Avrupa’da yükselen ırkçılık futbolu da zehirliyor

Avrupa futbolunu derinden etkileyen olayların en önemlilerinden biri, futbolculara ten renkleri sebebiyle yapılan ırkçı saldırılardır.

Anıl Dinçer   |21.02.2020
Avrupa'da yükselen ırkçılık futbolu da zehirliyor

İstanbul

Ayrımcılık, bir kişinin bir kişi veya gruba, farklı ırka, dine, milliyete veya cinsiyete sahip olması nedeniyle önyargılı davranmasıdır. Son zamanlarda ne yazık ki dünya genelinde ve özellikle Avrupa’da ayrımcılık içeren nefret eylemlerinin hızla arttığına tanık oluyoruz. Ayrımcılık eylemlerinin en çok ortaya çıktığı alanlardan biri de insanların eğlenmek için izlediği futbol müsabakaları.

Birleşik Krallık polis verilerine göre yalnızca 2019 senesinde 150 futbol maçında ırkçılık içeren olaylar meydana geldi. Aynı şekilde Birleşik Krallık’ta ırkçılık olayları bir önceki seneye göre yüzde 50 arttığı gibi, üç sene öncesine göre de iki katına çıktı. Rakamlardan da anlaşılacağı gibi ırkçılık olayları ada futbolunda ciddi anlamda artmış durunda.

Avrupa futbolunu derinden etkileyen olayların en önemlilerinden biri, futbolculara ten renkleri sebebiyle yapılan ırkçı saldırılardır. Bu tür olaylar dünyanın neresinde olursa olsun kabul edilemez. Ancak şu da bir gerçek ki, futbolda ırkçılık günümüzde artarak devam etmekte ve yeni nesiller için güzel mesajlar içeren bir oyunun imajını olumsuz yönde etkilemektedir. Birçok ülkede farklı uyruklara sahip oyunculara yapılan ırkçı saldırılara geçen günlerde Portekiz’de bir yenisi daha eklendi.

Malili futbolcu Moussa Marega’ya yönelik ırkçı saldırı, Avrupa futbolunun temel problemlerinden biri haline gelen ırkçı saldırıları ciddiyetle ele almayı ve bu olayların hukuki boyutunu aydınlatmayı gerektiriyor.

Avrupa futbolunda ırkçılık örnekleri

Irkçılık hadiseleri İngiltere başta olmak üzere İspanya, İtalya, Hollanda, Almanya ve Ukrayna gibi futbolun milyonlarca kişi tarafından izlendiği birçok ülkede görülmektedir. Örneğin, Birleşik Krallık polis verilerine göre yalnızca 2019 senesinde 150 futbol maçında ırkçılık içeren olaylar meydana geldi. Aynı şekilde Birleşik Krallık’ta ırkçılık olayları bir önceki seneye göre yüzde 50 arttığı gibi, üç sene öncesine göre de iki katına çıktı. Rakamlardan da anlaşılacağı gibi ırkçılık olayları ada futbolunda ciddi anlamda artmış durunda.

Aşağıda örnekleriyle görüleceği üzere, Birleşik Krallık dışında diğer birçok Avrupa ülkesinde de son senelerde ırkçılık olayları önlenemez şekilde artmıştır.

Taison Barcellos Freda (Ukrayna): 10 Kasım 2019 günü Dinamo Kiev-Shaktar Donetsk kulüpleri arasında oynanan müsabakada, Dinamo Kiev taraftarları Shaktar Donetsk futbolcusu Taison’a ırkçı tezahüratta bulunmuş ve Taison ise ırkçı tezahüratta bulunan taraftarlara şiddetli tepki göstermişti. Irkçı tezahüratlar sonrası şiddetli tepkisi sebebiyle Taison, hakem tarafından kırmızı kart ile cezalandırılmış ve gözyaşlarını tutamayarak oyun alanını terk etmişti.

Ahmad Mendes Moreira (Hollanda): 17 Kasım 2019 tarihindeki Den Bosch ile Excelsior kulüpleri arasında oynanan müsabakada, ev sahibi kulüp taraftarları Excelsior futbolcusu Ahmad Mendes Moreira’ya ırkçı tezahüratta bulunmuş ve müsabaka 30 dakika süreyle durdurulmuştur. Sonraki hafta Hollanda’da futbol kulüplerinin oyuncuları çıktıkları müsabakalarda bir dakika süreliğine topa dokunmamış ve söz konusu olayı protesto etmiştir.

Romelu Lukaku ve Chris Smalling (İtalya): Aralık 2019’un başında İtalya’nın ünlü bir spor gazetesi olan Corriere Dello Sport’ta atılan bir manşet herkes tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Inter kulübü futbolcusu Romelu Lukaku ve Roma kulübünün futbolcusu Chris Smalling’in olduğu bir fotoğraf ve fotoğrafın üstünde yazan ‘‘Kara Cuma’’ (Black Friday) ifadesi İtalya’da çokça konuşulan ırkçılık konusunu tekrardan gündeme getirmiştir. Her ne kadar gazete yönetimi suçlamaları reddetse de, İtalya Futbol Ligi, 16 Aralık’ta ülke çapında ırkçılık karşıtı posterler yayınlamıştı.

Inaki Williams (İspanya): Geçtiğimiz 25 Ocak tarihinde Espanyol ile Athletic Bilbao kulüpleri arasında oynanan maçta ev sahibi kulüp taraftarları Athletic Bilbaolu futbolcu Inaki Williams’a bir hayvanı çağrıştıracak şekilde tezahüratta bulunmuş ve Espanyol Kulübü müsabakadan 5 gün sonra ırkçılığa konu olan 12 taraftarına ömür boyu stadyuma giriş yasağı koymuştur.

Irkçı eylemlerde bulunan taraftarların mensubu olduğu kulübe eylemin ağırlığına göre, ihtar veya seyircisiz oynama cezalarından biri verilir. Ciddi bir ırkçı eylemin ortaya çıkması veya ırkçı eylemlerin tekrarı durumlarında; ilgili kulübe hükmen yenilgi, puan silme, küme düşürme veya ligden çıkarılması gibi çok ciddi ve ağır cezalar verilebilir.

Futbolcu Moussa Marega olayı (Portekiz)

Yukarıda örnek olarak verilen olayların bir benzeri geçtiğimiz Pazar günü Portekiz’de Guimaraes ile Porto kulüpleri arasında oynanan müsabakada yaşanmıştı. Porto kulübünün oyuncusu Moussa Marega, takımını 2-1 öne geçiren golü müsabakanın 61. dakikasında kaydetmiş ve sonrasında oyun alanından ayrıldığı 71. dakikaya kadar ırkçı saldırılara maruz kalmıştır. Her ne kadar takım arkadaşları Marega’yı sakinleştirmeye çalışsa da, Marega ırkçı saldırılara daha fazla dayanamamış ve ırkçı saldırılar karşısında hiçbir eylemde bulunmayan ve tersine kendisine sarı kart gösteren hakemlere serzenişte bulunarak oyun alanını terk etmişti. Durmak bilmeyen ırkçı eylemler karşısında hakemlerin hiçbir anons yapmaması ve olayları tabiri caizse izlemesi herkes tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Marega maç sonrasındaki ifadesinde, kendisine yapılan ırkçı eylemin tamamen aşağılama amacıyla yapıldığını ve bu eylemin kendisini duygusal anlamda oldukça yaraladığını söylemiştir. Marega’ya göre eylemler müsabaka öncesi ısınma sırasında başlamış, yapılanlara hakemler tarafından göz yumulmuş ve ırkçı eylemler 2-3 kişi tarafından değil, tüm stadyum tarafından gerçekleştirilmişti.

Bu olay sonrası futbolda ırkçılık olayı tekrardan daha yüksek bir sesle gündeme gelmiş ve birçok spor adamı da olaya tepki göstermiştir. Örneğin, İtalyan Antrenör Fabio Capello futbolda ırkçılık olaylarının ulusal ve uluslararası federasyonların çalışmalarıyla çözülebileceğini ve ırkçı eylemlerde bulunanların ömür boyu futboldan men edilmesi gerektiğini belirtmişti. Bunun dışında İngiliz Antrenör Arsene Wenger’e göre ise ırkçılık, insanlara yapılan şiddet eyleminden farklı değildir. Spor adamlarının yanı sıra Portekiz Başkanı Marcelo Rebelo De Sousa ve Başbakanı Antonio Costa da olayları kabul edilemez olarak tanımlayıp, yapanların cezalandırılması gerektiğini kamuoyuyla paylaştılar.

Futbolda ırkçılık olaylarının hukuki karşılığı

Moussa Marega olayı özelinde, Portekiz polisi müsabaka süresince Marega’ya ırkçı saldırıda bulunan taraftarların tespiti için stadyum kamera kayıtlarını incelemeye başladı. Portekiz yerel kanunlarına göre, ırkçı eylemlere karışan kişiler beş yıl süreyle hapis cezasıyla cezalandırılıyor.

Futbolda ırkçı saldırıların hukuki yönden FIFA ve UEFA boyutu da bulunmaktadır.

Irkçılık karşısında sıfır tolerans sahibi olduğunu belirten FIFA’nın, buna rağmen birçok ırkçı eylem karşısında yukarıda belirtilen ağır ceza miktarlarını uygulamaması eleştirilmesi gereken bir noktadır.

FIFA: FIFA regülasyonlarına göre, üye ülke federasyonları futbolda ırkçılık ile mücadele etmeli ve ırkçı eylemlerde bulunan kişileri FIFA regülasyonlarını örnek alarak kendi içtihatları ile cezalandırmalıdır. Irkçılık olayları FIFA Disiplin Talimatı’nda Ayrımcılık (Discrimination) başlığı altında tanımlanmakta olup, FIFA’nın ırkçılık ile mücadelesi üç başlık altında tanımlanmaktadır; aksiyon planı, ayrımcılıkla mücadele yetkilisi ve cezalar. İlk olarak, FIFA’ya üye ülke federasyonlarının tamamının, yetkilileriyle, futbolcularıyla ve hakemleriyle ırkçılıkla topyekün mücadele için somut aksiyon planının olması gerekmektedir. İkincisi, her müsabaka sırasında stadyumlarda ayrımcılıkla mücadele yetkilisi bulunmalıdır. Bu kişinin stadyumlarda potansiyel eylemleri saptayıp, hakemleri bilgilendirmesi ve ırkçı eylemlerle ilgili delilleri toplaması gerekmektedir. Üçüncü ve en önemli kısım ise ırkçı eylemler karşısında FIFA Disiplin Talimatı’nda yazılı olan ceza miktarlarıdır.

Irkçı eylemlerde bulunan taraftarların mensubu olduğu kulübe eylemin ağırlığına göre, ihtar veya seyircisiz oynama cezalarından biri verilir. Ciddi bir ırkçı eylemin ortaya çıkması veya ırkçı eylemlerin tekrarı durumlarında; ilgili kulübe hükmen yenilgi, puan silme, küme düşürme veya ligden çıkarılması gibi çok ciddi ve ağır cezalar verilebilir.

Ayrıca talimatlara göre, ırkçılık eylemlerini gerçekleştiren taraftarların en az 2 yıl süreli stadyuma girişleri yasaklanmalıdır. Taraftarların ırkçı eylemleri sebebiyle de ilgili federasyon veya kulübe en az 30 bin İsviçre frangı para cezasına hükmedilir.

Irkçılık karşısında sıfır tolerans sahibi olduğunu belirten FIFA’nın, buna rağmen birçok ırkçı eylem karşısında yukarıda belirtilen ağır ceza miktarlarını uygulamaması eleştirilmesi gereken bir noktadır.

UEFA: UEFA Disiplin Talimatı’nda ise kişilerden ziyade kulüp ve federasyonlara uygulanacak cezalar öne çıkıyor. Örneğin bir stadyumda kulüp taraftarları tarafından ilk defa ırkçı eylem gerçekleştirilmesi durumunda, eylemi gerçekleştiren taraftarların mensubu olduğu kulübe tribün kapatma cezası verilir. Bu eylemin ikinci kez gerçekleştirilmesi durumunda ise bunun cezası seyircisiz oynama ve 50 bin avro ceza miktarı olacaktır. Ciddi ırkçılık eylemleri ise yine FIFA Disiplin Talimatı’ndaki gibi, hükmen yenilgi, puan silme ve ligden çıkarılma gibi ağır yaptırımlarla cezalandırılacaktır.

Bunların yanında, hakemlere de müsabakayı durdurma yetkisi verilmiştir. Müsabakanın durdurulması sonrası eylemlerin devam etmesi durumunda, ırkçı eylemleri gerçekleştiren taraftarların mensubu olduğu kulüp müsabakayı hükmen kaybetmiş sayılacaktır.

Avrupa futbolunda ırkçılık sorunu neden çözülemiyor?

Ciddi bir toplumsal olay olan ırkçılığın futbol sahalarında çözümü çerçevesinde, stadyumdaki futbol paydaşlarının nasıl reaksiyon göstereceği de bir o kadar önemlidir. Marega örneğinden yola çıkacak olursak, Marega’ya taraftarlar tarafından ırkçı saldırılar yapıldığı anda, müsabaka hakemleri ırkçı tezahüratlara karşı sessiz kalmış ve Marega’nın oyun alanını terk etme eylemine hiçbir takım arkadaşı fiilen destek vermemiştir.

Günümüzde hem FIFA hem de UEFA’nın ırkçılık karşısındaki pasif tutumu ve caydırıcı hükümleri uygulamaması sebebiyle, Avrupa futbolunda ırkçılık olayları artarak devam etmektedir. Örneğin Çin’de futbol oynamaya devam eden ünlü futbolcu Yaya Toure’ye göre her olay sonrası ırkçılık konusunda herkes konuşmakta, ama FIFA ırkçılık konusunu yeterince önemsememekte ve bu konuda çözüme yönelik aksiyon almamaktadır. Kendi düşüncesine göre, oyun alanında ırkçı saldırıyla karşı karşıya kalan futbolcular takım arkadaşları ile beraber doğrudan oyun alanını terk etmelidir. Eski futbolcu Les Ferdinand da benzer düşüncelere sahiptir: “Futbolun yönetim organları bu konuya fazla eğilmiyor, çünkü hiçbir zaman ırkçılıkla karşı karşıya kalmadılar ve ırkçılığın ne denli kötü bir şey olduğunu bilmiyorlar. FIFA, UEFA veya yerel federasyonlara gidebilirsiniz, ama hepsi mesuliyeti diğerine yönlendirerek kendisi sorumluluk almaktan kaçıyor.’’

Hukuki Çözüm: Futbolda ırkçılıkla mücadelede caydırıcı hükümlerin konulması kadar bu hükümlerin uygulanması da oldukça önemli. Futbolda son zamanlarda ırkçılığın artarak devam etmesinin en önemli nedenlerinden biri de hem ulusal hem uluslararası federasyonların caydırıcı ceza miktarlarını uygulamamasıdır. Bunun yanında hukuki anlamda üzerinde durulması gereken bir diğer nokta, kulüp veya federasyonların değil eylemi gerçekleştiren bireylerin doğrudan cezalandırılması gereğidir. FIFA ve UEFA disiplin talimatlarında yazılan çoğu madde, kulüp veya federasyon yetkilileri, müsabaka hakemleri ve futbolcularını kapsamaktadır. Ancak gerçek hayatta bu tür istenmeyen eylemlerin çoğunu gerçekleştiren kişiler taraftarlardır ve bu taraftarlar eylemleri sebebiyle uzun yıllar boyunca ve hatta bazı durumlarda ömür boyu futbol müsabakalarından men edilmelidir.

Hakemler, oyuncular ve taraftarlar ırkçılığın karşısında durmalı

Ciddi bir toplumsal olay olan ırkçılığın futbol sahalarında çözümü çerçevesinde, stadyumdaki futbol paydaşlarının nasıl reaksiyon göstereceği de bir o kadar önemlidir. Marega örneğinden yola çıkacak olursak, Marega’ya taraftarlar tarafından ırkçı saldırılar yapıldığı anda, müsabaka hakemleri ırkçı tezahüratlara karşı sessiz kalmış ve Marega’nın oyun alanını terk etme eylemine hiçbir takım arkadaşı fiilen destek vermemiştir.

İngiltere merkezli Kick It Out organizasyonu müsabaka hakemlerinin ırkçılığa maruz kalan oyuncuya destek olmamasına ve oyuncuların tümünün bir araya gelip tepki amacıyla oyun alanını topluca terk etmemelerine anlam verememiştir. Bu sebeple, bir futbolcu oyun alanında ırkçı bir saldırıya uğradığında, hakemler, diğer futbolcular ve stadyumda bulunup ırkçı eylemleri desteklemeyen taraftarlar dahil herkes ırkçı eylemin karşısında durmalıdır.

[Avukat Anıl Dinçer Spor Hukuku uzmandır]

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Malezya'da başbakanlıkta değişim tarihini Mahathir Muhammed belirleyecek:

Cts Şub 22 , 2020
- "Partiler, ne zaman istifa edeceğimin bana bırakılması yönünde fikir birliğine vardı"

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump