YSK Başkanı Güven: Seçim güvenliği açısından dünyanın en iyilerinden birisiyiz

YSK Başkanı Güven, “Türkiye’de seçim ne kadar tartışılırsa tartışılsın seçim güvenliği açısından dünyanın en iyilerinden birisiyiz.” dedi.

Kemal Karadağ,Aylin Dal   |21.01.2020

YSK Başkanı Güven: Seçim güvenliği açısından dünyanın en iyilerinden birisiyiz

Ankara

Görev süresinin dolmasıyla YSK Başkanlığından ayrılacak olan Sadi Güven, AA muhabirine, 7 yıllık görev süresini değerlendirdi, soruları yanıtladı.

YSK Başkanlığına 24 Ocak 2013’te 6 yıllık süre için seçildiğini hatırlatan Güven, daha sonra süresinin bir yıl uzatıldığını, 24 Ocak 2020’de 7 yıllık süresini tamamlayacağını aktardı.

YSK‘nin 15. Başkanı olduğunu bildiren Güven, görevde bulunduğu sürede 2 Cumhurbaşkanlığı, 3 milletvekilliği, 2 mahalli idareler seçimi, bir de halk oylaması olmak üzere 8 seçim yapıldığını belirtti.

Güven, bunların yanı sıra görevde bulunduğu sürede Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK), esnaf odalarının, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin seçimlerinin, siyasi partilerin kongrelerinin, ara ve yenileme seçimi olmak üzere çok sayıda seçimi gerçekleştirildiğini anlattı.

“Türkiye’de seçimler zor geçiyor”

En çok hangi seçimde zorlandığı sorusu üzerine Güven, Türkiye’de siyasetin, halkın seçime ilgisinin büyük olduğunu, seçimlerin zor geçtiğini, kolay bir seçim bulunmadığını söyledi.

Güven, “Türkiye’de demokrasinin tesis edildiği yer YSK. Burada seçimler ne kadar sağlıklı tamamlanırsa gelecek günlerde siyaset ve ülke o kadar rahatlar. Seçimleri yapan da seçimlerde yarışan da siyasi partilerdir. Biz seçimlerin hep sağlıklı, güvenilir şekilde yapılması için gayret sarf ettik.” değerlendirmesinde bulundu.

Seçimlerde sandık kurullarının esas olduğunu, bu kurullarda yer alanlardan 2’sinin devlet memuru, 5 kişinin ise siyasi parti üyelerinden oluştuğunu dile getiren Güven, sandık kurulu üyelerinin seçimi yürüttüğüne işaret etti.

YSK’nin sandık kurulu üyelerine eğitimler verdiğini anlatan Güven, sandık kurullarına üye verme hakkına sahip siyasi partilerden de üye vermelerini özellikle istediğini aktardı.

Başkan Sadi Güven, şöyle devam etti:

“Bundan sonra da seçimler sağlıklı gitsin isteniyorsa, siyasi partilerin sandığa sahip çıkması ve üyelerini bizimle birlikte eğiterek sandığa vermesi gerekir. Siyasi partilerin seçim sahasındaki sandık kurulu sonuçlarını kontrol edebilmeleri açısından dünyada ilk kez sadece bizim yaptığımız tarama usulünü getirdik. Sayım döküm cetveli sahada alındıktan sonra sandık sonuç tutanaklarını ve ilçe birleştirme tutanaklarını YSK’ye geldiği saniyede siyasi partilerle paylaştık. Bu da sahada yapılmış hataya itiraz etme imkanını sağladı.”

Dünyadaki tek uygulama

Sayım döküm cetvellerinin, sandık sonuç tutanaklarının, ilçe birleştirme, il birleştirme tutanaklarının siyasi partilerle paylaşıldığına değinen Güven, böylece siyasi partilere sandığı denetleme imkanı sunulduğuna işaret etti.

Güven, bu verilerin seçimlerden sonra da vatandaşların erişimine açıldığına, YSK’nin internet sitesine girenlerin oy kullanılan sandıklardaki ıslak imzalı tutanaklarına ulaşabileceğine, bunun da dünyada tek olduğuna dikkati çekti.

“Elektrik kesintisi seçim sonuçlarını hiç etkilemedi”

Seçim güvenliğinin önemine işaret eden Güven, “Bir ara elektrik kesintisi üzerinden tartışmalar oldu. Bu seçim sonuçlarını etkileyen bir şey değildi. Hiç de etkilemedi. Ancak vatandaşın en azından zihnindeki bu düşünceyi, korkuyu giderme adına tüm ilçe seçim kurullarını güç kaynağıyla takviye ettik.” diye konuştu.

Yurt dışında yaşayan vatandaşların ilk kez 2014’te oy kullanmaya başladığını hatırlatan Güven, bu uygulamanın da kendi döneminde hayata geçirildiğini belirtti.

Yurt dışındaki 120 temsilcilikte seçim yapıldığını, bu seçimlerin de sağlıklı yürütüldüğünü aktaran Güven, oyların saklanmasında, Türkiye’ye getirilmesinde siyasi partilerle hareket edildiğini, siyasi partilerin kontrol edebileceği sistem kurulduğunu bildirdi.

Güven, yurt dışındaki seçimlerin de bugüne kadar hiçbir itiraz olmaksızın gerçekleştirildiğini vurguladı.

YSK Başkanlığı döneminde, hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olanlar için seyyar sandık uygulamasının başlatıldığını anımsatan Güven, devletin sandığı bu durumdaki vatandaşların ayağına götürdüğünü, bu uygulamayı yurt dışında gördüğünde Türkiye’de olmadığı için utandığını ifade etti.

“YSK biyometrik kimlik uygulamasına hazır”

Güven, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Türkiye’de seçim ne kadar tartışılırsa tartışılsın seçim güvenliği açısından dünyanın en iyilerinden birisiyiz. Bizim gibi siyasi partiler eliyle seçim yapıp da bunu tarayarak birleştiren, itirazları siyasi partilerin üyelerinin olduğu yerlerde değerlendiren başka bir ülke yok. Biyometrik kimlik uygulamasına bizim de geçmemiz gerekir. YSK buna hazır. Oy kullanmaya gelen kişinin biyometrik kimliğini gösterdiğinde, bilgisayarla kimin oy kullanmaya geldiğini müşahitlerin, sandık kurulu üyelerinin, vatandaşların kontrol imkanı olacaktır. Biyometrik kimlik uygulamasının bir an önce tamamlanması gerekir. Yurt dışında bu rahat bir şekilde kullanılıyor.”

Görev süresinde YSK’nin yeni bir binaya kavuştuğunu anımsatan Güven, teknolojik imkanlar açısından da yeterli bir duruma ulaşıldığını bildirdi.

Sadi Güven, YSK’nin güçlü bir sisteme sahip olduğunu, seçim dönemlerinde yurt dışından ve yurt içinden yapılan çok sayıda siber saldırıya maruz kalındığını, sistemin bu saldırıları başarıyla karşıladığını anlattı.

“Tenkitlere hiçbir zaman alınmadım”

Soru üzerine Güven, seçim sonuçlarının kısa sürede ilan edildiğini, bu gelişmede teknolojik imkanların yanı sıra seçim sahasındakilerin de önemli payı olduğunu vurguladı.

Güven, “Diğer ülkelerden her konuda iyiyiz. Tartışmalar, tenkitler, hakaret düzeyine ulaşmadığı sürece bizim için bedava akıldır. Sistemin gelişmesi açısından siyasi partilerin, bilim adamlarının tenkitlerini dikkate alıyoruz. Herkesten öğreneceğimiz çok şey oluyor. Bugün bu hale geldiysek olumlu tenkitlerin de faydası var. Tenkitlere hiçbir zaman alınmadım, alınmıyorum, faydalı bile görüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

“Oy zarfları kaldırılsın”

Seçimlerle ilgili yeni uygulama önerileri de sunan Güven, oy zarflarının kaldırılması tavsiyesinde bulundu.

Türkiye’de iptaller konusunda en büyük sıkıntılardan birisinin kapalı oy zarflarından kaynaklandığının altını çizen Güven, önerilerini şöyle anlattı:

“Dünyanın birçok yerinde zarf uygulaması kaldırıldı. Yasal mevzuat değişikliğiyle, sandıkların dışarıdan içerisi görünmeyecek şekle getirilmesi suretiyle zarfın kaldırılması gerekir. Böylece, zarflar nedeniyle oyların iptali ortadan kalkar. Dünyanın hiçbir yerinde artık bu yok. Bunun düzeltilmesi gerekir.”

Siyasi partilerin üye kayıtlarını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tuttuğunu hatırlatan Güven, bu kayıtların YSK tarafından tutulmasının da seçim hukuku açısından iyi olacağını kaydetti.

“Vatandaş seçim günü neredeyse orada oy kullansın”

Yurt dışındaki seçmenlerin istediği yerde, seçim günü bulunduğu bölgede oy kullanma imkanına sahip olduğunu anlatan Başkan Güven, bu uygulamanın Türkiye’de de yapılabileceğine işaret etti.

Güven, “Yasal değişiklik yapılırsa halk oylamasında, Cumhurbaşkanlığı seçiminde mekandan bağımsız, vatandaş seçim günü neredeyse orada oyunu kullanabilir. Yasal değişiklik gerçekleşirse YSK böyle bir uygulamayı yapmaya hazır. Altyapımız hazır. Türkiye’nin artık bunu düşünmesi gerekir. Yapamadığım şeylerden birisi de bu. Bunu yapmak gerekir.” ifadesini kullandı.

Bugünlere kolay gelinmediğinin altını çizen Sadi Güven, kurul üyelerinin, kurul başkanlarının, merkez, taşra teşkilatının, güvenlik güçlerinin, çok sayıda bakanlığın, Devlet Malzeme Ofisinin YSK’de emeği olduğunu, herkese teşekkür ettiğini söyledi.

“Terzi çocuğuyum…”

Görev süresinin dolmasının ardından emekliye ayrılacağını bildiren Güven, çalışma temposu nedeniyle vakit ayıramadığı ailesiyle ilgileneceğini söyledi.

YSK Başkanı Güven, “On binlerce kararın altına imzanız var. Geriye dönüp baktığınızda keşkeleriniz oldu mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Ben keşkelerle yaşamadım. Keşkelerle yaşamak da istemedim. Hep hayatımda ‘iyi ki’ demeyi sevdim. Ben bir terzi çocuğuyum. Annem okumayı sonradan öğrendi. Buraya onların fedakarlıklarıyla geldim. İyi ki buradayım, iyi ki beni okutmuşlar. Devletimize hizmet için buralarda bulunduk. Benden sonra çalışacak arkadaşlar da bu bayrağı iyi yerlere götürecektir.”

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Kanaat önderi Abdülkerim Çevik yüzlerce kişinin kucaklaşmasına vesile oldu

Sal Oca 21 , 2020
Bitlis’de önceki gün uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Abdülkerim Çevik, birçok ilde yaşanan kan davaları, arazi anlaşmazlığı, alacak verecek meselesi gibi çok sayıda husumette arabuluculuk yaparak insanların kucaklaşmasını sağladı. Şener Toktaş,İbrahim Yaldız   |21.01.2020 Van Bitlis‘in Güroymak ilçesinde önceki gün uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden kanaat önderi Abdülkerim Çevik, Bitlis’in yanı sıra Mersin, […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump