NATO’nun yeni tehdit algısı ve Çin

NATO zirvesinde ilk defa “stratejik bir zorluk” olarak tanımlanan Çin’in ekonomik yükselişi, küresel hegemonik rekabeti yeniden hareketlendirirken, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasındaki tehdit algısında stratejik bir dönüşümü tetikleyebilir.

Hüseyin Korkmaz   |16.01.2020
NATO’nun yeni tehdit algısı ve Çin

İstanbul

3-4 Aralık 2019 tarihlerinde Londra’da yapılan NATO zirvesinde ilk defa “stratejik bir zorluk” olarak tanımlanan Çin’in uluslararası sistem içerisindeki ekonomik yükselişi, küresel hegemonik rekabeti yeniden hareketlendirirken, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasındaki tehdit algısında stratejik bir dönüşümü tetikleyebilir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD öncülüğünde kurulan “yeni düzenin” önemli yapı taşlarından biri olan NATO’yu, 1945 sonrası Batı merkezli tarihsel blokun “çimentosu” olarak tanımlamak mümkün. Batı blokunun “güvenlik” ayağında hayati bir işleve sahip olan NATO; ABD’yi içeride, SSCB’yi ise dışarıda tutmayı kendisine misyon edinen ve SSCB tehdidine karşı şekillenmiş bir yapı.

NATO, çok kutuplu bir yapıya doğru eğilim gösteren uluslararası sistem içerisinde kendisine mantıklı ve tarihsel bir pozisyon arıyor. NATO’nun temel endişesi Çin’in askeri yeteneklerinden ziyade giderek büyüyen ekonomik ve teknolojik gücünün oyun değiştirici bir seviyeye ulaşmış olması.

NATO’nun Çin endişesi belirginleşiyor

NATO bugün ittifak içerisinde yaşadığı anlaşmazlıklar ve kafa karışıklığına rağmen Çin’e yönelik bir duyarlılık geliştirmeye çalışıyor. Londra zirvesinin kapanış bildirgesinde Çin’e yönelik endişe resmiyete dökülürken, tarihsel ittifakın iradesini beyan etmesi Çin’e yönelik “stratejik bir hazırlığın” habercisi olarak kabul edilebilir. NATO, çok kutuplu bir yapıya doğru eğilim gösteren uluslararası sistem içerisinde kendisine mantıklı ve tarihsel bir pozisyon arıyor.

ABD, Çin’e karşı inşa etmeye çabaladığı “çevreleme stratejisini” tatmin edici bir boyuta taşımak için NATO’ya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.

NATO, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana stratejik önceliklerini dönem dönem sorgulayan bir kuruluş. SSCB’nin dağılmasının ardından Rusya, NATO için temel bir tehdit unsuru olarak kalmaya devam ederken yeni dönemde Kuzey Kutbundan Afrika’ya ve Orta Doğu’dan Asya’ya kadar uzanan “istikrarsızlıklar”, tarihsel ittifakı çeşitlenmiş hibrit tehditlerle karşı karşıya bırakıyor.

Londra’da yapılan zirvede NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Pekin’in gelişen askeri yeteneklerinin “tüm müttefikler için etkileri” olduğunu ve buna karşılık “birleşik bir cevap” verilmesi gerektiğini belirtti. Stoltenberg ayrıca Çin’in yükselişinin ortaya çıkardığı fırsatlar ve zorluklara değinerek bunun “güvenlik” üzerindeki olası etkilerine odaklandıklarını söyledi.

Londra zirvesinin kapanış bildirgesinde özellikle 6. Madde Çin ile ilgili hususların altını çiziyor: “Çin’in artan nüfuzu ve uluslararası politikalarının ittifak olarak birlikte ele almamız gereken fırsatlar ve zorluklar sunduğunun farkındayız.” Bildirgenin 7. Maddesinde ise gelişen stratejik ortama dikkat çekilerek “NATO’nun siyasi boyutunun güçlendirilmesi” çağrısı yapılıyor.

Bildirgede geçen “Güvenliğimizin maliyetini ve sorumluluklarını paylaşmaya kararlıyız” ifadesini NATO’nun bütçesini genişleteceğinin bir işareti olarak okumak mümkün. Zaten ABD Başkanı Trump’ın da zirve sonrasında “NATO liderlerinin yıllık 130 milyar dolar daha fazla ödeme yapmalarını sağladım” şeklinde bir tweet attığını not etmek gerekiyor.

Çin, stratejik sektörlere yatırım yapıyor

NATO’nun temel endişesi Çin’in askeri yeteneklerinden ziyade giderek büyüyen ekonomik ve teknolojik gücünün oyun değiştirici bir seviyeye ulaşmış olması. Çin’in ekonomik faaliyetlerine bakıldığında Avrupa’ya çoktan geldiği görülüyor. Çin, Yunanistan’da bulunan Pire limanının önemli bir hissesine sahip ve aynı zamanda İtalya’da bulunan bazı limanlara yönelik de benzer bir faaliyet yürütüyor.

2016 yılında Çinli şirket COSCO, Yunanistan’ın Pire limanının yüzde 51’ini satın almıştı. O dönemden bu yana limanın konteyner yoğunluğu dört kat artmış vaziyette. Geçen sene Kasım ayında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in de ziyaret ettiği Yunanistan, Kuşak ve Yol Girişimi açısından son derece kilit bir pozisyonda. Söz konusu devasa girişime 2019 yılı içerisinde G7 üyesi olan İtalya’nın imza atması o dönem özellikle ABD cenahında büyük yankı uyandırmıştı.

Çin’e Avrupa’da sıcak bakan ülkelerin arasında Portekiz ve Polonya da bulunuyor. Yine son dönemde Macron ve Merkel’in Çin’i “incitmeyen” tutarlı bir yaklaşım geliştirmesi, Pentagon ve Brüksel’de düşük yoğunluklu bir “alarmizme” neden olmuş durumda. Pekin ayrıca Sırbistan-Karadağ ve Bosna-Hersek gibi ülkelerde yaptığı kara yolu ve demiryolu yatırımları ile bölgedeki etkinliğini iyice hissettiriyor.

Çin’in AB içerisindeki çatlakları çok iyi değerlendirdiğini ve özellikle Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkelerin finans ve altyapı sorunlarına özel bir ilgi gösterdiğini söylemek mümkün. “Çin’in yükselişi, ileride NATO’nun ‘temel değerlerine’ meydan okuyabilir mi” sorusunu cevaplamak için henüz erken. Ancak NATO, “güvenlikle ilgili çıkarlarının” Çin tarafından görmezden gelinmesi ihtimaline yönelik hassas bir çekinceye sahip.

Stoltenberg’in “NATO’nun dünyanın ekonomik gücünün yarısını ve dünyanın askeri gücünün de yarısını temsil ettiğini hatırlamalıyız” şeklindeki açıklamasını NATO’nun endişeleri bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Ancak bu söylemlerin NATO içerisinde yeknesak bir şekilde tezahür ettiğini söylemek zor. Özellikle NATO’nun “beyin ölümünün” gerçekleştiğini iddia eden Macron’un “şüpheciliği” en ciddi çatlak olarak öne çıkıyor.

ABD “tarihi ittifakı” konsolide etme çabası içinde

Huawei gibi Çinli firmaların 5G teknolojisi aracılığıyla Avrupa’nın iletişim altyapısını hedeflemesi ve NATO açısından kritik öneme sahip limanlarda Çin etkisinin genişlemesi ABD’yi endişelendiren önemli hususlar olarak öne çıkıyor. Bununla beraber ABD’nin NATO içerisindeki “politik uyumu” sağlama noktasında sorunlar yaşadığı görülüyor. Bu nedenle ABD’nin NATO’yu konsolide etmeye ve mali konularda daha çok katkı sağlamasına yönelik çabaları giderek artıyor.

ABD, NATO’nun Çin’e yönelik daha hızlı hareket etmesi gerektiğini düşünüyor. ABD Başkanı Trump’ın NATO’nun harcamalarını arttırması yönündeki baskısı ve tarihi ittifakın “eskidiği” yönündeki açıklamaları bunu teyit ediyor. Öte yandan ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Çin’i “stratejik bir zorluk” olarak tanımlarken “fakat bu, Çin’in bir düşman olduğu anlamına gelmiyor. Yine de işlerin tercih etmeyeceğimiz bir şekilde ortaya çıkması durumuna hazırlıklı olmalıyız,” diye de ekliyor.

ABD, Huawei’nin özellikle Avrupa kıtasında kilit öneme sahip iletişim altyapılarına yönelmesine istihbarat zafiyetine yol açacağı tehlikesi nedeniyle sıcak bakmıyor. NATO’nun kapanış bildirgesinde Çin’in 5G’ye yönelik çalışmalarıyla ilgili vurgusu, Huawei gibi Çinli şirketlerin telekomünikasyon sektöründeki rolüyle ilgili giderek artan bir endişenin işareti olarak göze çarpıyor.

Bununla beraber Çin’in Rusya ile yaptığı ortak tatbikatlar ve Kuzey Kutbunda artan Çin-Rusya ilişkileri ABD’yi düşündürüyor. Çin ve Rusya arasında son dönemde ittifaka doğru yönelen bir gidişatın belirmesi ABD’yi büyük güç rekabetinde avantaj kaybetme tehlikesine doğru sürüklüyor. Geçen yılın sonuna doğru Çin, Rusya ve İran’ın Umman körfezinde gerçekleştirdikleri askeri tatbikat ABD açısından Orta Doğu jeopolitiğinde de alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.

2020 yılına girdiğimiz şu günlerde Orta Doğu’daki gerilim zirve yapmış durumda. ABD’nin, İran’ın bölgedeki önemli askeri isimlerinden biri olan ve “İran’ın olası bir işgal hareketine karşı savunmasını Irak ve Suriye’de başlatması gerektiği” şeklindeki stratejiyi pratiğe döken General Kasım Süleymani’yi Irak’ta yapılan bir hava saldırısı sonucu öldürmesi, İran’ın bölgedeki nüfuzunu sarstı. Bu durum bölgedeki sürecin son derece kırılgan olduğunu gösteriyor.

ABD’nin bu hamlesini aynı zamanda Çin, Rusya ve İran’ın henüz belirmeye başlayan ortaklığına uyarı mahiyetinde okumak da mümkün. Kasım Süleymani’ye yapılan saldırı sonrası İran’ın Irak’ta ABD askerlerinin bulunduğu üslere balistik füze saldırısı gerçekleştirmesi tansiyonu iyice artırırken ABD Başkanı Trump’ın basın açıklaması yaparak “NATO’nun Ortadoğu sürecinde daha fazla yer almasını istiyoruz” demesi ve ardından NATO’yu Ortadoğu ile ilişkilendiren NATOME kavramını ortaya atması dikkat çekti.

NATO, Çin’i kuşatabilir mi?

Çin’in özellikle Avrupa, Kuzey Kutbu ve Afrika kıtasındaki nüfuzu her geçen gün biraz daha genişlerken Kuşak ve Yol İnisiyatifi gibi büyük projelerle “yapısal gücü” de artmaya devam ediyor. Askeri yeteneklerinin gelişmesinin yanında artan bu yapısal güç, Çin’in büyük güç rekabetinde öne çıkmasına ve hegemonya yarışında avantaj kazanmasına neden oluyor.

Çin, Avrupa için şu anda doğrudan bir askeri tehdit oluşturmuyor. NATO ve Çin ilişkisini SSCB dönemine benzer bir şekilde değerlendirmek zor. SSCB, daha çok askeri bir tehdit iken Çin tam aksine Avrupa’da büyük yatırımları olan küresel düzeyde ekonomik bir güç. Bu nedenle NATO, Çin’e yönelecek bir hamle sonrasında ekonomik olarak etkilenme olasılığını da değerlendirmek ve bunu dengelemek zorunda. Avrupa’daki birçok ülke için Çin hala önemli bir finans kaynağı olarak dikkat çekiyor.

NATO, Çin konusunda doğru bir tehdit tanımlaması yapmak için stratejik önceliklerini yeniden değerlendirmeli. Şu anda NATO hâlâ önemli ölçüde Rusya bağlamında bir güvenlik algısına sahip. Bu nedenle Orta ve Doğu Avrupa’daki caydırıcılık misyonunu es geçemiyor. NATO’nun huzursuzluğu Çin’in askeri gücünden ziyade ticari ve teknolojik gücü. Ancak bu iki konuyu “güvenlik” temelinde nasıl meşru gerekçeler haline getirebileceği sorusu NATO’yu koordineli bir strateji yürütme konusunda zorluyor.

Bu noktada NATO, Çin’in çevresinde bulunan Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Avustralya gibi ülkelere yaklaşabilir. Bu ülkelerle beraber ortak bir yol haritası belirleyebilir. Bu çerçevede ABD’nin de bölgedeki belirleyici yaklaşımının etkili olması beklenebilir. Yine bu bağlamda NATO; ABD, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve İngiltere’den müteşekkil “beş göz” istihbarat ittifakı ile daha yoğun ilişkiler geliştirebilir.

NATO’nun öncelikleri dikkate alındığında, Çin’in çevrelenmesinden ziyade Avrupa’ya ekonomik ve teknolojik alanlarda çıkarma yapan Çin’in kıtada kontrol altına alınmasına yönelik bir stratejiye dönüşebilir. NATO, çok kutuplu bir yapıya doğru dönüşen yeni uluslararası sistem içerisinde kendisine tatmin edici ve ittifakın kuruluş ilkeleri ile çelişmeyen bir pozisyon arıyor. Küresel batı bloku, Pekin’in ekonomik gücünü kullanarak kendine özgü politik modelini sistemik düzeyde meşrulaştırıp yaymasından endişeleniyor.

Sonuç olarak ABD, Çin’e karşı inşa etmeye çabaladığı “çevreleme stratejisini” tatmin edici bir boyuta taşımak için NATO’ya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu aynı zamanda giderek aşınan Batı tarihsel blokunun yeni tehditlere yönelik stratejik bir yaklaşım ortaya koyması gerektiğini gösteriyor. ABD ve NATO’nun bu çabası Soğuk Savaş benzeri bir ortam yaratabileceği gibi uluslararası sistemin parçalanmasını hızlandıran bir momentuma da sebep olabilir.

[ABD-Çin İlişkileri ve Çin’in Dış Politikası alanında çalışmalarını sürdüren Hüseyin Korkmaz Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında Doktora çalışmalarına devam ediyor]

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

İdlib'e saldırılarda son 2,5 ayda 100'ü çocuk, 313 sivil hayatını kaybetti

Per Oca 16 , 2020
Esed rejimi güçleri ve Rusya’nın İdlib’e saldırılarında son 2,5 ayda 100’ü çocuk, 313 sivil hayatını kaybetti. Eşref Musa,Mehmet Burak Karacaoğlu   |16.01.2020      İdlib Beşşar Esed ordusu, İran destekli yabancı terörist gruplar ve Rusya‘nın saldırılarında, Kasım 2019’un başından itibaren İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde 100’ü çocuk, 313 sivil hayatını kaybederken, yerinden edilenlerin sayısı 382 bini […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump