Milli Savunma Bakanı Akar: Bizim için bütün mesele rejimin ateşkese uyması

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Bizim Rusya ile karşı karşıya gelmek gibi ne niyetimiz ne maksadımız var. Bizim için oradaki bütün mesele rejimin ateşkese uyması.” dedi.

Barış Gündoğan,Sarp Özer   |20.02.2020
Milli Savunma Bakanı Akar: Bizim için bütün mesele rejimin ateşkese uyması

Ankara

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Bizim Rusya ile karşı karşıya gelmek gibi ne niyetimiz ne maksadımız var. Böyle bir şey asla söz konusu değil. Bunun olmaması için elimizden gelen her türlü gayreti gösterdik, göstermeye devam edeceğiz. Bizim için oradaki bütün mesele rejimin ateşkese uyması.” dedi.

Akar, CNN Türk televizyonunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

İdlib‘deki gelişmeler ve Türkiye’nin Rusya ile yaptığı görüşmelerde gelinen noktanın sorulduğu Akar, Türkiye olarak sürecin başladığı andan itibaren tüm taraflarla ilkeli ve şeffaf şekilde ilişkilerini sürdürdüklerini belirtti.

Türkiye’nin şu anda da aynı noktada bulunduğunu ve tutumunda bir değişiklik olmadığını aktaran Akar, Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirdiğini, muhataplarından da sorumluluklarını yerine getirmesini beklediğini vurguladı.

Akar, “Soçi Mutabakat Muhtırası‘nda, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin sınırları belli. Burada aslolan bu sınırlara uyulması. Bu muhtıranın temeli burada yatıyor. Biz diyoruz ki bunu ihlal eden rejim üzerinde gerekli nüfuzunuzu kullanın, etkiyi sağlayın ve rejimin ateşkese uymasını, Soçi Mutabakat Muhtırası’na uymasını gerçekleştirin. Yaptığımız görüşmelerde bunları ortaya koyuyoruz.” dedi.

Türkiye’nin İdlib’e ilişkin beklentilerini aktarırken Akar, şunları söyledi:

“Derhal kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve böylece göçün durdurulması, göçün durdurulmasıyla da insanların rahat nefes alması. Burada askeri bir durum var doğru, fakat bunun da ötesinde insani bir dram söz konusu. Milyonlarca insan kışta kıyamette, zor iklim koşullarında hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Hal böyle iken rejim acımasız bir şekilde hala gaddar… Bir şekilde hastaneler dahil, vurmaya devam ediyor. Dolayısıyla bizim buradaki tutumuzda ve davranışlarımızda bir değişiklik yok, bizim taleplerimiz gayet açık.”

Bakan Akar, Rusya ile yaptıkları görüşmelerin devam ettiğini ve edeceğine işaret ederek, İdlib’de bir de çok ciddi kavramsal durumlar yaşandığına dikkati çekti.

“Rejim devamlı İdlib’de yaşayan milyonlarca insanı ki 3,5 – 4 milyon insan yaşıyor orada, bu insanları terörist olmakla suçluyor. Bu bir kere kavramsal olarak rejimin iflası demektir.” ifadesini kullanan Hulusi Akar, şöyle konuştu:

“Rejim burada bir şekilde kendisine muhalif olan herkesi terörist olarak damgalıyor ve onlara hiçbir şekilde yaşam hakkı tanımıyor. Varil bombaları dahil, havadan karadan saldırılar dahil, hiçbir ayrım yapmaksızın herkesi katlediyor. Bu bir katliam. Türkiye olarak biz bütün tarihimiz boyunca olduğu gibi bugün de mazlumların yanında olmaya devam ediyoruz. Bu çerçevede biz orada varlığımızı sürdürüyoruz ve Soçi Mutabakat Muhtırası’na uyulmasını talep ediyoruz.”

Astana Mutabakatı’nın 5. maddesini hatırlattı

Akar, Türkiye’nin Suriye’de 12 gözlem noktası olduğu hatırlatılarak, Türkiye’nin talebinin Suriye rejiminin bu gözlem noktalarının gerisine çekilmesi olduğunu vurguladı. Buna karşılık Rusya’nın sahadaki gerçeklerin değiştiğini söylediğini aktaran Akar, “Onlar artık o kadar geriye çekilemezler, oldukları yerde uzlaşalım’ gibi bir teklif mi getiriyorlar?” sorusu üzerine, “Buna benzer onların bazı görüşleri, önerileri var. Fakat bizim burada onlara hatırlatmamız gereken bir başka nokta da Astana Mutabakat Muhtırası‘nın 5. maddesi.” dedi. Bakan Akar, bu maddede “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesinde, gerginliğin azaltılması bakımından alınması gereken ilave tedbirlerin taraflarca alınacağına” vurgu yapıldığını belirterek, “Biz de bu çerçevede birliklerimizi oraya sevk ederek, burada biz ‘gerekirse zor kullanarak ateşkesi sağlayacağız.’ diyoruz. Kim olursa olsun, ateşkesi kim ihlal ederse.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’nin 5. madde çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirmek amacıyla birliklerini sevk ettiğini yineleyen Akar, kim olursa olsun ellerinden gelen gayreti kullanarak, gerekirse de zor kullanarak ateşkesi sağlayacaklarını bildirdi.

Akar, Türkiye’nin gözlem noktalarını boşaltmasının kesinlikle söz konusu olmadığını, bunu da çok kez muhataplarına ilettiklerini, taraflarca imza altına alınan Soçi Mutabakat Muhtırası’ndaki İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ndeki sınırlara uyulmasını beklediklerini söyledi.

Türkiye’nin gündeminde Soçi Muhtırası’nın revize edilmesi gibi bir konu bulunmadığının altını çizen Akar, “Şu ana kadar 1500 kişi, mayıstan itibaren havadan ve karadan saldırılarla 1500’den fazla insanı katlettiler. Hiçbir ayrım yapmaksızın. Beş bin civarında yaralıdan bahsediyoruz. Bir milyondan fazla insan evini, topraklarını terk etti. Bu insanlar terörist mi? Bu bir taraftan radikalleşmeyi hızlandırıyor, bir yandan göçü hızlandırıyor.” şeklinde konuştu.

Bakan Akar, Türkiye’nin zaten 4 milyon civarında Suriyeliye ev sahipliği yaptığını ve İdlib’de baskıların artması durumunda göçün de artacağını ancak Türkiye’nin ilave göçü karşılayamayacağını söyledi.

Böyle bir göç dalgasının ister istemez hem AB’ye hem de ABD’ye yansıyacağının altını çizen Akar, “Dolayasıyla bizim burada ortaya koyduğumuz şey sadece Türkiye’nin haklı menfaatleri değil. Aynı zamanda bölgenin, Suriyeli kardeşlerimiz başta olmak üzere bütün bölgenin, Avrupa’nın, Amerika’nın geleceği bakımından önemli, istenmeyen gelişmeler olabilir. Bu konuya biz dikkati çekiyoruz. Bunun bilinmesini, anlaşılmasını istiyoruz.” dedi.

İdlib’e harekat olacak mı?

“Şubat ayı sonunda bahsedilen yere geri çekilme olmazsa Türkiye Barış Pınarı Harekatı’nda olduğu gibi İdlib’de de harekat için hazır mı?” sorusu üzerine Akar, “Bu konuda zaten Sayın Cumhurbaşkanımız talimatlarını verdiler, hedefi gösterdiler. Biz de gerekli planlamalarımızı yaptık. A, B, C planlarımızı yaptık. Bu plan yeri ve zamanı geldiğinde uygulanmaya başlar.” ifadesini kullandı.

Bakan Akar, “Suriye’nin arkasında Rusya’nın olduğunu biliyoruz. O zaman Türkiye, Rusya ile karşı karşıya mı gelecek?” denmesi üzerine, Türkiye’nin Rusya’ya karşı herhangi bir tavrının söz konusu olmadığını, tek hedefinin rejim, ateşkese karşı gelen kişi ve gruplar olduğunu vurguladı.

Kremlin’den yapılan “harekatın en kötü senaryo” olacağı yönündeki açıklamanın sorulması üzerine Akar, Türkiye’nin en başta Soçi Mutabakat Muhtırası’nın görüşmeler yoluyla barışçıl yol ve yöntemlerle ilerlemesinden yana olduğunu belirtti.

Akar, Suriye’nin hava sahasını Rusya’nın kontrol ettiği ve olası bir harekatta bu durumun harekatı zorlayacağı yönündeki tezlerin hatırlatılması üzerine, bu durumun doğru olduğunu, bu zorluğun Rusya’nın karışmamasıyla aşılabileceğini, bunun için de görüşmelerde bulunulduğunu aktardı.

Hulusi Akar, bir soru üzerine, Rus askerlerinin kendi üniformalarını çıkarıp, Suriye üniforması giydiği yönünde kendilerine ulaşan bir bilgi bulunmadığını söyledi.

Bölgede Rus askerleri ile Türk askerleri arasında gayet sağlıklı bir diyalog olduğunu bildiren Akar, her an her türlü bilgi alışverişinin yapılabildiğini bildirdi.

Akar, anayasa yazım çalışmalarının sürdüğünü, Türkiye olarak beklentilerinin bunun sonunda seçimlerin yapılması ve herkesi temsil edecek meşru bir Suriye hükümeti çerçevesinde, istikrara kavuşmuş, demokratik değerlere saygılı bir devletin oluşması olduğunu dile getirdi.

Rusya’dan “Türkiye’nin İdlib’teki sorumluluklarını yerine getirmediği” yönündeki açıklamaların hatırlatılması üzerine Akar, Türkiye’nin muhtırada yer alan silahlardan arındırılacak 15-20 kilometrelik bölgede çok yoğun çalışmalar yaptığını, tüm ağır silahların bu bölgeden çıkarılmasını sağlarken, ateşkesin rejim tarafından tekrar tekrar bozulduğunu anlattı. Bu durumun çalışmalarını akamete uğrattığını aktaran Akar, Türkiye’nin orada hava sahasını tam olarak kullanması talebinin de karşılanmadığını açıkladı.

Hava sahasını kullanamamaktan kaynaklı sıkıntılar yaşandığını aktaran Akar, Türkiye’nin hava sahasını etkin şekilde kullanması yönünde görüşmelerin sürdüğünü belirtti.

Akar, “Türkiye, Rusya ile karşı karşıya gelirse ne olacak?” şeklindeki soruların dile getirilmesi üzerine şunları kaydetti:

“Bizim Rusya ile karşı karşıya gelmek gibi ne niyetimiz ne maksadımız var. Böyle bir şey asla söz konusu değil. Bunun olmaması için elimizden gelen her türlü gayreti gösterdik, göstermeye devam edeceğiz. Bizim için oradaki bütün mesele rejimin ateşkese uyması. Rejimin saldırılarının durması. Rejimin katliamını kesmesi. Oradaki insanlara yaptığı ezaya, cefaya, zulme son vermesi ve böylece radikalleşmenin ve göçün önüne geçilmesi. Çok açık bizim ifade ettiğimiz husus.”

Mehmetçiğin can güvenliği için bütün tedbirlerin alındığını söyleyen Akar, Türkiye’nin oradan ne zaman çıkacağı yönündeki soruyu yanıtlarken, Suriye’de tüm tarafların katılımıyla yapılacak demokratik seçimler ve kurulacak meşru hükümeti işaret etti.

“Kimse bizi dışarı doğru ittirmesin”

“ABD’nin İdlib’de desteği nedir, sözsel bir destek mi?” sorusuna karşılık Akar, birçok ülkenin İdlib’deki insanlık dramının farkında olduğunu ve Türkiye’nin faaliyetlerinin saygıdeğer bulunduğunu söyledi. Akar, bunun sadece sözde olmasının yeterli olamayacağını, fiili katkı sağlanmasının önemine işaret etti.

Akar, “Askeri destek söz konusu olursa ABD askerlerin bizzat İdlib’de sahaya inmesi söz konusu olabilir mi?” sorusuna, “Hayır, öyle bir şey yok” yanıtını verdi.

Olası askeri desteğin nasıl olabileceğinin sorulması üzerine Akar, şunları söyledi:

“Daha önce hava savunma bataryalarını bize gönderdiler. Çünkü ülkemize karşı hem hava, füze tehdidi var hem de bu konuda daha önce yaşanmış bazı olaylar var. Bu manada bir Patriot bataryası desteği olabilir. Ayrıca bu konuda NATO Genel Sekreterinin de çeşitli açıklamaları var. Stoltenberg de bu konuyu yakinen takip etmekte, onların da bir takım teşvikleri, planları, uygulamaları önümüzdeki günlerde ortaya çıkabilir.”

Akar, Patriotlarla ilgili başka bir Avrupa ülkesinden destek olup olamayacağının sorulması üzerine, “Olabilir, tabii” karşılığını verdi. Avrupa ülkelerinden bu konuda destek gelirse ne yapılacağına yönelik soruya da Akar, “Değerlendiririz, konuşulur, görüşülür esaslar dahilinde tartışılır ona göre cevaplarımızı hazırlarız, veririz.” dedi.

Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı iddialarına yönelik değerlendirmesi sorulan Akar, “Türkiye’nin eksen kayması söz konusu değil. Ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaatlerini korumak ve kollamak, halkımızın refahına katkı sağlayabilmek bakımından çeşitli temaslarımız var.” ifadesini kullandı.

Akar, Türkiye’nin NATO’nun en eski üyelerinden olduğunu ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirdiğini dile getirerek, “Eksenden kayması, uzaklaşma yok, böyle bir şey söz konusu değil, kimse de bizi ittirmesin dışarıya doğru. Biz NATO’dayız, NATO’da devam ediyoruz. Ayrıca Avrupa Birliği hedefleri konusunda herhangi bir değişiklik yok. Bu konuda da çalışmalarımız sürüyor, bütün problem Avrupa tarafından geliyor.” değerlendirmesini yaptı.

Rusya’dan tedarik edilen S-400 hava ve füze savunma sisteminin durumuna ilişkin Akar, “Şu anda kuruluş, eğitim süreci devam ediyor, planlandığı şekilde de faaliyetlerimiz gerçekleşecek, bundan kimsenin şüphesi olmasın, nokta.” dedi.

Akar, sisteme ilişkin eğitimlerin ve kurulum çalışmalarının ne zaman tamamlanacağı sorusuna ise “Baharda gerçekleşecek.” cevabını verdi.

“FETÖ ile mücadelede  24 bin 185 kişiye işlem yapıldı”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, FETÖ ile mücadelede şu ana kadar 24 bin 185 kişiye işlem yapıldığını bildirdi.

Libya’daki son duruma ilişkin soru üzerine Akar, Türkiye ve Libya’nın tarihi geçmişine değinerek, şu anda Libya’da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan, Fayiz es-Serrac’ın başında olduğu Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) bulunduğunu söyledi.

Libya ile yapılan işbirliği muhtıralarının tamamının uluslararası hukuka ve karşılıklı olarak hükümetlerin iradesi çerçevesinde yapılan çalışmalar olduğunu vurgulayan Akar, “Bu çalışmalar sırasında, münasebetlerimiz çerçevesinde bizzat Sayın Serrac tarafından Sayın Cumhurbaşkanımıza bir mektup yazılmak suretiyle yardım talebinde bulunuldu. ‘Bize de bu yardım edin’ talebinde bulundu. Biz de bu aşamada hem çeşitli genel durumu hem ikili ilişkilerimizi değerlendirilmek suretiyle yapabileceğimizin ne olacağını tartıştık, konuştuk görüştük ve daha sonra bildiğiniz gibi Mecliste bu konuda bir tezkere icap etti, onun çıkması sağlandı. Bu doğrultuda da orada bir kısım asker, subay, astsubayımız oradaki Libyalı kardeşlerimize eğitim veriyorlar, danışmanlık yapıyorlar. Mesele bizim açımızdan bundan ibaret.” diye konuştu.

Bunun dışında Libya’da Hafter’e çok ciddi şekilde Ortadoğu’dan, bazen Avrupa ülkelerinden, denizden ve havadan çok yoğun bir şekilde destek sağlandığını anlatan Akar, muhataplarla yapılan görüşmelerde, Hafter’e yapılan bu yardımlara dikkati çektiklerini ifade etti.

Burada çok açık, ilkeli bir tutum ve tavır içinde olduklarına dikkati çeken Akar, ocak ayında bölgede ateşkesin sağlanması için yapılan toplantılar ve hazırlanan metni hatırlatıp, Hafter tarafının bu toplantılarda uyumsuz davrandığını anımsattı.

Türkiye’nin dünya kamuoyu ve BM tarafından tanınan Serrac hükümetiyle çalıştığının altını çizen Akar, “Onlarla beraber oraya bir an evvel ateşkesin sağlanması, silahların susması, akan kanın durması, bir siyasi çözüm için sürecin başlaması için gayret gösteriyoruz. Diğer tarafın da yaptıkları ortada, bunun da dünya kamuoyu tarafından görülmesi, bilinmesi lazım. Bu şekilde yaklaşımla bölgeye bir an önce barış, huzurun gelmesine herkesin katkı sağlaması lazım. Çünkü biz tekrar tekrar her fırsatta şunu söylüyoruz; Libya Libyalılarındır. Dolayısıyla Libyalıların önerdikleri, öncü oldukları çözümlere bizim katkı sağlamak görevimizdir.” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliğinin “Libya’ya silah ambargosunu denetlemek için operasyon başlatacağına” ilişkin açıklamasının hatırlatılarak, “Niye böyle bir açıklama yapılıyor, bu hamle Türkiye’ye karşı mı, Böyle görüyor musunuz?” sorusu üzerine Akar, bunun kendileriyle ilgisi olmadığını ifade etti.

“Asıl denizden ve havadan Hafter gruplarına silah, araç gereç, malzeme gönderenler düşünsünler” diyen Akar, Avrupa Birliğinin orada böyle ambargo denetleme yetkisi ve gücü olup olmadığının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Libya’da BM’nin ortaya koyduğu bir tavır olduğuna işaret eden Akar, “Biz o tavrın etrafında, BM tarafından alınacak inisiyatifler etrafında birleşmenin, çalışmanın çok doğru olacağını değerlendiriyoruz.” dedi.

“Biz F-35’in ortağıyız, müşterisi değiliz”

F-35’lere ilişkin bir soru üzerine Akar, şunları kaydetti:

“Biz F-35’in ortağıyız, müşterisi değiliz. Bu yapılan şey bütün kurallara aykırı, kural hatası var burada. Yani tutup da üye ülkelerden birinin çıkıp, Amerika’nın, ‘hayır, ben size bunu satmıyorum.’ Hayır, değil, biz ortağız, anlaştık biz şu ana kadar da 1,4 milyar dolar para ödedik, ortak olarak. Bu ortaklığın bir başka uzantısı olarak da F35’in bin değişik kalemde parçasını Türkiye’de ürettik, hala da üretmeye devam ediyoruz. Belli bir süre daha üretmeye devam edeceğiz, öyle mutabık kaldık. Ve 2,1 milyara kadar da ödememiz var bizim. Bunu da zaten ödeyeceğimizi taahhüt ettik ve bu konudaki Amerikalı dostlarımızın, bakan yardımcılarının beyanları var, bu konuda en disiplinli ülke Türkiye. Hem taksitlerini ödedi hem verilen siparişleri zamanında yaptı, kalitesine, standardına göre teslim etti. Orada biz ortaklık sorumluluğumuzu yerine getirdik. Amerika’nın da diğer ülkelerin de bu ortaklık konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesini bekliyoruz.”

Rand Corporation’ın raporu

Bakan Akar, Rand Corporation adlı düşünce kuruluşunun “Türkiye’nin Milliyetçi İstikameti ve bunun ABD-Türk Stratejik Ortaklığı ve ABD Silahlı Kuvvetleri Üzerindeki Etkileri” başlıklı 276 sayfalık raporundaki darbe iddialarının hatırlatılarak, “Bir darbe tehlikesi var mı?” şeklindeki soru üzerine, şöyle konuştu:

“Bu Rand raporu hangi amaçla, ne amaçla hazırlandı? Onları mahfuz kalmak kaydıyla oradan çıkan, amaçları bu veya değil, fakat oradan üretilen bir fitne var, fesat var, nifak var ve kurnazlıklar var. Herkes o raporu bir şekilde kendi amaçları doğrultusunda kullanmak suretiyle bir yerlere varmaya, birtakım sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin Milli Savunma Bakanlığı bünyesine alındığını anımsatan Akar, şöyle konuştu:

“Bizler, komuta grubu olarak, bakan, genelkurmay başkanı, kara, deniz, hava kuvvet komutanlarımız, anayasa çerçevesinde, aklın ve bilimin ışığında, yasalar doğrultusunda görevinin başında, milletinin emrinde, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın, açık ve net. Dolayısıyla biz burada bu çalışmaları yaparken, ne olup ne olmayacağı, neler olabileceği konusunda 15 Temmuz’u yaşamış insanlar olarak, tedbirlerimizi, çalışmalarımızı, koordinasyonumuzu, Milli İstihbarat Teşkilatımızla, ilgili bakanlıklar, ilgili kurum ve kuruluşlar, İçişleri Bakanlığımızla, Emniyet Genel Müdürlüğümüzle, Jandarma Genel Komutanlığımızla her anlamda karşılıklı diyalog, koordinasyon içinde çalışmalarımızı büyük bir hassasiyetle büyük bir dikkatle sürdürüyoruz. Burada aslolan hiyerarşidir.”

Akar, “Türk Silahlı kuvvetlerinin ve askerin, vazifesinin gereklerini yapması ve vazife sınırları içinde kalması”, “hukuka uygun, yasa, yönerge, yönetmelikler çerçevesinde çalışılması” ve “her şeyin şeffaf olması.” konusunda herkesin büyük bir fedakarlık ve kahramanlık içinde kendilerine verilen görevleri yapmaya çalıştığını söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin meşguliyeti konusunda NATO’daki operasyonel seviyeye ilişkin kıyaslamada bulunan Akar, 29 NATO ülkesinin ancak “2 büyük operasyon yapabiliriz, 6 küçük operasyon yapabiliriz.” dediğini, Türkiye’nin şu anda sayısal olarak, bu rakamın üzerinde olduğunu ifade etti.

Rand raporunun, Türkiye’nin operasyonel başarısını yıpratmaya yönelik olup olmadığına ilişkin soruya Akar, “Bazıları ülkemizde, medyadan, siyasetten, akademik çevrelerden, bir şekilde halk arasında bu raporun dışında fitneye, fesata, nifaka sebep olabilecek şekilde zaten muğlak olan bazı ifadeleri, biraz daha çarpıtılarak ortaya konulmakta. Bu tabii ki ülkemizin istikrarına zarar vermekte, silahlı kuvvetlerin moral, motivasyonunu olumsuz etkilemekte ve bizim buradaki meşguliyetimizi de bir şekilde artırmakta.” diye konuştu.

Akar, Rand Raporu’nun iyi okunması gerektiğine işaret ederek, raporda kendisiyle ilgili ABD ve diğer muhataplar için “kilit muhatap” olduğuna ilişkin ifadeleri hatırlattı.

Akar, “kilit” sözünün hatalı tercüme edildiğini vurgulayarak, Silahlı Kuvvetlerinin, Milli Savunma Bakanlığı bünyesine alınmasının ardından bir bakan geldiğinde, savunma ve güvenlik konularında bakanlık düzeyinde muhatap olarak, kendilerine geldiklerine dikkati çekti.

Bunun, “çok doğal bir şey” olduğunu belirten Akar, “Buradaki ifade bir şekilde çarpıtılıp, Amerika ve diğer ülkeler, ‘diğer ülkeler’ de kaldırılıp, ‘key’ kelimesi de tercüme edilirken alıp başını gitti, ‘Amerikan yanlısı’ olduk. Bu gerçekten büyük bir cehalet. Bilgisi olmadan kanaat sahibi olmaya çalışanlar. Doğrusu çok açık ve net burada, burada saklı gizli bir şey yok. Bu yapısıyla Milli Savunma Bakanlığı doğal olarak, Türkiye’ye savunma ve güvenlik konusunda gelen bakanların ana muhatabıdır. Doğal bu. ‘diğer ülkeleri’ de kaldırmışlar. Okuyanların lütfen bunu görmesi lazım. Buna göre bakmak, ona göre yorum yapmak lazım.” şeklinde konuştu.

Akar, bu konuda herkesi dikkate ve hassasiyete davet etti.

“Silahlı kuvvetlerimiz, bu FETÖ’den temizlendikçe güçlenmekteyiz”

FETÖ ile mücadele konusundaki soru üzerine Akar, “şüphe aklın yarısıdır” anlayışıyla işlerini, olayı ötelemeden, aynı hassasiyetle, örnek düzeyde, fedakarlık ve kahramanlıkla yaptıklarını söyledi.

“Biz hiçbir zaman silahlı kuvvetlerde FETÖ ile mücadele bitti demedik, demeyeceğiz.” ifadesini kullanan Akar, bu bağlamda yeni bilgi, belge, deliller geldikçe Cumhuriyet savcılıkları, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Emniyet istihbaratla çok yapıcı ve çok yakın iş birlikleriyle, bu konuda yapılması gereken ne varsa yapıldığını anlattı.

Aynı şiddetle aynı tempoda, hassasiyetlerini kaybetmeden FETÖ ile mücadelelerini sürdürdüklerini anlatan Akar, şu değerlendirmede bulundu:

“Şu ana kadar da 24 bin 185 kişiye işlem yapıldı. Her geçen gün bu rakam değişiyor ve devam ediyor. Şu ana kadar bu yasal düzenlemeler çerçevesinde bir de bakan onayıyla atılanlar, ihraç edilenler var. Oda tarafımızdan, bizim imzamızla 3 bin 963 kişi ihraç edildi. Dolayısıyla bu mücadelede azalma, eksilme, yavaşlama, sapma asla söz konusu değil. Yapılması gereken ne varsa bunların hepsi aynı hassasiyetle yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Şunu görüyoruz. Biz, silahlı kuvvetlerimiz, bu FETÖ’den temizlendikçe gücümüz artmakta, güçlenmekteyiz.”

Bakan Akar, bir tarafta terörle mücadelede hudut güvenliği sağlanırken, diğer tarafta Irak’ın kuzeyi, Barış Pınarı, Fırat, Zeytin Dalı, İdlib’de faaliyetlerin sürdüğüne işaret ederek, “Deniz Kuvvetlerimiz, Hava Kuvvetlerimiz gerçekten çok yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürmekte. Bazı günlerde 250 civarında sorti üretebilmekteyiz. Çok büyük bir rakam bu hava kuvvetlerinde. Deniz Kuvvetlerimiz bir anda Ege’de, Doğu Akdeniz’de, Orta Akdeniz’de 15-20-25 gemiyle faaliyet sürdürebilmekte. Bütün komandolarımız görevli şu anda. Özel Kuvvetlerimizin tamamı görevli. Bunları topladığımız, çarpıp böldüğümüz zaman inanın NATO’nun ürettiği, imkan ve kabiliyete eş değer bir kabiliyetimiz var şu an, 30 ülkenin.” diye konuştu.

Silahlı kuvvetlerin kahramanlığını, fedakarlığını, Mehmetçiğin moral ve motivasyonunu etkileyecek konularda dikkatli ve hassas olunması gerektiğine dikkati çeken Bakan Akar, “Sonunda ‘pardon’ denilecek, konuşmalardan, yazılardan kaçınmak lazım.” dedi.

FETÖ mücadelesi konusunda geçmişle bugün arasında bir kıyaslama yapıp yapmadıklarına ilişkin soruya da Akar, “Biz o günlerden de ders çıkarmak suretiyle şu andaki problem, harekat sahalarımız, yapılması gereken görevlerimiz, vazifelerimiz, dikkat edilmesi gereken hassasiyetler var. Bunlarla birlikte faaliyetlerimizi görevlerimizi kazasız, belasız, ‘Allah utandırmasın’ diye yerine getirmeye çalışıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Vesayet tartışmalarına ilişkin vesayet talebi görüp görmedikleri ve sivil asker ilişkilerinin değişip değişmediğine yönelik soruya Akar, Cumhurbaşkanı, bakanlar, kurumlar, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanlıkları ve ona göre hiyerarşik bir yapı içinde gayet mükemmel bir ilişkileri olduğunu, modern bir hukuk devletindeki asker- sivil ilişkilerinden bir farkları olmadığını anlattı.

Akar, Rand Raporu’na ilişkin bir başka soru üzerine, ABD’de bu tür düşünce kuruluşu sayısının çok olduğunu, böyle raporların üretildiğini anlatarak, bunların ne abartılması ne de küçük görülmemesini, yerinde değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Akar, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, egemen ve bağımsız bir devletiz bunun iyi anlaşılması lazım. Buna göre bizim yapmamız gereken neyse ülkemizin hak ve menfaatlerinden hareketle silahlı kuvvetlerimizin etkin caydırıcı ve saygınlığını güçlendirmek açısından yapmamız ne gereken ne varsa yaptık, yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Şu anda Mehmetçiklerin yurt içinde, sınır ötesinde, dağda, bayırda, kışta, ayazda, yağmurda, çamurda gerçekten büyük bir fedakarlık ve kahramanlık gösterdiğini belirten Akar, bu mücadeleyi sürdüren Mehmetçiğe ve silah arkadaşlarına kazasız belasız hayırlı, başarılı görevler diledi.

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

İran'da 11. Dönem Meclis Seçimleri için oy verme süreci başladı

Cum Şub 21 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email TAHRAN (AA) – İran'da 11. Dönem Meclis Seçimleri için oy verme süreci ülke genelinde 55 bin noktada TSİ 07.30'da başladı. Ülkede 290 sandalyenin bulunduğu meclisteki milletvekillerini seçmek için 57 milyon 918 bin seçmen 208 seçim bölgesinde kurulan 55 bin sandıkta oy kullanıyor. Oy verme […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

Bu gece ibadetiniz yazmak olsun

MAHMUT TOPTAŞ/ Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece, Sevgili Peygamberimizin dünyaya teşrifinin yıl dönümü. 12 Rabiu’l-Evvel 571 yılında Mekke’de doğan, Allah Resulü, güneş takvimine göre 1449, ay takvimine göre 1482 yıl önce âlemlere rahmet, Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Abdullah ile Amine’den dünyaya getirilmiştir. Kırk yaşında iken Rabbimiz tarafından seçilerek elçi olarak görevlendirilmiştir. İlk inen ayetler, bir toplumun ıslahının eğitimden geçeceğine işaret eden Alak süresinin ilk beş ayetleridir. Şimdi siz, bu gece yatsı namazınızı kıldıktan sonra şu sorulara kopya çekip cevaplar vererek gecenizi ihya etmeye çalışınız: 1-İlk vahiy nerede geldi. 2-İlk inen beş ayetin manalarını yazınız. 3-Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselamı görüp ilk vahyi aldığında, kendinde bir ürperme meydana geldiğinde, durumu Hazreti Hatice’ye söylediğinde, Hazreti Hatice ne söylemişti? 4-İlk beş ayetten anladıklarınızı yazınız. 5-“Oku” emrinden sonra Kalem süresinde nelere dikkat etmemiz isteniyor? 6-Okumaya ve kaleme hâkim olmaya dikkatimizi çektikten sonra neden güzel ahlaka dikkat çekiyor? 7-Kalem süresinde kimlere itaat edilmeyeceğini bildiriyor, yazınız. 8-Kalem süresinde 16-33 ayetleri arasında kapitalistlerin kötü durumu nasıl açıklanıyor? 9-Dünyanın tamamına İslam’ın tebliğinde en önemli hazırlıklardan biri olan “sabır” konusunda Rabbimiz Kalem süresinin 48’inci ayetinde ne diyor? 10-Okuyan, yazan, tebliğ hizmetini dünyalık karşılığında yapmayan, ahlaklı Müslümanlardan Müddessir süresinde istenenler nelerdir. 11-Müddessir süresinin 3, 4 ve 5’inci ayetlerinde önce Allah’ın en büyük olduğunu, elbiselerin tertemiz olması gerektiğini ve her türlü kötülükten uzak kalınması emrini açıklayınız. 12-Müddessir süresinin 43, 44, 45’inci ayetlerinin anlamını yazınız. 13-Müzzemmil süresiyle birinci ayette “örtüye bürünme” içine kapanma, aktif olmayı bugün nasıl anlamamız gerekir? 14-Tecvide uygun olarak, manasını anlayarak, anladığını amele/eyleme geçirerek okumayı emreden Müzzemmil süresindeki 4 nolu “Tertil” ayetinin anlamını yazınız. 15-Gece ibadet ve gece Kur’an okumaya dikkat çeken Müzzemmil süresindeki ayetlerin anlamlarını yazınız. 16-Kelime-i tevhidin ilk defa geçtiği 9’uncu ayette dikkat çeken iki şeyin ne olduğunu yazınız. 17-İslam’ı kabulün zorlamayla olmayacağını Bakara süresinin 256’ıncı ayetinden önce Müzzemmil 19’da dileyen bu yolu seçer diyen ayetin anlamının tamamını yazınız. 18-Irkçılık taassubunu kıran, ekonomik ve askeri gücün Hak karşısında mağlup olacağını anlatan, kâfire yardım eden kâfirin de aynı cezaya çarptırılacağını söyleyen Mesed veya Tebbet diye bildiğimiz süreden anladığınızı yazınız. 19-Herkesin kendileri gibi birisini yücelttiği bir anda A’lâ süresinde Rabbin, “Yüce Rabbinin adını tespih et” emri üzerine hemen secdede üç defa söylemeye başlamasının bize ne anlattığını yazınız. 20-A’lâ süresinin 8’inci ayetinde emir ve yasakların iman edenlere kolay olacağı haberinden ne anlıyorsunuz? 21-Kâfirlere “eşkıya” diyen 11’nci ayetin anlamını ve neden dendiğini yazınız. 22-Geceyi giderip gündüzü getiren, erkeği ve dişiyi yaratan Allah, ilk dönemlerde verici olmamız gerektiğine Leyl süresinin 5’inci ayetinde dikkatimizi çektikten sonra 6’ıncı ayette, “Güzeli tasdik ederse” diyor ne alıyorsunuz? 23-Leyl süresinde cimrinin işinin zor olacağını anlatan ayetin mealini yazınız. 24-Yardım eden yalnız Allah rızası için verirse Allah’ın rızasını kazanır diye haber verilen kişinin Hazreti Ebubekir olduğu söylenir. Hazreti Ebubekir kaçıncı Müslüman’dır? 25-Leyl süresinde kâfirler için “eşkıya” diyen ayetle, Müslümanlar için “etkıya” diyen ayetleri ve eşkıya ile etkıyanın özellikleri nelerdir yazınız. Geceniz ve tüm geceleriniz hayırlı olsun, Allah’a kul, Resulüne ümmet olma şerefimizi Allah’ımız artırsın, eksiltmesin. Her gecenin sabahını yeniden uyanışımıza vesile kılsın. Âmin. Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump