Sadr İran için Iraklı göstericileri terk etti

Irak’ta 1 Ekim’den bu yana devam eden gösterilere destek vermeyen Sadr’ın, Süleymani’yi öldürmesinin ardından İran destekli gruplar safında yer alarak göstericileri bastırmaya çalışmasının, reformist söylemini baltalamaya başladığı söylenebilir.

İdiris Okuduci   |07.02.2020
Sadr İran için Iraklı göstericileri terk etti

İstanbul

Irak‘ta 1 Ekim’den bu yana devam eden hükümet karşıtı gösterilere samimi destek vermeyen Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr‘ın, ABD’nin İranlı komutan Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından İran destekli Iraklı gruplar ve siyasi elit safında yer alarak göstericileri bastırmaya çalışmasının, popüler, milliyetçi ve reformist siyasetçi söylemini baltalamaya başladığı söylenebilir.

Sadr ve İran’ın yakınlaşmasıyla meydana gelen iş birliğinin ne kadar süreceği, en yüksek dini mercii Ali es Sistani’nin göstericiler için sergileyeceği tutum, Allavi’nin kabineyi kurup kurumayacağı, İran’a yakın Iraklı Şii grupların Haşdi Şabi üzerindeki güç dengesi için girecekleri çekişmeye bağlı.

Irak’ta 4 aydır devam eden gösteriler karşısında önce ‘destek verebiliriz’ açıklamasıyla tavrını ortaya koyan Şii politikacı ve din adamı Sadr, daha sonra liderliğini yaptığı 54 milletvekili bulunan Irak Meclisi’ndeki Sairun Koalisyonu’nun 13 aylık ömrü olan Adil Abdulmehdi hükümetinden desteğini çekti. Irak’ta en yüksek dini mercii Ali es-Sistani ve göstericilerden sonra Abdulmehdi’nin istifasında etkin rol oynayan Sadr, göstericilerin İran destekli Şii milisler ve güvenlik güçlerince hedef alınmasını kısmen de olsa önleyerek halk arasındaki popüler ve milliyetçi imajını koruyama çalıştı.

ABD’nin Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi Mühendis’i öldürmesinden sonra İran üzerinde artan baskılar ve doğrudan Şiilerin komutanlarının hedef alınması üzerine Sadr, Tahran karşıtı bir pozisyonda iken siyasi bir manevra ile İran’a yakınlaştı.

Ancak ABD’nin 3 Ocak’ta İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi Mühendis’i hava saldırısında öldürmesinden sonra İran üzerinde artan baskılar ve doğrudan Şiilerin komutanlarının hedef alınması üzerine Sadr, Tahran karşıtı bir pozisyonda iken siyasi bir manevra ile İran’a yakınlaştı. Sadr, İran’a yakın Iraklı Bedir Tugayları Komutanı ve Fetih Koalisyonu lideri Hadi Amiri ile daha önce herhangi bir başbakan adayı üzerinde mutabakata varmazken, Süleymani ve Mühendis’in ölümünün ardından Tahran’a yakınlaşmasıyla birlikte Muhammed Tevfik Allavi üzerinde anlaştı.

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’in, 1 Şubat’ta, İran’ın açık bir şekilde destek verdiği Allavi’ye başbakanlık görevini vermesinin ardından Sadr destekçileri daha önce birlikte meydanlarda gösteri düzenledikleri protestocuların çadırlarını yakıp, gösterileri bastırmaya çalıştı.

Sadr’ın Süleymani ölümü öncesi gösterilerdeki rolü

Irak’ta sosyal medya üzerinden “1 Ekim’de buluşuyoruz” şiarıyla örgütlenen halk, yetersiz altyapı, işsizlik, temel hizmetlerdeki eksiklik, İran’ın ülkenin iç işlerine müdahalesi ve en önemlisi yolsuzluk gibi gerekçelerle 1 Ekim’de 2019’da sokağa çıktı. Başkent Bağdat başta olmak üzere Şiilerin çoğunlukta olduğu orta ve güney vilayetlerinde patlak veren hükümet karşıtı gösterilere, tahminlerin üzerinde bir katılım gerçekleşti. Güvenlik güçleri ve göstericiler arasında yaşanan gerginlik ile müdahaleler nedeniyle gösterilerin ilk 2 gününde 8 kişi hayatını kaybetti ve onlarca kişi yaralandı.

Önceki yıllarda kitlesel hükümet karşıtı gösteriler Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr çağrı üzerine düzenleniyordu. Ancak son gösteriler bu sefer Sadr’sız gerçekleşti.

Gösteriler patlak verdikten sonra Sadr, 2 Ekim’de protestoculara destek verebileceklerini belirterek, başlangıçta belirleyici bir rolünün olmadığı eylemleri sahiplenmeye ve halk desteğini kaybetmeme çabası içine girdi. Irak Meclisi’nde 54 milletvekili bulunan Sairun Koalisyonunun lideri de olan Sadr, 4 Ekim’de protestoculara yönelik sert müdahalelerin gerçekleştirilmesi ve ölü sayısının artması üzerine koalisyonuna meclisteki oturumu boykot etmeleri çağrısında bulundu.

Irak’ın Kerbela kentinde düzenlenen Erbain törenleri nedeniyle ara verilen hükümet karşıtı gösterilere 25 Ekim 2019’da yeniden başlandı. İkinci dalga olarak tabir edilen gösterilere bu sefer Sadr tam desteğini açıklarken, taraftarlarına da yeniden meydanlara çıkmaları, hükümetin ilan ettiği sokağa çıkma yasağına uymamaları çağrısında bulundu. Sadr, yolsuzlukla suçladığı ve kendisinin de ortak olduğu hükümetten desteğini bir anda çekmeyerek, bu kararı gösterilerin gidişatına bıraktı. Bu arada hükümeti destekleyen İran’a yakın Şii milis gruplarla ve Sadr’a bağlı Seraya Selam milisleri arasında farklı bölgelerde silahlı çatışmalar meydana geldi.

İkinci gösteri dalgasının da etkili olduğunu gören Sadr, 26 Ekim’de sokak desteğini kaybetmemek için hükümet ortağı Sairun Koalisyonu’nun muhalefete geçme talimatı verdi. Sadr, 29 Ekim’de henüz 13 ay görevde bulunan bağımsız Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’den güvenoyu çekilmesi ve hükümetin düşürülmesi çağrısında bulundu. Abdulmehdi ise görevi bırakmaya hazır olduğunu ancak yerine birinin seçilebilmesi için Sadr’ı hükümet ortağı Fetih Koalisyonu lideri Hadi Amiri ile anlaşmaya davet etti. Ancak o dönem Sadr Amiri’yi ikna etmede başarılı olamadı ve Abdulmehdi göstericilerin hayatını kaybetmesi ve istifa çağrılarına rağmen görevini sürdürdü. Sadr, hükümetin düşürülmesi çağrısında bulunduğu 29 Ekim 2019’da, gösterilerin yanında yer aldığını kesin bir dille belirtmek ve ülkedeki popülaritesini kaybetmemek için Necef’teki es-Sadreyn Meydanı’nda gösteri düzenleyen protestoculara eşlik etti.

İran’a yakın Şii gruplar ve partilerin desteği ile görevine devam eden Abdulmehdi, 29 Kasım’da, ülkedeki en yüksek dini mercii Ali es-Sistani’nin meclise hükümetle ilgili seçeneklerini gözden geçirsin çağrısı üzerine istifa ettiğini duyurdu.

Abdulmehdi’nin istifa ettiği gün, göstericilere meydanları terk etmemeleri çağrısında bulunan Sadr, yeni başbakanın halk tarafından seçilmesi, İran ve ABD’yi ima ederek dost ülkelerden Iraklılara geleceklerini belirlemesi için fırsat vermelerini istedi.

Sadr, tabanı ve destekçilerine milliyetçi ve reformist hedefleri doğrultusunda samimiyetini kanıtlamak için ülkedeki birçok siyasi partinin aksine meclisteki en çok milletvekiline sahip parti olmasına rağmen Abdulmehdi sonrası kurulacak hükümette yer almayacaklarını, hükümet kurma veya başbakanı belirlemek için yapılacak görüşmelere de katılmayacaklarını söyledi.

İran’ın Irak’taki nüfuzu önünde engel teşkil eden Irak milliyetçiliğinin öncülüğünü yapmak isteyen Sadr’ın, İran’ın desteklediği Bağdat hükümetini düşürmeye çalışması, Tahran’ın Bağdat’taki çıkarlarını baltalamak istediği şeklinde yorumlanmaya başladı. Abdulmehdi’nin istifa etmesine rağmen 460 göstericinin hayatını kaybettiği aralık ayında Sadr, bir adım daha atarak güvenlik güçlerinin yetersiz olduğu meydanların korunması ve barışçıl gösterilerin selameti için “Mavi Şapkalı” destekçilerine çağrıda bulundu.

Bu çağrının hemen ardından 7 Aralık’ta Sadr’ın Necef kentinin el-Hanane bölgesindeki evine Silahlı İnsansız Hava Aracı ile saldırı düzenleyerek kendisine gözdağı verilmek istendiği şeklinde yorumlandı.

Sadr’ın Süleymani’nin ölümü sonrası gösterilerdeki rolü

ABD’nin hiç beklenmedik bir şekilde İranlı Komutan Süleymani ve yine İran’a yakın Iraklı Haşdi Şabi Komutanı Mühendis’i, 3 Ocak’ta Bağdat Havalimanı’na yakın bir bölgede SİHA ile öldürmesinin ardından Sadr’ın göstericilere ve elbette İran’a yönelik tutumunda değişiklik meydana geldi.

Süleymani ve Mühendis’in öldürülmesinden sonra açık bir şekilde kendi ülkelerinde ABD’nin kolayca hedefi haline gelebileceklerini anlayan Iraklı Şii milis gruplar, ABD tehdidine karşı tüm ihtilafları bir kenera bırakıp uzlaşmak için ilk önce Beyrut’ta Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve ardından Kum kentinde Sadr ile bir araya geldi.

Gösterilerin başında bu yana İran’ın Kum kentinde bulununan Sadr, bunun sebebini dini eğitim olarak gösterse de işin perde arkasında olası bir suikastte tedbir amaçlı orada olduğu iddia ediliyor.

Zira İran’a yakın Asaib Ehlil Hak Örgütü lideir Kays Hazeli, 5 Şubat’ta yerel bir televizyona verdiği röportajda ABD’nin Sadr’a suikast düzenleyip suçu örgütlerinin üzerine atma planının olduğunu ileri sürdü.

Hazeli, bu plandan İran’ın önceden haberdar olduğun ve Sadr’ın da bilgilendirildiğini söyledi. Bu kapsamda Sadr’ın İran’da olmasının başlıca nedenleri arasında aslında can güvenliğinin yer aldığı söylemek mümkün.

İran’a yakın Irak’taki Şii milis gücü Nuceba Hareketi Sözcüsü Nasr eş-Şammari, Kum’daki toplantı sonrası 14 Ocak’taki bir açıklamaya yaparak ABD güçlerinin tamamen Irak’tan çekilmesi için “güçlerin birleştirilmesi ve koordine edilmesi” kararının alındığını söyledi.

Kum toplantısında Mühendis’in ölümü nedeniyle Haşdi Şabi içindeki boşluğun kapatılması için de Sadr ve Amiri’nin görüştükleri iddia edildi. Görüşmede Sadr’ın Amiri’nin Haşdi Şabi’nin başına geçmesinde herhangi bir sakınca görmediğini ancak kendi nüfuzunun artırılmasına yönelik bazı taleplerinin gerçekleştirilmesi şartı koyduğu ileri sürüldü. Zira henüz Mühendis’in yerine kimse seçilmediği gibi, Amiri’nin başkanlığı konusunda da bir gelişme meydana gelmedi.

Sadr, Kum toplantısından hemen sonra ABD’nin ülkedeki varlığının sonlandırılmasına yönelik başkent Bağdat’ta 24 Ocak Cuma günü “milyonluk gösteri” düzenlenmesi çağrısında bulundu. Hükümet karşıtı gösterilerden bağımsız düzenlenen bu eyleme daha önce aralarında ciddi ihtilaflar bulunan Fetih Koalisyonu lideri Hadi Amiri’den de destek geldi.

Süleymani’nin öldürülmesinden sonra düzenlenen Kum toplantısının Sadr’ı, daha önce hükümet karşıtı gösteriler ve kendi ajandası için zıt durduğu İran’a yakın Şii gruplarla ve siyasi elite yakınlaştırdığı şeklinde yorumlanabilir. Çünkü 24 Ocak Cuma Bağdat’taki ABD karşıtı gösteri sonrası Sadr, hükümet karşıtı gösterilerin sonlandırılması ve göstericilerin de evlerine dönmesi çağrısında bulundu.

Sadr’ın Bağdat’taki milyonluk gösterisinden hemen bir gün sonra güvenlik güçleri hükümet karşıtı göstericiler tarafından kapatılan Tayaran Meydanı, Ahrar Köprüsü ve Muhammed el-Kasım otobanını trafiğe açarak oradaki eylemcilere müdahale etti. Aynı gün göstericilerin Bağdat’taki kalesi olan Tahrir Meydanı yakınlarındaki göstericilerin eylem çadırları ateşe verildi.

Gösteriler Sadr’ın çağrısı üzerine meydanlara çıkmadıkları hatırlatmasında bulunarak, onun çağrısıyla da eylemlerine son vermeyeceklerini belirterek tutumlarında kararlı olduklarını dile getirdiler. Sadr’ı gösterilere ihanet etmekle suçlayan protestocular, “Sadr, İran’ın vadettiği gibi Irak’ın yeni başbakanı olması karşılığında devrimcilere ihanet etmiştir.” dediler.

Sadr’ın gösterileri destekleyip bastırma taktiği

Kum toplantısının yaklaşık 15 gün sonra Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih, 1 Şubat’ta Sadr ve Amiri’nin üzerinde anlaştığı bağımsız aday Muhammed Tevfik Allavi’ye hükümeti kurma yetkisi verdi.

Göstericiler, daha önce adı geçen başbakan adayları arasında olan Allavi’yi en başından beri kabul etmediklerini, hem eski dönemlerde hükümet içinde bakanlık görevlerinde bunulması hem de siyasi elitin bir uzantısı olması gerekçesiyle şiddetle karşı çıktı.

Ancak Sadr, göstericilerin en başından beri dile getirdiği ve kendisinin de Süleymani öldürülmeden önce desteklediği talepleri bir seferde gözardı ederek Allavi’yi açık desteğini bildirdi. Sadr, Allavi’nin siyasi partilerin değil halkın adayı olduğun belirterek, göstericileri daha çok tepkisini aldı.

Sadr’a bağlı Mavi Şapkalılar, Allavi seçildikten sonra 3 Şubat’ta, göstericileri bastırmak için Bağdat’ta protestoların sembolü olan Türk Lokantası binasını zorla boşaltı.

Meydanları bırakmama konusunda ısrarcı olan göstericiler ve Sadr yanlıları arasında 5 Şubat’ta Necef kentinde gerginlik meydana geldi. Her iki taraf arasındaki arbede kısa zaman içinde silahlı çatışmaya dönüştü ve en az 7 gösterici hayatını kaybetti, 40 gösterici de yaralandı.

Necef’teki gösterilerin bastırılmasında 1 gün sonra 6 Şubat’ta ise Basra kentinde Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam milis gücü komutanlarından Hazim el-Hilfi, kimliği belirsiz kişilerce silahlı saldırıda öldürüldü.

Siyasi manevralar konusunda hızlı zikzaklar çizebilen Sadr’ın bir sonraki hamlede ne yapacağını kestirmek mümkün değil ancak aldığı İran desteği ile bastırmaya çalıştığı göstericiler arasında popüler, milliyetçi ve reformist karizmasını şu an için kaybettiğini öngörebilmek zor değil.

Sadr gücünü bölgesel aktörlere gösteriyor

Sadr, İran’ın da hedef alınıp, Kerbela ve Necef’te konsoloslukları ateşe verilen hükümet karşıtı gösterilerde eylemciler safında yer alırken, ilk önce Necef’teki evine SİHA ile saldırılması ve ardından Süleymani ve Mühendis’in öldürülmesiyle Tahran’a yakınlaştığı söylenebilir. Zira Sadr’ın 2003 sonrası Irak merkezi hükümet ve ABD ile yaşadığı sorunlar nedeniyle dönemsel olarak İran’a yakınlaştığı unutulmamalı.

Süleymani ve Mühendis olayından sonra İran’ın Irak’taki müttefiklerinin başında gelen Hadi Amiri’nin yanı sıra Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el Maliki ve diğer Şii milis grupların bitiremediği hükümet karşıtı gösterilerin bastırılması için Sadr’a destek verdiği son yaşanan olay üzerinden okunabilir. Bu bağlamda İran’ın Bağdat üzerindeki hegemonyasını Sadr üzerinden korumaya çalıştığı görülebilir.

Sadr’ın aynı zamadan göstericileri bastırıp yolları ve meydanları trafiğe açarak Iraklı Şiiler arasında nasıl bir güce sahip olduğunu Tahran ve bölgesel aktörlere kanıtlama fırsatı elde ettiği tespiti yapılabilir.

Siyasi manevralar konusunda hızlı zikzaklar çizebilen Sadr’ın bir sonraki hamlede ne yapacağını kestirmek mümkün değil ancak aldığı İran desteği ile bastırmaya çalıştığı göstericiler arasında popüler, milliyetçi ve reformist karizmasını şu an için kaybettiğini öngörebilmek zor değil.

Sadr ve İran’ın yakınlaşmasıyla meydana gelen iş birliğinin ne kadar süreceği, ülkedeki en yüksek dini mercii Ali es Sistani’nin bastırılan göstericiler için sergileyeceği tutum, başbakan adayı Allavi’nin kabineyi kurup kurumayacağı, İran’a yakın Iraklı Şii grupların “Ebu Mehdi Mühendis” sonrası Haşdi Şabi üzerindeki güç dengesi için girecekleri çekişmeye bağlı olduğu bilinmelidir.

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, 15 Temmuz'da yaşananları anlattı

Cts Şub 8 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, Beykoz Belediyesi tarafından Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “15 Temmuz Milli Duruş” konulu etkinlikte, hain darbe girişiminin olduğu gece yaşananları anlattı. Muhammed Gencebay Gür   |08.02.2020 Fotoğraf: Muhammed Gencebay Gür/AA İstanbul İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, Fetullahçı Terör […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump