Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri sahiplerini buldu

İSTANBUL (AA) – Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Koronavirüs salgını nedeniyle dünya çok büyük bir sınav verirken, tek rehberimizin bilim olması gerektiğini bir kez daha görüyoruz. Bilimin ve teknolojinin yolumuzu aydınlatmasıyla, dayanışma ruhu içinde bu zorluğu birlikte yeneceğiz.” ifadelerini kullandı.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, 2004 yılında hayata veda eden Sakıp Sabancı’nın vasiyeti üzerine Sabancı Üniversitesi tarafından hayata geçirilen Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri, bu yıl eşitsizlikten gelir dağılımına, iklim değişikliğinden enerjiye, ulaştırmadan barınmaya kadar geniş bir yelpazede ekonomi politikaları ile özel sektör ve kamunun rolüne odaklanan fikirleri ve bilim insanlarını ödüllendirdi.

Teması “Ekonomi ve Türkiye’nin Geleceği” olan Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde kazanan makaleler açıklanırken, Jüri Özel Ödülü London School of Economics (LSE) Profesörü Lord Nicholas Stern’e verildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin sosyal bilimler alanında Türkiye’de bir ilki başlattığını belirterek, “Merhum Sakıp Bey, her zaman uluslararası düşünmeyi teşvik ederdi. Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri Türkiye’nin sosyal bilimler alanındaki uluslararası vizyonuna önemli katkı yapıyor.” ifadelerini kullandı.

Sabancı, her yıl 10 Nisan’da Sakıp Sabancı'nın değerli hatırasını anmak ve ödülleri sahiplerine takdim etmek üzere düzenledikleri töreni bu yıl içinde bulunulan olağanüstü koşullar nedeniyle yapamadıklarını aktararak, şunları kaydetti:

"Merhum Sakıp Bey’in dilinden düşürmediği ve son kitabına da adını verdiği ‘Her şeyin başı sağlık’ sözünün önemini her geçen gün daha iyi anladığımız bir dönemden geçiyoruz. Koronavirüs salgını nedeniyle dünya çok büyük bir sınav verirken, tek rehberimizin bilim olması gerektiğini bir kez daha görüyoruz. Bugün ortak akla, bilime ve iş birliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bireyler sosyal olarak izole olurken, dünyanın tam tersine daha fazla birleşmesi, yakınlaşması ve hep birlikte bu sorunun üstesinden gelmesi gerekiyor.

Biz de aynı anlayışla, üniversitemizin imkanlarını seferber ettik. Üniversitemiz bünyesinde geliştirilen çözümler, emeklerine büyük bir şükran borçlu olduğumuz sağlık çalışanlarımızın günlük çalışmalarını kolaylaştırırken, Kompozit Teknolojileri ve Nanoteknoloji gibi merkezlerimiz altyapılarını aşı, serum ve kit üreticilerine açarak yeni çözümlerin geliştirilmesine destek oluyor. Bilimin ve teknolojinin yolumuzu aydınlatmasıyla, dayanışma ruhu içinde bu zorluğu birlikte yeneceğiz”.

– "Ortak sorunlarımıza ortak çözümler gerekiyor"

Güler Sabancı, Sabancı Üniversitesi’nin bir dünya üniversitesi olma vizyonuyla yola çıktığını ve dünyanın 50’den fazla ülkesinde üniversitelerle yürüttüğü uluslararası değişim anlaşmaları ile öğrencilerine evrensel düşüncenin kapılarını açtığını belirtti.

Sabancı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bilginin en büyük değer olduğu ve neredeyse ışık hızında paylaşılabildiği bir dünyada, ortak sorunlarımıza çözüm getirebilecek bilim insanlarına duyduğumuz ihtiyacı daha net görebiliyoruz. Bu noktada Sakıp Bey’in de her zaman çok önem verdiği uluslararası bakış açısından yola çıkarak Dr.h.c. Dilek Sabancı ve Sevil Sabancı’nın cömert ve cesur girişimleriyle 2018 yılında Columbia Üniversitesi’nde kurduğumuz Sakıp Sabancı Türkiye Çalışmaları Merkezi, Sabancı Üniversitesi’nin de desteğiyle Türkiye üzerine araştırma ve farkındalığın artırılması için çalışmalarını sürdürüyor. Diğer yandan dünyanın ortak sorunlarına ortak çözümler sunan bilim insanlarıyla bir araya gelmeyi de önemsiyoruz. Alanında öncü isimlerden biri olan Profesör Lord Nicholas Stern’i aldığı Jüri Özel Ödülü için tebrik ediyorum. Aynı zamanda makale ödülü kazanan genç araştırmacılarımıza da bilimin ışığında çıktıkları bu yolda başarılar diliyorum.”

– "Önümüzdeki 20 yıl dünya için çok kritik"

London School of Economics (LSE) Profesörü Lord Nicholas Stern ise geçen yıllarda Joseph Nye gibi çok değerli bilim insanlarına verilen ve büyük hayırsever Sakıp Sabancı’nın kurduğu Sabancı Üniversitesi tarafından organize edilen böyle özel bir ödülü almaktan onur duyduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Son 20 yıldır iklim değişikliği üzerine çalışıyorum. İklim değişikliği, insanlığın geleceği için çok büyük bir tehdit. 2015 yılında imzalanan Paris Sözleşmesi’ne rağmen şu anki gidişat bu yüzyıl içinde dünyanın ortalama sıcaklığının 19. yüzyılın sonuna göre 3 santigrat derece artacağını gösteriyor. 3 derecelik sıcaklık artışı sonunda muhtemelen milyarlarca insan yer değiştirmek zorunda kalacak ve bu da çok daha derin sosyal çatışmalara neden olacak. Son yarım yüzyıldaki kazanımlarımız tersine dönebilir. Sıcaklığı stabil tutabilmemiz için karbon emisyonunu sıfıra indirmemiz ve önümüzdeki 50 yıl boyunca net sıfır karbon emisyonunda kalmamız gerekiyor. Önümüzdeki 20 yıl bu açıdan çok kritik.”

Net sıfır karbon emisyonu hedefinin aynı zamanda sürdürülebilir, kapsayıcı, dirayetli bir büyüme hikayesi yaratabileceğine dikkati çeken Profesör Stern, “Bu yüzyıl keşif, inovasyon, yatırım ve refah dolu bir hikayeye dönüşebilir. Bize hareket edebildiğimiz, nefes alabildiğimiz ve daha verimli olduğumuz şehirler getirebilir. Bunun için liderliğe, stratejiye ve ilhama ihtiyacımız var. Aynı zamanda inovasyona, yaratıcılığa, iyi planlanmış finansa ve kesinlikle Sakıp Sabancı’nın iş hayatında gösterdiği niteliklere… Türkiye, iklim değişikliği konusunda Avrupa gibi çok kırılgan bir noktada ama Türkiye’nin çok büyük bir avantajı da bulunuyor. Geniş rüzgar ve güneş kaynakları var. Sahip olduğu özel coğrafya ve engin kültürle dünya için odak noktası. Dolayısıyla buna Türkiye’nin merkezde olacağı bir hikaye gözüyle de bakabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

– 3 farklı ülkeden 3 makale

Bu yıl, Toronto Üniversitesi’nden Jonathan D. Hall'un “Yol Ücretlendirmesinden Herkes Kazançlı Çıkabilir mi? Trafik Yoğunluğu Fiyatlandırmasının Toplam ve Bölüşümsel Sonuçlarının Tahmini” makalesi, Amsterdam Vrije Üniversitesi’nden Hans Koster'in “Yeşil Kuşak Politikasının Refah Etkileri: İngiltere’den Kanıtlar” makalesi, California Berkeley Üniversitesi’nden Nick Tsivanidis'in “Kentteki Toplu Taşıma Altyapısının Etkisinin Değerlendirilmesi: Bogotá’daki Trans Milenio’dan Bulgular” makalesi ödüle layık görüldü.

– 2020 yılı jürisi

Bu yılki ödülün jüri başkanlığı görevini Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi (SSBF) Dekan Yardımcısı Eren İnci üstlenirken, uluslararası jüride Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Fuat Keyman, Sabancı Üniversitesi SSBF Dekanı Özgür Kıbrıs, Brookings Enstitüsü Kıdemli Danışmanı ve Sabancı Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Kemal Derviş, Pennsylvania Üniversitesi Profesörü Gilles Duranton, UBC Sauder Üniversitesi Profesörü Robin Lindsey, Brown Üniversitesi Profesörü Matthew Turner yer aldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, üniversite öğrencileriyle video konferansla görüştü:

Cum Nis 10 , 2020
- "Hedefimiz, darbe hukukundan arınmış bir demokratik parlamenter sistem. Biz, üçüncü sınıf bir demokrasiyi asla kabul etmiyoruz. Avrupa Birliği'nde hangi demokratik kurallar varsa aynısının Türkiye'de de olmasını istiyoruz"

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump