Rusya İdlib’de kendi güvenilirliğini imha ediyor

Rusya son İdlib operasyonunda izlediği politikayla Türkiye’nin gözünde güvenilmez bir ortak durumuna gelmiştir. Uzun vadede Rusya’nın bu durum, enerji ve Suriye’nin kalkınması gibi konularla ilgili Batı ve Orta Doğu politikalarını olumsuz etkileyecek

Sabir Askeroğlu   |26.02.2020

Rusya İdlib'de kendi güvenilirliğini imha ediyor

İstanbul

Rusya Astana barış sürecini, Suriye politikasında elde ettiği en önemli diplomatik başarılarından biri olarak görüyordu. Fakat Ocak 2020’den itibaren Şam rejimi güçlerinin İran’a bağlı milislerle beraber İdlib’e yönelik başlattığı operasyonlarla bu değişti. Rusya, İran ve rejim güçlerinden oluşan “Şam Cephesinin” hava ve karadan gerçekleştirdikleri müdahaleler neticesinde, Soçi mutabakatıyla Türkiye’nin kontrolüne bırakılan ve Halep-Şam ve Halep-Lazkiye M4 ve M5 kara yollarının da dahil olduğu İdlib kırsalının önemli bir bölümünü kontrol altına aldı.

İdlib operasyonlarıyla Rusya, uluslararası güvenlik sorunlarının çözümünde yapıcı politikalar izleyen bir aktörden ziyade, güvenlik krizleri çıkararak dış politika hedeflerine ulaşmaya çalışan bir aktör gibi davranmaya başladı. Kremlin’in bu kararları uzun vadede Rusya’nın çıkarlarını olumsuz yönde etkileyecek.

Türkiye Rusya’yı muhatap alarak, İdlib’e yönelik saldırıların Soçi mutabakatının ihlâli olduğunu bildirdi. Rusya ise Soçi mutabakatının asıl Türkiye tarafından ihlâl edildiğini dile getirerek, İdlib’deki “terör unsurlarına” yönelik operasyonlarda Şam rejimine destek vermeye devam edeceğini açıkladı. Atılan adımların bir “savaş” niteliği taşıdığını dile getiren Türkiye ise Soçi ve Astana görüşme ve mutabakatlarıyla kendisine bırakılan İdlib’deki pozisyonunu savunmak ve Şam Cephesinin ilerlemesini durdurmak için bölgeye asker ve askeri araç sevkiyatını artırdı. Türkiye’nin bu stratejisi İdlib’e yönelik ilerlemeyi durdurdu. Fakat bu süreç aynı zamanda Türkiye ile Rusya arasında doğrudan karşı karşıya gelme riskini de artırdı. Savaş ihtimalini ortadan kaldırmak ve yaşanan sorunu diplomatik yöntemlerle çözmek adına Türk ve Rus yetkililer Moskova ve Ankara’da bir araya geldi. Görüşmelerden bir netice alınamayınca iki devletin liderleri devreye girdi; Erdoğan ile Putin arasında yapılan uzun telefon görüşmesinden de bir netice alınamadı.

Enerji politikaları

Rusya resmî olarak İdlib’e yönelik operasyonlarını “terörizmle mücadele” şeklinde tanımlasa da 2020 yılının başında iki önemli jeopolitik gelişme yaşandı. Bunlardan biri Rusya ile Ukrayna arasında imzalanan doğalgaz anlaşmasıydı. Rusya’nın istemediği halde Ukrayna’yla imzalamak zorunda kaldığı doğalgaz anlaşması, aynı zamanda Rusya’nın Avrupa’ya yönelik enerji politikasının da başarısızlığıydı. Ocak 2020’ye kadar Türk Akımı Ukrayna güzergahına karşı Rusya için bir alternatif olduğu gibi, Ukrayna’yla pazarlığında da bir silah niteliğindeydi; dolayısıyla Rusya için çok kıymetli bir projeydi. Fakat ABD’nin Avrupa enerji pazarına yönelik politikası, Rusya’nın Ukrayna politikasına karşı aldığı pozisyon, Kuzey Akım 2 projesine uygulanan yaptırımlar ve Avrupa’nın Rus doğalgazına olan bağımlılığını azaltmaya gitmesi, Ocak 2020’de Rusya’yı Ukrayna ile doğalgaz anlaşması imzalamaya zorladı. Bu durum Türk Akımı’na yönelik ihtiyacı azaltarak değerini de düşürmüş oldu. Rusya’nın Türk Akımı üzerinden Türkiye’yle yürüttüğü işbirliğine olan ihtiyacın da azalmasına yol açtı.

Libya faktörü

Rusya’nın İdlib’e operasyon yapmaya karar vermesine neden olan bir diğer stratejik gelişme Türkiye’nin Libya politikası oldu. Türkiye Birleşmiş Milletler nezdinde meşru Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac’ı desteklerken Rusya, meşru olmamakla birlikte, kontrolünde önemli sayıda silahlı milis bulunduran Halife Hafter’i destekliyor.

Türkiye 2016 yılında Suriye’de Rusya ile başlatılan işbirliği modelini Libya’da da uygulamak istedi. Ankara’nın bu önerisinin Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya gelmesinin önüne geçmesi, Libya’da krizi çözerek istikrarı sağlaması amaçlanmıştı. 12 Ocak günü Türkiye ve Rusya’nın girişimiyle Libya’da silahların susmasını sağlayan ateşkes anlaşması önerisinde bulunuldu. Türkiye ile Rusya ateşkesin garantörleri olacaklardı.

Bu önerisiyle Türkiye, Libya’da Rusya’ya önemli bir uluslararası rol vermek istemişti. Rusya sadece Hafter’le değil, Serrac hükümetiyle de yakın ilişki kurarak Libya’nın genelinde diplomatik etkinliğini ve saygınlığını artıracaktı. Hafter’in öncelikli olarak Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin kontrolü altında olan bir aktör olduğunu, Rusya’nın ise ikincil veya üçüncül bir konumda olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye’nin önerisi Rusya’nın çıkarlarına uygundu. Türkiye’yle bir işbirliği durumunda, Libya’da eli daha da güçlenecekti.

Türkiye’nin teklifi Rusya’nın çıkarına olduğu için görüşmelerde ev sahipliğini üstlendi. Türkiye ile Rusya’nın ateşkes öneri metni Serrac tarafından imzalandı. Hafter ise buna yanaşmadığı gibi, toplantı bitmeden Moskova’yı terk etti. Hafter’in bu çıkışı Rusya’nın prestijini zedelediği gibi, onun Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın politikalarına uygun davrandığını da göstermiş oldu.

Moskova’yı terk ederek Trablus’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırlayan Hafter’i önlemek için Türkiye’nin UMH ile imzaladığı askeri-teknik anlaşma çerçevesinde Serrac’ın yanında yer alması, Hafter’in Trablus’u ele geçirme çabasını durdurabildi. Diğer bir deyişle, Türkiye’nin Libya politikası, Hafter’in arkasındaki Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın politikalarını başarısız kıldı. Türkiye’ye karşı başarısız olan aktörler, Hafter için sadece silah sağlayan bir aktör konumundaki Rusya’nın devreye girmesini istediler. Libya’da Türkiye’nin tek taraflı hareket etmesinden ve bu politikasında da başarılı olmasından rahatsız olan Rusya, İdlib üzerinden Türkiye’yle mücadele başlattı.

Rusya İdlib operasyonu üzerinden bazı çıkarlar elde etmeye çalışıyor. Birincisi Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’nin yapamadıklarını yaparak ve bu ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket ederek Kuzey Afrika’da söz konusu ülkelerle stratejik ortak olmaya çalışıyor. İkincisi, Hafter’in kontrolündeki bölgelerde bulunan petrol kaynaklarından Wagner Grubu şirketi üzerinden ekonomik çıkar elde etmeyi amaçlıyor. Üçüncüsü, İdlib operasyonunun ortaya çıkaracağı mülteci krizi üzerinden Türkiye ve Avrupa’yla yeni bir pazarlık ortamı meydana getirmeye meydana getirmeye çalışıyor. Hâlâ önemli bir aktör olduğunu, Suriye ve Libya konularının yeniden ele alınması gerektiğini göstermek istiyor.

Fakat diğer taraftan, Rusya’nın İdlib operasyonu üzerinden attığı adımlar çıkar kaybına da yol açmakta. Öncelikle bu adımlar, Türkiye’yle askeri olarak karşı karşıya gelme riskini artırmakta. İdlib cephesinde ortaya çıkacak bir savaşta, Suriye’de güç kapasitesi, stratejik konum, kaynak sağlama durumu, lojistik hatların kontrolü ve ittifak ilişkilerini göz önünde bulundurduğumuzda, Rusya’nın kazanması düşük bir ihtimal. Rusya’nın savaşı kaybetmesi de iki büyük sorunu ortaya çıkaracaktır: Birincisi Rusya’nın prestij kaybı, ikincisi ise ortaya çıkacak uluslararası güvenlik riskidir.

Astana ve Soçi süreçleri üzerinden uluslararası krizlerin çözümünde önemli adımlar atan ve bu bağlamda büyük prestij kazanan Rusya, İdlib operasyonlarıyla bunu kaybetti. Uluslararası toplumdan dışlanmış ve zayıf halka işlevini gören İran’ı göz önünde bulundurduğumuzda ise Türkiyesiz gerçekleşecek Astana görüşmeleri anlamını yitirecektir.

Rusya bu politikalarıyla Türkiye’nin gözünde güvenilmez bir ortak durumuna gelmiştir. Uzun vadede Rusya’nın bu durum, enerji ve Suriye’nin kalkınması gibi konularla ilgili Batı ve Orta Doğu politikalarını olumsuz etkileyecek. Ayrıca Rusya’nın Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi otoriter iktidarların çıkarları doğrultusunda hareket etmesi, Rusya’nın uluslararası saygınlığını da azaltacaktır.

Sonuç olarak, İdlib operasyonlarıyla Rusya, uluslararası güvenlik sorunlarının çözümünde yapıcı politikalar izleyen bir aktörden ziyade, güvenlik krizleri çıkararak dış politika hedeflerine ulaşmaya çalışan bir aktör gibi davranmaya başladı. Kremlin’in bu kararları uzun vadede Rusya’nın çıkarlarını olumsuz yönde etkileyecek.

İdlib krizi yeni bir mutabakat sağlanana kadar devam edeceğe benziyor. “Şam Cephesinin” ilerleyişini durdurmanın yolu, bölgede güç üstünlüğünü sağlamak ve karşı tarafı caydırmak için taktik yöntemler uygulamaktır.

[Avrasya, Orta Asya, Ortadoğu, Rus dış politikası ve güvenlik politikaları alanında çalışan Sabir Askeroğlu İran Araştırmaları Merkezi’nde (İRAM) kıdemli uzmandır]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Trump, Kovid-19 ile mücadele için Başkan Yardımcısı Pence'i görevlendirdi:

Per Şub 27 , 2020
WASHINGTON (AA) – ABD Başkanı Donald Trump, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) konusunda uzmanlarla çalışması için Başkan Yardımcısı Mike Pence'i görevlendirdiğini açıkladı. Trump Kovid-19 konusunda Beyaz Saray'da, Pence, Sağlık Bakanı Alex Azar ve sağlık yetkililerinin de katıldığı bir basın toplantısı düzenledi. Önceliklerinin ABD halkının sağlığı ve güvenliği olduğunu, ilk günden bu […]

SON Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump