Suudi uleması MbS’ye arka çıktıkça itibar kaybediyor

Suudi müesses nizamının iki ayağından birini temsil eden ulema sınıfı, Muhammed bin Selman’ın Haziran 2017’de veliaht olmasıyla birlikte, rejimin elinde bir piyona dönüştü.

Halil Çelik   |08.04.2020
Suudi uleması MbS'ye arka çıktıkça itibar kaybediyor

İstanbul

Suudi Arabistan tüm dünyayı kasıp kavuran yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede erken yol alan ülkelerden: Uygulanan tedbirler kapsamında umre ziyaretleri askıya alındı, Kâbe ve Mescid-i Nebevi dışında ülkedeki camilerde cuma namazı başta olmak üzere cemaatle namaz kılınmasına yasak getirildi, Mekke ve Medine’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Kendi gücünü başkalarının gözünde meşru göstermek amacıyla ülke içinde ve dışında büyük bir destek kampanyası yürüten MbS, dini kıyafet ve sarıklı askerlerden oluşan ulemayı kullanarak isteklerini yaptırma ve kendisini parlatma yoluna gitti.

Tüm bu süreçte ülkenin dini otoritesini temsil eden kurumlar da alınan kararlara meşruiyet zemini sağlayan fetvalar verdi. Başmüftü Abdülaziz Al-Şeyh sokağa çıkma kararına uymayanların “günahkâr” sayılacağını açıklarken, ülkenin önde gelen alimlerinden Şeyh Abdullah el-Muni virüsü kasıtlı olarak bulaştırmaya çalışanların ölüm cezasıyla cezalandırılabileceği fetvasını verdi. İslam’ın ilk mescidi olan Kuba Mescidi İmam Hatibi Salih el-Megamisi de durumdan vazife çıkararak Twitter hesabından, cezaevlerindeki mahkumlar için af talebinde bulundu. Gelen tepkiler üzerine mesajı silip kendi tabiriyle “uygun olmayan” ilk paylaşımı için özür dilese de, kendisini bekleyen kötü akıbetten kurtulamadı ve görevden alındı. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın (MbS) projelerinin ateşli savunucusu Megamisi, bir Twitter mesajına kurban edildi.

Mevcut durumda ulemanın rolü veliahdın yolsuzluklarını meşrulaştırmak, işlediği suçları örtbas etmek ve toplumu aldatmanın ötesine geçmiyor.

Ulema sınıfının en itibarsız dönemi

Suudi Arabistan’daki resmî ulema sınıfının ülkenin yakın tarihinde hiç bu kadar itibar kaybetmediğini söylersek abartmış olmayız. Ülkenin siyasi iktidarını teşkil eden Suudi ailesi (Al Suud) ile ulemayı temsil eden Şeyh ailesi (Al Şeyh) arasındaki ittifak gereği, dini otoritenin, yani ulema sınıfının hanedanın aldığı kararları meşrulaştırma görevini yürüttüğü muhakkak. Zaten Suudi yönetimi, kurucu kral döneminden itibaren, siyasi rejiminin meşruiyetinin büyük ölçüde İslam dünyası içindeki konumuyla ve özellikle kutsal mekanlarla ilişkili olduğunun da farkında. Din “soslu” muhafazakâr kraliyet rejiminin içeride ve dışarıda bu meşruiyetini güçlendirmek için başvurduğu en önemli unsuru hiç kuşkusuz ulema temsil ediyor.

Bu bağlamda, müesses nizam Arapçılık ile dini düşünce arasında tedrici bir uzlaşı sağlamak için, belirli dini kurumlar üzerinden İslam dünyasındaki nüfuzunu genişletti. Söz gelimi 1962 yılında İslam toplumları ve merkezlerini desteklemek, halklar ile Müslüman azınlıklar arasında dayanışma fikrini yaymak için İslam Dünyası Birliğini (Rabıta) kurdu. Mescidi Aksa’nın yakılmasının ardından, 25 Eylül 1969’da kurulan Suudi Arabistan merkezli İslam İşbirliği Teşkilatı (eski adıyla İslam Konferansı Örgütü) de benzer amaçlara hizmet ediyor.

Ayrıca Suudi müesses nizamının iki ayağından birini temsil eden ulema sınıfı doğrudan olmasa da dolaylı şekilde ülkedeki taht kavgalarında da belirleyici bir role sahipti. “Sahipti” diyoruz, çünkü ulema son yıllarda ve özellikle de MbS’nin Haziran 2017’de veliaht olmasıyla birlikte, rejimin elinde “alenen” birer piyona dönüştü. Genç veliaht birçok alimi kendi projeleri için kullanmaktan çekinmedi. Hal böyle olunca, ulemanın rolü veliahdın yolsuzluklarını meşrulaştırmak, işlediği suçları örtbas etmek ve toplumu aldatmanın ötesine geçmiyor. MbS’nin projelerini ve kararlarını desteklemeyen alimlerin cezaevinde olması, Demokles’in kılıcı olarak başlarının üstünde sallanıyor.

MbS ülkenin ve bölgenin hayati meselelerini ABD Başkanı Donald Trump ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’le istişare ederken, farklı görüş bildiren veya eleştiri imasında bulunan ulema sınıfına hiç göz açtırmıyor; önce görevlerinden alıyor, ardından onları itibarsızlaştırıyor. Cezaevlerinde suçsuz yere yatan Selman el-Avde ve Avad el-Karni gibi 400’e yakın alim Kovid-19 sebebiyle serbest bırakılmazken hırsızlık, uyuşturucu, tecavüz ve kumar gibi suçlardan yatanlar salıveriliyor.

Esasında Batıya “açılımcı ılımlı İslam” ile ilgili sıcak mesajlar veren ve bunu kadın hakları alanında attığı adımlarla göstermeye çalışan MbS, ilk başlarda Selefi-Vehhabi çizgisindeki ulemayı kendinden uzak tutmaya çalıştı. Ancak kendi gücünü başkalarının gözünde meşru göstermek amacıyla ülke içinde ve dışında büyük bir destek kampanyası yürüten MbS, dini kıyafet ve sarıklı askerlerden oluşan ulemayı kullanarak isteklerini yaptırma ve kendisini parlatma yoluna gitti.

Yumuşak güç (soft power) olarak tanımlanan bu yöntemin meyvelerini verip vermeyeceğini zaman gösterecek; fakat aşağıda detaylarını vereceğimiz bu sarıklı askerleri MbS farklı misyonlarla sahaya sürdü.

Şeyh Karni’nin hedefinde Türkiye ve Erdoğan var

Sözgelimi eski fikirlerinden pişmanlık duyup tövbe ederek MbS’nin “ılımlı açılımcı İslamını” destelediğini açıklayan davetçi Şeyh Aid el-Karni, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik iftiralarda kullanılıyor. Türkiye ile Suudi Arabistan ilişkilerinin gergin olduğu bir ortamda, Karni’nin bir video yayınlayarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik Suudi medyasının sıkça yer verdiği iftiraları tekrarlaması, din alimlerinin siyasete alet edildiğinin önemli bir göstergesi oldu. İşin ilginç yanı, aynı kişi daha birkaç yıl öncesine kadar Erdoğan’la ilgili övgü dolu açıklamalarda bulunuyordu.

Şeyh İsa’nın İsrail’le normalleşme çabaları

Filistin sorununun MbS’nin önceliği olmadığı ve İsrail’in artık Suudi Arabistan açısından düşman devlet olarak görülmediği aşikâr. ABD Başkanı Donald Trump “Yüzyılın Anlaşmasına” destek veren başkentler arasında saymasa da Riyad yönetimi ve medyasının söz konusu anlaşmaya yönelik nötr tavrı kendini ele veriyordu. Ülkenin çıkarının İran’a karşı İsrail’le işbirliğinden geçtiği söylemi açıktan ifade ediliyor artık. Zaten İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Şii İran’a karşı Sünni Arap ülkelerinin yanında oldukları yönünde açıklamalarda bulunmuştu.

Bu bağlamda MbS’ye yakınlığıyla bilinen Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Şeyh Muhammed el-İsa, eski Nazi toplama kampı Auschwitz’i ziyaret ederek İsrail’e anlamlı mesajlar verdi. İsa hızını alamayıp kampta cemaatle namaz kıldı ve Kur’an-ı Kerim okudu. İsa geçen yıl da Amerikan Yahudi Komitesi ile mutabakat zaptı imzalamıştı. Ayrıca İsa’nın Kovid-19 salgını son bulursa, Haziran 2020’de komitede bir de konuşma yapması bekleniyor. Suudi Arabistan’ın bu tavrı Filistinli grupları İran’a yöneltirken, Filistin davasıyla ilgili bu makas değişikliği Riyad’ın İslam dünyasındaki güç kartlarını kaybetmesine yol açıyor.

Şeyh Sudeys ve Megamisi’nin MbS’yi temize çıkarma çabaları

Ülkemizde Kâbe imamı olarak bilinen Şeyh Abdurrahman es-Sudeys’in İslam dünyasında büyük bir saygınlığı vardı. Kuran tilaveti ve ses kayıtlarıyla dünyanın dört bir yanında Müslümanların gönlünde taht kurmuştu. Onun gibi birçok davetçi, Suudi Arabistan’ın Müslümanlar nezdinde birer büyükelçisiydi ve yumuşak gücü konumundaydı. Sudeys özellikle Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı suikastından sonra, Kâbe minberinden veliahdı savunan ve onu “ilham verici” olarak niteleyen hutbeler verdi. Şu an Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi işlerinden sorumlu olan Sudeys bundan 3 yıl önce ABD’de düzenlenen bir etkinlikte, ABD ve Suudi Arabistan’ın dünya barışı ve güvenliğine öncülük ettiği yönünde yaptığı açıklamalarla büyük tepki çekmişti.

Yukarıda bahsi geçen Megamisi de televizyonlardan ve Twitter hesabından MbS’nin “faziletlerinden ve görgüsünden” övgüyle bahsetti; genç veliaht ile Allah arasında bir “sırrın” varlığına işaret ederek onun fakirlere gizli yardımda bulunduğundan dem vurdu. Megamisi ayrıca MbS’nin 2030 vizyonundaki projelerini pohpohlamak için kullanılıyordu.

Şeyh Kelbani’nin görevi Eğlence Kurumu’nu meşrulaştırmak

Suudi Arabistan’da büyük bir konferans merkezinde düzenlenen iskambil şampiyonasına katılmasıyla dikkatleri üzerine çeken Kâbe imamlarından Adil el-Kelbani, MbS’nin petrol dışı gelirleri arttırma projeleri kapsamında yer alan Eğlence Kurumu’nu meşrulaştırma görevini üstlendi. Katıldığı bir televizyon programında, Hz. Peygamber döneminde şarkı ve türkünün olduğu ve onun kendi evinde bu şarkıcıları ağırladığı yönündeki iddiası büyük tepki görürken, eğlence projesini meşrulaştırma çabası olarak yorumlandı.

Sonuç olarak, Suudi Arabistan resmi ve dini anlamda kuruluş değerleriyle çelişen büyük bir dönüşümden geçiyor. Bu hızlı değişimin sonuçları ulema sınıfını da ikiye bölmüş durumda. Karşı çıkanlar ve seslerini yükseltenler soluğu cezaevlerinde alırken MbS’nin suyuna giden yukarıdaki isimler ise bu tutumlarıyla hem kendi itibarlarını kaybetmekteler hem de veliahdın ülkeyi içine attığı ateşe odun taşımaktalar.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

İstanbul'daki iki köprü, Türk Polis Teşkilatının 175. yılı kapsamında mavi-beyaz renkleriyle aydınlatıldı

Cts Nis 11 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İSTANBUL (AA) – İstanbul'daki Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim köprüleri, Türk Polis Teşkilatının 175. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle mavi ve beyaz renkleriyle aydınlatıldı. Önemli günlerde renk ve ışık gösterileriyle aydınlatılan köprüler, bu kez Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun yıl dönümü dolayısıyla renklendirildi. İstanbul […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump