GENÇLERİ ŞİDDETE İTEN SEBEPLER

GENÇLERİ FİZİKSEL ŞİDDETE İTEN SEBEPLER, ÖĞRENME YOLARI VE ŞİDDET EĞİLİMLERİ!..

 

Öz
İnsanlık tarihi ile başlayan şiddet olgusu, günlük hayatta sürekli devam eden ve şekilleri esnek olan bir baskı unsurudur. Çocuklar ve çaresiz bazı insanlar mesajlarını bu yolla vermeye, dikkat çekmeye ve yaptırım uygulamaya çalışırlar. Şiddetin çağ dışı bir davranış ve yöntem olarak görülmesine rağmen her dönem varlığını artarak devam ettirmesi ve uygulayıcıların yaş seviyelerinin küçük yaşlara kadar inmesi, üzerinde çalışmayı ve önlem almayı gerekli kılmaktadır.

Çocuklar bulundukları ortamlarda ve yaşam şartlarında güvende olmak isterler. Bu çalışma; gençlerin şiddet eğilimleri, şiddeti öğrenme yolları ve muhatabına görünür zarar vermeyi hedefleyen fiziksel şiddetin uygulayan ve uygulanan bireyler üzerindeki etkilerini konu edinmektedir.

Amaç; çocukların gelişim süreçlerinde davranış pekişmesi aşamasında sorunlarını çözmek ve isteklerini yerine getirmek için başvurdukları fiziksel şiddeti nerelerden ve nasıl öğrendikleri, bu davranışı sergilemek için kendilerini hangi gerekçelerle ikna ettikleri ve bu davranışı önleme yollarını tartışmaktır.

Araştırma ile HEGEM (Şiddetle Mücadele Vakfı) vakfı Sakarya ilindeki 8.724 lise ikinci sınıf öğrencisine alan araştırması kapsamında 71 sorudan oluşan anket uygulamıştır. Bu çalışmada sadece fiziksel şiddet içerikli olan sorular kullanılmıştır. Veriler SPSS 16.0 paket programı aracılığı ile çözümlenmiş ve yorumlanmıştır.

Elde edilen bulgular, Türkiye’de fiziksel şiddetin genç yaşta öncelikle aileden öğrenildiğini, arkadaş ve okul çevresi ile pekiştiğini, fiziksel şiddet görmenin şiddet ve suçlu davranışları uygulamayı körüklediğini ve fiziksel şiddetin her kesimde görülebileceğini göstermektedir. Gençlerin aile büyüklerini ve kanaat önderlerini rol model gördükleri da ayrı bir tespittir.

Çocukların özellikle başkalarını daha çok örnek aldıkları gelişim süreçlerinde fiziksel şiddetten uzak tutulması, oransal olarak fiziksel şiddet uygulama seviyesinin daha aşağılara çekilmesi ve şiddetten uzak bir toplum oluşturmanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Şiddet, Fiziksel Şiddet, Şiddeti Öğrenme, Şiddet Davranışı, Gençlik ve Şiddet

GİRİŞ
İnsanlık tarihi kadar eski olan şiddet ilk toplumlarda sözel ve fiziksel şiddet olarak kendini göstermiştir. İlkel toplumlarda farklı fiziksel şiddet unsurlarıyla karşılaşılmaktadır. Fiziksel şiddet darp özelliği taşır ve bireye görünür zarar verir. Birçok toplumda var olan şiddetin örf adet ve gelenekten geldiği düşünülerek suç olduğu bilinmemekte ve insanlar çaresizce sonuçlarına katlanmaktaydı. Suç unsuru olarak değer bulmaya başladıktan sonra insanların direniş ve karşılık vermeleriyle karşılaşmış ve daha sonra da yasalarla yasaklanmıştır.

İlkel toplumlardan endüstri ve modern toplumlara geçiş sürecinden sonra şiddet çeşitleri çoğalmış, sözel ve fiziksel şiddetin yanında sosyal, ekonomik, cinsel ve duygusal şiddet de toplumsal yaşamda yerini almıştır. Günümüzde en gelişmiş toplumlarda dahi şiddet önlenemez bir olgu olmaya devam etmektedir. Modern toplumlarda şiddet eylemlerinin kaynaklarının artması, şiddet eylemlerinin gündelik yaşamın olağan bir fenomene dönüşmesine yol açmıştır (Kızmaz, 2006, s.248).

Toplumdaki tüm bireylerin bir şekilde şiddetle muhatap olduğu söylenebilir. Şiddetin türleri incelendiğinde bu kanaatin pekişeceği anlaşılacaktır. Çünkü özellikle duygusal ve cinsel şiddetin ölçülmesi ve ispat edilmesi oldukça zordur. “Muhatapla doğrudan iletişimi kesmek, onunla konuşmamak, ona surat asmak, ondan kendisini ifade etmesini, görüş ve düşüncelerini açıklamasını ve sosyal çevresiyle görüşmesini engellemek” şeklinde tanımlanan duygusal şiddetin bireyler üzerinde bıraktığı olumsuz izler madden ifade edilemediği için oluşturduğu travmanın boyutları da ölçülememektedir. Cinsel şiddet için de benzer şeyler söylenebilir.

Çocukların yakın çevreleri ile yaşadıkları; konuşurken başka yere bakma, dinlememe, başarılarını görmezden gelme, sık eleştirme, tehdit etme, sorularını cevapsız bırakma, suçlama, aşağılama, başkalarıyla karşılaştırma, yapabileceğinden fazlasını bekleme, reddetme, yalnız bırakma, korkutma, suça yöneltme, kardeşler arasında ayrım yapma, önemsememe, küçük düşürme, alaylı konuşma, lakap takma gibi duygusal davranışlar onların ruhsal aleminde önemli sorunlar doğurmaktadır.

Bu sorunlar ileriki yaşlarında başka sorunların doğmasına, duygusal ve davranışsal bozukluklar yaşamalarına, aile oluşturduklarında eşleri ve çocukları ile uyum sorunu yaşamalarına sebep olabilmektedir. Yani şiddetin hangi türü olursa olsun küçük görmemek ve ciddiye almak gerekir.

Çoğu zaman ciddiye alınmayan ve aile içinde uygulanan sözel, duygusal ve sosyal şiddetin daha sonra bireye aleni zarar veren fiziksel şiddete dönüşebileceği ve önlenmesi zor veya imkânsız sonuçlar doğurabileceği bilinmelidir. Bu çalışmanın omurgası fiziksel şiddet üzerine kurularak özellikle çocukları bu şiddet unsuruna iten sebepler, fiziksel şiddeti öğrenme yolları ve gençlerin sorunlarının çözümünde bu yola başvurmalarının tehlikeleri tartışılacaktır.

Şiddetin ailede başladığını dikkate alırsak aile iç şiddet kapsamında tüm şiddet çeşitlerinin çocuklara uygulanabildiğinden bahsedilebilir. Aile içi şiddet; eşler arası, anne-baba arası veya ebeveyn-çocuklar (anne ve/veya) babanın çocuklarına karşı veya çocukların ebeveynine karşı şiddet) arası meydana gelen fizikî, sözel veya psikolojik anlamda güç ve kuvvet kullanımının bütünüdür (Genç ve Seyyar, 2010, s.22).

Şiddeti öğrenme ve yaşama çocukluk çağlarında başlar ve hayatın tüm evrelerinde devam eder. Gençler ergenlik döneminde kendilerine göre hayatı anlamlandırmak, bulunduğu ortamda kabul görmek ve dikkat çekmek için bazı şiddet davranışları sergilerler. Bu dönemde yaşadıkları fiziksel ve bilişsel değişimlerle baş etme becerileri hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıkları ve onlarla boğuştukları için güncel sosyal sorunlarının çözümünde meşruiyetine bakmaksızın daha önce öğrenilmiş kolay yolları seçmekte ve gücü yettiğini düşündüğü insanlara sözel ve fiziksel şiddet uygulamaya kalkışmaktadırlar (Genç, 2015).

Gençler normların kendilerini kısıtlayan birer engel olduğu algısıyla norm dışı davranışlara girerek kendilerine dikkat çektirme ve varlıklarını ispat etme gayretine girerler. Toplum tarafından bireyleri sınırlayıcı olarak ihdas edilen normların çiğnenmesi o kişinin sapkın bir davranışa yöneldiği anlamına gelir. Bu sapkın davranışların tekrarı bireyi daha fazla norm ihlal etmeye sürükler ve şiddete eğimli bir birey olmaya zorlar (Gül ve Güneş, 2009, s.84-86).

FİZİKSEL ŞİDDET VE GENÇLİK İLİŞKİSİ

Şiddet; talep, istek, savunma, menfaat ve sorunların çözümünde başvurulan, mutsuzluğu ve çözümsüzlüğü körükleyen bir olgudur. Sorun çözme becerileri hakkında yeterli bilgi düzeyi ve tecrübesi olmayan çocuk, öğrenme yoluyla (duyarak, görerek, yaşayarak) elde ettiği şiddet yöntemini devreye koymaktadır. Aile, okul ve arkadaş çevresi ve son zamanlarda da etkili olan kitle iletişim araçları gibi etmenler toplumsallaşmayı/öğrenmeyi (Taylan, 2011, s.12); gelişim süreçlerindeki imkânsızlık, erişimsizlik ve talepler de uygulamayı hızlandırmaktadır.

Şiddet; öğrenme yoluyla kazanılan eylem boyutlu bir olgudur. İnsan sorunlarının çözümü için hangi yollara başvuracağına sosyal çevresinden öğrendiği yöntemlere göre karar verir. Yaş ilerledikçe yeni elde ettiği kazanımlarla bu düşüncesini tashih eder. Bu süre esnasında bağışıklık kazanan davranışlarını kullanmaya devam eder. Ya da çaresiz kaldığı, sözünün bittiği yerlerde daha önce öğrenilmiş olan eylemlerini devreye sokar.

Şiddet davranışı hakkında dar ve geniş çaplı tanımlar yapılmıştır. Herkes kendi bilim perspektifinden bir tanım oluşturur. Sosyal bilimciler, hukuk bilimcileri ve fen bilimcileri kendilerine göre tanımlar yapmışlardır. Fiziksel şiddet daha çok kriminoloji bilimcileri tarafından tanımlanmıştır.

Şiddet, meşruiyetine bakılmaksızın hedefe ulaşmak için kullanılan araçtır (Riches, 1998, s.18). Şiddet; sosyal olarak hiçbir şekilde meşru görülmeyen, fiziksel olarak zarar veren saldırılar (Kayaoğlu, 2000), başkasına kötülük yapma ve sancı çektirme maksadıyla zarar verme, eziyet etme, insanlara karşı fizikî güç kullanma, onları tehdit etme, nefsanî duygular ve ilkel dürtüler gibi sebeplerle kişilerin, başkaları üzerinde uyguladıkları kaba kuvvettir (Genç ve Seyyar, 2010, s.25). Hukukçulara göre şiddet; insanın benzerlerine karşı başlattığı, önemli veya önemsiz derecelerde hasarlar oluşturduğu, saldırganlık ve hoyratlık ifade eden davranışlar, Medeni Kanuna göre ise; insanı istemi dışında hareket etmeye zorlayacak nitelikteki eylemler (Ayan, 2010, s.24 ) olarak tanımlamaktadır.

Fiziksel (bedensel) Şiddet: İnsana tekme tokat atma, dövme, el-kol bükme, yumruklama, iterek yere düşürdükten sonra tekmeleme, yere ya da duvara fırlatma, bedenlerinde sigara söndürme, saç çekme, ısırma ve tükürme, kişinin kafasını duvara çarpma şeklinde tezahür etmektedir (Genç ve Seyyar, 2010, s.773). Fiziksel şiddet insanların bedensel bütünlüğüne karşı dışarıdan yöneltilen, sert ve acı verici bir edimdir.

Mala, cana, sağlığa, bedensel bütünlüğe, birey özgürlüğüne karşı bir tehdit oluşturması söz konusudur (Ünsal, 1996, s.32, Şenyuva ve Yavuz, 2009, s.1). Şiddetin aileden gelen bir gelenekselliği de söz konusudur. Ebeveynlerin şiddet eğilimleri ve olayları çözme yöntemleri çocuklar için önemli bir rehber ve rol model olarak algılanmaktadır. Gençler çevresindeki modellerin kendi saldırganlık dürtülerini nasıl dizginlediğini gözleyerek ve onlara öykünerek kendi davranış biçimlerini geliştirirler (Sever, 2002).

Suç; bireylere, topluma ve kamu düzenine olan sayısız olumsuz etkileriyle üstesinden gelinmesi ve önlenmesi gereken bir problemdir. Suç, bireyin toplumun içinde yürürlükte olan kurallara aykırı düşmesidir. Suçun yol açtığı negatif etkiler görüldüğünden çok daha fazladır.

Bu zararlar suçun doğrudan sebep olduğu maddi-manevi hasarlardan başlar ve direkt olarak mağdurun, sonra dolaylı olarak yakınlarının ve tüm toplumun kayıplarına kadar uzanır. Suçun neden olduğu maddi hasarların yanı sıra, toplumsal sarsıntı, korku ve güvensizlik ortamı da tamiri zor olan hasarlardandır (Dolu, Şener ve Doğutaş, 2010, s.61).

Suç ve şiddet iç içe geçmiş kavramlardır. Her şiddet içeren davranışı suç olarak yorumlamak gerekirse kavramlar arası ilişkilerin anlaşılması kolaylaşır. Kimlik ve kişilikleri henüz oturmamış, kendilerini kontrol etme, his ve duygularına hakim olma yetileri gelişmemiş olan gençlerin isteklerini yerine getirtmek için başvurabilecekleri en kolay yöntem şiddettir. Yapılan araştırmalar şiddetin yalnızca kişilik ve genetik faktörlerden ortaya çıkmadığını ortaya koymaktadır. Şiddetin bireysel faktörlerin dışında ailesel, toplumsal ve çevresel faktörleri söz konusudur.

Gençleri şiddet uygulamaya iten sebepleri şöyle sıralayabiliriz; davranışlarını kontrol etmekte zorluk yaşamaları, hayal kırıklığına karşı toleransın düşük olması; bir engellenmeyle karşılaştıkları zaman başa çıkma yollarını bilememeleri; sorun çözme, öfke kontrolü ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin zayıf olması; çocukların eğitim yaşamının ihmal edilmesi; ailenin tutarsız ve çok sert disiplin uygulamaları; ailede iç çatışma olması, ev içinde şiddetin ve istismarın olması; çocuklarda madde kullanımı ve depresyon belirtileri olması.

Gençlerin sosyal olarak aşırı içine kapanık olmaları, şiddete uğramaları, başkaları tarafından çabucak kızdırılmaları, aşırı alıngan olmaları, öfke kontrolünü becerememeleri, bireysel farklılıklara toleransı olmamaları, fevri olmaları ve çok çabuk hayal kırıklığına uğramaları gibi özellikleri onların şiddet davranışı gösterme risklerini artırmaktadır. Şiddet riski içeren bu faktörlerin önceden belirlenip gerekli önlemlerin alınması şiddet davranışının azalması veya önlenmesine olumlu katkı sağlayacaktır.

Aslında genç bireylerin şiddet eğilimlerini ve uygulama isteklerini anlamak için bazı uyarı işaretlerini takip etmek gerekir. Şiddet davranışı; içine kapanma, içinde bulunduğu ortama uyum sağlayamama, yazı ve resimlerinde şiddet içerikli ifadeler bulunması, öfke patlaması yaşama, zorbaca davranışlarda bulunma, kurallara, otoriteye karşı gelme ve farklılıklara karşı ön yargılı olma gibi çok sayıda değişken etrafında çözümlenmektedir.

Bunların yanında; madde ve alkol kullanımı, bir çeteye bağlı olma, silaha yasal olmayan yollardan ulaşabilme, şiddet içerikli programlara ilgi duyma, şiddet içerikli davranışlara karşı duyarsızlaşma, okul dışında internet kafelerde zaman geçirme, internette kontrolsüz dolaşma, televizyonda şiddet içerikli programlar izleme ve medyanın olumsuz etkileri gibi özellikler de sayılabilir.

YÖNTEM
Bu araştırmanın amacı; gençlerin küçük yaşta fiziksel şiddeti öğrenmelerinin yaşam süreçlerinde şiddet davranışı göstermelerine etkisi, öğrenme yolları ve şiddet eğilimlerini ortaya koymaktır. Araştırma, kısa adı HEGEM olan Şiddetle Mücadele Vakfının Türkiye şiddet haritası araştırması kapsamında 2013-2014 yıllarında araştırma yaptığı on üç ilden birisi olan Sakarya ilindeki lise ikinci sınıf öğrencileri üzerine kategorize edilen 8.724 öğrenciyi kapsamaktadır.

Öğrencilere yüz yüze görüşme yöntemiyle 71 sorudan oluşan anket formu uygulanmış ve uygulama esnasında okulların rehberlik servislerinden destek alınmıştır. Sorulan soruların fiziksel şiddetle ilgili olanları bu araştırmanın kaynağını oluşturmaktadır. Veriler SPSS 16 istatistik programı ile analiz edilerek ki kare, frekans ve yüzdelik değerler hesaplanmıştır. Elde edilen verilerle genç kuşağın fiziksel şiddet algısı, uygulama isteği ve eylemlerini içeren bulgular ve sonuçları değerlendirilmiştir.

Araştırmada Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve Basit Regresyon Analizi istatistikleri kullanılmıştır. Şiddet mağduru olma ile şiddete yönelme arasında ise 0.38’lik bir ilişki belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; sözel şiddet mağdurları en çok sözel şiddet (0.31) uygularken, fiziksel şiddet mağdurları daha çok fiziksel şiddete (0.32) başvurmaktadır.

Şiddet mağduru olan ergenlerin şiddet yönelimi olarak en çok arkadaşlara sözel şiddet (0.31), daha sonra arkadaşlara fiziksel şiddet (0.24), üçüncü olarak hayvanlara şiddet (0.20) ve en az olarak eşyaya şiddet (0.16) ilişkisi bulunmuştur. Şiddet görme ile şiddet uyulama arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

BULGULAR VE YORUMLAR
Demografik Durum

Sakarya ilinde araştırma kapsamında görüşlerine başvurulan 8.724 lise ikinci sınıf öğrencisinin % 39’u ailede iki kardeş olduklarını, % 30’u üç kardeş ve % 22’si de üçten fazla kardeş olduklarını ifade etmişlerdir. Bu gençlerin % 85’i çekirdek aile olarak yaşamaktadır. Büyükbaba, nine, amca, hala, dayı, teyze gibi geniş aile tipinde beraber yaşayanlar ise %15 seviyesindedir. Öğrencilerin % 83’ü düzenli bir aileye sahip olup ebeveynleri ayrı yaşayanlar % 7’dir. Anne ve/veya babası üvey olanları da kattığımızda boşanmış ailelerin % 12 seviyesinde olduğu görülmektedir.

Bu oranlar Türkiye’de boşanma oranı ile yakınlık göstermektedir. Türk aile yapısında çekirdek aileye geçiş süreci devam etmektedir. Bu çekirdek aile kurgusu büyükanne/babaların yalnız yaşadığı ve bu yalnızlık sonucu onların gelecekte devlet tarafından bakımlarının gerekliliğini gündeme getirmektedir. Çekirdek ve düzenli ailelerde aile içi fiziksel şiddetin daha düşük olacağı düşünülmektedir.

Araştırma yapılan gençlerin ailelerinin gelir durumunun iyi düzeyde (% 81,35) olduğu gözükmektedir. Ancak çocukların gözüyle hangi gelir seviyesinin iyi olarak adlandırılması gerektiği yönündeki objektif bilgi seviyesi tartışılabilir. Buna karşın öğrencilerin beşte birinin ailesinin gelir seviyesi kötü/çok kötü şeklindedir. Bu oran ciddi bir orandır. Bu çocuklar okul hayatlarında ekonomik olarak yeterli düzeyde olmadığı ve bazı ihtiyaçlarını gidermede sorun yaşadıkları söylenebilir.

Sosyal Çevreden Fiziksel Şiddet Görme Durumu

Çocuklar için aile ilk öğrenme ve sosyalleşme yeridir. Ailedeki davranış ve uygulamalar çok önemlidir. Çocuklar kendilerini evlerinde rahat, huzurlu ve güvende hissetmelidirler. Sürekli stres ve korku ortamında yetişen ve beyin gelişimi de bu deneyimlere bağlı olarak gelişen çocukların dürtülerinin tehdit eden itici tepkimelere maruz kalma riski daha yüksektir (Gül ve Güneş, 2009, s.87). Sakarya ilindeki gençlerin % 39.43’ü annesinden, % 28,88’i babasından, % 33.03’ü ağabeyinden, % 30,81’i ablasından, % 47,3’ü kardeşinden ve % 34,58’i de öğretmenlerinden en az bir kez fiziksel şiddet gördüklerini ifade etmişlerdir.

Öğrencilerin üçte ikisinin herhangi bir fiziksel şiddete maruz kalmadıklarını ifade etmeleri oldukça sevindiricidir. Ailelerde ekonomik ve eğitim seviyesi yükseldikçe şiddet olayının azaldığı görülmektedir. Ailede sözel şiddetin oranı yarıya yakındır. Ailelerin fiziksel şiddet yerine daha az yıkıma sebep olan sözel şiddeti tercih ettikleri söylenebilir.

Bu tablo ise haftada ve ayda birkaç kez fiziksel şiddet görenlerin yılda birkaç kez görenlerden az olduğu ve dolayısıyla şiddetin boyutunun düşük seviyede olduğunu göstermektedir. Annenin babaya göre daha yüksek oranda fiziksel şiddet uygulaması, çalışmayan anne olarak çocuğuyla daha çok vakit geçiren kişi olduğundan, kardeşlerin en yüksek çıkması ise gençlerin kardeşlerine uymak istemediklerinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Ankara’da yapılan bir araştırmada anne ve babanın çocuklara uyguladığı sert davranışların oranı % 58,3’ü göstermektedir. Aynı araştırmada çocuklara uygulanan bu sert davranışın % 50 seviyesinde fiziksel şiddet olduğu görülmektedir (Kunt, 2003, s.81). Bizim araştırmamızın 8 binin üstünde bir kitleyi kapsaması verilerimizin daha güvenilir olduğunu göstermektedir.

Öğrencilerin % 16,9’u öğretmenlerinin yılda birkaç kez, % 15’i de ayda birkaç kez fiziksel şiddet uyguladıklarını ifade etmeleri, öğretmenlerin yaptırım unsuru olarak bu yolu seçtiklerini göstermektedir. Bu veriler öğretmenlerin bir kısmının eğitimin bilincine ulaşmamış, eğitim psikolojisi ve pedagojisi yetersiz kişilerden oluştuğunu ve eğitimde şiddet olgusunu arttırdığını göstermektedir.

Yapılan bir araştırmada her dört öğretmenden biri şiddete yönelmekte, her yüz çocuktan dokuz tanesi okulda şiddetle karşılaşmaktadır. Geleceğin toplumsal yapısını oluşturacak olan gençlere yönelik şiddetin bu denli yoğun yaşanması onların kişiliğini zedelemekte, öğrenciler üzerinde onarılması güç olumsuz davranışlar ortaya çıkarmaktadır.

Okullarda şiddet unsuru ile karşılaşan öğrencilerin bunu bir yaşam biçimi olarak benimsedikleri ve yaşamlarının ileriki yıllarında çok yoğun olarak uyguladıklarına ve çeşitli suçlara karıştıklarına tanık olmaktayız (Kunt, 2003, s.53). Okul; sözün çok olduğu, her sorunun diyalog ve bilgi ile çözülebileceğinin verilmesi gereken yerdir. Bu henüz tamamen başarılamamıştır.

Çocukken Görülen Fiziksel Şiddetin Suç İşlemeye Etkisi

Gençlerin çocukluk çağında gördükleri şiddet davranışları ileri yaşlarda başlarına gelen bir sorun karşısında nasıl davranacaklarına yön vermektedir. Şiddet; bireylerin engellenmeleri sonucunda öfke ile birlikte gerçekleşen bir davranış tarzıdır. Ancak bu engellemeler karşısında bireylerin şiddet eylemlerine başvurmalarının nedenleri özellikle çocukluk ve ergenlik dönemindeki sosyalleşme biçiminde aranmalıdır (Kızmaz, 2006, s.246). Çünkü çocukluk döneminde görülen şiddetin suç işlemekte etkili olduğu aşağıdaki tablodan da görülmektedir.

Şiddet davranışının öğrenme yoluyla kazanılıp savunma ortamı oluştuğunda başvurulan bir eylem olduğunu daha önce söylemiştik. Çocukken yaşanan fiziksel şiddetin bireylerin suça yönelmesinde etkili olup olmadığı yönündeki soruya öğrencilerin % 40’ı çok etkili, % 30’u etkili ve % 16’sı kısmen etkili olduğu cevabını vermişlerdir.

Burada öğrencilerin üçte ikiden fazlası çocukken görülen şiddetin daha sonra çocukları suç işlemeye ittiğini savunmaktadır. Etkili olmadığını savunanlar % 14 düzeyindedir. Bu kesimin hayatlarında şiddet davranışı ile hiç karşılaşmadıkları düşünülmektedir. Ayrıca öğrenciler toplumdaki önemli kişilerin (devlet adamları, sanatçılar vb.) şiddet davranışları sergilemesi çocukların/gençlerin suç eğilimlerini arttırdığına (% 78) inanmaktadırlar. Bu yargıya kuvvetle inananlar üçte bir seviyesindedir.

Kanaat önderleri ve toplumda model alınabilecek kişiler de tüm davranışlarında suç ve şiddet içerebilecek unsur ve eylemlerden uzak kalmalıdırlar. Özellikle yeni gençlik bu kesimi daha çok örnek almaktadır. Bu düşünceye televizyon filmleri ve web sitelerini de katabiliriz.

Çocuklar şiddetten korunmak isteniyorsa onları bu eylemi öğrenecekleri ortamlardan korunmak gerekir. Anne babanın çocukların yanında olumsuz diye adlandırılabilecek eylemlerden uzak kalmaları, mümkünse hiç yapmamaları önemlidir. Birey ya da grupların yaşadığı sosyal ve fiziki çevre, kendilerini tehdit edici duruma dönüştüğünde; şiddeti tetikleyen, risk unsurlarını meşrulaştıran ve sapma davranışı gösteren yeni bir grup oluşturur. Böylece kendi çevresine yabancılaşmış ve alt kültürüne güveni azalmış bir birey ortaya çıkar (Genç ve Barış, 2015: 81). Çocuğun kendi ailesine yabancılaşması başka risk unsurlarına yakınlaşması anlamına gelir.

Sosyal Çevredeki Bireylerin Gördüğü Fiziksel Şiddetin Suç İşlemeye Etkileri

Çocukların fiziksel şiddet eğilimleri ve öğrenme yolları sadece fiziksel şiddet görmelerinden geçmemektedir. Kendileri için önemli olan ve örnek alabilecekleri bireylerin (anne, baba, öğretmen, arkadaş, kanaat önderleri vs.) davranışlarında, günlük hayatlarında ve sorun çözme yöntemlerinde kullandıkları fiziksel şiddet özellikleri de gençlerin fiziksel şiddet eğilimleri üzerinde etkili olmaktadır.

Çocuklar belli bir eğitim seviyesine gelmeden, sorunlarıyla baş edebilir kapasiteye ulaşmadan ve sorun çözme yetenek ve becerileri gelişmeden şiddet içeren bir durumla karşılaştıkları zaman etraflarından tecrübe edindikleri çözüm yollarını devreye sokmaktadırlar. Çözümü şiddette görüyorlarsa ve daha önceden bu davranışa tanık olmuşlarsa hiç düşünmeden, sansür kullanmadan ve sosyal kontrol araçlarını devreye koymadan büyüklerini taklit ederek bu eylemi gerçekleştireceklerdir.

Bu düşünceden hareketle çocuklara “Anne-babanız arasında ne sıklıkta, fiziksel şiddete doğrudan tanık oldunuz?” diye sorulan soruya % 74’ü böyle bir durumla karşılaşmadıklarını ifade etmişlerdir. Bu olumlu bir gelişmedir. Geri kalan dörtte biri ise yılda en az bir kere böyle olaya tanık oldukları beyan etmişlerdir. Öğrenciler; en fazla etkilendikleri, bazı davranışları öğrendikleri ve örnek aldıkları diğer öğrenci arkadaşlarının dörtte üçünün yılda en az birkaç kez birbirlerine fiziksel şiddet uyguladıklarına tanık olmuşlardır. Ayrıca çocukların % 70’inin eğitim süreçlerinde en az bir kere sıra dayağı ile karşılaştıklarını ifade etmeleri, haksız yere görülen bu fiziksel şiddetin benzer bir ortam oluştuğunda aynen kullanılabileceği anlamına gelmektedir. Gençlerin % 30’u bu sıra dayağı cezasını üç kez veya daha fazla görmüşlerdir. Bu veri öğretmenlerin gösterdiği fiziksel şiddet bulgusuyla örtüşmektedir.

Buradaki ve yukarıdaki veriler (Tablo 2) dikkate alındığında çocuklar fiziksel şiddeti görerek, yaşayarak ve işiterek öğrendiklerini ve kendilerine göre şartlar oluştukça kolayca uygulayabileceklerini ve böylece kolay suç işleyeceklerini göstermektedir. Ayrıca çocukların gördüğü fiziksel şiddet eyleminin başkalarının yanında (% 33) gerçekleşmiş olması onların üzerlerinde ruhsal travmalar oluşturabileceği, kişiliklerine olumsuz yansıyabileceği, kendilerine güvenlerini sarsabileceği veya başka psikolojik sorunlara sebebiyet verebileceği düşünülebilir.

Ailelerin çocuklarını terbiye etme yollarının meşru zemine oturması gerekmektedir. Özellikle çocuğa uygulanan şiddetin başkalarının yanında yapılması onları rencide edici, küçük düşürücü bir davranıştır. Bu ruh hali çocuğun sosyal hayatta da başarı düzeyini olumsuz etkileyecektir. Yani burada iki önemli sorun vardır. Biri fiziksel şiddet, diğeri ise bunun başkasının yanında uygulanmasının sonucu olan sosyal şiddet.

Kendine ve Başkalarına Fiziksel Şiddet Uygulama ve Nedenleri

Fiziksel şiddeti öğrenme beraberinde daha ciddi ve ağır sorunları getirmektedir. Fiziksel şiddet görmekten rahatsız olan ve bunu suç unsuru olarak gören gençlerin yarıdan fazlası yılda en az birkaç kez bu şiddeti başkasına uygulamaktadır. Haftada birkaç kez işleyenler ise; % 15 seviyesindedir. Gençlerin en az % 60’ı hiç fiziksel şiddet görmemiştir (Tablo 2). Başkasına hiç fiziksel şiddet uygulamayanlar % 46.59 seviyesindedir. Burada fiziksel şiddet görmeyenlerin % 14’ü bu eylemi gerçekleştirmiştir.

Fiziksel şiddet görmenin yanında bu eyleme tanık olma da şiddet uygulama için önemli bir etkendir. Çünkü gençlerin % 30’u ebeveynlerinin, % 83’ü arkadaşlarının fiziksel şiddet görmesine tanık olmuş ve % 70’i de sıra dayağından geçmiştir (Tablo 4). Şiddete maruz kalmadığı halde bu eğilimi gösteren kesimin görerek bu davranışa yöneldikleri söylenebilir. Bir ailede bir türde şiddet yaşanıyorsa, genellikle bu diğer türlerde de şiddetin yaşandığına dair bir işaret olabilmektedir (Erbek, Eradamlar vd., 2004, s. 203)

Bu yaştaki gençler diğer öğrencilerden şiddet görmeleri durumunda tavırlarının ne olacağı sorusuna karşılık vereceklerini (% 50) söylemektedir. İlginçtir, öğrencilerin % 20’si de karşılık vermenin ötesinde arkadaşlarına söyleyip bu işi grup halinde çözme eğilimindedir.

Her ne kadar öğrencinin niyeti farklı olsa da bu davranış çete kültürüne yakın bir tutumdur. Zaten gençlerin üçte ikisi yılda birkaç kez de olsa bir şekilde geçmişte bir kavgaya karışmıştır. Bu veri şiddet görenlerin bundan rahatsız olmasına rağmen kendisi de şiddet maruz kaldığında gerekirse işin içine arkadaşlarını da katarak (üçte iki) şiddete şiddetle karşılık verme düşüncesinde olduklarını göstermektedir.

Arkadaşlarına şiddet yoluyla zarar vermeleri bir yana dursun, öğrencilerin üçte biri yılda en az birkaç kez geçmişte kendisine zarar verdiklerini (elini, kafasını bir yere vurma, saçını yolma, kendini jiletleme vb. bir şekilde) söylemektedir. Bunların % 16’sı bu fiili en az ayda birkaç kez yapmışlardır. Yani gençler başkasından şiddet gördüğünde karşılık vermeye gücü yetmediğinde kendine zarar vermektedir. Bir kısım öğrenciler de etraflarındaki eşyaya, hayvana zarar verdiklerini söylemektedir. (İlgili veriler bu tebliğde kullanılmamıştır.)

Burada önemli bir nokta gençlerin sorunlarını şiddetle dahi olsa kendi başlarına (% 70) çözmek istemesidir. Hâlbuki suçların cezaları otorite (devlet) tarafından belirlenir, verilir ve uygulanır. Bireylerin münferiden ceza uygulama hakkı ve yetkisi yoktur. Çocuklar kısa yoldan işlerini kendileri halletmek istemekte ve suç işlemeye razı olmaktadırlar. Bu yaşta kolay suç işlemeye yönelmek de ayrı bir sorundur. Belki kanunların ağırlığı ve önemi kavratılamamıştır, belki de kanunlara yeterince güvenilmemektedir. Gençlere bu bilinç de kazandırılmalıdır. Öğrencilerin sadece % 18’i öğretmenlerine ve % 14’ü de ailesine söylemeyi tercih ederek, bir şekilde uzlaşıyı seçenler üçte bir seviyesindedir.

Gençlerin yarısı başkasına şiddet uygulamalarının en önemli gerekçesinin karşı tarafın kendilerini kızdırması olduğunu söylemektedir. % 23’lük bölümü de çocukluğunda ailesinden şiddet görmüş olmasını gerekçe göstermiştir. Buna bağlı olarak şiddet uygulama sonrası gençlerin yarısının pişman olduğu (üzülerek veya ağlayarak) görülmektedir. Burada gençlerin öfke kontrolü yapamadıkları, kendilerine hâkim olamadıkları ve aceleci davrandıkları anlaşılmaktadır.

İlgi çekici bir nokta da; gençlerin % 21’i şefkat ve merhamet duygularından yoksun oldukları için şiddet uyguladıklarını buna karşılık % 26.69’u da şiddet uyguladıktan sonra herhangi bir şey hissetmediklerini ifade etmeleridir. Çocuklarda duygu yoksunluğu, değer kaybı ve toplumsal bilinç eksikliği olduğu söylenebilir. Bu tür gençlerle daha çok ilgilenmek ve bu soruna çözüm bulmak gerekir.

Soyut kavramlara karşı ilgi uyandırmak ve bilinç geliştirmek oldukça zordur. Bu sorundan daha önemlisi gençlerin % 27’sinin şiddet uygulama sonrasında kendisini rahatlamış hissetmiş olmasıdır. Çünkü bu durum gençlerde şiddet davranışının pekiştiğini ve artık davranış haline geldiğini göstermektedir. Şiddet sonrası pişmanlık duymayan gençlere yönelik terapi eğitimleri, suçlu davranışlardan vazgeçme, öfke kontrolü ve kriminolojik tedaviler uygulanması gerekir. Maddi gerekçelerin (% 7,45) şiddet uygulamada gerekçe gösterilmesi ailelerinin gelir düzeyi kötü olanların (Tablo1) yarısı kadardır. Gençler şiddete başvururlarken kendilerini ikna etme ihtiyacı duymaktadırlar. Böyle bir eğilim suç işleme eğilimlerine ve daha kolay suça bulaşmalarına yardımcı olmaktadır.

Tartışma

Sakarya ilinde araştırmaya katılan öğrencilerin üçte ikiden fazlası (% 69,55) ailede iki-üç kardeş olduklarını belirtmişlerdir. Modern aile dönüşümüne uygun olarak büyük bir çoğunluğu (% 85.74) çekirdek ailede yaşamaktadır. Öğrencilere göre ailelerin % 18’inin gelir düzeyleri iyi değildir. % 7.1’inin anne babası ayrı ve diğer çoğunluğu düzenli ailedir.

Düzenli ailelerde aile içi fiziksel şiddetin daha düşük olacağı tahmin edilmektedir. Gençlerin % 39.43’ü annesinden, % 28,88’i babasından, % 33.03’ü ağabeyinden, % 30,81’i ablasından, % 47,3’ü kardeşinden ve % 34,58’i de öğretmenlerinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüşlerdir.

Öğretmenlerin üçte birinin yaptırım unsuru olarak fiziksel şiddete başvurmaları dikkat çekicidir. Annenin yüksek oranda fiziksel şiddet uyguluyor olması çalışmayan anne olarak çocuğuyla daha çok vakit geçirmesinden ve ikna yollarını yeterince kullanamamasından kaynaklanmaktadır.

Başka bir araştırmada (Bernard van Leer Vakfı, 2014:13) annelerin fiziksel şiddete başvurmalarının sebebi öfkelerini kontrol etmeyi başaramamak olarak belirlenmiştir, Gençlerin çocukken fiziksel şiddet görmelerinin ileride şiddet uygulamaları üzerinde etkili olduğu (% 89) görülmüştür.

Öğrencilerin % 67,21’i geçmişte sıra dayağından geçmeleri, haksız cezaya muhatap olmaları ve faili belli olmayan suçlarda herkesin cezalandırılmasının bir yöntem olabileceğini öğrenmeleri de şiddet uygulamalarında etkili olmaktadır. Ebeveynlerin kendi aralarında yaşanan fiziksel şiddete çocukların tanık olmaları (% 26), ilkokulda öğrencilerin kendi aralarındaki sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışmaları (% 25), ilkokulda diğer öğrencilerin birbirlerine fiziksel şiddet uygulamaları (% 76,92) ve toplumdaki önemli kişilerin şiddet davranışları sergilemesi (% 78) çocukları şiddet konusunda duyarlı hale getirmektedir. Bu durum gençlerin sosyal çevresinden gördükleri şiddet davranışlarını daha sonra uygulama düşüncelerini körüklemektedir.

Öğrencilerin geçmişte kendisine fiziki zarar verme durumu % 33, başkasına fiziki şiddet uygulama durumu % 53 düzeyindedir. Öğrencilerin yarısı kendilerine şiddet uygulandığında aynı şekilde karşılık verebileceğini söylemektedir. Zaten % 63,11’i çocukken en az bir kez kavgaya karıştıklarını ifade etmişlerdir. Gençler çevresinden gördükleri şiddeti aynen başkasına uygulama eğilimi göstermektedir.

Öğrencilerin yarısı başkasına şiddet uygulama nedeni olarak karşı tarafın kendilerini kızdırmasını, dörtte biri de çocukluğunda ailesinden şiddet görmüş olmasını göstermiştir. Ancak gençlerin yarıdan fazlası şiddet uyguladıktan sonra üzülmekte, % 26,69’u da kendisini rahatlamış hissetmektedir.

SONUÇ

Gençlerin şiddet ve fiziksel şiddet hakkındaki görüş ve eğilimlerini belirlemek üzere Sakarya ilinde lise ikinci sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bu araştırmanın sonuçları şöyle özetlenebilir.

Dünya üzerinde ve Türkiye’de sorunları şiddete başvurarak çözme yöntemi her zaman varlığını korumaktadır. Şiddeti öğrenme ve uygulama yolları özellikle çocukları ve ergenleri gelişim dönemlerinde daha fazla etkilemektedir.

Ergenler şiddet gördüklerinde ve bir sorun yaşadıklarında kendileri de aynı yola başvurmaları bir sorun olarak gözükmektedir. Bireylerin şiddeti uygulama ruh halleri incelenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Araştırmaya konu olan gençler çekirdek aile ve kardeş sayısı ağırlıklı olarak iki-üç kişiden oluşan modern aile tipine yakın ailelerde yaşamaktadırlar. Aileler daha çok düzenli aile ve gelir düzeyleri orta seviyededir.

Gençler yarısı sosyal çevrelerinden (annesinden, babasından, ağabeyinden, ablasından, kardeşinden) veya eğitim sürecindeki öğretmenlerinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüşlerdir.

Olumsuz bir durum karşısında şiddet yoluyla çözüm üretmeyi öğrenebilecek yeterli ortamları olduğu görülmüştür. Şiddeti öğrenme yolları olarak aile, okul, arkadaş, sokak, görsel ve sanal medya olduğu bu alanda yapılan araştırmaların ortak noktasıdır.

Okullarda eğitim sürecinde şiddetin halen varlığını koruduğu ve eğitim sistemlerinin çağdaşlaşamadığı görülmektedir. Şiddet sözün bittiği yer olarak yorumlanırsa, sözü hiçbir zaman bitirememesi gereken eğitim kurumlarında şiddetin yerinin olmaması gerekir. Eğitimde yaptırım olarak motivasyon, iletişim ve doğru bilgilendirme gibi modern yöntemlerin kullanılması gerekir.

Aile içinde çocuklara en fazla fiziksel şiddet uygulayanların anneler olduğu görülmüştür. Bu sonuçta aile içinde çocukların anne ile daha fazla zaman geçirmelerinin etkili olduğu düşünülmektedir.

Eğitim ve yaptırım amaçlı oluşan bu şiddet davranışının yerini alternatif yöntemlerin alması gerekmektedir. Çünkü çocuklar gördükleri şiddet davranışını daha sonra uygulama eğilimine geçmektedirler. Bu durum şiddeti önlemenin önünde bir engel teşkil etmektedir.

Ebeveynler arasında yaşanan geçimsizlik ve şiddet davranışları da çocukları olumsuz etkilemektedir. Bu davranış gençlerin gözünde ve zihninde normalleşmemesi gerekir.

Toplumda çocukların model aldığı kişiler ve kanaat önderlerinin şiddet davranışı göstermeleri de gençlerin şiddet davranışını normal karşılamalarında etkili olmaktadır. Toplumun tüm katmanlarının şiddetin her türlüsünden kaçınma yollarını seçmeleri, yaptırımlarını ve haklarını formel yollarla aramaları ve bunu davranış haline getirmeleri şiddetin azalmasında önemli bir etken olacaktır.

Gençlerin işlerinin çözülmesinde ve taleplerinin yerine gelmesinde daha önce kendilerine uygulanan yolları kullandıkları bir gerçektir. Bu aynı zamanda bir öğrenmedir. Çocukların yetişmesinde şiddet içerikli ortam ve söylemlerden uzak kalmaları bu eylemin azalmasına katkı sağlayacaktır.

Gençler daha çok kızdıkları zaman şiddete başvurduklarını ifade etmişlerdir. Öfke kontrolü, baş etme ve sorun çözme becerileri konusunda toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu konuda okulların eğitim müfredatlarına içerikler konması sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır.

Çocuk yaşta görülen şiddetin ileri yaşlarda sadece şiddet uygulama değil, aynı zamanda suç işlemeye de etki ettiği bulgularımız arasındadır. Elbette şiddet de bir suçtur. Ancak gençleri şiddet suçunun dışında farklı suçlara yönlendirmektedir. Şiddet eğilimi olan çocuklara terapi eğitimleri ve daha pozitif yollarla sorunlarını çözme metotları öğretilmesi gerekir.

Ailelerin çocuklarını terbiye etme yollarını meşru zemine oturtması gerekmektedir. Çocuklara bir başkasının yanında uygulanan her hangi bir şiddet çeşidi çocukların ruhsal yapılarının zedelenmesine sebep olmaktadır.

Gençlerin zor kullanılarak yönlerinin değiştirilmesi veya zor kullanarak başkalarının yönlerini değiştirmeye çalışmaları bir sapma davranışı olarak da yorumlanabilir.

Özellikle toplumsal olarak böyle bir algının hakim olduğu toplumların gelişmemiş toplumlar olarak sınıflandırılması doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü şiddet tüm dünyanın ortak sorunudur. Gelişmiş toplumlarda da yoğun olarak görülmektedir.

Gençler arasında fiziksel şiddet eğilimi çete kültürünü beslemekte ve körüklemektedir. Çetelerin ilk başvurduğu şey şiddettir. Genç nesillerin kontrolü ve korunması ailesel olduğu kadar da kamusal ve toplumsal bir sorundur. Devletin tüm birimlerinin bu konuda duyarlı olması sorunun çözümünde önemli bir yer tutmaktadır.

…………………..

KAYNAKLAR
Ayan, Sezer, (2010). “Aile ve Şiddet: Aile İçinde Çocuğa Yönelik Şiddet”, Ütopya Yayınları, Ankara
Bernard van Leer Vakfı, (2014) “Türkiye’de 0-8 Yaş Arası Çocuğa Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması” Aile Çocuk Şiddet, Frekans Araştırma Şirketi, İstanbul, http://www.ailecocuksiddet.info/RAPOR.pdf
Dolu, Osman, Uludağ, Şener, Doğutaş, C., (2010) “Suç Korkusu: Nedenleri, Sonuçları Ve Güvenlik Politikaları İlişkisi” Ankara Üniversitesi SBF Dergisi _ 65-1
Genç, Yusuf, (2015) “Gençlerin Sözel Şiddeti Öğrenme Yoları ve Eğilimleri” Gençlik Ve Sorunları Çalıştayı, Sözel Bildiri, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Belediyesi, Ribat Eğitim Vakfı İşbirliği, Konya
Genç, Yusuf, Seyyar, Ali, (2010) “Sosyal Hizmet Terimleri Sözlüğü”, Sakarya, Sakarya Yayınevi.
Genç, Yusuf, Barış, İsmail, (2015) “Roman Çocuklarının Eğitim Süreci ve Akademik Başarılarında Sosyal Dışlanma Algısının Rolü” The Journal of Academic Social Science Studies, Number: 33 , p. 79-97, Spring I 2015, Doi number:http://dx.doi.org/10.9761 /JASSS2796
Erbek, E., Eradamlar, N., Beştepe, E., Akar, H., Alpkan, L., (2004) “Kadına Yönelik Fiziksel Ve Cinsel Şiddet: Üç Grup Evli Çiftte Karşılaştırmalı Bir Çalışma” Düşünen Adam; 17(4):196-204
Gül, S. K., Güneş İ. D. (2009) “Ergenlik Dönemi Sorunları Ve Şiddet” Polis Bilimleri Dergisi, Sosyal Bilimler Dergisi / Cilt: XI, Sayı 1, Ankara
Kayaoğlu, A.G. (2000) “Futbol Fanatizmi, Sosyal Kimlik Ve Şiddet: Bir Futbol Takımının Taraftarlarıyla Yapılan Çalışma”. A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış doktora tezi, Ankara.
Kızmaz, Z., (2006) “Şiddetin Sosyo – Kültürel Kaynakları Üzerine Sosyolojik Bir Yaklaşım” Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Fırat University Journal of Social Science Cilt: 16, Sayı: 2 Sayfa: 247-267, Elâzığ
Kunt, Veysel, (2003) “Suç Ve Çocuk”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Antropoloji Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi
Riches, D. (1998) “Antropolojik Açıdan Şiddet), çev: Hallacoğlu, D. Ayrıntı Yayınları, İstanbul
Sever, Sedat, (2002), “Çocuk Kitaplarına Yansıtılan şiddet: Milli Eğitim Temel Yasası ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Bağlamında Bir Değerlendirme”, Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 35 (1-2):25-37, Ankara
Şenyuva, G., Yavuz M. F. (2009) “Fiziksel Şiddet Olgularında Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Değerlendirilmesi”, , Adli Tıp Dergisi 23(1): 1-14
Taylan, Hasan H. (2011), Televizyonla Yetişmek, Çizgi Kitabevi, Konya.
Ünsal, Artun, (1996) “Genişletilmiş Bir Şiddet Tipolojisi”, Cogito. Sayı: 6-7. Kış-Bahar. s.29-36.

Prof. Dr. Yusuf GENÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Sığınmacıların sınırda bekleyişi 27. gününde

Çar Mar 25 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email EDİRNE (AA) – Sığınmacıların Avrupa'ya geçme hayaliyle Yunanistan sınırında bekleyişlerinde 27. güne girildi. Tazyikli su, gaz bombaları ve mermilerle acımasızca müdahalesine rağmen hala Yunanistan'ın kapıyı açacağını düşünen sığınmacılar neredeyse bir aya yaklaşan bekleyişlerini sürdürüyor. Kaldıkları alanın güvenliği ve düzeni için yüzlerce güvenlik gücü, sağlık […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump