Uzmanlardan ‘FETÖ koronavirüs üzerinden sinsice saldırıyor’ uyarısı

Türkiye’nin yaşadığı her olumsuzluğu fırsat bilen FETÖ’nün sosyal medya üzerinden çeşitli kisveler altında sinsice saldırdığını belirten uzmanlar, koronavirüsün de terör örgütü üyelerince fırsata çevrilmeye çalışıldığı uyarısını yaptı.

Gülsüm İncekaya   |25.03.2020
Uzmanlardan 'FETÖ koronavirüs üzerinden sinsice saldırıyor' uyarısı

İstanbul

Türkiye’nin yaşadığı en ufak olumsuzluğu bile fırsat bilen Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) sosyal medya üzerinden çeşitli kisveler altında sinsice saldırdığını belirten uzmanlar, küresel bir salgın hastalık olarak karşımıza çıkan Koronavirüs (COVID-19) de FETÖ elemanları tarafından bir fırsata çevrilmeye çalışıldığı uyarısı yaptı.

FETÖ ve benzeri yapıların Türkiye’nin koronavirüs konusunda önlemler almakta geciktiği, virüsle mücadele açısından yeterli kaynaklara sahip olmadığı, vaka sayısının ve kayıpların aslında bilinenden çok daha fazla olduğu, hükümetin bu konuda şeffaf davranmadığı gibi dezenformasyon amaçlı manipülatif içeriklere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan uzmanlar Türkiye’nin bu tür manipülasyonlara karşı proaktif bir politika izlediğini söyledi.

İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Özkır, kriz dönemlerinde kamuoyuna sunulan içeriklerin sosyal medya mecraları ile anında çok geniş kesimlere ulaşabildiğini söyledi.

Twitter, Facebook ve Instagram ve WhatsApp gruplarının kitleler üzerinde zannedilenden daha fazla etkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özkır, “Dezenformasyon peşinde olanlar da bunun farkında. Bu yüzden neredeyse hiçbir olayı es geçmiyorlar. Terörle mücadelede olsun, deprem olsun, darbe girişiminde olsun yalan içerikleri masa başında üretip dolaşıma sokuyorlar.” dedi.

Özkır, bu tür içeriklere bakıldığında genellikle kaynağın belirsiz olduğuna dikkat çekerek şunları aktardı:

“İçerikler toplumu ayrıştırıcı bir dile sahiptir. Bir kanıta değil varsayıma dayalıdır. Abartı yaygın şekilde kullanılır. Hedef toplumsal fayda, krizin suhuletle halledilmesi filan olmadığı için ya dar ideoloji körlükle ya da örgüt çıkarları gözetilerek paylaşılır. Bir kandırmaca olarak da kara propagandanın tipik özelliği olan bu türden yaklaşımın aslında kamunun yaklaşımı olduğu yalanını kurguya eklerler. Tek merkezden yönetilen bot hesaplar ve fake hesaplar aracılığıyla algı üretme çabası yaygındır. Böylesi durumlarda kurumların şeffaf olması dezenformasyona vurulacak en güçlü darbedir. Doğru bilginin düzenli paylaşımı da kurumlarla vatandaş arasındaki güveni ve etkileşimi yükselterek kirli içeriklerin alanını daraltır. Kesinlikle ‘Vatandaş zaten doğruyu biliyordur’ dememek gerekir ve düzenli basın açıklaması yapmak gerekir. Virüsle mücadele sürecinde hem Sağlık Bakanı Fahrettin Koca hem de İletişim Başkanı Fahrettin Altun bu anlamda önemli bir başarı çıtası ortaya koydular. Bu yüzden evet çokça yalan içerik dolaşıma sokuldu ama yetkililerin proaktif tutumları sayesinde tutunamadılar. İnsanlar sosyal medyadan aldıkları mesajlar tarafından etkileniyor. Önce duygusal değişiklik sonra da davranışsal değişiklik ortaya çıkabiliyor. Virüs konusunda Avrupa, Çin ve Amerika’dan yansıyan görüntüler daha çok evde vakit geçirmek isteyen insanları negatif etkiliyor. Bunun belli sonuçları olabileceği hesaplanarak Türkiye’nin mevcut durumunun onlar gibi olmadığını anlatmaya devam etmek lazım. Pozitif mesajlar kaygı ve panik seviyesini dengeleyecekti ki zaten bu da olabildiğince yapılıyor.”

Trabzon Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Dr. İbrahim Ethem Erdinç de FETÖ mensuplarının virüs ile mücadelede Türkiye karşıtı iki boyutlu bir operasyon başlattığını ifade ederek, bunlardan birinin örgüte meşruiyet kazandırmak diğerinin ise hükümet ve cumhurbaşkanı hakkında kara propaganda olduğunu anlattı.

Erdinç şöyle devam etti:

“Bu bir algı yönetimi operasyonudur ve hiç şüphesiz, uluslararası boyutu olduğu gibi Türkiye iç kamuoyuna hitap eden bir mahiyet de taşımaktadır. Ülkenin karşı karşıya olduğu ya da yaşadığı en ufak bir olumsuzluğu bile fırsat bilen FETÖ, sosyal medya üzerinden çeşitli kisveler altında sinsice saldırmaktadır. Bu bağlamda son dönemde küresel bir salgın hastalık olarak karşımıza çıkan Koronavirüs (COVID-19) de FETÖ elemanları tarafından bir fırsat olarak görülmüştür. FETÖ mensupları tarafından salgınla ilgili eşitli gerçek dışı iddialar Whatsapp ve Twitter başta olmak üzere çeşitli sosyal mecralarda dolaşıma sokulmuştur. Bu iddiaların ortak özelliği genellikle kaynağının muğlak olması (bir arkadaş, hastanede çalışan tanıdık, bir sağlık görevlisi veya bir mahkum) ve sahte fotoğraflarla desteklenmesidir. ”

“FETÖ salgınla mücadelede ‘Yetersiz kalındı’ algısı yapıyor”

Erdinç, Koronavirüs salgını sonrası FETÖ mensuplarının iki dikkat çekici operasyon daha başlattığının altını çizerek bunlardan birinin hapishanelerle diğerinin ise sağlık sektörü ile ilgili olduğunu vurguladı.

Salgınla mücadelede yetersizlik algısı yaratılmasından sonra siyasi suçlular olarak yansıtılmaya çalışılan FETÖ mensuplarının hapishanelerden salıverilmesine dönük bir algı operasyonu başlatıldığını söyleyen Dr. Erdinç, şöyle devam etti:

“Buna gerekçe olarak hapishanelerde durumun çok kötü olduğu ve salgın riski olduğu ifade edilmiştir ancak bu iddialar Adalet Bakanlığı tarafından kesin bir dille yalanlanmıştır. Bir diğer detay da KHK’lar aracılığıyla açığa alınan FETÖ mensubu sağlık çalışanlarının göreve çağrılması talebidir. Ne yazık ki bu talep, bazı yazarlar ve siyasetçiler tarafından da dillendirilmiş ve Emre Uslu gibi firari teröristler bu durumdan büyük bir memnuniyet duymuştur. Aslında en çok dikkat edilmesi gereken husus da budur. Hiç kimse örgütün argümanlarına meşruiyet kazandırıcı nitelikte açıklamalar yapmamalıdır. Bu onlara güç kazandırırken ülkemizdeki demokratik siyasete ve vatandaşlarımıza zarar vermektedir. Koronavirüs krizi küreseldir, ancak mücadele ulusaldır. Bu mücadelede sosyal medyada yayılan yalan haberlere itibar etmemek en az devletimizin koyduğu kurallara riayet etmek ve gerekli tedbirleri almak kadar önemlidir.”

“Sosyal medyayı manipüle eden kötü aktörler var”

İstanbul Medipol Üniversitesi, Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berrin Kalsın, bugünlerde en az Covid-19 virüsü kadar tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyledi.

Sahte haberler veya dezenformasyonun virüsten daha hızlı ve kolay yayılan hatta aynı derecede tehlikeli bir durum olduğunu kaydeden Doç. Dr. Kalsın, “Dezenformasyon günümüzde internet, sosyal medya ve anlık mesajlaşma yoluyla daha hızlı ve daha kolay yayılıyor. Bu mesajlar, halk sağlığını tehlikeye atacak veya sosyal bölünmeyi teşvik edecek türden yanlış ve zararlı bilgiler hatta tavsiyeler içeriyor.” dedi.

Doç. Dr. Kalsın, krizlerin her zaman yüksek belirsizlik seviyeleri ürettiğini ve bu durumun da kaygıyı beslediğini aktararak şunları kaydetti:

“Böylesi bir ortamda insanlar var olan tehdit hakkında bilgi arayarak belirsizliği çözme ve endişeyi azaltma yolları aramaya başlar. İnsanlar aslında her zaman yaptıklarını yapıyorlar ancak burada sosyal medyanın denetimsizliği ve yayılım hızı çok büyük bir handikap olarak karşımıza çıkıyor. İnternet öncesi çağda bilgi, editörler veya resmi hükümet kaynakları tarafından kontrol ediliyordu. Ancak şimdi her şey kontrolsüz bir şekilde paylaşılıyor. İnsanlar aradıkları bilgiye arama motorları ve sosyal medya aracılığıyla ulaşıyor.

Bu bilgilerin bazıları güvenilir olabiliyor, ancak maalesef birçoğu güvenilir değil. Sosyal medya platformlarını ekonomik veya ideolojik amaçlarla manipüle eden kötü aktörler var. Bazen masummuş gibi paylaşılan içerikler olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Örneğin, yerel bir süpermarketteki boş rafların fotoğrafı panikle satın almayı tetikleyebiliyor. Bazen de salgın bahane edilerek halkı bankalardan para çekmeye teşvik eden terör örgütleri hesapları devreye giriyor.”

“Bir aşının yokluğunda, virüsün yayılmasını yavaşlatmanın tek yolu ‘sosyal mesafe’ yani uzaklaşmadır.” diyen Doç. Dr. Kalsın, “Çevrimiçi dünyada da benzer bir karantinaya ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim. Önümüze çıkan her bilgiye inanmayalım, paylaşmayalım ve hatta aramıza biraz mesafe koyalım.” değerlendirmesinde bulundu.

“Manipülatif içeriklerin önemli bir kısmı yurtdışı kaynaklı”

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Turgay Yerlikaya ise sosyal medyada dezenformasyon faaliyeti yürütüldüğünü belirterek kitlelerin bu yolla psikolojik olarak yıpratılmaya çalışıldığını belirtti.

Manipülatif içeriklerin önemli bir kısmının yurt dışı kaynaklı sosyal medya hesaplarından paylaşıldığını vurgulayan Dr. Yerlikaya, “Her şeyin artarak medya üzerinden gerçekleşmesi olarak tarif edilen medyatikleştirme, günümüzdeki dijital dönüşümle birlikte düşünüldüğünde çok daha baskın bir sosyolojik olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dezenformasyon amaçlı üretilen manipülatif içerikler de bu tür bir medya mantığı ile kitlelere sunulmakta ve kitleler neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edecek bir vasattan mahrum bırakılmaktadırlar” diye konuştu.

“Bu tür paylaşımlar ile halk içerisinde panik havası yaratılmak istenmektedir.” diyen Yerlikaya, “Bu nedenle devletin ve ilgili kurumların bilgilendirmeleri dikkate alınmalı ve ilgili kurumların bu tip dezenformasyon içeren hesap ve söz konusu hesapların yaydığı içeriklerin doğru olmadığı ifade edilmelidir. Halkın dikkate alması gereken konu sadece ve sadece resmi makamlar tarafından yapılan bilgilendirmeleri dikkate almalarıdır.” ifadelerini kullandı.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Bilecik'te "Vefa Sosyal Destek Grubu"na köy muhtarları da destek veriyor

Per Mar 26 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email BİLECİK (AA) – Bilecik'in Küplü köyü muhtarı, valiliğin kurduğu "Vefa Sosyal Destek Grubu" ile koordineli çalışarak köyündeki 65 yaş ve üstü vatandaşların ihtiyaçlarını gönüllü olarak karşılıyor. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında yayınlanan 65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı olanlara yönelik genelge doğrultusunda […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump