hakkında rol oynasınlar istedim.” diye konuştu.

İtalya’nın Libya’da hep “kapsayıcı olmayı” benimsediğini dile getiren Conte, şöyle konuştu:

“Siyasi beklentiler ve içerik, sonuçta sıfırdan yola çıkmıyoruz. Palermo Konferansı yaptık, Abu Dabi oldu. Süreklilik olsun, siyasi çözüm olsun istedik. İhtilaf silahlı çatışma haline gelmiş durumda. Berlin Konferansı’nda bu yönde bir adım için toplanacağız. Bölünmemiş, bağımsız ve egemen bir Libya. Amaç budur. Seçimi gerçekleştirmek de esastır. Demokrasinin tüm unsurlarının hayata geçirilmesi esastır. İtalya bu yönde çalışacak, zaman ve gayret gerekecek. BM, Avrupa Birliği ve dost ülkelerle bu adımları atmaya devam edecek.”

Orta Doğu

Öte yandan Suriye ve Irak gibi Orta Doğu ülkelerinin sorularıyla da ilgilenildiğini kaydeden Conte, “Dünyayı bloke eden Orta Doğu sorunu var ve gerçekten istikrara çok ciddi şekilde dahli oluyor.” ifadelerini kullandı.

Bu sorunlara yönelik de diplomatik gayretlerin yoğunlaştırılması ve normale dönülmesinin sağlanmasının gerekliliğine vurgu yapan Conte, bölgedeki güvenliğin “İtalya’nın gönlünde” de olduğunu belirtti.

İtalya’nın soyut deklarasyonların yanı sıra somut gayretler gösterdiğini savunan Conte, “İtalya araç ve personel açısından da DEAŞ terörizmine karşı mücadele eden ülkeler açısından ikinci kalabalık güç sağlayan ülkedir.” dedi.

İkili ilişkiler

Türkiye ve İtalya’nın ekonomik, ticari, kültürel açıdan son derece “sağlam, eski ve vaatkar” bağlara sahip iki ülke olduğunu kaydeden Conte, Türkiye’nin, İtalya’nın bu bölgedeki en önemli ihracat hedef ülkelerinden olduğunu söyledi.

Conte, “Aynı zamanda çok sayıda şirketimiz Türkiye’de faaldir, bu faaliyetlerinden de son derece memnundur. İtalya’da da çok sayıda Türk şirketi faaliyet gösteriyor. Eminim ki onlar da ülkemizde bulunmaktan çok memnunlar.” dedi.

Türkiye’de büyük ve KOBİ olmak üzere bin 400 kadar İtalyan şirketin faaliyet gösterdiğini dile getiren Conte, sözlerini şöyle tamamladı:

“Teknolojik inovasyon açısından önemli yetkinliklerimiz var. İnşaat, otomotiv gibi sektörlerde de ilerideyiz ve hep iş birliği yapmak istiyoruz. Türkiye’deki reformlar ve hukuk devleti sayesinde de hep daha fazla yatırım yapmayı arzu ediyoruz. İnsan hakları konusunda, hukukçu olarak söylüyorum, bireylerin haklarını gözeten reformlar her zaman yatırım ortamına destek ve yardımcı oluyor.”

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Türkiye ve Rusya Libya'da kalıcı ateşkes için yoğun çaba sarf etti

Sal Oca 14 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Türkiye ve Rusya, Libya’da kalıcı ateşkesi sağlama konusunda yoğun çaba gösterdi. Ali Cura,Emre Gürkan Abay,Dmıtrı Chırcıu   |13.01.2020 Moskova Libya’da ateşkes için Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanlığı Devlet Konukevi’nde Türk ve Rus heyetlerinin gözetiminde 8 saat diplomasi trafiği sürdü. Önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

Bu gece ibadetiniz yazmak olsun

MAHMUT TOPTAŞ/ Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece, Sevgili Peygamberimizin dünyaya teşrifinin yıl dönümü. 12 Rabiu’l-Evvel 571 yılında Mekke’de doğan, Allah Resulü, güneş takvimine göre 1449, ay takvimine göre 1482 yıl önce âlemlere rahmet, Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Abdullah ile Amine’den dünyaya getirilmiştir. Kırk yaşında iken Rabbimiz tarafından seçilerek elçi olarak görevlendirilmiştir. İlk inen ayetler, bir toplumun ıslahının eğitimden geçeceğine işaret eden Alak süresinin ilk beş ayetleridir. Şimdi siz, bu gece yatsı namazınızı kıldıktan sonra şu sorulara kopya çekip cevaplar vererek gecenizi ihya etmeye çalışınız: 1-İlk vahiy nerede geldi. 2-İlk inen beş ayetin manalarını yazınız. 3-Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselamı görüp ilk vahyi aldığında, kendinde bir ürperme meydana geldiğinde, durumu Hazreti Hatice’ye söylediğinde, Hazreti Hatice ne söylemişti? 4-İlk beş ayetten anladıklarınızı yazınız. 5-“Oku” emrinden sonra Kalem süresinde nelere dikkat etmemiz isteniyor? 6-Okumaya ve kaleme hâkim olmaya dikkatimizi çektikten sonra neden güzel ahlaka dikkat çekiyor? 7-Kalem süresinde kimlere itaat edilmeyeceğini bildiriyor, yazınız. 8-Kalem süresinde 16-33 ayetleri arasında kapitalistlerin kötü durumu nasıl açıklanıyor? 9-Dünyanın tamamına İslam’ın tebliğinde en önemli hazırlıklardan biri olan “sabır” konusunda Rabbimiz Kalem süresinin 48’inci ayetinde ne diyor? 10-Okuyan, yazan, tebliğ hizmetini dünyalık karşılığında yapmayan, ahlaklı Müslümanlardan Müddessir süresinde istenenler nelerdir. 11-Müddessir süresinin 3, 4 ve 5’inci ayetlerinde önce Allah’ın en büyük olduğunu, elbiselerin tertemiz olması gerektiğini ve her türlü kötülükten uzak kalınması emrini açıklayınız. 12-Müddessir süresinin 43, 44, 45’inci ayetlerinin anlamını yazınız. 13-Müzzemmil süresiyle birinci ayette “örtüye bürünme” içine kapanma, aktif olmayı bugün nasıl anlamamız gerekir? 14-Tecvide uygun olarak, manasını anlayarak, anladığını amele/eyleme geçirerek okumayı emreden Müzzemmil süresindeki 4 nolu “Tertil” ayetinin anlamını yazınız. 15-Gece ibadet ve gece Kur’an okumaya dikkat çeken Müzzemmil süresindeki ayetlerin anlamlarını yazınız. 16-Kelime-i tevhidin ilk defa geçtiği 9’uncu ayette dikkat çeken iki şeyin ne olduğunu yazınız. 17-İslam’ı kabulün zorlamayla olmayacağını Bakara süresinin 256’ıncı ayetinden önce Müzzemmil 19’da dileyen bu yolu seçer diyen ayetin anlamının tamamını yazınız. 18-Irkçılık taassubunu kıran, ekonomik ve askeri gücün Hak karşısında mağlup olacağını anlatan, kâfire yardım eden kâfirin de aynı cezaya çarptırılacağını söyleyen Mesed veya Tebbet diye bildiğimiz süreden anladığınızı yazınız. 19-Herkesin kendileri gibi birisini yücelttiği bir anda A’lâ süresinde Rabbin, “Yüce Rabbinin adını tespih et” emri üzerine hemen secdede üç defa söylemeye başlamasının bize ne anlattığını yazınız. 20-A’lâ süresinin 8’inci ayetinde emir ve yasakların iman edenlere kolay olacağı haberinden ne anlıyorsunuz? 21-Kâfirlere “eşkıya” diyen 11’nci ayetin anlamını ve neden dendiğini yazınız. 22-Geceyi giderip gündüzü getiren, erkeği ve dişiyi yaratan Allah, ilk dönemlerde verici olmamız gerektiğine Leyl süresinin 5’inci ayetinde dikkatimizi çektikten sonra 6’ıncı ayette, “Güzeli tasdik ederse” diyor ne alıyorsunuz? 23-Leyl süresinde cimrinin işinin zor olacağını anlatan ayetin mealini yazınız. 24-Yardım eden yalnız Allah rızası için verirse Allah’ın rızasını kazanır diye haber verilen kişinin Hazreti Ebubekir olduğu söylenir. Hazreti Ebubekir kaçıncı Müslüman’dır? 25-Leyl süresinde kâfirler için “eşkıya” diyen ayetle, Müslümanlar için “etkıya” diyen ayetleri ve eşkıya ile etkıyanın özellikleri nelerdir yazınız. Geceniz ve tüm geceleriniz hayırlı olsun, Allah’a kul, Resulüne ümmet olma şerefimizi Allah’ımız artırsın, eksiltmesin. Her gecenin sabahını yeniden uyanışımıza vesile kılsın. Âmin. Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump