Libya’da Türkiye’yi dışlayan senaryolar sonuçsuz kalacak

Berlin Konferansında varılan mutabakatta ateşkes ihlallerinin yaptırım mekanizmasına ilişkin belirsizliğe mukabil Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Barışa giden yol Türkiye’den geçiyor” ifadesi, bundan sonraki sürecin doğrultusunu da tayin eder nitelikte.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın   |22.01.2020
Libya'da Türkiye'yi dışlayan senaryolar sonuçsuz kalacak

İstanbul

Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının paylaşımı sorunu, büyük güçlerin stratejik olarak yeni meydan okumaları ile bir belirsizlik sürecine doğru sürükleniyor.

Orta Doğu’da Arap Baharı’nın yol açtığı istikrarsızlık ve çatışmalar Yemen, Suriye, Libya üçgenindeki vekalet savaşlarında yaşanan şiddet, istikrarsızlık ve terör eylemlerinin yükselmesine sebebiyet verdi. 2011’de Birleşmiş Milletler Güvenli Konseyi’nin (BMGK) Kaddafi’ye karşı insani müdahale kararı NATO’nun askeri güç kullanması ile neticelendi. Fakat Kaddafi sonrasında başlayan iç savaş, el-Kaide ve DEAŞ terör örgütlerinin ülkedeki varlıklarını güçlendirmelerine ve eylemlerini artırmalarına zemin hazırladı. Bu kaotik dönemde ABD’nin Libya Büyükelçisi Christopher Stevens silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 2014’te Hafter kuvvetleri ile BM’nin hukuken tanıdığı mutabakat hükümeti arasında kısmi ateşkes ilan edildi. Gelinen aşamada Türkiye ile Libya’nın meşru hükümeti arasında imzalanan deniz yetki alanları sözleşmesi ve askeri eğitim işbirliği anlaşmalarının ardından Hafter kuvvetlerinin Trablusgarp hükümeti kontrolündeki şehirler ve yerleşim yerlerini hedef alan saldırılarının yoğunlaştığı gözlemlendi. Türkiye-Libya anlaşmasını fiili ve hukuki olarak işlemez hale getirmek maksadıyla Hafter kuvvetlerine askeri ve finansal desteğini artıran Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır, Fransa ve Yunanistan bir yönüyle Türkiye karşıtı bir blok oluşturdular. Hafter kuvvetleri, Rusya’nın Wagner paralı askerlerinin yanı sıra sahra altı ülkelerin silahlı gruplarından teşekkül eden birliklerle, meşru hükümetin kontrolündeki petrol sahalarını ve tesislerini ele geçirmek için savaş hukukuna aykırı olarak sivil hedefleri, hastaneleri, okulları bombalamaya devam ediyor.

Uluslararası hukuku ve BMGK kararlarını hiçe sayan darbeci Hafter güçlerine karşı Türkiye, meşru hükümetin ayakta kalması ve Libya halkına yardım maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) askerini bölgeye gönderme kararı alarak, darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten geri durmayacağı mesajını verdi. Nitekim TBMM onayı ile TSK’nın eğitim unsurları Libya’ya gönderildi. Türkiye ikinci adımı atarak, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Moskova’da ateşkes için acil bir insani girişim başlattı. Buna mukabil Hafter, Körfez ülkelerinin baskısıyla ateşkes anlaşmasını imzalamaktan vazgeçerek toplantıyı terk etti.

Avrupa Birliği’nin siyasi zafiyeti

Ankara’nın müteakip stratejisinin “bekle gör” odaklı olmaktan ziyade, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz bu süreçte üzerimize düşeni yapmış olduk. Uymadıkları anda da gereğini yapacağız” ifadesiyle dile getirdiği üzere aktif ve her duruma hazırlıklı bir mahiyet arz ettiği söylenebilir.

Libya’daki kaosun yeni bir kitlesel göçe sebebiyet verebileceğini, öte yandan dünya petrollerinin yüzde 2,8’ine sahip Libya’nın enerji arz güvenliğinin tehlikeye düştüğünü gören Avrupa Birliği hızla harekete geçerek Libya krizini ele almak üzere Berlin’de uluslararası bir konferans düzenlenmesi için harekete geçti. Fakat Avrupa Birliği’nin yanı başındaki Libya’da yıllardır devam eden kaosun aşılması için müdahalede geciktiği, hatta bazı üye ülkelerin meşru hükümete karşı darbeci generale destek vermek suretiyle kaosun daha da derinleşmesine sebebiyet verdiğini ifade etmek gerekiyor. Nitekim Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Türkiye-Rus işbirliği karşısında AB’nin siyasi zafiyetini itiraf ederek Brüksel’in krizle ilgili ortak bir siyasi yaklaşım sergileyemediği değerlendirmesinde bulundu. Borrell, AB’nin Libya’yı Türkiye’ye kaptırdığını, Türkiye ve Rusya’nın elinin daha güçlü olduğunu ifade etti. Bu çerçevede Berlin Konferansı’nın, Doğu Akdeniz’deki stratejik düelloda oyun dışı kalmak istemeyen Avrupa Birliği’nin inisiyatif alma girişimi olduğu söylenebilir.

Berlin’de BM ve AB gözetimde 16 dünya lideri bir araya gelerek Libya’da ateşkes için mutabakata vardı. Toplantı öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus lider Putin Berlin’de bir araya geldiler. Putin, “Türkiye ile ilişkilerimiz son derece samimi, bu çatışmayı da sona erdireceğiz” ifadesini kullanırken, konferansa ev sahipliği yapan Şansölye Angela Merkel, dört saat süren toplantının ardından, “Kapsamlı bir plan konusunda anlaştık. Geçici ateşkesi kalıcı hale getirmeyi umuyoruz. Libya’ya silah ambargosu uygulanmasında fikir birliği içinde olduğumuzu söyleyebilirim” açıklamalarında bulundu. Merkel ayrıca Mısır, Rusya, BAE ve Türkiye’nin ortak tavır almasının mutabakata varılmasını kolaylaştırdığını söylerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya’da barışa giden yolun Türkiye’den geçtiğini, meşru Libya hükümetinin Hafter’in saldırısı altında kaldığını vurgulayarak, Trablusgarp hükümetinin düşmesi halinde Avrupa’ya yönelik şiddet ve terörün artabileceğini, yeni sorunların ve tehditlerin ortaya çıkacağı uyarılarını yineledi.

Meşru hükümetin mali kaynakları tehdit altında

Konferans sonrası yayımlanan 55 maddelik sonuç bildirgesinde, ateşkesin başlamasından itibaren tarafların askeri faaliyetlerine son vermeleri, kalıcı barış için 5+5 formülünde askeri komite kurulması, kapsayıcı siyasi sürece dönülmesi, Hafter’in kontrolündeki petrol kuyularının tüm ülkeye ait olduğu ve gelirin adil biçimde paylaşılması gerektiği, ekonomi ve kalkınma için komiteler oluşturulması hususlarını içeren maddeler öne çıktı.

Bununla birlikte Berlin Konferansında kalıcı ateşkesin sağlanamadığı, savaşan taraflara silah sevkiyatının önlenmesi yolunda belirsizliklerin sürdüğü ve şiddetin sonlandırılamadığı söylenebilir. Nitekim, Hafter yanlısı güçler müzakereler sürerken Trablusgarp’ı bombardıman altında tutarak, Libya’daki gaz ve petrol sahalarını kontrol altında aldı. Fizan’da bulunan eş-Şerare ve el-Fil sahalarında petrol ihracatı durduruldu. Libya Ulusal Petrol Şirketi, Brega, Ra’s Lanuf, Hariga, Zuveytina ve Sidre limanlarından ihracatı durdurmak zorunda kaldıklarını açıkladı. Aşiretler ise petrol gelirlerinin Trablus üzerinden dağıtılmasına karşı çıktıklarını bildirdi.

Son gelişmeler dikkate alındığında Hafter ve destekçilerinin petrol hilali olarak adlandırılan Trablus, Misrata, Sirte üçgenini ele geçirerek petrol boru hatları ve limanları abluka ve işgal altına almayı hedeflediği söylenebilir. Bir başka ifadeyle, Hafter’in meşru hükümetin para kaynaklarını ve Merkez Bankasını ele geçirerek teslim olmasını hedeflediğini söylemek mümkün.

“Barışa giden yol Türkiye’den geçiyor”

Libya’da darbeci Hafter kuvvetlerinin Berlin sonrasındaki saldırgan tutumunda bir değişiklik beklenmeyeceği söylenebilir. Buna mukabil Hafter kuvvetlerinin meşru hükümet ve Türk ordusu unsurlarına karşı kuvvet kullanması halinde, Ankara’nın kayıtsız kalmayacağı net bir şekilde anlaşılmıştır.

Berlin Konferansıyla ilgili olarak Almanya’nın, Rusya’nın yanı sıra Fransa ve Yunanistan’a karşı Avrupa Birliği içinde önemli bir inisiyatif aldığı söylenebilir. Bununla birlikte Berlin’in iyimser çabalarına karşın Hafter güçleri saldırılarını artırarak petrol ve gaz sahalarını ele geçirmek amacıyla askeri kuvvet seçeneğini barışa tercih etmiş görünüyor. Berlin’de konferansın ardından yayımlanan sonuç bildirisiyle parlayan iyimserlik ve barış umudunun saman alevi şeklinde sönen basit bir diplomatik girişime dönüşme riski Doğu Akdeniz güvenliğine yönelik başlıca tehdit olmaya devam ediyor.

Türkiye, meşru hükümete verdiği kararlı destekle Doğu Akdeniz’de oyun değiştirme gücüne sahip olduğunu ortaya koymuş durumda. Ankara, Doğu Akdeniz’deki paylaşım planında hukuki düzlemi doğru kullanarak Trablus hükümetiyle hukuken geçerli anlaşma yaparak BM’ye gönderdi. Böylece Ege ve Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge (MEB) ve deniz yetki alanlarındaki haklılığını hukuken teyit etmiş oldu. Ayrıca Türk Deniz Kuvvetleri Mavi Vatan tatbikatlarıyla Doğu Akdeniz’deki askeri varlığını sahaya yansıttı. Bu çerçevede Yavuz Sondaj gemisi 8. bölgede sondaj faaliyetlerini sürdürmekte. Ankara, Rusya ve İtalya’nın da desteğini alarak Yunanistan’ın Berlin Konferansında devre dışı kalmasını sağladı. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan’ın Hafter’i Atina’ya davet etmesiyle ilgili olarak, “Miçotakis oyunu yanlış oynuyor. Attığı adımlar doğru değil” açıklamasında bulundu. Ankara gerek masada gerek sahada yürüttüğü çok vektörlü dış politika ile bölgesel hayati çıkarlarından vazgeçmeyeceği yolundaki nihai iradesini açıkça ortaya koymuştur. Berlin Konferansında varılan mutabakatta özellikle ateşkes ihlallerinin yaptırım mekanizmasına ilişkin belirsizliğe mukabil Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Barışa giden yol Türkiye’den geçiyor” ifadesi, bundan sonraki sürecin doğrultusunu da tayin eder nitelikte.

Sonuç olarak Libya’da darbeci Hafter kuvvetlerinin Berlin sonrasındaki saldırgan tutumunda bir değişiklik beklenmeyeceği söylenebilir. Uluslararası hukuk bağlamında maalesef kalıcı barış ve ateşkes sağlanamamıştır. Çözüm BMGK’ya havale edilmiştir. Bu durum, Güvenlik Konseyi üyesi ABD’nin Rusya’yı dengelemek için Serrac-Hafter ikilisine ne tür destek vereceği sorularını açıkta bırakmıştır. Ayrıca Fransa’nın Türkiye karşı tutumunun İngiltere ve Rusya tarafından nasıl dengelenebileceği tam netlik kazanmamıştır. Silahsızlanma ve petrol gelirlerinin adil bir şekilde dağıtımı konusu da cevapsız kalmıştır. Buna mukabil Hafter kuvvetlerinin Trablus hükümeti ve Türk ordusu unsurlarına karşı kuvvet kullanması halinde, Ankara’nın kayıtsız kalmayacağı ve askeri güç kullanma seçeneğinin de masada olduğu net bir şekilde anlaşılmıştır.

Nitekim, Ankara’nın müteakip stratejisinin “bekle gör” odaklı olmaktan ziyade, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz bu süreçte üzerimize düşeni yapmış olduk. Uymadıkları anda da gereğini yapacağız” ifadesiyle dile getirdiği üzere aktif ve her duruma hazırlıklı bir mahiyet arz ettiği söylenebilir. Yeterince bağlayıcı hukuki ve askeri yaptırımlarla donatılmamış durumdaki mevcut ateşkes uygulamalarında, sahada ciddi ölçekte kırılmalar yaşanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu ve BM denetçileri ve tüm tarafların Libya krizinde farklı senaryolarla karşılaşmalarının sürpriz olmayacağını söylemek mümkündür.

[Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesidir]

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Mişri: Rusya, Hafter'i ikna edemeyerek zor durumda kaldı

Çar Oca 22 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Libya Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, Rusya’nın ülkenin doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter’i ateşkes anlaşmasını imzalamaya ikna edemeyerek zor durumda kaldığını söyledi. Enes Canlı,Mahmut Geldi   |22.01.2020 Muhabir: Hazem Turkia / AA Trablus Libya’daki iç çatışmaları sona erdirmek amacıyla Birleşmiş Milletler […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump