Düşen uyduya rağmen İran uzay programında kararlı

Zafer-1 uydusunun yörüngeye oturamaması İran Uzay Ajansı’nın son bir yıldaki dördüncü başarısızlığı. Fakat uyduyu taşıyan roketinin 530 kilometrelik yüksekliğe ulaşması, İran’ın teknolojik askeri kapasitesinde ilerleme kaydettiği anlamına geliyor.

Hadi Khodabandah Loui   |11.02.2020
Düşen uyduya rağmen İran uzay programında kararlı

İstanbul

İran’ın pazar günü saat 18:45 civarında İmam Humeyni Uzay Üssü’nden uzaya gönderdiği Zafer-1 uydusu yörüngeye oturma aşamasında başarısız oldu. İran Savunma Bakanlığı roketin son aşamada yeterli hıza ulaşamadığını ve Hint okyanusuna düştüğünü duyurdu.


Zafer-1 uydusunun yörüngeye oturamaması İran Uzay Ajansı’nın son bir yıldaki dördüncü başarısızlığı oldu. Fakat bu girişim başarısız olmasına rağmen, 113 kilogram ağrılığındaki Zafer-1 uydusunu taşıyan Simurg roketinin 530 kilometrelik bir yüksekliğe ulaşması, İran’ın balistik füze programı dahil, teknolojik askeri kapasitesinde ilerleme kaydettiği anlamına geliyor.

Tahran’ın artan uzay araştırmaları faaliyetlerinin, siber alanda geliştirdiği gücüyle birleştiğinde, ülkenin sert gücünün çok yönlü gelişmesine imkân sunacağı gözden kaçmamalıdır.

Pazar günü gerçekleşen fırlatma girişiminden önce İran, Zafer-1 uydusunun yörüngeye oturamaması durumunda, önceden ürettiği Zafer-2 uydusunu hızlı bir şekilde yeniden test edeceğini duyurmuştu. Bu nedenle, fırlatma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ertesinde, İran’ın gelecek aylarda başka bir Simurg roketi için fırlatma girişimi gerçekleştirmesi bekleniyor. Bunlara ek olarak, İran Uzay Ajansı Nahid-2 ve Pers-1 olmak üzere iki uydunun gelecek yıllarda fırlatılacağını da ilan etmiş bulunuyor.

Zafer uydusunun üretimine 80 İranlı bilim adamının katılımıyla üç yıl önce başlanmıştı. Uydu 18 aydan daha uzun bir süre kullanıma hazır olacak şekilde tasarlandı. İran Uzay Ajansı başkanının açıklamasına göre, Zafer yörüngeye ulaşmayı başarabilseydi, gözlem ve haberleşme olmak üzere iki görevi yerine getirecekti. İlk görevi olan gözlem kapsamında, bu uzay aracı 22,5 metreye kadar yeryüzünün renkli görüntülerini yakalayabilen dört kamera taşıyordu. Bu kameralar İran’ın petrol rezervleri için arazide araştırma yapmasına, tarımsal gelişmeleri ve ayrıca deprem gibi doğal afetleri gözlemlemesine ve incelemesine olanak sağlayacaktı. Uydunun ikinci görevi ise haberleşme alanında gerçekleştirilecekti. Böylelikle bir kullanıcı uyduya bir mesaj yükleyebilecek ve daha sonrasında bu mesaj uzay aracının yörüngeden geçtiği sırada alıcılara aktarılacaktı.

2004 yılının başlarında kurulan İran Uzay Ajansı, yörüngeye roket gönderme ve yerleştirme faaliyetlerini kontrol etme amacı taşıyan önemli bir devlet kurumu haline geldi. Ajans geçtiğimiz 16 yıl içinde birçok başarıya imza atsa da bazı beklentileri karşılayamamış, karnesine birçok başarısızlık da yazılmıştı. Örneğin 2019 yılı ağustos ayının sonlarında fırlatılan roketin havada patlayarak alev alması, aynı zamanda ABD’nin yeni yaptırım dalgasına da neden olmuştu. Kaza, roket uzay araçlarının ana fırlatma platformlarından biri haline gelen ve eski bir askeri bölge olan Simnan Uzay Üssü’nden fırlatıldıktan hemen sonra meydana gelmişti.

ABD ile tırmanan gerginlik bağlamında İran uzay programı

İran uzay vizyonunu ağır ve gelişmiş uyduları yörüngeye taşıyan Uydu Fırlatma Araçları (UFA/SLV) üretiminden, sahadaki coğrafi-askeri gelişmeleri gözleyen ve analiz eden uyduların geliştirilmesine kadar geniş bir yelpazede tanımlamaktadır. Yüksek irtifalarda biyolojik kapsüllerle deney yapan ve Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde uzaya maymun gönderen İran Uzay Ajansı’nın, yörüngeye insan göndermek gibi iddialı planları da bulunuyor.

İran, uzay programına 2015 yılından itibaren verdiği 4 yıllık arayı, ABD’nin “maksimum baskı” politikasının ardından, 2019 yılında yeniden aktif hale getirdi. Bu 4 yıllık kesinti sürecinde Devrim Muhafızları Ordusu Hava ve Uzay Komutanlığı’nın uzay roketlerini denemekte ısrarlı olduğu, ancak Batı ile nükleer müzakereleri yürüten hükümetin söz konusu denemeleri askıya aldığı biliniyor. 2019 Ocak ayında ABD Temsilciler Meclisi’nin Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye karşı onayladığı yaptırım yasalarının ardından, İran 3 roket fırlatma girişiminde bulundu. Ancak Tahran’ın Ocak, Şubat ve Ağustos aylarında gerçekleştirdiği bu üç uydu fırlatma girişimi de başarısızlıkla sonuçlandı. İran’ın 29 Ağustos 2019’ta gerçekleştirdiği en son denemenin ardından, ABD Hazine Bakanlığı İran Uzay Ajansı ve Hava-Uzay Araştırma Enstitüsü’nü yaptırım listesine aldı.

Bahsi geçen başarısız fırlatma dizisi İran’ın uzay programının teknolojik yetersizliği şeklinde yorumlansa da, ABD’nin yaptırımlarının ve sızma/sabotaj operasyonlarının etkisi gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim ABD Başkanı Donald Trump 30 Ağustos 2019’da paylaştığı yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleriyle, ABD’nin İran uzay programını yakından izlediğini ifade etmişti. Ayrıca New York Times’ın iddiasına göre Trump yönetimi, George W. Bush döneminde İran’ın füze-roket programına yönelik geliştirilen ve Obama döneminde durdurulan sabotaj operasyonlarını da yeniden başlatmıştı.

İran’ın Uzay Programının Askeri Boyutu

Uzay araştırmaları alanında faaliyet gösteren ülkeleri, kaydettikleri ilerlemelere göre üç kategoriye ayırabiliriz. İlk sırada ay yüzeyine iniş yapan ABD, Rusya ve Çin yer almaktadır. Bu üç süper gücü, aya iniş yapmaya yakın olan Japonya ve Hindistan takip ediyor. Bu ülkelerin ardından sadece AB ve Güney Kore’nin uzaya çıkacak teknolojiye sahip olduğu düşünülmekte. Güçlü bir endüstriyel altyapıya sahip olan bu ülkeleri hangi ülkelerin takip edeceği belirsizken, yıllardır havacılık sektörü ambargo altında olan İran’ın uzay kulübüne dahil olma amacı iddialı bir girişim. Buna ilaveten, pozitif bilime yönelik ideolojik yaklaşım güden bir devletin uzayı keşfetmek istemesi de soru işaretleri doğurmaktadır.

ABD, İsrail ve bazı Batılı devletler ise İran’ın uzay araştırmaları faaliyetlerini bir “güvenlik tehdidi” olarak algılamaktadırlar. ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere İran’ın uzay programını yakından takip etmekle birlikte, bu programın balistik füze programıyla bağlantılı olduğunu ve bu faaliyetlerin 20 Temmuz 2015 tarihli 2231 sayılı BMGK kararını ihlal ettiğini ifade etmişlerdir. ABD’de dönemin Ulusal Güvenlik Müsteşarı James Clapper ise Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu’na yaptığı açıklamada, İran’ın uydu fırlatma teknolojisini geliştirmesinin “Kıtalararası Balistik Füze sistemleri dahil uzun menzilli füzelerin geliştirilmesi için Tahran’a gereken imkân ve motivasyonu sunduğunu” ifade etmiştir.

İran ise bugüne kadar uzay programının, nükleer tesislerdeki nükleer enerjinin bilimsel olarak araştırılması ve geliştirilmesi için gerekli olduğunu söylemekte ve bunu da tamamen barışçıl bir girişim olarak tanımlamaktadır. Hatta İranlı yetkililer uzay roketleri programının askeri boyuta sahip olmadığını sık sık vurgulayarak bu roketlerin isimlerini askeri füzelerin isimlerinden farklı olarak seçmeye özen göstermişlerdir. Füzelerin Siccil, Zelzal ve Zülfikar gibi (deyim yerindeyse ofansif anlamlar içeren) dini terimlerle isimlendirmelerinden farklı olarak, uzay roketlerine Kâşif, Rasat, Elçi ve Simurg gibi bilimsel terminoloji ve Pers mitolojisiyle ilgili isimler verilmektedir. Ancak bu iddialarının gerçekliğini sorgulamak için, İran’ın İran-Irak Savaşı (1980-1988) sonrasında başlattığı geniş füze geliştirme programını irdelemek gerekir. Çünkü bu programa başlanmasının stratejik nedeni, ülkenin hava kuvvetlerinin zayıf olması ve uçak parçalarının ABD yaptırımları nedeniyle temin edilememesiydi.

İranlı makamların iddialarının aksine, uzay ve füze programları arasındaki ortak özellikler, uzay roketlerinin tasarım ve test sürecindeki üç teknik benzerlikle ilişkilendirilebilir. Bu benzerlikleri yüksek irtifaya ulaşmak, ağır başlık taşımak ve başlıkları atmosfere geri döndürme şeklinde tanımlayabiliriz. Ayrıca İran’ın uzay programı, ülkenin füze programıyla bağlantısının ötesinde, İran’ın siber alandaki faaliyetlerine de entegre edilme kapasitesine sahiptir. Yörüngenin iletişim teknolojileri açısından ne derece kritik bir öneme sahip olduğu dikkate alınırsa, Tahran’ın artan uzay araştırmaları faaliyetlerinin, siber alanda geliştirdiği gücüyle birleştiğinde, ülkenin sert gücünün çok yönlü gelişmesine imkân sunacağı gözden kaçmamalıdır.

Diğer yandan, Tahran’ın ulusal güvenlik stratejisi ve “yüksek tehdit algısı” dikkate alındığında, bu programın çoklu amaçlarından birinin de uydu teknolojilerinin İran’a hasım devletler tarafından kullanımına karşı savunmaya yönelik bir konsepte sahip olduğu düşünülebilir. İran istihbarat, keşif ve erken uyarı sistemleriyle bağlantılı kapasitesini yavaş ama istikrarlı bir şekilde geliştirmektedir. İran’ın uzay araştırmaları alanında edindiği teknik bilgiler sayesinde ele geçirdiği RQ-170 Sentinel tipi Amerikan İHA’sının GPS sistemini kopyaladığı, doğrudan enerji projeksiyonu kullanarak bir ABD istihbarat uydusunu engellediği ve Batılı ticari uydulara karşı ileri Jamming teknolojilerini kullandığı ifade edilmektedir. Daha iddialı tahminlere göre, orta ve uzun vadede gelişmiş izleme ve konumlandırma teknolojileri, Tahran’a ASAT sistemini kullanarak uyduları (C4ISR) olarak bilinen komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif platformlarını hedef alma kapasitesini sunabilecektir. Özetle, İran’ın uydu karşıtı silahları geliştirme kapasitesi şu şekilde sıralanabilir: Kinetik enerjili uydu karşıtı silahlar, lazer tabanlı uydu karşıtı silahlar, uydu karşıtı elektronik silahlar, uydu karşıtı siber silahlar.

Komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif platformlarının Pentagon ve CIA tarafından giderek yaygın bir şekilde askeri-istihbari operasyonlara entegre edildiği dikkate alınırsa İran’ın tehdit algısının gerekçeleri ve uzay programının defansif yönünün bu alandaki önemi anlaşılacaktır.

[Hadi Khodabandeh Loui İran Araştırmaları Merkezi’nde (İRAM) Güvenlik Çalışmaları Koordinatörü olarak görev yapmaktadır]

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Zeugma ve Fırat Nehri'nin tanıtımı için özel görüntü çekildi

Sal Şub 11 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Gaziantep’in Nizip ilçesinde Nizip Kaymakamlığı ve Nizip Belediyesi’nce “Fırat Kültür Koridoru” görüntüsü hazırlatıldı. İrfan Aydoğdu   |10.02.2020   Gaziantep Gaziantep’in Nizip Belediye Başkanı Mehmet Sarı, Drone ile çekilen ve ilçe merkezinden başlayıp Zeugma’ya kadar uzanan yolculukta, ilçenin tarihi dokusuyla kültürünün anlatıldığını ve tanıtıldığını söyledi. 11 dakika […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump