Trump’ın seçim hesaplarına virüs darbesi

koronavirüs salgını Trump yönetiminin karşılaştığı en ciddi sınav haline geldi. İlk aşamada virüs tehdidini küçümsemesi nedeniyle aldığı eleştiriler ve geleceğe yönelik hasar projeksiyonları, bu sınavın çetin geçeceğini gösteriyor.

Dr. Oğuzhan Yanarışık   |19.03.2020

Trump’ın seçim hesaplarına virüs darbesi 

İstanbul

 

ABD Başkanı Donald Trump 3 Kasım 2020’de gerçekleştirilecek ABD başkanlık seçimlerine emin adımlarla ilerliyordu. Cumhuriyetçi Parti içindeki tartışılmaz konumu, azil süreci gibi badireleri kazasız atlatması, Demokrat Parti’nin başkan adayını belirlemede yaşadığı çalkantılı süreç ve ABD ekonomisinin gösterdiği başarılı performans gibi faktörler bunda etkili olmuştu. Son dönemde bütün dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını ise Trump yönetiminin karşılaştığı en ciddi sınav haline geldi. İlk aşamada virüs tehdidini küçümsemesi nedeniyle aldığı eleştiriler ve geleceğe yönelik hasar projeksiyonları, bu sınavın oldukça çetin geçeceğini ortaya koyuyor. Trump’ın bu konuda sergileyeceği performans, 2020 seçimlerinin kaderini belirleyebilecek gibi görünüyor.

Trump önceki duyarsızlığını unutturmak istercesine, bu kez çok keskin bir dil kullanmaya başladı. Hatta virüse karşı verilen mücadeleyi bir savaş olarak nitelendirdi ve ortaya çıkan krizin kendisini “savaş zamanı başkanı” yaptığını iddia etti. Bununla da kalmayarak, özellikle savaş zamanlarında gerekli materyallerin üretimini sağlamak üzere kullanılan Savunma Üretim Kanunu’nu devreye soktu. Böylelikle, gerekirse özel şirketleri kamulaştırarak ihtiyaç duyulan tıbbi malzemelerin üretiminin devlet eliyle yapılmasının önünü açtı.

Trump’ın ve genel olarak ABD’nin yeni tip koronavirüs salgınıyla mücadelede şimdiye kadar ortaya koyduğu performans hiç de iç açıcı değil. Beyaz Saray, İç Güvenlik Bakanlığı ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) gibi birçok kurumun attığı yanlış adımlar, ABD yönetiminin kapasitesine ve yeterliliğine olan güveni sarstı. Trump’ın açıklamalarındaki çelişkiler kafa karışıklığını ve belirsizliği yaymaya hizmet etti. Hem kamunun hem de özel sektörün teşhis ve virüsle mücadele için gerekli araçları üretmek ve dağıtmakta hazırlıksız olduğunu görüldü. Washington yönetimi virüse karşı küresel bir müdahaleye liderlik etmek bir yana, kendi içindeki durumu kontrol altına alma konusunda bile şüpheler uyandırdı.

En büyük darbe ekonomiye

Yeni tip koronavirüs salgını sadece insan sağlığı bakımından değil, ülkelerin ekonomileri açısından da büyük bir risk teşkil ediyor. Donald Trump’ın 2020 seçimlerine giderken en güvendiği alanlardan biri olan ekonominin çok ciddi hasar alacağıysa şimdiden belli oldu. Koronavirüs salgını korkusuyla yatırımcılar nakit güvenliğini sağlamak istediğinden, neredeyse bütün varlık türleri (hisse senetleri, tahviller, altın, petrol) satış baskısı altında kaldı. Haftalar süren panik sonucunda, hisse senetleri neredeyse Trump döneminde elde etmiş olduğu bütün kazançları kaybetti. Özellikle taşımacılık ve turizm hisseleri tarihi düşüşlere sahne oldu. Hazine Bakanı Steven Mnuchin Kovid-19’un yayılmasının havayolu endüstrisi için “11 Eylül’den daha kötü” olduğunu söyledi. Böylelikle Trump’ın, Wall Street’in kendi döneminde onun sayesinde yüksek performans sergilediği iddiası da ağır darbe aldı.

Trump’ın en çok övündüğü konulardan bir diğeri olan düşük işsizlik rakamları da bu süreçte yükselişe geçti. Örneğin ABD Seyahat Birliği tarafından yayınlanan projeksiyona göre, yeni tip koronavirüs salgınının ulaşım sektörüne 809 milyar dolarlık bir darbe indirmesi ve sadece seyahat sektöründe bu yıl 4,6 milyon kişinin işini kaybetmesi bekleniyor. Bu bile tek başına ABD’nin mevcut işsizlik oranı olan yüzde 3,5’in neredeyse ikiye katlanarak yüzde 6,7 seviyesine yükselmesi anlamına geliyor. Bununla birlikte, Amerikan Otel ve Konaklama Birliği’nin kendi sektöründeki 4 milyon kişinin ya işini halihazırda kaybettiğini ya da önümüzdeki birkaç hafta içinde kaybetmenin eşiğinde olduğunu açıklaması, işsizlik rakamlarının hangi boyutlara gelebileceğini gösteriyor. Bazı projeksiyonlarda, işsizlik oranının yüzde 20’ye yükselebileceği tahmin ediliyor.

Bu kötü gidişatı önlemek adına Trump yönetimi bazı tedbirleri hayata geçiriyor. Bunun en önemli adımlarından biri olarak, ABD ekonomisini canlandırmak ve krizden en çok etkilenen işletmelere ve işçilere rahatlık sağlamak için, Kongre ile yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir teşvik paketi hazırlandı. Bu adımların ne kadar yeterli olacağını görmek içinse zaman gerekiyor.

Trump önce küçümsedi, sonra ciddiye aldı

Başkan Trump Kovid-19 salgını tehdidinin boyutlarını anlamakta epey geç kaldı. 28 Şubat’ta yaptığı bir konuşmada, yeni tip koronavirüsün Demokratlar tarafından kendisine ve yönetimine zarar vermek için kullanılan bir “aldatmaca” olduğunu söyledi. O tarihe kadar açıklanan resmi rakamlara göre, 80 binden fazla kişi virüse yakalanmış ve 2 bin 800’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Buna rağmen “Demokratlar koronavirüsü siyasallaştırıyor” diyen Trump, bir takipçisinin kendisine söylediği şu sözleri onaylayarak paylaşıyordu: “Sayın Başkan, seni Rusya konusuyla yenmeye çalıştılar. Bunu başaramadılar. Seni azil süreci aldatmacasıyla yenmeye çalıştılar. Bunu da başaramadılar. Koronavirüs onların yeni aldatmacalarıdır”.

Trump’ın medyadaki en yakın müttefiki olan Fox News kanalı da benzer şekilde, koronavirüsün aslında çok da tehlikeli olmadığı yönünde yayınlar yaptı. Washington Post tarafından bu konudaki çelişkilere dikkat çekmek için hazırlanan videoda da görüldüğü üzere, Fox News sunucuları ve uzmanları önceleri şöyle diyordu: “Bu başkanı azletmeye çalışmak için başka bir bahane. En kötü senaryoda bile bu virüs, normal grip gibi olacak. Koronavirüsün çok daha ölümcül olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Aşısı olmasaydı, grip çok daha ölümcül olurdu. Bu virüs başkana karşı bir siyasi silah olarak kullanılıyor. Standart grip her yıl on binlerce Amerikalıyı öldürüyor. Şu anda uçakla seyahat etmek için en iyi zaman. Demokratların bu virüsü başkana karşı ucuz siyasi puan elde etmek için kullanmaya çalışması kesinlikle mide bulandırıcı”.

Yeni tip koronavirüsün ne denli tehlikeli boyutlara ulaşabileceği zamanla anlaşılınca, önce Trump’ın, daha sonra da kendisine yakın medya organlarının söyleminde radikal bir kırılma yaşandı. Önceleri virüsü küçümseyen Fox News konuşmacıları, sadece birkaç hafta sonra çok daha farklı bir dil kullanmaya başladılar: “Bu virüsün yayılmasını önlemek için testleri çoğaltmalıyız. Bu virüse karşı bağışıklığımız yok. Çok tehlikeli ve ölümcül bir virüsle karşı karşıyayız. Bu tehlikeli sağlık krizi siyasi bir krize dönüşebilir. Ekonomik sonuçlarını şimdiden hissetmeye başladık. Bu virüs ekonomik gerilemeye ve hatta depresyona sebep olabilir”.

Trump için koronavirüs artık “Çin virüsü”

Donald Trump salgının başlangıcında “tehlikeyi küçümseme” taktiğini tercih etti. ABD’nin stratejisini “Virüs tehdidi havalar ısınınca ortadan kalkacak” gibi, henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış argümanlar üzerine kurmak istedi. Fakat bu taktiğin işe yaramadığını ve hatta tam tersine başkanlık yeteneklerini sorgulanır hale getirdiğini gören Trump, virüsle ilgili söyleminde keskin bir dönüş yaptı. Artık Demokratları değil, doğrudan virüsü hedef alan Trump “Görünmez bir düşmanla karşı karşıyayız. Bir ay önce hiç kimsenin düşünmediği bir problemimiz var” diyordu. Oysaki kendisine virüs tehdidiyle ilgili brifingler iki ay önceden verilmeye başlanmıştı.

Trump önceki duyarsızlığını unutturmak istercesine, bu kez çok keskin bir dil kullanmaya başladı. Hatta virüse karşı verilen mücadeleyi bir savaş olarak nitelendirdi ve ortaya çıkan krizin kendisini “savaş zamanı başkanı” yaptığını iddia etti. Bununla da kalmayarak, özellikle savaş zamanlarında gerekli materyallerin üretimini sağlamak üzere kullanılan Savunma Üretim Kanunu’nu devreye soktu. Böylelikle, gerekirse özel şirketleri kamulaştırarak ihtiyaç duyulan tıbbi malzemelerin üretiminin devlet eliyle yapılmasının önünü açtı.

Trump pozisyonunu güçlendirmek için sadece görünmeyen bir düşmana karşı savaşmanın yeterli olmayabileceğini düşünmüş olsa gerek ki görünen bir hasmın varlığının da kendi çıkarına olduğuna karar vermiş görünüyor. Bu amaçla, Çin’i doğrudan bu virüsün yayılmasından sorumlu tutmaya başladı. Konuşmalarında defalarca “Çin virüsü” tabirini kullandı. Bunun ırkçı bir söylem olduğuna dair eleştiriler yükselince, Beyaz Saray resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada İspanyol gribi, Batı Nil virüsü, Zika ve Ebola gibi birçok hastalığın ilk çıktıkları yere göre isimlendirildiğine dikkat çekilerek şöyle denildi: “Medyanın sahte öfkesinden önce, CNN bile buna Çin koronavirüsü, dedi. Bizi bölmeye çalışanlar, Amerika’nın başarısız olması için uğraşmayı bırakmalı ve Amerikalılara krizi atlatmaları için gerçek bilgileri vermelidir”.

Çin’in hataları gerçekten de bu virüsün ortaya çıkmasında ve yayılmasında büyük bir paya sahip. Virüs ilk kez Kasım 2019’da Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde tespit edildi. Ancak Çinli yetkililer bunu aylarca açıklamadı; hatta ilk rapor eden doktorları cezalandırdı. Böylelikle virüsle mücadele çok değerli olan zamanın kaybedilmesine sebep oldu. Halkın eğitilmesi, seyahatin kısıtlanması, aşının yaygınlaştırılması gibi önlemleri geciktirdi. Pekin yönetimi elindeki bilgileri dünyayla paylaşmadı; Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliğini reddetti ve hatta muhtemelen hasta/ölü sayılarını da manipüle etti. Fakat bütün bunlara rağmen, virüse karşı zafer ilan ederek olumlu PR çalışmalarına yöneldi. İtalya ve Sırbistan gibi ülkelere yardım göndererek, ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) yapamadıklarını yapabilen aktör olarak konumlanmaya çalıştı. Bunda da Washington’ın ve AB başkentlerinin kötü performansları sayesinde epey başarılı oldu.

Yeni tip koronavirüs salgınının jeopolitik etkileri, şimdilik bu krizin sağlık ve güvenlik boyutları yanında ikincil öneme sahip görünüyor. Fakat bu krizin uzun vadede ABD’nin küresel pozisyonu konusunda önemli sonuçlar doğurma potansiyeli bulunuyor. ABD’nin küresel liderlik iddiasını mümkün kılan iç yönetim kabiliyeti, geniş üretim imkanları ve küresel krizlerde mücadeleye önderlik edebilme başarısı gibi faktörlerin tamamında, bu kriz sürecinde şimdiye kadar oldukça karanlık bir tablo çizildi. Öte yandan, bu süreç iyi yönetilemezse, kaybeden sadece Trump değil, bütün ABD olabilir.

[Doktora çalışmalarını İngiltere Warwick Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası Çalışmalar bölümünde tamamlayan Dr. Oğuzhan Yanarışık Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Niğde'de polis aracı ile otomobil çarpıştı: 5 yaralı

Per Mar 19 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email NİĞDE (AA) – Niğde'de polis aracı ile otomobilin çarpışması sonucu 2'si polis 5 kişi yaralandı. Necdet Öztürk (66) yönetimindeki 51 AAE 641 plakalı otomobil, Bor ilçesi Okçu Kavşağı'nda sürücüsü ve plakası öğrenilemeyen polis aracıyla çarpıştı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump