Fatih Koca: “Allah'ın bize emri önce tedbiri almak sonra tevekkül etmektir”

İSTANBUL (AA) – AHMET ESAD ŞANİ – FATİH TÜRKYILMAZ – Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Koca, yeni tip koronavirüsten (Kovid-19) tedbirleri kapsamında alınan önlemlere ilişkin, "Bugünleri hep beraber, milletçe, birlik ve beraberlik içinde atlatacağız." dedi.

Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından "Hayat Eve Sığar" sloganıyla yapılan "Evde kal" çağrısına, kültür sanat dünyasının önemli isimler de destek veriyor.

Dini musiki alanında akademik çalışmaların yanında albümleri de bulunan Fatih Koca, telekonferans yöntemiyle AA muhabirlerinin sorularını yanıtladı, ardından ud eşliğinde çeşitli ilahileri yorumladı.

Allah'ın İslam ümmetini ve bütün insanlığı salgın hastalıklardan korumasını temenni eden Koca, "Allah'ın bize emri, önce tedbir almak, sonra tevekkülü Allah'a etmektir. Ben devletimizin almış olduğu bütün tedbirlerin, emirlerin ve tavsiyelerin yanında olduğumu ifade etmek isterim." diye konuştu.

Fatih Koca, internet üzerinden ders vermek üzere fakülteye gitmek dışında, olabildiğince evden çıkmamaya çalıştığını belirterek, şunları kaydetti:

"Bütün milletimize bu vakitleri iyi değerlendirmesi açısından buradan söyleyeceğim en önemli mesaj, ilimdir. Yani aslında okumak için çok güzel bir vakit bu. Bol bol okuyalım, belgesel, film izleyelim. Başka etkinlikler yapalım. Bestekarlar beste yapsın, şairler şiir yazsın. Biz bazen sıkılırdık, 'Vaktimiz yok. Kitabı, makaleyi bitiremiyoruz. Akademi adına bir şeyler yapmak için vaktimiz olmuyor.' derken, Allah bize böyle bir vakit vermiş oldu. Bu vakti böyle değerlendirmekte fayda var diye düşünüyorum."

– "Oğlumla vakit geçiriyorum"

Evde akşamları oğluyla vakit geçirdiklerini, birlikte kitap okuyup spor yaptıklarını anlatan Koca, "Ben ona bazı öğütler veriyorum. Oturup Kur'an-ı Kerim'in kelime mealinden giderek beraberce tefsir açıp okuyoruz. Böyle güzel fırsatlar oldu bizim için." dedi.

Akademisyen sanatçı Koca, oğluna ayrıca insan sesiyle camilerde icra edilen kıraatleri öğretmeye çalıştığını dile getirdi.

Öğrencilerine de "Tekke Musikisi" alanında enstrümanlarla icra edilen ilahilerle ezan, sela, imamet, müezzinlik, tesbihat, mevlit, ilahi, kaside ile miraciyye ve regaibiyye gibi cami içerisinde icra edilen daha özel kıraatleri öğretme çabasını aktaran Koca, şunları söyledi:

"Özellikle erkekler için cami içerisinde icra edilen ezanlar ve kamet biraz yoğunluk taşıyor. Kız öğrencilerimize de ilahiyi bol bol öğretiyorum. 'Bir gün siz anne olacaksınız, o çocuklarınız doğmadan sizin sesinizle meydana gelsin.' diyorum. Doğduktan sonra da onları o ilahilerle uyutsun, o ilahilerle uyandırsınlar ki ilahilerimiz yerleşsin. İlahiler Allah'ı anlatıyor, doğruluğu, yalan söylememeyi anlatıyor. Yani bu ilahiler bizim en önemli değerlerimizi bize öğretiyor. Bundan dolayı bol bol ilahi öğrenmemiz lazım."

Fatih Koca, gönül kırmamanın önemine vurgu yaparak, "Bir gönül kırdınsa kıldığın namaz, namaz değil. Onun için Allah Teala'nın, müminlerin kalbine feraset ettiğini, kalbine baktığını bilmemiz lazım. Kalbimizi onun bakacağı şekliyle hazır bulundurmamız, bu hazırlığı yapmak için de kulluğumuzun bilincinde olmak gerekiyor. Kulluğun bilinci de önce gönül kırmamaktan geçiyor." değerlendirmesinde bulundu.

– "Her gün bir şeyler üretmemiz gerekiyor"

Sanatçı ve akademisyen kimliği olan herkesin her gün bir şeyler üretmesi gerektiğinin altını çizen Koca, "Bir günü bir gününü tutmayacak. Bu zaten Efendimiz'in (Hazreti Peygamber) bir tavsiyesi bize. Son zamanlarda 'Regaibiyye' ile alakalı bir çalışma yaptım. Mahfel Sürmesi'ni akademik yönden de yayınladım." ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Koca, akademik ve sanatsal bir albüm yapmak istediklerini aktararak, "Son iki yıldır Salahi Dede'nin 1750'li yıllarda yazmış olduğu Regaibiyye'sini besteledim. Notayla 15-16 sayfalık bir eser. Bunu yayınlamayı düşünüyoruz." dedi.

Cami musikisinin en önemli formlarından biri olan ve III. Ahmed döneminde yaşayan, İstanbul Eyüp Sultan Camii Başmüezzini Abdülğani Gülşeni'nin cami cemaatini zikrullaha davet ettiği Mahfel Sürmesi'nin bestesini de icra etmek istediklerini aktaran Koca, "Medeniyetimizde var olan ama bugün uygulanmayan bazı eserlerimizi gün yüzüne çıkartmaya çalıştık." değerlendirmesinde bulundu.

Fatih Koca, ülke genelinde alınan tedbirlerin önemine değinerek, "Bugünleri hep beraber, milletçe, birlik ve beraberlik içinde atlatacağız. Tedbirlere uyarak, bugünleri hep beraber idrak edeceğimizi düşünüyorum." şeklinde konuştu.

– "İlahilerin neyinden gocunuyorlar?"

TRT-EBA TV ile Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden başlayan "uzaktan eğitim" programında, liseler için hazırlanan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi arasında, güftesi Yunus Emre'ye ait ilahileri yorumladığı 'Ara Nağme' dinletisine de değinen Koca, şunları kaydetti:

"Bizim daha önce iftar programlarında okuduğumuz eserlerin bazıları, lise EBA TV Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi arasında yayınlanmış. Sanki ilkokul öğrencilerine ilahiler dinletiliyor gibi manipüle edilmiş. Halbuki lise öğrencilerine, ders arasında, hem ilahiyat fakülteleri hem imam hatip liseleri hem de dini musiki konservatuvarlarında öğrencilerimizin öğreneceği eserlerin başında gelen Yunus Emre'nin 'Sordum Sarı Çiçeğe' ilahisi yayınlanmış. Bu ilahinin son bölümlerinde ölüm bize yakındır bölümünü özellikle alarak bu sanki virüsten dolayı insanları ölüme davet etmiş gibi bir algı oluşturulmuş. Bundan dolayı biz üzüldük tabii. 'Bu ilahiler Allah'a, Peygamber Efendimiz'e, Anadolu irfanımıza, birlik ve beraberliğimize önderlik eden ve Allah ve Resulüne iltica etmemizi sağlayan en önemli unsurlardan birisidir.' diyerek bu paylaşımları kınadığımızı ifade etmek isterim."

Uzaktan eğitimlerde dini musikiye hizmet etmiş sanatçıların eserlerine yer verilmesinin önemine dikkati çeken Koca, şöyle devam etti:

"İlahilerimiz din kültürümüzün içindeki önemli bir form. Neden o teneffüs aralarında ilahiler okunmasın? Manipüle edilmesi, çocuklara 'karanlıklar' diye lanse edilmesi beni çok üzdü. Bunlar aydınlıktır. Bunlar bizim birliğimiz ve beraberliğimizdir. Sonuna kadar kınıyorum. Kaldı ki ilkokul çocuklarına değil lise çocuklarına bu gösteriliyor. Bu ilahiler Allah'ı anlatıyor, peygamberleri, anneyi, babayı, kardeşliği öğretiyor. Bunun neyinden gocunuyorlar, ne yapılmak isteniyor? Bu beni gerçekten çok üzdü."

Akademisyen kimliğinin yanı sıra icra ettiği dini musiki eserleriyle de tanınan Fatih Koca, ud eşliğinde "İlim İlim Bilmektir", "Regaibiyye" ve "Bismillah" eserlerini de icra etti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Denizli'de koronavirüs testinden sonra hastaneden uzaklaşan kadın ekipleri harekete geçirdi

Sal Mar 24 , 2020
- Hastaneye geri getirilen Fas uyruklu kadının testinin negatif çıktığı belirlendi
Instagram did not return a 200.

TEBRİK

Peygamberimizin Müjdelediği O Güzel Şehir İstanbul’dur “Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel bir komutandır, O ordu ne güzel bir ordudur.” Güzel Komutan’a ve Güzel Ordusuna Selam Olsun. Kutlu Fethi'in 567. Yıl dönümü kutlu olsun!
EuTurkHaber

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

İstanbul‘un Fethi İstanbul‘un Fethi - + Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump