MAHŞERİN PROVASI!..

İnsanlığın yaşadığı yangınlar, depremler, hastalıklar ve bütün dünyayı etkisi altına alan salgın hastalıklar bir kez daha göstermiştir ki; yegane güç ve kuvvet sahibi Allah Azze ve Celledir. Zira daha üç ay öncesine kadar mazlumların ülkelerinde kitle imha silahlarıyla, varil bombalarıyla güç gösterisinde bulunan sözde gelişmiş, güçlü ülkeler görünmeyen bir virüs karşısında şaşkına dönmüş, ne yapacaklarını bilemez hale gelmişlerdir.

Mehmet Hırka

Korona virüsü ister biyolojik silah olarak üretilmiş, ister planlanmış olsun her ne şekilde var olmuşsa olsun bize şunu öğretmiştir ki; oyun kuranların üstünde, gücü herşeyi kuşatan Allahın kudretinden başka güç ve kuvvet yoktur. Çünkü yaratan ve yaratma gücüne sahip olan tek varlık Allahtır.

Bu malum virüs zalimlere azap, fasıklara imtihan, mü’min ve mazlumlara rahmettir. Musibeti iman ve sabırla karşılarsak inşallah bize bu musibeti Allah rahmet olarak tebdil eyleyecektir. Yeterki fıtratımıza uygun yaşayalım.

Kabenin tavaf’a kapatılması, camii ve ibadethanelerin kapatılması, cuma namazların geçici olarak kılınmaması manen bizim ızdırap duyduğumuz, hasretini çektiğimiz olmassa olmazlarımızdandır. Müslümanlar buralarda deşarz olur, buralarda manen doyuma ulaşır ve bu mekanlarda hayat bulurlar.

Diğer yandan ezan okunmasına müsaade edilmeyen dünyanın gayri müslim memleketlerinde ezanların açıktan okunması, müslüman, hristiyan, yahudilerin beraberce Allaha dua etmeleri, her ülkenin kendi derdine düşüp mazlumların üzerinden, ülkelerinden çekilmeleri cihetiyle olumlu sonuçlar vermiştir. Zira Allah şer zannettiğimiz şeylerde bizim için hayır murat etmiş olabilir.

Bizim bu musibet karşısında kafamızı ellerimiz arasına alıp düşünmemiz, muhasebe yapmamız ve gerekli manevi dersi almamız gerekir.

Allah niçin kabeyi tavaf’a kapattı?Acaba biz müslümanlara hakkıyla hac ibadetini yapamadığımızı, gösteriş ve riyaya kapıldığımızı hac ve umre üzerinden şirketler kurarak çıkar ve menfaati öne aldığımızımı hatırlattı?

Acaba camilerimizi ibadethane dışında farklı niyetlerle, bidatlerle doldurup asli ibadet, ilim, sohbet yuvaları olması gerekirken birilerinin şahsi mekanları haline çevirdiğimizimi hatırlattı?

Unuttuğumuz maddi-manevi temizliğe riayet etmediğimizi, kazandıklarımızla gurur ve kibire kapıldığımızı, mazlum müslümanları unutup mal-makam sevdasıyla seküler dünya hayatıyla şımardığımızımı bizlere hatırlattı?

Allahın binlerce muradı olabilir elbette. Biz unutmamalıyız ki ALLAH bize mahşerin provası’nı yaptırıyor.

Birbirimizden kaçıyor. kendi elimizi kendi yüzümüze süremiyor, misafire açmadığımız kapımızın kolunu tutmaya korkuyoruz, çok kazanıp şımardığımız iş yerini açamıyor, sokağa çıkamıyoruz.

Kendi çocuğumuzdan, eşimizden, yakınımızdan kaçar halde bir hayat yaşıyoruz. Tıpkı Abese Suresinde ahirette yaşayacağımız olayları dünyada yaşatıyor Allah.

”Kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak”.(Abese S 34.36)

Güçlü ve muktedir devletler, kitle imha silahlarıyla, fosfor bombalarıyla, son model radara yakalanmayan uçaklarıyla övünürlerken görünmeyen bir virüs karşısında çaresiz kaldılar.

O kadar acizliğe düştüler ki en basit maskere, yoğun bakım ünitelerine, dezenfekte ilaçlarına muhtaç hale geldiler. Ahirettede öyle olacak. Herkes kendi derdine düşecek, herkes ne yapacağını, nasıl hesap vereceğini, nasıl kurtulacağını bilemez duruma gelecek. ”Herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır” (İnfitar S.19)

En büyük makamlarda olup, en çok servete sahip olup, etrafının, yakınlarının çokluğuyla övünüp duranlar bir virüsle sahip oldukları şeylerin bir faydasının olmadıklarının farkına vardılar. Tıpkı ahirette farkına varacağımızı kuranın hatırlattığı gibi ”Mal ve çocuklar fayda vermeyecektir”.(Şuara S. 88.)

Kabe imkanı olanları tavafa çağırdı, camiler günde beş defa namaza çağırdı. Bu çağrıya imkanı varken gitmeyenler şimdi gitmek isteseler bile gidemiyorlar. Tıpkı ahirette işlediği günahlardan pişman olacakların, iman etmeyenlerin Allahım bizi tekrar dünyaya geri gönderde iman edelim, amel edelim diyecekleri gibi bir hali yaşıyoruz.

Müslümanlar maddi tedbir bazında temizliğe dikkat etmek, uyarılara uymak ve bu hastalıkla mücadele bağlamında verilen talimatlara uymakla mükelleftir. Hastalığı bilerek başkasına bulaştırmak, hastalığı bulaştıran kişiyi kul hakkına girmekten sorumlu tutar.

Vakit olmadığından dolayı namaz kılamayanlar, kuran okuyamayanlar için bu günlerde ilimle meşgul olarak, ibadetlerimizi yaparak manen ruhumuzu besleyerek maddi ve manevi kazanımlara azami özen göstermek gerekir.

Müslüman yük olan değil yük alan insandır. Yetimlere un çuvalı taşırken yükünü almak isteyen arkadaşına yükü sen taşırsan ahirette ömerin yükünü kim taşır diyerek kan ter içinde yetimlere un çuvalını taşıyan ömerler olmalıyız. Muhtaçlara ömer olmalıyız ki ahiretteki yüklerimizi hafifletmiş olalım.

-İmân, amel, tövbe ve istiğfarla kendimizi yenilemenin yollarını arayarak Allaha karşı kulluk bilincini kazanarak yaşamaya gayret edersek Allah bizi dert ve sıkıntılarımızdan kurtaracak ve bize merhamet edecektir.(İnşallah) Zira Allah kuranda ”şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azap etsin”? (Nisa S.147) buyurmaktadır.

-Ne kadar günahkar olursak olalım, ümitvar olarak Allaha yönelelim, o inananların dostudur.(Bakara S.257) Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin, Allah bütün günahlarınızı bağışlar.(Zümer S.53) buyurarak bizleri imana, ibadete ve tövbe etmeye davet etmektedir.

Mehmet HIRKA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Türkiye'nin gönderdiği tıbbi yardım malzemeleri Kuzey Makedonya'ya ulaştı

Çar Nis 8 , 2020
- Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan maske, tulum ve hızlı tanı kitinden oluşan yardım malzemeleri, Kuzey Makedonya makamlarına teslim edildi
Instagram did not return a 200.

TEBRİK

Peygamberimizin Müjdelediği O Güzel Şehir İstanbul’dur “Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel bir komutandır, O ordu ne güzel bir ordudur.” Güzel Komutan’a ve Güzel Ordusuna Selam Olsun. Kutlu Fethi'in 567. Yıl dönümü kutlu olsun!
EuTurkHaber

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

İstanbul‘un Fethi İstanbul‘un Fethi - + Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump